2. GÜN
Geceyi deliksiz bir uykuyla geçirdim. Zaten o yorgunlukla bir kayanın üstünde yatmış olsaydım da sabaha kadar uyanamazdım heralde… Fatih için aynı şeyleri söyleyebilir miyim, emin değilim. Zira bütün gece geçirmiş olduğu kazanın muhasebesini yapmış olabilir. Tam emin değilim. Ha bu arada belirtmeden geçmeyeyim geceyi Soma Motosiklet Kulübünün üst katında bizim için ayrılmış bölümde geçirdik. Sabah uyanınca da kulübü açmak bize düştü.
Fatih bütün gece kaza muhasebesi yapmıştır dedim ya bunu boş yere söylemedim. Zira kapıyı açar açmaz Fatih soluğu motosikletinin yanında aldı.
Bu da “Ya abi madem çekiyorsun bari bir poz verseydik.” bakışı… Adam her durumda fotoğraf sanatına karşı duyarlı, helal olsun… :mrgreen:
Bu da Fatih’in kaza sonrası grenajından alınmış kareler…
Ersin başkan bu saatte uyanmaz nasılsa diyerek bir pastane bulup sıcak açmalar alıyor ve çay eşliğinde mideye indiriyoruz. Daha sonra tekrar kulübe dönüyoruz.Neyse biraz vakit geçsin bari diyorum ve bilgisayarı açıyorum. Facebook sayfamı falan inceliyorum. Sanırım Fatih sıkılmaya başladı. Bir an önce motosikletini eskisi gibi görmek istemekte. Onu anlayabiliyorum. Ne de olsa her motorcunun başından muhakkak bir kaza geçmiştir. Hatta kaza yapmadan tam anlamıyla olgunlaşamıyor da insan. Bir çeşit olgulaşma eşiği diyelim.
Neyse ki Ersin başkan beraberinde kulüp üyelerinden Serdar Gelir ile birlikte görünüyorlar. Hele şükür…
Öncelikle Fatih’in motosikletini tamirinin yapılacağı ustaya teslim ettik. Sonrasında da hemen birkaç km uzaktaki tarihi Darkale Köyü’ne çıkmaya karar verdik. Şimdiden söyleyeyim biraz sonra göreceğiniz kasksız ve korumasız görüntüler bir motosikletçinin vermemesi gereken görüntüler… Kabul… Bir nevi motorcu frikiği

Amma velakin dünden bütün elbiselerimiz sırılsıklam kaskımın içi bile ıslanmış, rüzgarda kurusun diye arkaya bağladım. Bu seferlik mazur görülsün lütfen.
Fatih bana göre biraz daha şanslı… Ne de olsa üst yağmurluk baya bir iş görmüş.
Soma ilçesi malum kömürüyle nam salmış bir şehir… Köye giderken kömür madenlerinden geçiyoruz.
Yeşillikler içindeki yolculuğumuz devam ediyor.
Çok geçmeden köye varıyoruz. Zaten köy Soma’ya hakim bir tepeden bakıyor. Motosikletlerimizi bir ağaç gölgesine bırakıp etrafı incelemeye başlıyoruz. Aslına bakarsanız bu benim Darkale’ye ikinci gelişim. Daha önce 1. Soma Motosiklet Şenliği’nde de arkadaşlar sağolsun getirmişlerdi. Ama o sırada vakit gece olduğundan çok bir yer görememiş, bir çay içip dönmüştük.
Darkale Köyü’nün yine kendisi gibi tarihi olan camisi…
Ersin başkan “Hadi bakem doğru çamaşırhaneye…” diyor… Ben “Nasıl yani ?” diyorum. :silent: Fatih’teki “ Farkemez abi… :cyclopsan“ bakışına dikkat!!! Her an çamaşır yıkamaya hazır :mrgreen: Bu adama çamaşır bile yıkatabilirsiniz. :mrgreen:
Tabi çamaşırhane dediysek o da tarihi… Zamanında bu köydeki kadınlar dağdan gelen ırmak suyunun üzerine taştan yapılmış bu çamaşırhanede çamaşırlarını yıkarlarmış. Kapıdaki yazı tercihlerimizle ilgili düşüncelerinize lütfen gölge düşürmesin …

Şimdiden teşekkürler… :mrgreen:
Bu kısım dağdan gelen suyun kazanlara alınarak odun ateşinde ısıtıldığı kısım olsa gerek.
Bu yukarıdaki görünen yarıktan ise çamaşırlığa doğru buz gibi bir su akıyor.
Şu suyu biraz yakından görelim. Yanına gidiyoruz.
Fatih sanat için poz vermeye devam ediyor… Çok lütufkarsın… Allah razı olsun
Ersin başkan ileriden sesleniyor…
-Hadin bakem bir köyü doleşelim…
Hadi o zaman deyip arkasına düşüyoruz.O önde biz arkada köyü adımlamaya başlıyoruz.
Yavaş yavaş tırmanışa başlıyoruz.
Köy tarihi olsa da çöp atma teknikleri bir hayli gelişmiş. :mrgreen: Varilin içine çöp poşetini sallıyorsun o da kendini köyün en alt kısmına konulmuş konteynırın içinde buluyor. Çöp arabası da aşağıdaki konteynırdan bütün çöpü bir defada alıp gidiyor.
Ersin başkanı takibe devam…
Olmaz böyle bir şey!!! Adam yolun üzerine ev yapmış. Ya da adamın evinin altını yol yapmışlar. :queen: Tam karar veremedim.
Bu arada Fatih ile tarihi bir diyalog yaşıyorum:
-Hocam…
-Efendim?
-Baya bir eskiymiş bu köy.
-Tarihi ya ondan… :queen:
Köyün üst kısımlarına çıkıldıkça evlerin çatılarını görmeye başlıyoruz.
Köyün karşısında kalan yamaçlar…
Biraz dolaştıktan sonra eski bir yapının önünde duruyoruz. Meğer öğreniyoruz ki bu yapı eski bir ilköğretim okuluymuş ve Ersin başkan da zamanında burada okumuş.
Ve Ersin başkan birden mahzunlaşıyor. Okulun o köhnemiş görüntüsü birden onu o acıklı çocukluğuna götürüveriyor. Gözyaşlarına hakim olamayacak gibi… Ağladı, ağlayacak. Bu manzara karşısında duygulanMIYORUM tabiî ki… Çünkü Ersin başkanı tanırım, ayak yapıyor. :mrgreen:
Bu da ispatı… :queen:
Fotoğraf sanatına katkı yapma konusunda Ersin başkan da Fatih’ten geri kalmaz.
Neyse başladığımız noktaya geri dönüyoruz. Yani caminin yanına… Caminin yanı başında kendiliğinden akan pınarlardan su içmek istiyoruz. Ersin Başkan bu işin nasıl yapılacağını büyük bir ciddiyetle gösteriyor.
Büyük bir ciddiyetle gösteriyor, diyorum çünkü o mıntıkada sanırım nasıl su içildiğini bilmeyenler var. Fotoğrafların yalancısıyım buyurun bakın.
Bu arada her oluğun arkasındaki kabartmalar dikkatimi çekti. Ben de tek tek fotoğrafladım.
Bu çeşmenin arkasında da caminin ve su gelen olukların bir resmi var:
Ve camimizin sütunlarındaki işlemeler…
Son bir defa çay içiyor ve biraz daha oturduktan sonra köyün karşısından birkaç kare alıp Soma’ya iniyoruz.
İniş güzergahımızdan görüntüler…
Ve kulübün önüne park ediyorum.
Ve bu fotoğraftaki adama önemle dikkatinizi çekmek istiyorum. Lütfen bu sıfatı iyi ezberleyin…
Bu tipte ya da buna yakın bir tipe sahip, Soma dolaylarında ya da Ege Bölgesi’nde diyelim (Daha garanti olur

) 600 cc bir makine süren ve sizi ısrarla artçısı olarak görmek isteyen birine rastlarsanız size tavsiyem oradan hemen uzaklaşın. Çünkü o kişi büyük ihtimalle Hasan BULUT’tan başkası değildir. Ve büyük olasılıkla, bozulan psikolojisini sizi arkada çığlık çığlığa bağırtarak düzeltmeye çalışacaktır . Bana gel bir tur atalım dedi. Ben de kabul ettim. O anda Ersin Başkan gelip elimi sıktı. Gözlerimin içine bakıp “İyi çocuktun sen, neyse helalleşelim:salut:” dedi. Sarıldık, öpüştük… Ben Ersin’in bana şaka yaptığını düşünürken hemen önümde ruhunu şeytana satmış bu Somalı Ghost Rider motosikleti ile hareket edip kaldırımdan aşağı indi.
Birinci viteste ani bir hızlanma ile ellerim depoyu tutamaz bir halde Hasan’ın belinden yapışmış ve kendimi motor üstünde tutmaya çalışırken o da ne? Adam ikinci vitese aldı ve gazı nasıl diplediyse artık motosiklet 170 km de iki kişiyle tek teker vaziyette hemen 250-300 metre ileride kırmızı yanan lambalara bir roket hızında varıverdi ve ani bir frenlemeyle durdu. Bu arada bu dediğim maalesef şehir içi trafiğinde oluyor. Herkesten Hasan adına özür diliyorum. Bağırmalarım, feryadım, yalvarmalarım sonuç vermedi. Adama “iki ay sonra baba olacağım” dedim, duymadı bile vicdansız. Bastıkça, bastı… Bastıkça bastı… Neyse o basadursun ben de size bu ani ivmelenme ve ani frenin insanın metabolizmanıza olan etkisinden biraz bahsedeyim:
Ani hızlanma: Tüm organlarınızın k.çınızdan çıkma isteği içinde izdiham yaratarak arka kapıya hücum etmesi…
Ani frenleme: “Beyler bu kapı kilitli, ön kapıyı deneyelim” deyip hurraaa ağzınızdaki çıkışa yönelmeleri… :queen:
Sonunda sanayiye vardık. Diyeceksiniz ki sanayi de nereden çıktı? Heyecandan söylemeyi unutmuşum. Kulüp üyesi arkadaşlarımızdan Rot Balansçı Ali ÖCAY’ın dükkanına gittik. Hasan en son dükkanın önündeki caddede arkasında ben varken 60-70 metre boyunca drift yaptı.Bir sağaaaa, bir solaaaaa…. Ben bir yandan ağlıyorum anacığım bir yandan, duyuramadık Hasan’a… Kendime gelmem epey bir zamanımı aldı. Kulüp binasına dönüşümüz tüm ısrarlarına rağmen onun arkasında olmadı. Bana gel sen sür dediyse de onu da kabul etmedim. Sanki motor sürecek hal mi bıraktı vicdansız? Neyse kulübe Ali Öcay’ın müşterilerinden birinin arabası ile döndüm. Ben döndüğümde bizimkiler de Fatih’in motorunu tamirden almış ve hazırlanmışlardı. Nereye mi? Turgutlu’ya… Soma Motosiklet Kulübü’nün Turgutlu’daki sıkı üyelerinden sevgili Mustafa Aydın bizi ağırlamak istemiş. Sağolsun… Biz de üç motosiklet Soma’dan kalkıp Turgutlu’ya gittik. Giderken ben ve Fatih, Ersin başkanın Honda Dylan ına yetişecez diye fotoğraf falan çekemedik maalesef… Akşamki ziyafete Turgutlu motorcularından Serhat Öztürk ve Balıkesir motosikletçilerinden İlhan Dede de katıldı.
İlhan Dede ye dikkat! Çünkü bu adamın tam dört adet Honda Dylan’ı var. Türkiye’yi baştan sona karış karış dört beş defa turlamış. Motosikletle gitmediği görmediği bir yer yok. Gezmek onun için tam anlamıyla bir ibadet. Bu da zaten kendi ifadesi… Adamın gezi programına bir-iki motor dayanmadığı için dört adet satın almış. Birinden inip diğerine biniyor.
Ve gezimizin ikinci günü de yukarıdaki son foto ile bitiyor. O masa başındaki muhabbet uzadı uzamasına ama Fatih ile ben yatıp uyumayı ve ertesi günkü tempoya kendimizi hazırlamayı daha uygun bulduk.
DEVAMI GELECEK…