- Katılım
- 12 Şub 2017
- Mesajlar
- 4,121
- Konu Yazar
- #41
dövme cezaevi işi mi ?
Hatır işine öyle oluyor.. Amatör..:mrgreen: Birde bayağı eski dedim ya yenilenmesi lazım..
dövme cezaevi işi mi ?
sorgunuz benden 3 nüzü alıyorum içeri,
dur önce bi banlıyım![]()
sorgunuz benden 3 nüzü alıyorum içeri,
dur önce bi banlıyım![]()
Bir köpeği yavruyken alıp büyütmeyen insan, insanı dost sanar.
Askerliğimi veteriner olarak yaptım.
Mayıncı ruh hastası bir Belçika Malinois ile.
Adı zifir'di, 1 buçuk kilometre mesafeden taramaya başlayıp mayın bulma rekoru vardı.
2 defa ayak bileğimden bir defa baldırımdan ısırmışlığı oldu ama canı sağolsun, birbirimize alışma evresinde çok kavga ettik
Askerliğim bittikten sonra 2 defa ziyaretine gittim.
Beni tanımayan askerler abi girme yanına bu hayvan çok sıkıntılı dedi, ama sağolsun zifir otur dediğimde ikiletmeden oturuyodu.
Teskere aldığım gün hiç birşey Zifirin kafes arkasından bakışı kadar koymadı bana.
Bu yaz yine gidicem yanına inşallah.
8 yaşına geldi son gördüğümde hastalanmaya başlamış görevden muaf kalmıştı.
Onlarca madalyası plaketi var başarılı görevlerinden dolayı.
Çok istedim vermelerini ama olmadı, Alay komutanına kadar yalvardım, sivil hayatta büyük sıkıntı olacağı, insanlara karşı ölüm makinesi olduğu için mümkün değil dediler.
Çoğu çocukluk arkadaşımı unuturum zifiri unutmam.
Çok deli agresifti, hareket eden herşeyi öldürme isteği vardı.
Aslında zifir için normal birşey, Asker bi köpek sonuçta, görevi bu.
Biz cobraya binmeye korkarken zifir helikopterin sesini duyunca gezmeye gideceğini anlayıp başlardı çıldırmaya.
Çocukluğumdan bu yana hep köpeklerle içli dişli oldum ama zifirden sonra hiç bi köpeği sahiplenmek gelmedi icimden.
Öldüğüm zaman sevdiklerimi yanımda görme şansım olacaksa eğer, zifir ayağımın dibinde olacak eminim.
---------- Mesajlar birleştirildi - 16:44 ---------- bir önceki mesaj zamanı 16:31 ----------
Zifir ile olan fotoğrafları hep kaybettim malesef, bu Zifirin yavrusu Yuna, askerliğimin son 1 ayları felan, eğittiğim son ruh hastası.
Aynı babasının kızı.
Az kamuflaj ziyan etmedik sağolsun, pacalarimiz hep yırtıkdı.
Hey gidi günler.
https://i.hizliresim.com/lWdk0g.jpg
Elebaşımız kim bizim şimdi?
---------- Mesajlar birleştirildi - 18:07 ---------- bir önceki mesaj zamanı 18:04 ----------
Mrmud sen askerde endurocu değilmiydin yani???
Hayret.
Abla yalan herşeyin başı müd.
Elimde kanıtlarım var.![]()
Ben mahsum, ben esker.
---------- Mesajlar birleştirildi - 17:20 ---------- bir önceki mesaj zamanı 17:18 ----------
La dün gece sabaha kadar askerlik anılarını dinledim zaten wp'dan.hay zifirine.![]()
Dağcıydım Enduro sayılır.
---------- Mesajlar birleştirildi - 19:20 ---------- bir önceki mesaj zamanı 19:19 ----------
Başka anıları da gördün inkar etme şimdi![]()
1924 yılında Tokyo Üniversitesinde görev yapan Japon profesör Hidesaburo Ueno, küçük bir köpek yavrusu edindi kendine.
Profesör Ueno, Japoncada sekiz tane anlamına gelen Hachiko adını koydu köpeğine...*
Beraberliklerinin sadece bir yıl süreceğini bilmiyordu. Ama o bir yılda dünya tarihine geçecek, kitaplara, filmlere konu olacak bir ilişki yaşadılar.
Safkan Akita cinsi beyaz bir erkek köpek olan Hachiko, her sabah üniversiteye gitmek için evden metroya yürüyen sahibine eşlik etti...
Metronun dış kapısına kadar getirdiği sahibini uğurladıktan sonra da eve döndü.
Çok geçmeden bir akşam üniversite dönüşünde metronun çıkışında Hachikoyu kendisini beklerken gördü profesör ve çok şaşırdı.
Bu akıllı köpek sahibinin akşam eve dönüş saatlerini hesaplayarak ve aynı yolu kullanacağını düşünerek metronun önüne gitmişti.
Ondan sonraki bir yıl boyunca her sabah sahibini metroya kadar götürdü, her akşam iş çıkışında da metronun önünde karşıladı Hachiko...
Hiç saatini şaşırmadı...
Ama bir akşam metrodan çıkmadı profesör, gözleri metronun kapısında gece boyunca bekledi Hachiko.
Bir sonraki akşam yine yoktu profesör...
Üçüncü akşam metrodan yine çıkmadı...
Dördüncü, beşinci akşam yok yok...
Üniversitede kalp krizi geçirip ölmüştü profesör.
Hachiko her akşam sahibim metrodan çıkacak diye inatla bekledi.
Haftalar, aylar boyunca her akşam Tokyo metrosunun Shibuya istasyonun kapısına gitti...
Tam 10 yıl boyunca...
12 yaşındayken metronun kapısında öldü Hachiko...
Bugün Tokyoya gidenler Shibuya istasyonun kapısında yukarıda fotoğrafını gördüğünüz heykelle karşılaşır.
ışte o Hachikodur...
Japonlar, sadakat ve insan-hayvan ilişkisinin sembolü olarak ölümünden hemen sonra diktiler bu heykeli...
ıkinci Dünya Savaşından sonra da unutmadılar Hachikoyu ve 1948de yeni heykel yaptılar.
Bugün Shibuya istasyonun o kapısı Hachiko çıkışı olarak biliniyor ve Tokyonun en önemli buluşma merkezlerinden biri.
Filmini ne yapip edip izleyin elimin uzerinde dovmesi durur bu essek sipasinin.
2007 yılında amcam Konya'dan çok iyi cins av köpeği göndermişti. Bizde o dönem dedemden kalma bahçeli evde kalıyoruz yazın. Avla bi işimiz yok ama yavruyken aldım beslemeye başladım.
Adını Tarzan koymuştum.
Tarzan ile çok iyi arkadaş olduk. Tabi gezdirirken normal köpek gibi gezmiyor. İz sürücü olduğundan sürekli koklayarak gidiyor. Zinciri çekiştiriyor filan. Normal köpek gibi gezdiremesemde onu öyle sevdim. Hastalandığında sanki evladım hasta gibi gece gündüz uğraştığımı bilirim. Kışın evimize döndüğümüzde ise -o zamanlar halısaha işi yapıyorduk- halısahaya bıraktım. Orda hem babamın güvercinleri koruyor hemde ben gidemediğimde ilgilenecek kişi oluyordu.
2008 yılında halısahayı devrettik ve köpeği götürecek yerim kalmadı. O civarda bakan olur diye serbest bıraktık. Ailemi bi türlü ikna edemedim. Apartman sonuçta.
İki hafta sabredebildim. İki hafta sonunda halısahanın o tarafa gittim. Uzaklardan beni görmesiyle koşması bir oldu. Sevinçten çıldırdı Tarzan. Uzaktan gören köpek bana saldırıyor zanneder. Atlıyor zıplıyor yalıyor filan.
"Seni ne olursa olsun götürecem lan" dedim. Anladı heralde. Takıldı peşime. Yürüye yürüye gidiyoruz. Baya uzak mesafeyi beraber gittik. Dedemin eski evine vardık. Oraya bıraktım.
Her gün okula giderken önce oraya gidip sabahın köründe yemeğini suyunu veriyordum. Okul dönüşündede oynamaya gidiyordum. Mesafe uzak ama umursamıyorum.
Bir gün babamla haftasonu beraber gittik. Bahçenin kapıyı açınca normalde bana koşması lazımdı. Koşmadı. Biraz seslendim yine gelen giden yok. Evin alt katına gittim orda yerde yatıyordu. Hareketsiz. Çevirdiğimde şok oldum. Kafasının sol tarafı komple kan.
Bağlamıyordum bahçede dolaşırdı. Canı sıkılınca başka yerleride dolaşır gelirdi. Gittiği yerde biri ona kürek vb bişeyle vurmuş. Yaralanmış. Yerine gelip orda ölmüş.
Allah o vuranın belasını versin. Normalde ben duygusuz bi insanım pek bişeye üzülmem. Ama ona baya üzülmüştüm.
Buda böyle bir anımdır işte.
Köpek sevgisi çok başka bi durum. Köpeklerin insana sevgiside başka hayvanlarda yok. İnşallah ilerde evlendiğimde bahçeli evde yaşayacağım ve yine köpek alacağım. Aksaray Malaklısı besleme niyetim var.
Bu filmi nasıl kaçırmışım . Dün tavsiyeniz üzerine indirip izledim. Muhteşemdi yani insan tek başına izleyince daha çok ağlıyormuş onu da anladım. İtiraf ediyorum sular seller gibi gözyaşı döktüm.
hort......