- Katılım
- 3 Kas 2008
- Mesajlar
- 214
- Konu Yazar
- #1
herkese selamlar.
4 temmuz tarihinde aldığım yeni motosikletimle uzun zamandır arabaya mahkum oluşumun acısını çıkarmam gerektiğinin farkındaydım. bir gezi yapmalıydım ama nereye? biraz düşündükten sonra zaten karabük'teki arkadaşımız ekmel'in 2 yıldan beri gitmiyorum diye başımın etini yemesi aklıma gelmişti. bu fikirden yola çıkarak hazır karabük'e gitmişken 6 yıldan beri gitmediğim memleketime de gideyim, hazır memlekete gitmişken bartın'ı da göreyim falan derken gayri ihtiyari bir şekilde orta karadeniz turuna dönüştü gezi planı. hâl böyleyken ben 15 temmuz günü çantaları hazırladım ve 16 temmuz günü marşa bastım. geri kalanı fotoğraflar anlatsın... kara kuru olan ekmel, iri kıyım olan benim
nüfus cüzdanımda kastamonu'lu olduğum yazıyor ama kastamonu'ya ne gittiğim vardı, ne de nasıl bir yer olduğu hakkında bir bilgim. durum bu şekildeyken memleketime motosikletle gitmek ayrı bir heyecanlandırmıştı beni ve kastamonu tabelasının yanına motorumu parkettiğimde çok değişik duygular hissetmeye başlamıştım. uzun zamandır bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum.
Kastamonu saat kulesi anadolunun en eski saat kulelerinden. tepede bir yerde ve bütün kastamonu'ya oldukça hakim. birde cafe yapmışlar. son 24 saattir bir tane bile kahve içemeyen ben krizlere girmeye başlamışken imdadıma yetişti. yaktım sigarayı, kastamonu merkeze doğru içli içli baktım. dudaklarımda tiridine bandım türküsü... hey gidi memleketim
ve işte hedefe varış
köyüme varmak beni cidden çok mutlu etmişti ama ben yolların bu kadar kötü olduğunu tahmin etmemiştim. toprak yol üzeri çakıl büyüklüğünde jilet gibi keskin taşlar. bir gün evvel teyzemin beni arayıp '' dikkatli olun, biz dün yolda lastiği yardık'' demesi de içimde inanılmaz bir huzursuzluk oluşmasına yetmişti. ekmel f650 ile yolda dans ederken, benimle dalga geçerken ben ayaklarım yerde ortalama 15 km hızla, dilimde dualarla ilerleyebiliyordum. lastiği bir yarsam ne yapacağım sorusu beynimi kemiriyordu. kastamonu'da da bulunmaz bu lastik. işin yoksa istanbul'dan lastik bekle. neyse ki angel'lar yüzümü kara çıkarmadı 
tam sıkıntılı yoldan kurtulduk derken bu seferde yağmur korkusu sardı bünyeyi. gerçi köyüm kara bulutlar ve sis altında ayrı bir güzel ama keşke arabayla geldiğimde izleseydim yahu bu manzarayı... o gün o saatten akşam teyzeme varana dek yağmurdan kaçmakla geçti zamanımız. 5 dk mola versek ufak ufak atmaya başlıyordu. şanslı günümüzdeydik ve ıslanmadık.
akşama teyzemin evine vardığımızda eniştem çoktan mangalı yakmıştı. o akşam bizi bir ziyafet beklediğinin farkındaydık. et taze, sebzeler bahçeden toplanmış, kiraz ve erik biz oraya gittiğimizde ağaçtan toplanıyordu. gece yatmadan evvelde ballı sütlerimizi içmemizin sonucu olarak İstanbul'da işe gitmek için 2 çalar saat ve bir telefonla uyanamayan ben sabah 7'de tık diye uyandım
bizim sülale genel olarak yedirmeyi çok sever. birine misafirliğe gittiğiniz zaman aç mısın diye sormadan hemen sofra kurulur. ondan sonra zeki neden bu kadar şişman. son 2 aydır akrabalarla muhabbeti kesmemden mütevellit hızla kilo veriyorum a dostlar.
teyzemde geleneği bozmadı ve akşam muazzam bir sofranın ardından ertesi günde etli ekmek yedirmeden yollamam diye tutturdu. benimde canıma minnet zaten, 6 yıl sonra gelmişim memleketime yemesem içimde kalacak. istanbul'da nerede bulacaksında yiyeceksin.
dedim bari kahvaltıyı etli ekmekle yapalım öyle de oldu
etli ekmekleri lüplettikten sonra bize müsade dedik ve ılıca şelalesinin yolunu tuttuk. mutlaka görülmesi gereken bir yer. huzuru ben orada buldum. etraftan sadece kuşların ve yanımızda akan şelalenin sesi geliyor. şansımıza da gayet sakindi, fazla insan yoktu.
öyle bir doğa harikasını görünce genelde insanların aklına keşke kız arkadaşımla gelsem, aman buradan hiç gitmesek, şu suyun başında bir evim olsa falan diye düşünür.
ama ben öyle miyim? kafamdan neler neler geçiyor.. şuraya masayı kuracaksın, mangalı şöyle yerleştireceksin, karpuzu-kavunu suyun içine atacaksın ki soğusun, bi de büyük rakı açarız yanına şeklinde hayallere dalıyorum. var bende bi anormallik ama durun bakalım
ılıca şelalesinden sonra tempolu bir şekilde azdavay-şenpazar-cide parkurunu geçtik. aslında abana ve inebolu'yu da görmek istiyordum ama zaman kısıtlıydı.
şenpazar-cide arası hayatımda katettiğim en keyifli parkurdu. sürekli tepeleri inip çıkıyoruz ve sürekli viraj... manzara deseniz zaten tadına doyulmuyor. yol hiç bitmesin istiyorum. cide'ye vardıktan sonra niyetimiz denize girmek fakat istediğimiz gibi bir yer bulamıyoruz. mecburen bir kahve içip tekrar teker çeviriyoruz. yolü üstünde gideros koyuna uğruyoruz ve hayran kalıyoruz.
zaman daralıyor.. hızlı bir şekilde çakraz'a ulaşıp denize girmemiz lazım.
deniz faslı da bittikten sonra son durağımız amasra'ya doğru yola çıkıyoruz. amasra'da çekilen fotoğrafların kalitesi epey düşük. sebebi havanın kararması değil, fotoğraf makinasının şarjının aşırı azalması. idare ediverin artık
işte bu yukarıdakiler ekmel'in fotoğraf makinasından karelerdi. birde benim telefonumun kadrajına yakalananlar var. benimkiler sıralı değil, biraz karışık ama buraya kadar herşeyi idare ettiniz. bunu da idare edersiniz diye umudum var
amasra'da ekmel'le ayrılıyoruz o karabük'e geri dönüyor. ben amasra öğretmen evine yerleşiyorum. ertesi sabah bartın-inkumu-zonguldak-karadeniz ereğli-akçakoca-düzce-istanbul rotasından evime ulaşıyorum
bu gezi benim için çok büyük bir tecrübe oldu. toplamda 1453 km yol katettim ve her metresinden çok büyük keyif aldım. ara sıra canımı sıkan olaylar yaşasamda hiç bir şey moralimi bozamadı.
19 temmuz akşamı tekrar eve döndüğümde içimi hüzün kapladı sadece. keşke yolu biraz daha uzatsaydım...
yeni gezilerde görüşmek üzere...
Ps... yahu şu forumlara fotoğraf yükleme konusunda epey acemiyim. şu konuyu açmaya başladığımın üzerinden 2 saat falan geçmiş. illa ki kusurlarımız olmuştur. affola...
4 temmuz tarihinde aldığım yeni motosikletimle uzun zamandır arabaya mahkum oluşumun acısını çıkarmam gerektiğinin farkındaydım. bir gezi yapmalıydım ama nereye? biraz düşündükten sonra zaten karabük'teki arkadaşımız ekmel'in 2 yıldan beri gitmiyorum diye başımın etini yemesi aklıma gelmişti. bu fikirden yola çıkarak hazır karabük'e gitmişken 6 yıldan beri gitmediğim memleketime de gideyim, hazır memlekete gitmişken bartın'ı da göreyim falan derken gayri ihtiyari bir şekilde orta karadeniz turuna dönüştü gezi planı. hâl böyleyken ben 15 temmuz günü çantaları hazırladım ve 16 temmuz günü marşa bastım. geri kalanı fotoğraflar anlatsın... kara kuru olan ekmel, iri kıyım olan benim
nüfus cüzdanımda kastamonu'lu olduğum yazıyor ama kastamonu'ya ne gittiğim vardı, ne de nasıl bir yer olduğu hakkında bir bilgim. durum bu şekildeyken memleketime motosikletle gitmek ayrı bir heyecanlandırmıştı beni ve kastamonu tabelasının yanına motorumu parkettiğimde çok değişik duygular hissetmeye başlamıştım. uzun zamandır bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum.
Kastamonu saat kulesi anadolunun en eski saat kulelerinden. tepede bir yerde ve bütün kastamonu'ya oldukça hakim. birde cafe yapmışlar. son 24 saattir bir tane bile kahve içemeyen ben krizlere girmeye başlamışken imdadıma yetişti. yaktım sigarayı, kastamonu merkeze doğru içli içli baktım. dudaklarımda tiridine bandım türküsü... hey gidi memleketim
ve işte hedefe varış
tam sıkıntılı yoldan kurtulduk derken bu seferde yağmur korkusu sardı bünyeyi. gerçi köyüm kara bulutlar ve sis altında ayrı bir güzel ama keşke arabayla geldiğimde izleseydim yahu bu manzarayı... o gün o saatten akşam teyzeme varana dek yağmurdan kaçmakla geçti zamanımız. 5 dk mola versek ufak ufak atmaya başlıyordu. şanslı günümüzdeydik ve ıslanmadık.
akşama teyzemin evine vardığımızda eniştem çoktan mangalı yakmıştı. o akşam bizi bir ziyafet beklediğinin farkındaydık. et taze, sebzeler bahçeden toplanmış, kiraz ve erik biz oraya gittiğimizde ağaçtan toplanıyordu. gece yatmadan evvelde ballı sütlerimizi içmemizin sonucu olarak İstanbul'da işe gitmek için 2 çalar saat ve bir telefonla uyanamayan ben sabah 7'de tık diye uyandım
bizim sülale genel olarak yedirmeyi çok sever. birine misafirliğe gittiğiniz zaman aç mısın diye sormadan hemen sofra kurulur. ondan sonra zeki neden bu kadar şişman. son 2 aydır akrabalarla muhabbeti kesmemden mütevellit hızla kilo veriyorum a dostlar.
teyzemde geleneği bozmadı ve akşam muazzam bir sofranın ardından ertesi günde etli ekmek yedirmeden yollamam diye tutturdu. benimde canıma minnet zaten, 6 yıl sonra gelmişim memleketime yemesem içimde kalacak. istanbul'da nerede bulacaksında yiyeceksin.
dedim bari kahvaltıyı etli ekmekle yapalım öyle de oldu
etli ekmekleri lüplettikten sonra bize müsade dedik ve ılıca şelalesinin yolunu tuttuk. mutlaka görülmesi gereken bir yer. huzuru ben orada buldum. etraftan sadece kuşların ve yanımızda akan şelalenin sesi geliyor. şansımıza da gayet sakindi, fazla insan yoktu.
öyle bir doğa harikasını görünce genelde insanların aklına keşke kız arkadaşımla gelsem, aman buradan hiç gitmesek, şu suyun başında bir evim olsa falan diye düşünür.
ama ben öyle miyim? kafamdan neler neler geçiyor.. şuraya masayı kuracaksın, mangalı şöyle yerleştireceksin, karpuzu-kavunu suyun içine atacaksın ki soğusun, bi de büyük rakı açarız yanına şeklinde hayallere dalıyorum. var bende bi anormallik ama durun bakalım
ılıca şelalesinden sonra tempolu bir şekilde azdavay-şenpazar-cide parkurunu geçtik. aslında abana ve inebolu'yu da görmek istiyordum ama zaman kısıtlıydı.
şenpazar-cide arası hayatımda katettiğim en keyifli parkurdu. sürekli tepeleri inip çıkıyoruz ve sürekli viraj... manzara deseniz zaten tadına doyulmuyor. yol hiç bitmesin istiyorum. cide'ye vardıktan sonra niyetimiz denize girmek fakat istediğimiz gibi bir yer bulamıyoruz. mecburen bir kahve içip tekrar teker çeviriyoruz. yolü üstünde gideros koyuna uğruyoruz ve hayran kalıyoruz.
zaman daralıyor.. hızlı bir şekilde çakraz'a ulaşıp denize girmemiz lazım.
deniz faslı da bittikten sonra son durağımız amasra'ya doğru yola çıkıyoruz. amasra'da çekilen fotoğrafların kalitesi epey düşük. sebebi havanın kararması değil, fotoğraf makinasının şarjının aşırı azalması. idare ediverin artık
işte bu yukarıdakiler ekmel'in fotoğraf makinasından karelerdi. birde benim telefonumun kadrajına yakalananlar var. benimkiler sıralı değil, biraz karışık ama buraya kadar herşeyi idare ettiniz. bunu da idare edersiniz diye umudum var
amasra'da ekmel'le ayrılıyoruz o karabük'e geri dönüyor. ben amasra öğretmen evine yerleşiyorum. ertesi sabah bartın-inkumu-zonguldak-karadeniz ereğli-akçakoca-düzce-istanbul rotasından evime ulaşıyorum
bu gezi benim için çok büyük bir tecrübe oldu. toplamda 1453 km yol katettim ve her metresinden çok büyük keyif aldım. ara sıra canımı sıkan olaylar yaşasamda hiç bir şey moralimi bozamadı.
19 temmuz akşamı tekrar eve döndüğümde içimi hüzün kapladı sadece. keşke yolu biraz daha uzatsaydım...
yeni gezilerde görüşmek üzere...
Ps... yahu şu forumlara fotoğraf yükleme konusunda epey acemiyim. şu konuyu açmaya başladığımın üzerinden 2 saat falan geçmiş. illa ki kusurlarımız olmuştur. affola...