- Konu Yazar
- #1
Merhaba. 1 ay ve 650 km'dir Duke 200 kullanıyorum. Motorum 2015 model, ABS'siz versiyon. İlk motorum Pcx 125 idi. Her ne kadar teknik karşılaştırma/değerlendirme yapacak kadar konuya hakim olamasam da, Duke 200 düşünen arkadaşlar için genel bir değerlendirme yazısı yazmak istedim.
Şimdi "neden Duke?" sorusunu çok duyuyorum. Öncelikle tipi ve rengi çok hoşuma gidiyor. Yaramaz, afacan bir erkek çocuk gibi duruyor. Trafikte oldukça ilgide çekiyor. Sürekli günlük yaşamda sorular soranlar oluyor. "Yeğenim bu kaç basıyor?", "Arka lastik enliymiş baya, ne bunun markası?", "Bunun egzozu nerde yav?" gibi sorular en çok gelenler arasında.
PCX 125 nasıldı? Harikaydı, rahattı. Sattığıma benden çok kız arkadaşım (tek artçım sayılır) üzüldü. Her şeyi iyiydi ama zevk yoktu. Ne bileyim bir vites düşürüp uzama, güç, atraksiyon yoktu kısaca. Tam 2. motorluk. Alacaksın büyük bir makine, yanına çekeceksin PCX'i. Bagajı çok iyiydi.
Neyse atraksiyon ararken motor arayışına girdim. Bir ara 3 günlük Pulsar maceram oldu. İyi motor ama bana gitmedi. Artçı konforu çok eksilerde, titreşim boldu. Bunları yinede görmezden gelirdim belki ama o zırıltı çekilmezdi. Kafaya taktımı takıyorum, yola bakamıyordum zırıltının kaynağını aramaktan. Denge sensöründen kaynaklandığını öğrendim sonraları ama zaten geri vermiştim bile. Pulsar kullanan arkadaşlar bana kızmasınlar. Ayrıca f/p olarak şu an en iyisi olduğunu düşünüyorum.
PCX ile devam etme kararı verdim bir süre. En azından Honda servis, parça, kalite iyi dedim. Demez olaydım. Disk kilidini unuttum ön diski eğdim. O kurumsal dediğimiz Honda, genel merkezi aramama bile rağmen, beni tam 3 hafta bekletti. Gold Wing kullansam neyse ama PCX gibi satış patlaması yaşayan bir modelde, parçayı bu kadar beklemek can sıktı. Neyse geldi, takıldı parça. Sonra 4 bin bakımı için servise gittim. Adamların sülalesi rahat. 13.30 da randevum var, 16.00 da motor daha lifte çıkmamıştı. Küfürleşmeye vardı olay. O gün yemin ettim, Honda Antalya Merkez'e yeni bir servis açmadıkça, bir daha hiç bir motorunu almam diye. Öylede oldu.
Derken kan iyice kaynadı ve bir gün RX3i denerken bir abimizle KTM'e uğradık. RC 200'e gözüm kaydı. Foruma konu açtım, vazgeçirdiler. Dedikleride mantıklı geldi, almadım. Ama aklım KTM markasındaydı. Gittim ve bu yaramaz oğlanı aldım bende.
Artıları:
+Hakikaten ilgi çekici, gözler üstünüzde oluyor, (bazen rahatsız oluyorum)
+Kızılay dağıtmış gibi her tarafta yok,
+İvmelenmesi harika, artık sollamaya çıkarken acaba tıkanır mıyım demiyorum,
+Malzeme kalitesi muazzam. Çelik fren hortumuna kadar detaylı düşünülmüş,
+Hata affediyor. Dün stoppie çalıştım trafiğe kapalı alanda. Ön tekeri kendi acemiliğimle bir kaç kez kaydırdım ama toparlamayı bildim,
+Çok hafif. Acemi biriyseniz kolay kolay olduğu yerde yatıramazsınız, (Yerine göre dezavantaj)
+Şu ana kadar pulsar ve inazuma ile ışıkta gaza gelme sonucu kalkış yaptım. Yüzümü kara çıkarmadı, geçebildim ama çokta fark açamadım. Açıkçası çokta bir hız merakım yok ama artık ışıklarda ara gaz verip, tip tip bakanları, kalkışta aynadan izliyorum. Lafım kasksız, reflektörlü eşofmanlı ve olur olmaz yerde teker yapmaya çalışan apaçileredir. Yanlış anlaşılma olmasın
+Aksesuar bol. Kişiselleştirmek için çok fasla seçenek var.
Eksileri:
-Bu motoru sürekli artçı alanlar almasın. artçı konforu zayıf. Sele çok sert, dolgu şart,
-Sesi özellikle 7 bin devirden sonra çok çıkıyor. Bu bana göre eksi,
-Orijinal lastiklerine güvenemiyorum ama IRC'den iyi olduğunu söyleyebilirim. Yinede lastik şart.
-Ayak pegleri geride. Bu benim hoşuma gidiyor aslında ama binenler tuhaf karşılıyor,
-Her naked gibi rüzgar manyağı oluyorsunuz,
-Artçı tutamakları çok işlevsel değil,
-Servis sayısı az.
-Aksesuar çok demiştik ama çokta pahalı. Değer mi sorusunu çok sorduruyor.
Elimden geldiğince ve tarafsızca yazmaya çalıştım. Varsa bir hatam affola. Atladığım, eklememi istediğiniz, soracağınız bir şey varsa çekinmeden söyleyebilirsiniz. Tekeriniz düz bassın, buyurun fotolar









Not: Bu yazı acemi birinin, acemice inceleme yazısıdır. Yazdıkları kendi deneyimleridir, hiçbir art niyet ve polemik amacı taşımamaktadır.
Şimdi "neden Duke?" sorusunu çok duyuyorum. Öncelikle tipi ve rengi çok hoşuma gidiyor. Yaramaz, afacan bir erkek çocuk gibi duruyor. Trafikte oldukça ilgide çekiyor. Sürekli günlük yaşamda sorular soranlar oluyor. "Yeğenim bu kaç basıyor?", "Arka lastik enliymiş baya, ne bunun markası?", "Bunun egzozu nerde yav?" gibi sorular en çok gelenler arasında.
PCX 125 nasıldı? Harikaydı, rahattı. Sattığıma benden çok kız arkadaşım (tek artçım sayılır) üzüldü. Her şeyi iyiydi ama zevk yoktu. Ne bileyim bir vites düşürüp uzama, güç, atraksiyon yoktu kısaca. Tam 2. motorluk. Alacaksın büyük bir makine, yanına çekeceksin PCX'i. Bagajı çok iyiydi.
Neyse atraksiyon ararken motor arayışına girdim. Bir ara 3 günlük Pulsar maceram oldu. İyi motor ama bana gitmedi. Artçı konforu çok eksilerde, titreşim boldu. Bunları yinede görmezden gelirdim belki ama o zırıltı çekilmezdi. Kafaya taktımı takıyorum, yola bakamıyordum zırıltının kaynağını aramaktan. Denge sensöründen kaynaklandığını öğrendim sonraları ama zaten geri vermiştim bile. Pulsar kullanan arkadaşlar bana kızmasınlar. Ayrıca f/p olarak şu an en iyisi olduğunu düşünüyorum.
PCX ile devam etme kararı verdim bir süre. En azından Honda servis, parça, kalite iyi dedim. Demez olaydım. Disk kilidini unuttum ön diski eğdim. O kurumsal dediğimiz Honda, genel merkezi aramama bile rağmen, beni tam 3 hafta bekletti. Gold Wing kullansam neyse ama PCX gibi satış patlaması yaşayan bir modelde, parçayı bu kadar beklemek can sıktı. Neyse geldi, takıldı parça. Sonra 4 bin bakımı için servise gittim. Adamların sülalesi rahat. 13.30 da randevum var, 16.00 da motor daha lifte çıkmamıştı. Küfürleşmeye vardı olay. O gün yemin ettim, Honda Antalya Merkez'e yeni bir servis açmadıkça, bir daha hiç bir motorunu almam diye. Öylede oldu.
Derken kan iyice kaynadı ve bir gün RX3i denerken bir abimizle KTM'e uğradık. RC 200'e gözüm kaydı. Foruma konu açtım, vazgeçirdiler. Dedikleride mantıklı geldi, almadım. Ama aklım KTM markasındaydı. Gittim ve bu yaramaz oğlanı aldım bende.
Artıları:
+Hakikaten ilgi çekici, gözler üstünüzde oluyor, (bazen rahatsız oluyorum)
+Kızılay dağıtmış gibi her tarafta yok,
+İvmelenmesi harika, artık sollamaya çıkarken acaba tıkanır mıyım demiyorum,
+Malzeme kalitesi muazzam. Çelik fren hortumuna kadar detaylı düşünülmüş,
+Hata affediyor. Dün stoppie çalıştım trafiğe kapalı alanda. Ön tekeri kendi acemiliğimle bir kaç kez kaydırdım ama toparlamayı bildim,
+Çok hafif. Acemi biriyseniz kolay kolay olduğu yerde yatıramazsınız, (Yerine göre dezavantaj)
+Şu ana kadar pulsar ve inazuma ile ışıkta gaza gelme sonucu kalkış yaptım. Yüzümü kara çıkarmadı, geçebildim ama çokta fark açamadım. Açıkçası çokta bir hız merakım yok ama artık ışıklarda ara gaz verip, tip tip bakanları, kalkışta aynadan izliyorum. Lafım kasksız, reflektörlü eşofmanlı ve olur olmaz yerde teker yapmaya çalışan apaçileredir. Yanlış anlaşılma olmasın
+Aksesuar bol. Kişiselleştirmek için çok fasla seçenek var.
Eksileri:
-Bu motoru sürekli artçı alanlar almasın. artçı konforu zayıf. Sele çok sert, dolgu şart,
-Sesi özellikle 7 bin devirden sonra çok çıkıyor. Bu bana göre eksi,
-Orijinal lastiklerine güvenemiyorum ama IRC'den iyi olduğunu söyleyebilirim. Yinede lastik şart.
-Ayak pegleri geride. Bu benim hoşuma gidiyor aslında ama binenler tuhaf karşılıyor,
-Her naked gibi rüzgar manyağı oluyorsunuz,
-Artçı tutamakları çok işlevsel değil,
-Servis sayısı az.
-Aksesuar çok demiştik ama çokta pahalı. Değer mi sorusunu çok sorduruyor.
Elimden geldiğince ve tarafsızca yazmaya çalıştım. Varsa bir hatam affola. Atladığım, eklememi istediğiniz, soracağınız bir şey varsa çekinmeden söyleyebilirsiniz. Tekeriniz düz bassın, buyurun fotolar









Not: Bu yazı acemi birinin, acemice inceleme yazısıdır. Yazdıkları kendi deneyimleridir, hiçbir art niyet ve polemik amacı taşımamaktadır.
Son düzenleme: