- Katılım
- 1 Tem 2006
- Mesajlar
- 432
- Konu Yazar
- #1
Merhaba
. Gurbette çalışan ve yıllarca Türkiye'ye Motosiklet le gelmek için hayaller kuran ve bu hayali gerçekleştiren biri olarak tüm Motorcu arkadaşlarıma selamlarım sunuyorum. Evet, Hollanda'da yaşıyorum. Motosiklet tutkum bundan 8 sene önce başladı. O gün bu gündür motosiklet kullanmak bende sizler gibi bir tutkuya dönüştü.Uzun zamandır Motosikletimle Hollanda'dan Türkiye'ye gelmek için hayalini kuruyordum. Ancak bir türlü buna imkan yaratamıyordum. Nihayet bu yıl bunu macera dolu yolculuğu gerçekleştirebildim ve sizlerle bu seyhatimi paylaşmak istiyorum.
Motorum 2005 model Honda Varadero, kardeşimin ki ise Yamaha Diversion 900 model motosikletler.

Evet Malum, Hollanda yağışı ve nemi bol olan bir Ülke olduğundan kardeşimle beraber hazırlıklarımızı tamamladık ,üstümüze yağmurluklarımızı çektik ve yola çıkmaya hazırız.

Yolculuğumuza Rotterdam'dan start aldık.Hava oldukca serindi. Hedef olarak rotamız Almanya'nın güneyine, yani Bavyera eyaletine gitmekti. Orda yaşayan abimin yanında bir gece geçirmek yaklaşık 750 km yolculuğun yorgunluğunu bir nebze olsun atmaktı. Öyle de oldu...
Almanya'nın en güzel eyaletlerinden biri olan Bavyera eyaletinde yolumuzun üzerinde seyirine doyum olmayan eşsiz manzaralarla karşılaşmak mümkündü.


Yolculuğumuz Avusturya'nın içersinde Alp dağlarınını aşarak devam etti. Alp dağlarına tırmandıkca ve rakım yükseldikce hava koşulları oldukca sertleşmişti. Çok fazla durmak veya mola vermek istemiyorduk bir an önce Avusturya- italya sınırına yaklaşıp geceyi Bungalow denilen minik barakalarda geçirmek istiyorduk. Nitekim sağ salim o barakalara ulaşabildik.Yükseklerdeki o sert iklim geçmiş Akdeniz esintilerini hissetmeye başlamıştık. Aşağıdaki Resimde görebilirsiniz...

Barakalarda bir gece geçirdikten sonra ,hedefimiz Yunanistan'a gidecek olan Yolcu gemisine ulaşmaktı. Bunun için İtalya'nın Venedik kentine doğru bir sürüş gerçekleştirmemiz gerekiyordu. Acelemiz yoktu. Venediğe bir gün öncesinden ulaşmış ve kenti gezmek için kendimize zaman ayırmıştık. Kent bizi, Akdenize özgü esintisi ve güzel havası ile karşılamıştı. Romantizmin Şehri olan Venedik ,isminin hakkını veriyordu doğrusu. İlginç bir şehir yapısı ve tarihi binaları hayranlık uyandırıyordu.

Çok nadir görülen Venedik sokakları... cadde diye bir şey yok. Araba veya motosiklet yerine tekneler var. Leonardo Da Vinci'nin eserlerinin sergilendiği müzeye girdik ve çok ilginiz çekebilecek resimler çektik...
]
Leonardo Da Vinci'nin dünyada ilk yaptığı Bisikleti gördük. Notlarını aldığı orjinal el yazması kitapları görülmeye değerdi.
neredeyse 500 yıllık Güneş saati hala çalışmaya devam ediyor.

Eh.. Venediğe geleceğiz de, bir Spagetthi Napolia yemeyelim mi ?
Artık Venedik gezimizi bitirdik ve Gemimiz Limana yanaşmıştı. Motorlarımız Hangar bölümüne bağlayarak gemiyle yapılacak yolculuğa hazırlanıyorduk.

Yolculumuz Yunanistan Limanı da son bulduktan sonra başka bir gemiyle aktarmalı olarak İzmir Çeşme limanına gidecekti. Ancak.Kötü bir süprizle karşılaştık. İzmir çeşmeye doğru gidecek olan gemi, Yunanistan'daki ekonomik krize bağlı olarak, gemi işletmelerin 3 günlük greve gittiklerini ve limandan hiç bir geminin kalkmayacağını öğrendik. Baya soğuk duş etkisi yapmıştı. N'apalım? Kısa bir durum değerlendirmesinden sonra bizde karayoluyla Motorlarmızla Atina - Selanik ve İpsala Gümrük kapısından Türkiye'ye doğru yol almak için gerekli hazırlıkları tamamladık. Atinada bir gün, gelmişken Atamızın doğduğu ev olan Selaknik'te de bir gün geçirmeyi kararlaştırdık. Atinaya vardığımızda, İnsanlar gösteri ve Protesto yapmak için hazırlıklar yapıyorlardı. Yunanistan parlamento binasının önü kalabalıklaşmaya başlamıştı. Yeterli kalabalık ulaştığında gösteriler başladı. Bizde katıldık gösteriye
Ancak gösteriden önce Parlamento binasının önünde o meşhur etekli askerlerin yanında bir resim çekmeyide ihmal etmedik. Daha sonra Yunaistanın ve Atinan'nın sembelü haline gelmiş olan Akropolis kalıntılarına bir gezi yaptık. Geceyi 20 Euroya geçirebileceğimiz ucuz bir motel bulduk. Gece hayatı bile oldukca hareketli bir Kent Atina. Ertesi gün Selaniğe doğru yol almak için start verdik. işin ilginci, Bir üleknin ekonomisinin bu kadar bozuk olmasının en büyük göstergelerinden biri bana göre otoyollarda bir tane arabanın olmayışıydı. Sanki hayalet bir yolda gider gibiydik. Garip bir duyguydu hiç bir aracın yollarda olmayışı.Selaniğe vardığımızda ilk iş olarak, Atamızın doğduğu evi ziyaret etmek oldu. Türk konsolosluğun da içinde olduğu bina kapısınına geldiğimizde görevli kişiye Türk olduğumuzu ve ziyaret etmek istediğimizi söylediğimizde , bize nazik davranarak içeri buyur etti. Atamızın doğduğu evde gezmek, onun çocukluğunda o evin odalarında soluduğu havayı tenefüz etmek apayrı bir duyguydu. Çok duygulanmıştık. Herkesin ölmeden önce mutlaka görmesi gereken yerlerden biridir Atamızn doğduğu ev. Selanik gezimiz tamamladıktan sonra artık yavaş yavaş Türkiye Yunanistan sınırkapısı olan İpsala gümrük kapısına varmıştık. İnanin Motorlarımızla Ülkemize giriş yapmanın gururu ve mutluluğunu tarif edemiyorum.
Artık Atamızın evini ziyaretettikden sonra Türkiye'ye doğru yola koyulduk...

ARTIK ANVATANIMIZDA TÜRKİYE'DEYİZ... Çanakkale'ye doğru yol almaya devam ettik... Çanakkaleye geldiğimizde yaklaşık Selanik'ten bu yana 12 saatir yemek yemediğimiz fark etmiştik. O kadar açıkmışız ki gözümüz doymadı desek yalan olmaz herlade

Yemekten sonra geceyi bir otelde geçirdik ve ertesi sabah Ecebat'geçerek bir tur'a katıldık. Bu kanla sulanmış topraklarda yürürken ,binlerce şehitlerin aziz hatırasını andım ve ruhlarını yad ettim. Benim için duygusal anlardı açıkcası...
Artık İzmir'e hareket etmeden önce Yamaha Diversion 900'ün alt karterinde bir catlak olduğunu ve yağ akıttığını fark ettik. Nasıl yapıcaz, edeceğiz derken o arada tamirci olduğunu söyleyen bir adam, tamirhanesine motoru çekebileceğimizi orada tamir edebileceğini söyledi. "Denize düşen yılana sarılırmış" Yapacak bişi yoktu ve tabiri caiz ise bizim tamirci "Koca karı tedavisi" yapmaya başladı. En azında bizi İzmir'e kadar idare etmesini umuyorduuk. Çok şükür idare etti. ama tam izmir de motor su koyverdi allahtan.
Nihayet sorunsuz bir şekilde İzmire ulaştıktan sonra. . Yamaha'yı hemen servisine verdik ve güzel bir işcilikle sorun çözüldü.Sonunda Memleketim olan Uşak- Banaz ilçesine kazasız belasız ulaşabildim. Değerli arkadaşlar bu gezi yazısını okuduğunuz ve yapacağınız yorumlar için şimdiden herkeze teşekkür ederim.

. Gurbette çalışan ve yıllarca Türkiye'ye Motosiklet le gelmek için hayaller kuran ve bu hayali gerçekleştiren biri olarak tüm Motorcu arkadaşlarıma selamlarım sunuyorum. Evet, Hollanda'da yaşıyorum. Motosiklet tutkum bundan 8 sene önce başladı. O gün bu gündür motosiklet kullanmak bende sizler gibi bir tutkuya dönüştü.Uzun zamandır Motosikletimle Hollanda'dan Türkiye'ye gelmek için hayalini kuruyordum. Ancak bir türlü buna imkan yaratamıyordum. Nihayet bu yıl bunu macera dolu yolculuğu gerçekleştirebildim ve sizlerle bu seyhatimi paylaşmak istiyorum.
Motorum 2005 model Honda Varadero, kardeşimin ki ise Yamaha Diversion 900 model motosikletler.

Evet Malum, Hollanda yağışı ve nemi bol olan bir Ülke olduğundan kardeşimle beraber hazırlıklarımızı tamamladık ,üstümüze yağmurluklarımızı çektik ve yola çıkmaya hazırız.

Yolculuğumuza Rotterdam'dan start aldık.Hava oldukca serindi. Hedef olarak rotamız Almanya'nın güneyine, yani Bavyera eyaletine gitmekti. Orda yaşayan abimin yanında bir gece geçirmek yaklaşık 750 km yolculuğun yorgunluğunu bir nebze olsun atmaktı. Öyle de oldu...
Almanya'nın en güzel eyaletlerinden biri olan Bavyera eyaletinde yolumuzun üzerinde seyirine doyum olmayan eşsiz manzaralarla karşılaşmak mümkündü.


Yolculuğumuz Avusturya'nın içersinde Alp dağlarınını aşarak devam etti. Alp dağlarına tırmandıkca ve rakım yükseldikce hava koşulları oldukca sertleşmişti. Çok fazla durmak veya mola vermek istemiyorduk bir an önce Avusturya- italya sınırına yaklaşıp geceyi Bungalow denilen minik barakalarda geçirmek istiyorduk. Nitekim sağ salim o barakalara ulaşabildik.Yükseklerdeki o sert iklim geçmiş Akdeniz esintilerini hissetmeye başlamıştık. Aşağıdaki Resimde görebilirsiniz...

Barakalarda bir gece geçirdikten sonra ,hedefimiz Yunanistan'a gidecek olan Yolcu gemisine ulaşmaktı. Bunun için İtalya'nın Venedik kentine doğru bir sürüş gerçekleştirmemiz gerekiyordu. Acelemiz yoktu. Venediğe bir gün öncesinden ulaşmış ve kenti gezmek için kendimize zaman ayırmıştık. Kent bizi, Akdenize özgü esintisi ve güzel havası ile karşılamıştı. Romantizmin Şehri olan Venedik ,isminin hakkını veriyordu doğrusu. İlginç bir şehir yapısı ve tarihi binaları hayranlık uyandırıyordu.

Çok nadir görülen Venedik sokakları... cadde diye bir şey yok. Araba veya motosiklet yerine tekneler var. Leonardo Da Vinci'nin eserlerinin sergilendiği müzeye girdik ve çok ilginiz çekebilecek resimler çektik...
]
Leonardo Da Vinci'nin dünyada ilk yaptığı Bisikleti gördük. Notlarını aldığı orjinal el yazması kitapları görülmeye değerdi.
neredeyse 500 yıllık Güneş saati hala çalışmaya devam ediyor.

Eh.. Venediğe geleceğiz de, bir Spagetthi Napolia yemeyelim mi ?

Yolculumuz Yunanistan Limanı da son bulduktan sonra başka bir gemiyle aktarmalı olarak İzmir Çeşme limanına gidecekti. Ancak.Kötü bir süprizle karşılaştık. İzmir çeşmeye doğru gidecek olan gemi, Yunanistan'daki ekonomik krize bağlı olarak, gemi işletmelerin 3 günlük greve gittiklerini ve limandan hiç bir geminin kalkmayacağını öğrendik. Baya soğuk duş etkisi yapmıştı. N'apalım? Kısa bir durum değerlendirmesinden sonra bizde karayoluyla Motorlarmızla Atina - Selanik ve İpsala Gümrük kapısından Türkiye'ye doğru yol almak için gerekli hazırlıkları tamamladık. Atinada bir gün, gelmişken Atamızın doğduğu ev olan Selaknik'te de bir gün geçirmeyi kararlaştırdık. Atinaya vardığımızda, İnsanlar gösteri ve Protesto yapmak için hazırlıklar yapıyorlardı. Yunanistan parlamento binasının önü kalabalıklaşmaya başlamıştı. Yeterli kalabalık ulaştığında gösteriler başladı. Bizde katıldık gösteriye
Artık Atamızın evini ziyaretettikden sonra Türkiye'ye doğru yola koyulduk...

ARTIK ANVATANIMIZDA TÜRKİYE'DEYİZ... Çanakkale'ye doğru yol almaya devam ettik... Çanakkaleye geldiğimizde yaklaşık Selanik'ten bu yana 12 saatir yemek yemediğimiz fark etmiştik. O kadar açıkmışız ki gözümüz doymadı desek yalan olmaz herlade

Yemekten sonra geceyi bir otelde geçirdik ve ertesi sabah Ecebat'geçerek bir tur'a katıldık. Bu kanla sulanmış topraklarda yürürken ,binlerce şehitlerin aziz hatırasını andım ve ruhlarını yad ettim. Benim için duygusal anlardı açıkcası...
Artık İzmir'e hareket etmeden önce Yamaha Diversion 900'ün alt karterinde bir catlak olduğunu ve yağ akıttığını fark ettik. Nasıl yapıcaz, edeceğiz derken o arada tamirci olduğunu söyleyen bir adam, tamirhanesine motoru çekebileceğimizi orada tamir edebileceğini söyledi. "Denize düşen yılana sarılırmış" Yapacak bişi yoktu ve tabiri caiz ise bizim tamirci "Koca karı tedavisi" yapmaya başladı. En azında bizi İzmir'e kadar idare etmesini umuyorduuk. Çok şükür idare etti. ama tam izmir de motor su koyverdi allahtan.
Nihayet sorunsuz bir şekilde İzmire ulaştıktan sonra. . Yamaha'yı hemen servisine verdik ve güzel bir işcilikle sorun çözüldü.Sonunda Memleketim olan Uşak- Banaz ilçesine kazasız belasız ulaşabildim. Değerli arkadaşlar bu gezi yazısını okuduğunuz ve yapacağınız yorumlar için şimdiden herkeze teşekkür ederim.
