Hoş Bulduk Abdul...

Katılım
11 Kas 2005
Mesajlar
14
HOŞ BULDUK ABDUL....
Sayın Murat Yetkin’in 8 Eylül 2006 tarihinde Radikal Gazetesinde yayınlanan yazısı “Hoş bulduk Abdullah”, beni geçmiş yıllara götürdü. “Abdul” la tanıştırıldığım yıllara...
Murat Yetkin sözkonusu yazısında Alman Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier’in 7 Eylül 2006 tarihinde Çırağan Sarayı'nda Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile konuşmasını söz konusu ediyor. Anlaşıldığı kadarı ile Frank-Walter Steinmeier, Sayın Abdullah Gül'ün sıcak hoşgeldin konuşmasına "Hoşbulduk Abdul" diye yanıt vermiş. Yazıda belirtildiğine göre isim, bu kısaltılmış hali ile dinleyiciler arasında bulunan Sayın Mehmet Ali Birand ve Sayın Yetkin’in kulaklarına hiç de itici gelmemiş. Sayın Yetkin bu ince hareketi (!) Türk ve Alman Dışişleri Bakanlarının arasından su sızmadığının bir göstergesi olarak algılamış ve bunu da Türk halkına aktarma ihtiyacı duymuş.
İyi de etmiş! Aksi taktirde, Türk halkı olarak Batının bizlere ne yüce duygular beslediğini öğrenmekten mahrum kalacaktık!
Peki, ülkemin önde gelen köşe yazarları ve bu “ince davranışa” söz konusu olan Bakanımız “Abdul” adını bu denli kabullenmişken bana ne oluyor da huzursuzluk duyuyorum bundan?
Yıl 1993, Batı Avustralyada Curtin University of Technology’de, ırkçılık nedeni ile her anında ayrı bir savaş verdiğim Doktora çalışmamın üçüncü yılındayım. Tez danışmanım, benim bu zorlu savaşım sırasında danışmanlık görevini “keyfi” bir nedenle bırakıyor. Tüm çabalarıma karşın okulun bu keyfi davranışı engellemesini sağlayamıyorum. Hayatım bu yeni gelişme ile daha da çekilmez bir duruma geliyor. Bir gün okulda çalışırken tanımadığım bir bayan yanıma yaklaşıyor;



“Merhaba, ben senin yeni tez danışmanınım”. Şaşırıyorum...

“Adım I.A. Sen de Berrin olmalısın”

“Evet”

“Bundan sonra birlikte çalışacağız. Sahi, hangi ülkedendin?”

“Türk’üm”

“Haaaa, “Abdul” yani!”

“Anlamadım! “Abdul” de kim?”

“Biz size “Abdul” deriz de!”

“Siz kimsiniz?”

“Batılılar”

“Peki “biz” kimiz?”

“Müslüman Türkler”


Elimde tuttuğum kalın İstatistik kitabını masanın üzerine fırlatıyorum. Kitap masanın üzerinde hızla kayarak büyük bir gürültü ile duvara çarpıp duruyor.


“Göstereceğim sana Türk’ün kim olduğunu!”


Yeni tez danışmanım yanımdan ayrılır ayrılmaz o günkü çalışmamı yarıda bırakıp okuldan çıkıyorum. Akşam geç vakte kadar şehirdeki kütüphaneleri dolaşıyorum. “Abdul” ün neyi temsil ettiğini öğrenmem gerekiyor. Hissediyorum “iyi” biri değil. Ama kim? Nasıl bir kimliği var bu “Abdul” ün? Ya da “Batı” nın gözü ile nasıl görünüyoruz? Öğrenmek zorundayım...


Takip eden günlerdeki aramalarım da sonuç vermiyor. Çok üzülüyorum. O hafta sonu büyük bir can sıkıntısı ile şehirde dolaşırken ikinci el kitap satan bir dükkanda buluyorum kendimi. Kitaplar arasında yorgun dolaşırken gözüme birden bir kitap ilişiyor, GALLIPOLI. Yazarı, Alan Moorehead. Kalbim yerinden fırlıyor. Ya “Abdul”e rastlarsam. Sayfalara hızla göz atıyorum. Evet, işte orada... Abdul... Batının gözündeki bizler yani...


Gördüğüm resim beni çok üzüyor... Ama şaşırmıyorum...


***

Kitapta, Türklerin tanımı şöyle yapılıyor; Türklerin canavarca ve insani olmayan bir yanları vardır, zalim ve kötülük saçan aşırı tutucu insanlardır, her türlü kötülüğü ve vahşiliği yapma eğilimleri ve güçleri vardır (Sayfa 149, Paragraf 2).

Kitapta tanımı verilmeyen ve “Abdul” resmine de yansıtılamayan daha neler var? Öğrenmeliyim...


Daha sonra çok samimi olduğum bazı Avustralyalı arkadaşlarıma soruyorum “Abdul”ü. Utana-sıkıla, “aptal, uyuşuk, bir işe yaramaz, tembel, güvenilmez ve çok pis” sıfatlarını sıralıyorlar Türkleri temsil ettiği iddia edilen “tip” ile ilgili olarak.


***

Günü geldiğinde tez danışmanıma tükürdüğünü yalattırıyorum... Aynen Atalarımın bir zamanlar “Batı”lı işgalcilere yaptığı gibi... O artık gayet iyi biliyor “Türk’ün kim olduğunu... Bana çok çektiren okulumun yönetimindeki ırkçılar da...


Ama görüyorum ki siyasetçilerimiz “Türk” ün kim olduğunu hala öğretememişler Batılı meslektaşlarına!


***

Alman Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier’in bu kısaltmayı yaparken kötü bir amacı varmıydı? Bunun tartışılması gereksizdir. Çünkü Türklere “Abdul” tiplemesi ile yakıştırılan kişilik özellikleri, Hristiyan Batının beynine yüzyıllardır kazılmıştır ve hala kazılmaktadır. Alman Dışişleri Bakanının dünya görüşü de, o kültürde yetişmiş bir kişi olarak bu öğreti ile şekillenmiştir. O nedenle Bakanın bunu bilmediğini düşünmek en iyimser deyiş ile “saflık” olacaktır. Konuk Bakanın, Diplomatik kimliği ile de böyle bir hata yapma olasılığı yoktur. Çünkü, işlerin ciddiye alındığı Almanya gibi ülkelerde, Diplomasi de son derece ciddi bir iştir.

Bizim Bakanımıza gelince...


Gönül isterdi ki kendilerini “Osmanlı dönemi”nin tek varisleri imiş gibi görenler, hiç olmazsa “Osmanlı Tarihi”ni bilsinler... Ülkemizin, özellikle de, içinde bulunduğu koşullarda hiçbirimizin “cahil” olma lüksü yok!


Avrupa Birliğine girebilme çabalarımız da bu cehaletimizin bir uzantısı olmasın?
 
Katılım
1 Şub 2006
Mesajlar
1,750
zaten bize herkes dost herkes iyi daha ilkokul yıllarında kurtuluş savaşı anlatılırken sanki buraya geldiler ama hakları vardı işgale gibi anlatımlarda bulunuyor

binlerce anzak askeride çanakkalede geberdi gitti nasıl oluyorda bir millet savaşdığı başka bir millete sevgi ve sempati duyarak onları gelecek yıllarda sevebilir

sakın birileri bana savaşda yaptığımız kahramanlıklardan bahsetmesin bunları sadece biz biliyoruz daha çocukluk yıllarında ''abdul''olarak tanıtıyorlar turkleri bizde ise sonradan çıkıp bir takım medya yunanlıları,ermennileri,avrupalıları filan dost ilan ediyor neymiş efendim sadece hukumetler turkiyeye karşı olumsuz düşünceler içindelermiş halklar bizi seviyormuş

bre akılsızlar hiçmi düşünmüyorsunuz siz yunanlıları dost ilan ederken yunanlılarla yaptığınız yarışmada hemen hemen her bölümde turklere karşı okul hayatlarında nasıl düşmanca yetiştirildiklerinden bahsediyorlar

hatta hiç unutmuyorum bir bölümünde yunanlı kız dediki türkler hiçde sanıldığı bizi öğretildiği gibi canavar değilmiş yarıldım gülmekden bunları duyunca :p

bu arada ister inanın ister inanmayın allahın izlandalıları bile türklere körkütük düşman sırf bu yüzden davetim olmasına rağmen zamanında vize alamamışdım buz ülkesine merak eden varsa özelden sebebini yazabilirim
 
Katılım
11 Kas 2005
Mesajlar
14
valla arkadaşım;
şanlı tarihimize baktığımızda, onca iyilik yaptığımız milletler var.arablar,arnavutlar, bosnalılar,yunanlılar da dahil,yunanlılarda dahil diyorum , çünkü bizans krallığı kendi halkına o kadar zulüm etmişki biz Türklerin gelmesini bizzat yunan halkı istemiştir.hal böyle iken gördüğümüz karşılığa baktığımızda;mesela bosnalılar balkanlarda osmanlıya karşı ilk ayaklanmayı başlatan millettir.arabların durumu da aynı şekillede....ama son hallerine baktığımızda ne gariptir ki, osmanlıyı yani dedelerimizi arkadan vuranlar hep perişan haldedir.ben şu sonucu çıkarıyorum "TÜRK'ÜN TÜRK'TEN BAŞKA DOSTU YOKTUR"SON SÖZ.
"iyilik yapmakla yılanı fıtratı değişmiyormuş.fırsatını bulunca yine yapacağını yapıyorlar."SAYGILARIMLA

ı
 
Katılım
15 Kas 2005
Mesajlar
9,362
Valla eski Türk devletlerinin yıkılışlarına bakınca bana daha önceleri de doğruymuş gibi geliyor.
 
Katılım
3 Şub 2006
Mesajlar
1,961
Motosikleti
Mondial Virago 50i
Kendine, bu gavurların hakaret anlamında sarf ettikleri 'abdul' kelimesini dedirtmekten zerrece gocunmayan, görevi itibariyle aslında hepimize hakaret ettiren bu kişi, zihniyetin biran önce cezasını çekmesini diliyorum. :silent:
 
Katılım
24 Eki 2006
Mesajlar
712
Takma ismimi Türkçeleştirmekle çok doğru bir iş yaptım.
Bizlere şirin gösterilen diğer ülke insanlarını onların arasında yaşayan Türkler çok iyi bilir.
 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Çok Beğenilen Mesajlar

Üst