- Katılım
- 3 Kas 2005
- Mesajlar
- 24
- Konu Yazar
- #1
Daha önce birkaç foruma postladığım gezi raporunu huzurunuzda motosiklet.net ile paylaşmak istedim.
Selam dostlar
Yaz başından beri tatilimi geçirmek için memleketim olan Sinop'a
gitmeyi düşünüyodum ama aklımda
motorla gitme fikri hiç yoktu. Sadece 2 aylık motorcu olmama ve İstanbul - Edirne(Enez)
arası yaptığım yolu saymazsak motosikletle
uzun yol tecrübem bile yoktu...
Birden içimden bi ses fısıldadı, şeytan dürttüde diyebiliriz
"senin motorun ne diye arabalarda helak olasın hertarafı kapalı
bunalırsın,daral gelir sana çıksana motorla be abi geze geze temiz havayı içine çeke çeke gitsene" dedi.
Tabi bu red edilemez bir teklifti bende motorla gitmeye karar verdim.
Günler öncesinden haritaları taramaya nerelerden geçsem diye düşünmeye başlamıştım bile. Tabi çevremdekilerin olaya yaklaşımı çok daha farklı oldu
arkadaşlarım, iş arkadaşlarım , ailem...
- şaşırdınmı sen! o yola motorla gidilirmi?
- kendini helak edicen yollarda bi otobüse git ne adamsın ya.
- o motor tırtlar şişer yarı yolda kalırsın.
- senin ölmeye niyetin var heralde.
- şakamı yapıyosun?
Gibi değişik tepkiler aldım. Ama kim ne derse desin o yola motorla
çıkılacaktı artık geri dönüş yoktu...
iş seyehat boyunca izlediğim güzergah

14 Ağustos Cumartesi
Sabah 5 gibi uyanıyorum keyfim yerinde hiç evde oyalanmıyorum
pılımı pırtımı toplayıp iniyorum otoparka ama hava hala karanlık
çantamı sağlamca sabitlemem içi bana bol ışıklı bir ortam lazım
bende çantayı sırtıma takıp evimizin hemen ilerisindeki
shell istasyona gittim hem depomu fulledim hemde çantayı
sağlamca sabitledim.

Artık yola çıkmaya hazırdım saat 6 gibi benzinciden ayrıldım önümde çok uzun sıkıcı
hafif sisli bir otoban vardı... Git git bitmeyen bir otoban arabalar yanımdan vızır vızır geçiyor
canım çok sıkılıyodu dayanamadım emniyet şeridinde durup bir sigara yaktım resim çekmeyide ihmal etmedim.

Bu arada bir enstanteneyi kıl payı kaçırdım

Sıkıcı otoban yolculuğunun ardın Yeniçağa ayrımından otobandan çıktım.
Yeniçağada haritalarda bile göremediğim bir göl varmış. Hemen
göl kıyısına çekip mola verdim.


Hemen durduğum yerde Yeniçağa Su Ürünleri vardı.

Burada balıkçılıkla uğraşan insanlarla tanışıyorum. Epeyce balık tutmuşlar
tartıyorlar.

Küçük gibi durduğuna bakmayın benim belime geliyo bu balık

Fazla oyalanmadan yola devam ettim. Burasıda aşçılarıyla ünlü Mengen
şehir merkezine doğru girdim enteresan biryer gibi gelmedi döndüm dönerkende bi düğün
konvoyunun arasına karışıp kornama basa basa eşlik ettim

Yolları gene mıcır manyağı etmişler
uzun bi süre mıcır üstünde yanımdan geçen arabaların
kafama fırlattığı mıcırlar eşliğinde yola devam ettim şu kaskı icad eden çok yaşasın be

Devreğe ulaştığımda şöle yol kenarında çay içebileceğim biryer buldum ve hemen yanaştım.
Bunlarda beni karşılayan abiler
Sağolsunlar çayın parasını ödetmediler. Kenidilerinin
hayırlı yolculuklar dileklerini aldıktan sonra oradanda ayrılıyorum

Bunlarda Devrekten 1-2 fotoğraf

Bütün yol çalışmaları benimi buluyo yoksa heryermi böyle diye düşünüyordum ama
yolculuğun sonunda anladımki heryerde yol yapıyolar...

Devrekten sonra Çaycuma ve Bartın'ı geçip Amasra'ya doğru bol virajlı iniş çıkışlı yollardan tırmanmaya başladım.
Yollar güzel manzara harika virajlar tatlı tatlı daha ne istiym.

Size bir yol manzarası

Yolda bir anıta rastladım hem mola vereyim hem şurayı göreyim deyip durdum.





Derken Amasra'ya vardım.
Amasra süper biryer keşke kalma fırsatım olsaydı.




Tepelerden Amasra manzarası.

Amasrada fazla oyalanmadan yola çıktım.
Yola devam ederken tarihi değere sahip bir mağara tabelası gördüm
değişiklik olsun diye daldım içeri.

10 dakka kadar asfalt yoldan mağraya doğru devam ettikten sonra yol bitti ve toprak yol başladı. Buraları iyi tarafları.

Yol boyunca bir tane köylü veya başka bi insan görmediğimden bilgi alamadım.
Arkadaşlara sordum ama inek gibi yüzüme baktılar

Gittikçe gittim "buraya kadar gelmişiz geri dönmek olmaz zaten şuralarda biyerdedir" diye
düşünüyorum 20-30 dakka filan zavallı motoruma cross yaptırdıktan sonra yolun sonuna geliyorum hala mağra yok ama tabelalar tüm hızlarıyla devam ediyordu.
buraya kadar 45 dakika kadar sürdü zaten yol.

gidiyorum, gidiyorum, gidiyorum...

Bu yaşta kurda kuşa yem olmak istemiyorum diyip vazgeçtim
Sonra erkenliğimin kurbanı oldum ve yolumu kaybettim
Bu noktada cidden stresse giriyorum girdim karşıma atlar çıkıyordu
diyorumki ulen ben gelirken inek vardı nezaman at oldu bunlar geri dön yol ikiye
ayrılıyo sağdanmıydı soldanmıydı derken cinlerim tepeme fırladı ağlamak istiyodum
45 dakka kadar taşlık yollarla cebelleştikten sonra yolu buluyorum ve asfalta ulaşıyorum
Ciddi ciddi öpsemmi diye düşünmedim değil şu canım asfaltı

Amasra İnebolu arası beni çok yorudu. Virajlar inişler çıkışlar heyelanlar asfalt olmayan
bölümler iki arabanın yanyana geçemediği kadar dar yollar. Ama bu yolda aldığım zevki
geçtiğim hiçbir yol vermedi virajlara girip çıkmak her dönüşte farklı süper manzaralarla
karşılaşmak insana bütün yorgunluğunu unutturuyordu.


Burda gördüğüm böğürtlenlere dalmadan edemiyorum

Heyelanın sonuçları


1-2 yol manzarası


hava karardı

Ben birkez daha erkenliğimin kurbanı olmak üzereydim
Bu fotoğrafı buralarda ölür kalırsam başıma gelenlerin kanıtı olsun diye çekmiştim

Benzin bitmek üzere ve ben daha Doğanyurta bile ulaşmış değilim.
Doğanyurt'a kadar benzin beni götürür orda benzin alırım diye düşünürken
Doğanyurt'a ulaşıyorum ve benzin satılmadığını öğrenince şoka giriyorum
Bartına 30 km kaldığını öğreniyorum buradaki arkadaşlardan. Açıyorum deponun kapağını
motoru bi sallıyorum hala şıkır şıkır edicek kadar benzin var
Allah kerim diyorum devam etmeye karar veriyorum....

Rahat bi nefes alıyorum İnebolu'da ilk işim depomu doldurmak oldu. Ardından sabahtan beri 1 paket bisküviden başka birşey
yemediğimi farkedip yemek yiyecek güzel biryer buldum. Karnımı iyice doyurduktan sonra yemek yediğim lokantadan çıktım
birde ne göreyim motorumun önünde bi abi göstergeleri filan kurcalıyo..
Gidiyorum yanına
"kardaaşş saa bişi soracaam" diyor.
o anda kendisinin baya bi uzağında olmama rağmen etrafa yayılan alkol kokusunu rahatlıkla
alabiliyordum
tabi o an bu güzel abimizin sadece sarhoş olduğunu düşündüm motorla bi alakası olabileceği aklımın ucundan geçmemişti nedense...
"buyur aağabey" diyorum
"ya ben kafayı yiycem bunun benzin göstergesi kontağamı bağlı" diye soruyo
ben soruyu kafamda irdelerken acaba nedemek istedi ne alaka diye düşünürken
"aynı motordan bendede varda kontak kapalıyken benzin göstergesi çalışıyo" diyor.
o an şok oldum sanki Guatemala'da ilkokul arkadaşımla karşılaşmış gibi oldum
heyecanla nerde ağabey diye sordum.
"işte orda"
Fotoğraf çekmeden durumuyum

İsmini unuttuğum bu abiyle ayaküstü bir muhabbetin ardından beni çay içmeye davet ediyor bende kırmıyorum beraber gidiyoruz motorları
kenara çekiyoruz derken abinin arkadaşları geliyo hepsiyle tanışıyorum işte bunlar İnebolulu motorcu arkadaşlar. Hatta en sağdaki arkadaşın
motosiklet dükkanı bile var. Sağdan 2. arkadaşta Almanyada oturuyo oda bu işlerin içinde. Ben fazla kalamıyorum tabi artık çok geç olmuş
biran önce Sinop a ulaşmak lazım.Sağolsunlar motora kadar geçiriyolar ve uğurluyolar beni.

İneboludan sonra nispeten daha rahat yollar vardı ama karanlık olduğundan ve tilkisinden sincapına kadar bilimum
hayvanın yola atlama hevesinden dolayı hızımı epey kısık tuttum. Bu arada gece yolculuk yapmanın nekadar zevkli
olduğunu anladım motor üstündeyken kayan yıldızları bile izleyebiliyodum. Buralarda hiç fotoğraf yok çünkü Abana
Çatalzeytin Ayancık hepsini bir solukta geçiyorum ve nihayet Sinop'a varıyorum.

Eve geldiğimde saat 02:00 civarıydı bu muhteşem hızıma kendim bile inanamadım açıkcası, iyiki grup halinde filan
çıkmamışız yola yoksa gruptaki diğer arkadaşlar bana yetişmek için kendilerini tehlikeye atmak zorunda kalabilirlerdi
Sabah daha doğrusu akşama doğru uyandığımda manzara bu şekildeydi. Pazar gününü kendime gelmeye çalışarak 1 - 2 arkadaşı ziyaret ederek geçirdim.

Pazartesi günü için planım erfelek şelalelerini gezmekti.
Önce sağlam bir kahvaltı yapmak lazım
soluğu hemen fırında alıyorum
nokul (sinopun meşhur yemeklerinden olur)alıp yalı kahvesinde mideye indiriyorum.

Yola çıkıyorum Sinoptan Erfelek'e 30-35 km kadar yol var Erfelek merkeze kadar yollar güzel.

Erfelekten sonra şelalere ulaşmak için gene toprak ve taşlık yollarda 40-45 dakka kadar mücadele veriyorum.


Hatta bazen suların içinden geçmek zorunda kalıyorum. işte bu noktada sevgili motoruma ihanet fikri ilk kez aklımdan geçiyo
keşke bir endurom olsaydı diyorum.


En sonunda en aşağıdaki şelaleye ulaşıtım manzara süper. Motoru karpuz satan abinin isteğiyle onun yanındaki gölgeye çektim. Kısa bi muhabbetimiz oldu kendiside
motor istiyomuş ama bisiklete bile binemiyomuş

Karpuzcu abiden aldığım bilgiye göre ilk şelaleden sonra 27 tane daha varmış
ama tırmanmak sabır istiyormuş.

Diğer şelalere giden yollar pekte kolay değil. Özellikle sırtınızda kocaman bir çanta varken.

işte size şelalelerden birkaç manzara






İlerledikçe tırmanış daha zorlaştı iplere falan tutunup geçmek gerekiyordu.Bu ve bundan sonraki birkaç engelide geçtikten sonra
vazgeçiyorum daha ileriye gitmekten herkezin kolaylıkça çıkabileceği yerler değil özellikle sırtınızda koca bi çanta varken ve size
eşlik eden kimse yokken.

Birkaç Manzara Daha







Dönerken, çıkarken görüpte durmadığım tarihi Değirmen Çay Bahçesinde soğuk birşeyler içiyorum.


Çay bahçesinde çalışan arkadaşla tanışıyoruz ondan öğrendiğime göre
burası 400 senelikmiş nekadar doğru bilemem 400 sene önce insanlar acaba ne yapıyodu burada?
Arkadaşla sohpet iyice koyulaşıyo okul anılarına aldığımız zayıp sayılarına kadar girip çıkıyoruz
Ben konuşmasam bile kendisi anlatıyo belliki hasret kalmış konuşmaya günde 2 kişiye ayran
satmak için tek başına bekliyor orada. Hergün çıkmak zor olmuyomu deyince artık ellerimi bile
kullanmıyorum diye cevap veriyor.



Buda çay bahçesinin muhteşem tabelalarından biri

Salı günü Tarihi Sinop Cezaevini gezmeye gittim.
Gerçi daha öncede gitmiştim ama anılarım tazelensin hemde birkaç fotoğraf çekeyim dedim.
İlk gittiğimden buyana çok şey değişmiş. İlk ziyarete açıldığı tarihlerde ranzaların üstündeki yataklardan
etrafta mahkümlardan kalan eşlara , duvardaki yazılara kadar herşey tazeliğini koruyordu kokusu üzerindeydi anlayacağanız.
Şimdilerde ziyaretçilerin duvara asetatlı kalemle yazdığı david beckham ,seni seviyorum vs.vs. yazıları mahkumların tırnaklarıyla
kazıyarak duvara yazdığı yazıları yoketmiş. İnsanların duyarsızlığına üzüldüm açıkcası...


Cezaevi planı

Girişin hemen yanında mahkumların yaptığı incik boncuk işleri satılıyor.

Burasıda girişe çok yakında olan zindan.


Ziyaretçilerin mahkumlarla görüştükleri kısım


Bu kaplarda yemekler yapılmış

Bu telefonla kimbilir ne görüşmeler yapılmış.

İç kısıma giriş.

Cezaevinden birkaç fotoğraf




Bunlarda azılı sıçluların kapatıldığı tek kişilik hücreler

Kutu kadar içeri ışık bile girmeyen odacıklar.

Duvara yazılmış birkaç yazı.


Buda meşhur Pala eskiden bu cezaevinde gardiyanlık yapmış şimdilerde rehberlik yapıyor
palayı makinaya baktırana kadar baya bi dil döktüm
Çek bari süper karizmamı diyo en sonunda

Burasıda hamam.


Çocuklar koğuşu.







Cezaevinden son birkaç resim.






Çıkışta iki arkadaş uğurluyo cezaevinden

Tatil bir hışımla geliyo geçiyo artık geri dönüş zamanı geldi planım Amasyadaki arkadaşımın
yanına uğramak...
Cumartesi Sinop'tan ayrılıyorum ayrılmadan birkaç fotoğraf çekmeyi ihmal etmiyorum.



Planım Samsun üzerinden Amasya'ya ulaşmak.
Yollar çok güzel manzara harika.

Havzaya ulaştığımda mola vermeye karar verdim ve Havza'nın içine girdim.
Havzada heryer termal kaplıcalar ,hamamlarla dolu.
Atatürkün burada evi varmış ve müze haline getirilmiş.
Gezmek için hemen içeri girdim.


Atatürkün alışma odası.

Yatak odası.

Buda yolculuk boyuncaki nadir resimlerimden müze görevlisi arkadaş çekti
hatta mailime atarsan müzenin sitesine bile koyarım dedi
eyvallah dedim.
Havzadan da ayrılma vakti gelmişti artık.

Amasya'ya ulaştım işte birkaç resim.


Buraya kadar gelmişken amasyayıda gezeyim dedim.
işte size kaleden ve kral mezarlarından birkaç resim












Arkadaşımın yoğun ısrarı üzerine hiç planda yokken 1 gece Amasyada kalmak zorunda kaldım.
Sağolsunlar çok iyi baktılar bana
Sabah yola çıkma vakti geldiğinde ben daha kalkmadan arkadaşımın annesi çok güzel bir kahvaltı hazırlamış bana
zorla yedirdi birşeyler sağolsun ardındanda vedalaşıp düştüm gene yollara.
Planım Amasyadan Kastamonu'ya ordanda Safranbolu'ya gitmek.
Geldiğim yol üzerinden biraz geri giderek Suluova üzerinden Tosya oradanda Kastamonu'ya ulaşıyorum.
Tosyadan Kastamonuya kadar devamlı iniş çıkışlı yollar var ve hava buz gibi iyiki montumun içliğini yanıma
almışım.
birkaç yol resmi




Kastamonuya vardığımda ilk işim karnımı doyurmak oldu.
İşte meşhur Kastamonu etli ekmeği.

Kastamonu sokakları


Kastamonu kalesi

Kastamonuda da fazla takılmadan yola devam ediyorum buradan sonraki hedefim Safranbolu.
Fazla zorlanmadan Safranboluya vardım.


Safranbolu sokaklarında biraz turladım.

Daha sonra yollar beni tarihi saat kulesinin önüne kadar getirdi.
Gelmişken görmeliyim dedim tırmandım merdivenlerini.


Kulenin tepesinde İsmail Amca ile tanıştım

Kendisi 40 senedir neredeyse 210 yaşındaki bu saat kulesinin bakımını
hiçbir ücret taleb etmeden yapıyormuş, sadece haftanın 3 günü
resmi hizmette, kuleye gelen ziyaretçilere kulenin tarihçesini anlatıyor.
Ondan epeyce bilgi aldıktan sonra ziraa baya bi anlattı, anlattıkça anlattı
saat 4e doğru vedalaşıp ayrıldım.
Safranboludan sonra uğramam gereken tek bir yer kalmıştı

Karnımıda doyurduktan sonra o pis otoban yolculuğuna hazırdım artık.
Hayatımda hiçbir yol bukadar uzun ve zor gelmemişti. Neredeyse gördüğüm
her park alanında mola verdim ve son molamda aşağıdaki arkadaşlarla tanıştım
cam silip harçlığını çıkarıyo çocuklar belliki onlarda büyüyünce motordlisi olacak
kaç kg olduğundan kaç para olduğuna kadar 40 tane tahminde bulundular ben gidene kadar

Saat 11:30 gibi evime vardım.
Çok keyifli bir yolculuk yaşadım bu yolculuğun içine pek sayılmasada bir miktar gezi katmayı başardım.
Daha buraya resmini koyamadığım 10larca enstantene yaşadım birsürü insanla tanıştım , motorla gezmenin
zevkini doyasıya çıkardım.
Harcadığım benzinin hesabını tutamadım ama Sinop a kadar yaklaşık 800 kmde 55 ytl benzin harcadım.
Toplam 2200 km ye yakın yol yaptım. Zavallı motorum taş toprak mıcır su demeden heryola girdi genede banamısın demedi.
Selam dostlar
Yaz başından beri tatilimi geçirmek için memleketim olan Sinop'a
gitmeyi düşünüyodum ama aklımda
motorla gitme fikri hiç yoktu. Sadece 2 aylık motorcu olmama ve İstanbul - Edirne(Enez)
arası yaptığım yolu saymazsak motosikletle
uzun yol tecrübem bile yoktu...
Birden içimden bi ses fısıldadı, şeytan dürttüde diyebiliriz
"senin motorun ne diye arabalarda helak olasın hertarafı kapalı
bunalırsın,daral gelir sana çıksana motorla be abi geze geze temiz havayı içine çeke çeke gitsene" dedi.
Tabi bu red edilemez bir teklifti bende motorla gitmeye karar verdim.
Günler öncesinden haritaları taramaya nerelerden geçsem diye düşünmeye başlamıştım bile. Tabi çevremdekilerin olaya yaklaşımı çok daha farklı oldu
arkadaşlarım, iş arkadaşlarım , ailem...
- şaşırdınmı sen! o yola motorla gidilirmi?
- kendini helak edicen yollarda bi otobüse git ne adamsın ya.
- o motor tırtlar şişer yarı yolda kalırsın.
- senin ölmeye niyetin var heralde.
- şakamı yapıyosun?
Gibi değişik tepkiler aldım. Ama kim ne derse desin o yola motorla
çıkılacaktı artık geri dönüş yoktu...
iş seyehat boyunca izlediğim güzergah

14 Ağustos Cumartesi
Sabah 5 gibi uyanıyorum keyfim yerinde hiç evde oyalanmıyorum
pılımı pırtımı toplayıp iniyorum otoparka ama hava hala karanlık
çantamı sağlamca sabitlemem içi bana bol ışıklı bir ortam lazım
bende çantayı sırtıma takıp evimizin hemen ilerisindeki
shell istasyona gittim hem depomu fulledim hemde çantayı
sağlamca sabitledim.

Artık yola çıkmaya hazırdım saat 6 gibi benzinciden ayrıldım önümde çok uzun sıkıcı
hafif sisli bir otoban vardı... Git git bitmeyen bir otoban arabalar yanımdan vızır vızır geçiyor
canım çok sıkılıyodu dayanamadım emniyet şeridinde durup bir sigara yaktım resim çekmeyide ihmal etmedim.

Bu arada bir enstanteneyi kıl payı kaçırdım

Sıkıcı otoban yolculuğunun ardın Yeniçağa ayrımından otobandan çıktım.
Yeniçağada haritalarda bile göremediğim bir göl varmış. Hemen
göl kıyısına çekip mola verdim.


Hemen durduğum yerde Yeniçağa Su Ürünleri vardı.

Burada balıkçılıkla uğraşan insanlarla tanışıyorum. Epeyce balık tutmuşlar
tartıyorlar.

Küçük gibi durduğuna bakmayın benim belime geliyo bu balık

Fazla oyalanmadan yola devam ettim. Burasıda aşçılarıyla ünlü Mengen
şehir merkezine doğru girdim enteresan biryer gibi gelmedi döndüm dönerkende bi düğün
konvoyunun arasına karışıp kornama basa basa eşlik ettim

Yolları gene mıcır manyağı etmişler
kafama fırlattığı mıcırlar eşliğinde yola devam ettim şu kaskı icad eden çok yaşasın be

Devreğe ulaştığımda şöle yol kenarında çay içebileceğim biryer buldum ve hemen yanaştım.
Bunlarda beni karşılayan abiler
hayırlı yolculuklar dileklerini aldıktan sonra oradanda ayrılıyorum

Bunlarda Devrekten 1-2 fotoğraf

Bütün yol çalışmaları benimi buluyo yoksa heryermi böyle diye düşünüyordum ama
yolculuğun sonunda anladımki heryerde yol yapıyolar...

Devrekten sonra Çaycuma ve Bartın'ı geçip Amasra'ya doğru bol virajlı iniş çıkışlı yollardan tırmanmaya başladım.
Yollar güzel manzara harika virajlar tatlı tatlı daha ne istiym.

Size bir yol manzarası

Yolda bir anıta rastladım hem mola vereyim hem şurayı göreyim deyip durdum.





Derken Amasra'ya vardım.
Amasra süper biryer keşke kalma fırsatım olsaydı.




Tepelerden Amasra manzarası.

Amasrada fazla oyalanmadan yola çıktım.
Yola devam ederken tarihi değere sahip bir mağara tabelası gördüm
değişiklik olsun diye daldım içeri.

10 dakka kadar asfalt yoldan mağraya doğru devam ettikten sonra yol bitti ve toprak yol başladı. Buraları iyi tarafları.

Yol boyunca bir tane köylü veya başka bi insan görmediğimden bilgi alamadım.
Arkadaşlara sordum ama inek gibi yüzüme baktılar

Gittikçe gittim "buraya kadar gelmişiz geri dönmek olmaz zaten şuralarda biyerdedir" diye
düşünüyorum 20-30 dakka filan zavallı motoruma cross yaptırdıktan sonra yolun sonuna geliyorum hala mağra yok ama tabelalar tüm hızlarıyla devam ediyordu.
buraya kadar 45 dakika kadar sürdü zaten yol.

gidiyorum, gidiyorum, gidiyorum...

Bu yaşta kurda kuşa yem olmak istemiyorum diyip vazgeçtim
Sonra erkenliğimin kurbanı oldum ve yolumu kaybettim
Bu noktada cidden stresse giriyorum girdim karşıma atlar çıkıyordu
diyorumki ulen ben gelirken inek vardı nezaman at oldu bunlar geri dön yol ikiye
ayrılıyo sağdanmıydı soldanmıydı derken cinlerim tepeme fırladı ağlamak istiyodum
45 dakka kadar taşlık yollarla cebelleştikten sonra yolu buluyorum ve asfalta ulaşıyorum
Ciddi ciddi öpsemmi diye düşünmedim değil şu canım asfaltı

Amasra İnebolu arası beni çok yorudu. Virajlar inişler çıkışlar heyelanlar asfalt olmayan
bölümler iki arabanın yanyana geçemediği kadar dar yollar. Ama bu yolda aldığım zevki
geçtiğim hiçbir yol vermedi virajlara girip çıkmak her dönüşte farklı süper manzaralarla
karşılaşmak insana bütün yorgunluğunu unutturuyordu.


Burda gördüğüm böğürtlenlere dalmadan edemiyorum

Heyelanın sonuçları


1-2 yol manzarası


hava karardı

Ben birkez daha erkenliğimin kurbanı olmak üzereydim
Bu fotoğrafı buralarda ölür kalırsam başıma gelenlerin kanıtı olsun diye çekmiştim

Benzin bitmek üzere ve ben daha Doğanyurta bile ulaşmış değilim.
Doğanyurt'a kadar benzin beni götürür orda benzin alırım diye düşünürken
Doğanyurt'a ulaşıyorum ve benzin satılmadığını öğrenince şoka giriyorum
Bartına 30 km kaldığını öğreniyorum buradaki arkadaşlardan. Açıyorum deponun kapağını
motoru bi sallıyorum hala şıkır şıkır edicek kadar benzin var

Rahat bi nefes alıyorum İnebolu'da ilk işim depomu doldurmak oldu. Ardından sabahtan beri 1 paket bisküviden başka birşey
yemediğimi farkedip yemek yiyecek güzel biryer buldum. Karnımı iyice doyurduktan sonra yemek yediğim lokantadan çıktım
birde ne göreyim motorumun önünde bi abi göstergeleri filan kurcalıyo..
Gidiyorum yanına
"kardaaşş saa bişi soracaam" diyor.
o anda kendisinin baya bi uzağında olmama rağmen etrafa yayılan alkol kokusunu rahatlıkla
alabiliyordum
"buyur aağabey" diyorum
"ya ben kafayı yiycem bunun benzin göstergesi kontağamı bağlı" diye soruyo
ben soruyu kafamda irdelerken acaba nedemek istedi ne alaka diye düşünürken
"aynı motordan bendede varda kontak kapalıyken benzin göstergesi çalışıyo" diyor.
o an şok oldum sanki Guatemala'da ilkokul arkadaşımla karşılaşmış gibi oldum
heyecanla nerde ağabey diye sordum.
"işte orda"
Fotoğraf çekmeden durumuyum

İsmini unuttuğum bu abiyle ayaküstü bir muhabbetin ardından beni çay içmeye davet ediyor bende kırmıyorum beraber gidiyoruz motorları
kenara çekiyoruz derken abinin arkadaşları geliyo hepsiyle tanışıyorum işte bunlar İnebolulu motorcu arkadaşlar. Hatta en sağdaki arkadaşın
motosiklet dükkanı bile var. Sağdan 2. arkadaşta Almanyada oturuyo oda bu işlerin içinde. Ben fazla kalamıyorum tabi artık çok geç olmuş
biran önce Sinop a ulaşmak lazım.Sağolsunlar motora kadar geçiriyolar ve uğurluyolar beni.

İneboludan sonra nispeten daha rahat yollar vardı ama karanlık olduğundan ve tilkisinden sincapına kadar bilimum
hayvanın yola atlama hevesinden dolayı hızımı epey kısık tuttum. Bu arada gece yolculuk yapmanın nekadar zevkli
olduğunu anladım motor üstündeyken kayan yıldızları bile izleyebiliyodum. Buralarda hiç fotoğraf yok çünkü Abana
Çatalzeytin Ayancık hepsini bir solukta geçiyorum ve nihayet Sinop'a varıyorum.

Eve geldiğimde saat 02:00 civarıydı bu muhteşem hızıma kendim bile inanamadım açıkcası, iyiki grup halinde filan
çıkmamışız yola yoksa gruptaki diğer arkadaşlar bana yetişmek için kendilerini tehlikeye atmak zorunda kalabilirlerdi
Sabah daha doğrusu akşama doğru uyandığımda manzara bu şekildeydi. Pazar gününü kendime gelmeye çalışarak 1 - 2 arkadaşı ziyaret ederek geçirdim.

Pazartesi günü için planım erfelek şelalelerini gezmekti.
Önce sağlam bir kahvaltı yapmak lazım
soluğu hemen fırında alıyorum
nokul (sinopun meşhur yemeklerinden olur)alıp yalı kahvesinde mideye indiriyorum.

Yola çıkıyorum Sinoptan Erfelek'e 30-35 km kadar yol var Erfelek merkeze kadar yollar güzel.

Erfelekten sonra şelalere ulaşmak için gene toprak ve taşlık yollarda 40-45 dakka kadar mücadele veriyorum.


Hatta bazen suların içinden geçmek zorunda kalıyorum. işte bu noktada sevgili motoruma ihanet fikri ilk kez aklımdan geçiyo
keşke bir endurom olsaydı diyorum.


En sonunda en aşağıdaki şelaleye ulaşıtım manzara süper. Motoru karpuz satan abinin isteğiyle onun yanındaki gölgeye çektim. Kısa bi muhabbetimiz oldu kendiside
motor istiyomuş ama bisiklete bile binemiyomuş

Karpuzcu abiden aldığım bilgiye göre ilk şelaleden sonra 27 tane daha varmış
ama tırmanmak sabır istiyormuş.

Diğer şelalere giden yollar pekte kolay değil. Özellikle sırtınızda kocaman bir çanta varken.

işte size şelalelerden birkaç manzara






İlerledikçe tırmanış daha zorlaştı iplere falan tutunup geçmek gerekiyordu.Bu ve bundan sonraki birkaç engelide geçtikten sonra
vazgeçiyorum daha ileriye gitmekten herkezin kolaylıkça çıkabileceği yerler değil özellikle sırtınızda koca bi çanta varken ve size
eşlik eden kimse yokken.

Birkaç Manzara Daha







Dönerken, çıkarken görüpte durmadığım tarihi Değirmen Çay Bahçesinde soğuk birşeyler içiyorum.


Çay bahçesinde çalışan arkadaşla tanışıyoruz ondan öğrendiğime göre
burası 400 senelikmiş nekadar doğru bilemem 400 sene önce insanlar acaba ne yapıyodu burada?
Arkadaşla sohpet iyice koyulaşıyo okul anılarına aldığımız zayıp sayılarına kadar girip çıkıyoruz
Ben konuşmasam bile kendisi anlatıyo belliki hasret kalmış konuşmaya günde 2 kişiye ayran
satmak için tek başına bekliyor orada. Hergün çıkmak zor olmuyomu deyince artık ellerimi bile
kullanmıyorum diye cevap veriyor.



Buda çay bahçesinin muhteşem tabelalarından biri

Salı günü Tarihi Sinop Cezaevini gezmeye gittim.
Gerçi daha öncede gitmiştim ama anılarım tazelensin hemde birkaç fotoğraf çekeyim dedim.
İlk gittiğimden buyana çok şey değişmiş. İlk ziyarete açıldığı tarihlerde ranzaların üstündeki yataklardan
etrafta mahkümlardan kalan eşlara , duvardaki yazılara kadar herşey tazeliğini koruyordu kokusu üzerindeydi anlayacağanız.
Şimdilerde ziyaretçilerin duvara asetatlı kalemle yazdığı david beckham ,seni seviyorum vs.vs. yazıları mahkumların tırnaklarıyla
kazıyarak duvara yazdığı yazıları yoketmiş. İnsanların duyarsızlığına üzüldüm açıkcası...


Cezaevi planı

Girişin hemen yanında mahkumların yaptığı incik boncuk işleri satılıyor.

Burasıda girişe çok yakında olan zindan.


Ziyaretçilerin mahkumlarla görüştükleri kısım


Bu kaplarda yemekler yapılmış

Bu telefonla kimbilir ne görüşmeler yapılmış.

İç kısıma giriş.

Cezaevinden birkaç fotoğraf




Bunlarda azılı sıçluların kapatıldığı tek kişilik hücreler

Kutu kadar içeri ışık bile girmeyen odacıklar.

Duvara yazılmış birkaç yazı.


Buda meşhur Pala eskiden bu cezaevinde gardiyanlık yapmış şimdilerde rehberlik yapıyor
palayı makinaya baktırana kadar baya bi dil döktüm
Çek bari süper karizmamı diyo en sonunda

Burasıda hamam.


Çocuklar koğuşu.







Cezaevinden son birkaç resim.






Çıkışta iki arkadaş uğurluyo cezaevinden

Tatil bir hışımla geliyo geçiyo artık geri dönüş zamanı geldi planım Amasyadaki arkadaşımın
yanına uğramak...
Cumartesi Sinop'tan ayrılıyorum ayrılmadan birkaç fotoğraf çekmeyi ihmal etmiyorum.



Planım Samsun üzerinden Amasya'ya ulaşmak.
Yollar çok güzel manzara harika.

Havzaya ulaştığımda mola vermeye karar verdim ve Havza'nın içine girdim.
Havzada heryer termal kaplıcalar ,hamamlarla dolu.
Atatürkün burada evi varmış ve müze haline getirilmiş.
Gezmek için hemen içeri girdim.


Atatürkün alışma odası.

Yatak odası.

Buda yolculuk boyuncaki nadir resimlerimden müze görevlisi arkadaş çekti
hatta mailime atarsan müzenin sitesine bile koyarım dedi
Havzadan da ayrılma vakti gelmişti artık.

Amasya'ya ulaştım işte birkaç resim.


Buraya kadar gelmişken amasyayıda gezeyim dedim.
işte size kaleden ve kral mezarlarından birkaç resim












Arkadaşımın yoğun ısrarı üzerine hiç planda yokken 1 gece Amasyada kalmak zorunda kaldım.
Sağolsunlar çok iyi baktılar bana
Sabah yola çıkma vakti geldiğinde ben daha kalkmadan arkadaşımın annesi çok güzel bir kahvaltı hazırlamış bana
zorla yedirdi birşeyler sağolsun ardındanda vedalaşıp düştüm gene yollara.
Planım Amasyadan Kastamonu'ya ordanda Safranbolu'ya gitmek.
Geldiğim yol üzerinden biraz geri giderek Suluova üzerinden Tosya oradanda Kastamonu'ya ulaşıyorum.
Tosyadan Kastamonuya kadar devamlı iniş çıkışlı yollar var ve hava buz gibi iyiki montumun içliğini yanıma
almışım.
birkaç yol resmi




Kastamonuya vardığımda ilk işim karnımı doyurmak oldu.
İşte meşhur Kastamonu etli ekmeği.

Kastamonu sokakları


Kastamonu kalesi

Kastamonuda da fazla takılmadan yola devam ediyorum buradan sonraki hedefim Safranbolu.
Fazla zorlanmadan Safranboluya vardım.


Safranbolu sokaklarında biraz turladım.

Daha sonra yollar beni tarihi saat kulesinin önüne kadar getirdi.
Gelmişken görmeliyim dedim tırmandım merdivenlerini.


Kulenin tepesinde İsmail Amca ile tanıştım

Kendisi 40 senedir neredeyse 210 yaşındaki bu saat kulesinin bakımını
hiçbir ücret taleb etmeden yapıyormuş, sadece haftanın 3 günü
resmi hizmette, kuleye gelen ziyaretçilere kulenin tarihçesini anlatıyor.
Ondan epeyce bilgi aldıktan sonra ziraa baya bi anlattı, anlattıkça anlattı
saat 4e doğru vedalaşıp ayrıldım.
Safranboludan sonra uğramam gereken tek bir yer kalmıştı

Karnımıda doyurduktan sonra o pis otoban yolculuğuna hazırdım artık.
Hayatımda hiçbir yol bukadar uzun ve zor gelmemişti. Neredeyse gördüğüm
her park alanında mola verdim ve son molamda aşağıdaki arkadaşlarla tanıştım
cam silip harçlığını çıkarıyo çocuklar belliki onlarda büyüyünce motordlisi olacak
kaç kg olduğundan kaç para olduğuna kadar 40 tane tahminde bulundular ben gidene kadar

Saat 11:30 gibi evime vardım.
Çok keyifli bir yolculuk yaşadım bu yolculuğun içine pek sayılmasada bir miktar gezi katmayı başardım.
Daha buraya resmini koyamadığım 10larca enstantene yaşadım birsürü insanla tanıştım , motorla gezmenin
zevkini doyasıya çıkardım.
Harcadığım benzinin hesabını tutamadım ama Sinop a kadar yaklaşık 800 kmde 55 ytl benzin harcadım.
Toplam 2200 km ye yakın yol yaptım. Zavallı motorum taş toprak mıcır su demeden heryola girdi genede banamısın demedi.