Erdoğan, Ekim ayında Rus lider Vladimir Putin'le yaptığı 6 buçuk saatlik görüşmenin sonunda durdurulan ve Barış Pınarı Harekatı sonrasında da Rusya'nın verdiği sözleri tutmadığını söyledi:
"Aynı şekilde Fırat'ın doğusunda bölücü terör örgütünün Amerika'nın desteği ve Rusya'nın müsamahası olmadan varlık gösteremeyeceğini bilmiyor muyuz? Türkiye'ye karşı aslan kesilen rejimin, Fırat'ın doğusundaki bölücü terör örgütüne karşı en küçük bir kazanım elde edememesinin gerisindeki sebeplerini görmüyor muyuz? Rejim denilen kuklanın küçük bir hizip dışında kendi ülkesinde herhangi bir karşılığı yokken, suni solunumla yaşatıldığının farkında olmadığımız mı düşünülüyor?"
Ancak Perşembe günü konuyla ilgili soruları yanıtlayan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, "Neden Rusya'yla çatışalım? Askerimize saldıran rejimdir" dedi:
"Biz Türkiye olarak Rusya'yla neden çatışalım? Bizim askerimize saldıran kimdir? Rejimdir. Gözlem noktalarımız taciz eden kim? Rejim. Sabrımızın bir sınırı vardı. 8 şehidimiz olduktan sonra karşılığını verdik. Ama rejim saldırganlığına devam ederse biz burada durmayız. Bu sorunlarımızı çözersek yine Rus muhataplarımızla birlikte çözeriz."
cumhurbaşkanı ile dışişleri bakanının açıklamları birbiriyle uyumlu değil
cumhurbaşkanının bu ifadelerine katılıyorum açıkçası
meseleyi, hakkaniyetle yorumlayabilmek adına, bildiğim haliyle konuyu baştan alayım:
beşar esad, seçimle gelen bir lider değil, bir diktatörlüğün devamı
ancak babası kadar da katı bir adam değil (di)
tüm bu ortadoğunun karıştırılmasından ana maksat israilin güvenliğidir diye düşünmekteyim ama biz ana konjonktüre ilişkin yorumlayalım işi
ırakın parçalanmasından sonra ab-d nin kuracağı enerji koridorunun (hazar havzası ve ırakın kuzeyi) tamamlanması için suriyenin de hizaya sokulması gerekiyordu.
Türkiye de devreye sokularak bu baskı önce diplomasi kanalıyla başlatıldı. cevap alınamayınca abd paramiliter unsurları devreye sokularak suriye karıştırıldı ki buna zamanın hükümeti de önayak olmuştur.
meselenin bir sonraki ayağının iran olduğu bilindiğinden, iran; bu enerji koridoruyla avrupadaki enerji pazarını kaybederek zora gireceğinden rusya meseleye zamanla dahil oldu
karışıklık, paralı unsurların çıkardığı isyanlarla başlamış olsa da esadın sert müdahaleleri ve halkın genelinde ciddi desteğinin olmamasıyla, muhalifler lehine devam ederken, rusya ve iranın devreye girmesiyle esad lehine döndü
bu sebeple halkın geneli, bir muhaliflerin tarafında, bir esadın tarafında kaldı ki bu işler böyledir; kimin borusu ötüyorsa, halk ona rağbet eder.
büyük bir kısmı da mülteci oldu.
abd nin, enerji koridoru meselesinde partneri bölgedeki kürt kuvvetlerdir
cihatçı grupları ise daha çok bu partnerine alan açmak için kullanmıştır (destabilizasyon ve fetih)
bu grupların ise yıllardır devam eden savaşta canı yanan, karnı aç bir sürü insanı devşirebilecekleri muhakkaktır
suriye bir cadı kazanı ve inanın, savaşan tarafların herhangi birinde, genel manada insan vicdanına dair izlere rastlayabileceğimizi zannetmiyorum
burada, hangi görüşten olursa olsun, her ne tarafta kaldıysa, masumlara acıyorum
idlipte ciddi bir htş yığınağıyla birlikte onlarla uyumlu geçinen, bir kısmı da Türkiyenin kontrolünde bulunan muhalif gruplar var
asıl can yakan, verilecek ciddi sivil kaybıdır diyerekten; buranın kaybedilmesi durumunda 1,5 milyon yeni mülteci sınırlarımızda olacak. mevcut mültecileri de gönderebileceğimiz bir yer kalmayacak.
açılan alana, esad kadar pyd unsurları da dolacaktır ki (hep böyle oldu) bunlar sıkıştıkça esada/ rusyaya sığınıyorlar ve düşmanımın düşmanı dostumdur prensibiyle şimdilik esad da bunu kabulleniyor.
Türkiyenin gerek masa başında gerek sahada zor kullanarak bu meseleyi çözmesi gerekiyor
"amerika ve rusyaya rağmen"
masanın başında oturarak, mehmetçiğin kanı pahasına bu operasyona bayrak sallamak haddim değil
ancak, hatayın güney ucundan fırata kadar çekilecek bir çizgi içerisinde Türkiyenin kontrolünde bir alanın bulunması elzem ve bu da hakkımızdır.
tabi bunlar ciddi bir irade ve savaş gücü gerektiriyor
Allah, askerimizin ve bilcümle masumun yardımcısı olsun