selamlar
artık bende bir CBF 500 sahibiyim. 2006 yılında honda nın güvenli sürüş eğitimine katıldıktan sonra satın aldığım çin malı 250 lik makinada 4000 km kadar yol teptikden sonra büyümenin zamanının geldiğini düşünmeye başladım.
Yaklaşık 1 yıldır da karar vermeye çalışıyordum. Forumlar, 2. el asatış siteleri, tv programları, youtube videoları derken seçenekleri HONDA CBF600,CBF500, BMW 650 DAKAR modelleri ne kadar azalttım.
motor tecrübem arazi dağ bayır gezecek yani hakkıyla enduro yapmaya yeterli değildi,650 den geçtim.
Asfaltta karadenizin sahil ve yayla yollarında CBF600 baştançıkartıcı bir seçenek ama buralarda bakım onarım idame gibi şartlar çok uygun değildi. Ayrıca 600cc 70 beygir motorun üstüne oturmakda benim durumumda çok akıllıca gelmedi. 600 dende vazgeçtik.
Kaldık cebefe 500 le başbaşa, makina hakkında hiç olumsuz yorum yok, sadece makyajı ile ilgili bazı eleştiriler yapılmış, orası böle olsa kuyruk şöyle olsa falan...Ama makinadan şikayetci olan ,kişisel kullanıcı hataları dışında ben görmedim.
Meşhur 2. el sitesinde günlerce keseme uygun makinaları tekip ettikden sonra İstanbulda benimkine rastladım. 2006 model ,1200 kmde , orta ayak, rüzgarlık, çanta sehbası üzerinde, depo yana yatmayla biraz ezilmiş ve boyası azıcık dökülmüş. Diğer aksamlarda bir sorun görünmüyor, sesi saat gibi. Beğendim
Görücü gittik , başlıkda parasında anlaştık, kızı aldık ,kamyona attık, geldik. Memelekette kamyondan indirdik, jigleyi çektim ,marşa dokundum kükremeye başladı.Etrafında kalabalık toplandı. Nerden aldın kaça aldın,kaç basar , hayırlı olsun, çok güzel, aman dikkatli kullan,bizim komşu kaza geçirdi öldü...:mrgreen: gibi klasik muhabbetlerden sonra eve doğru yola çıktım,
yol boyunca bakışları üztüne toplamaya devam etti. Bense ilk kez kullandığım bu motoru ne kadar kolay idare ettiğime şaşırarak bir benzin istasyonuna kendimi attım. Depoyu fulledim, devam. Eve geldik, kızıma garajını gösterdim, biraz tozunu toprağını temizledim.
bir kaç gün kısa turlarla birbirimize alışmaya başladık. Acaba nasıl gaz yiyo derken gazı açtım, sanki yerçekimi diye birşey yokmuş gibi fırladı, ürktüm. daha sakin. Yavaştan hızlanmalar , pıt diye 120 ye çıkıyor. uçacakmışım hissi, bedenim yerden kesiliyor.
4. gün çarşamba akşam üstü mesai sonrası gene kısa bir gezinti hayaliyle bindim. Marşa bas, kırkırkır deli gibi çeviriyor ama motor yok, bas bas yok. jigleyi kapat dene ,öyle yap böyle yap tık yok. aküyüde bitirdik. Gittik şarj ettirdik ,yarine takdım , gene aynı muamele, marş var motor yok.
Ustamla konuştum , aküyü değiştirelim dedi, değiştirdik yeni akü, canavar gibi marş basıyor,motordan ses yok. bir iki kez pöt ledi ama devamı gelmedi.Pazar günü kaptım getirdim ustayı, Muayene etti, açtı kokladı , tadına baktı,
SEMPTOM; KARBÜRATÖRDE BENZİN YOK,gaz hotumunun ucu tıkalı, akış yok, içinden kocaman bir çapak çıkardık, , depoyu söktük, bujileri değiştirdik, depoyu boşaltıp temiz benzinle doldurduk. Sistemi bağladık devreyi kapattık. Marşa bas ,dünyanın en güzel sesi. Usta deneme sürüşlü yaptı
Bu arada ustanın tespitleri, depo yarılmış daha önceden, alttan pencere açılıp depo düzeltilmiş, boyanmış, ön çatalın bir kolu zedelenmiş, bu motor kafadan darbe almış ama şasi sağlam, motor, yürür hasarsız.
Biraz canım sıkıldı ama biz birbirimizi kusurlamızla sevdik artık.o günden sonra hiç sorun çıkarmadı
sık sık gezinti amaçlı biniyorum, kısa mesafeli solo geziler yapıyorum. motor o kadar eylenceliki, durup resim çekmeye bile tenezzül edemiyorum.
ilk günlerde biraz motor üstünde konumlanma hatamdan dolayı bel ağrısı yaşadım ama uygun pozisyonu yakaladıktan sonra rahatım.
şehir içinde çok düşük hızlarda biraz zorlandım, beceriksizce kullanıyormuşum gibi oldu. alışacam sanırım.
gece sürmedim ama ışıkları kapalı bir tünelden(zifi karanlık) geçtim, Far yeterli ama gece uzun yolda idare edermi bilemiyorum. Daha önceki motorumla bir karanlık tünel kazası yaşamıştım, fobimi yenmeyi başardım böylece.
kısacası motordan çok memnunum,