Hocam atiyorsunuz :mrgreen:
Simdi birsey geldi aklima..
aziz nesin in kitabinda okumustum..
Amazonlari bilirsiniz..
Bir deyime göre osmanli taaaaaaaaaa oralara kadar gitmis :mrgreen:
Bu amazon u görünce amma uzun amma uzun demis..
bu amazon bu amma uzun amma uzun buradan kalmis
Hangisini atıyorum, hepsini mi timsah olanını mı. Belgeleyebilirim.
---------- Mesaj ekleme zamanı: 04:16 ---------- İlk mesajı ekleme zamanı 03:52 ----------
Muhtemelen burası yeri değil ama belirteyim işte size Osmanlı Döneminde İstanbul Deniz Ulaşımı isimli kitabımdan vapurla ilgil alıntı:
Kayıkçıların önemlerini kaybetmelerini hazırlayan temel sebep vapurların çalışmaya başlamasıdır . Buhar gücü kullanan ilk vapur denemeleri Fransa ve İngiltere'de 1770-1790 yıllarında nehir ve göllerde yapılmıştır. 1807'de Robert Fulton'un Hudson nehri üzerinde işlettiği tekne sürekli bu¬har gücüyle çalışan ilk vapurdur. Avrupa'daki ilk vapur John Wood'un 1811-1812'de Glasgow limanında inşa ettiği Comet'dir. Açık denizde önceleri kısmen buhar kısmen de yelken gücüyle hareket eden gemilerden 1835-40 arasında sadece buharla hareket eden çarklı gemilere geçil¬miş¬tir. İstanbul'a ilk buharlı gemi ise 1828 yılında gelmiştir. Swift ismini taşıyan ve Kaptan Kelly'nin kumandasında olan bu vapur padişah için satın alınmıştı. Sultan II. Mahmud İstanbulluların Buğ gemisi dedikleri bu vapurla Adalar'a, Çekmece'ye kadar deniz gezintileri yapmaktaydı, hatta 1831'de Gelibolu'ya da gitmiştir. Sultan II. Mahmud Tersane'de buharlı gemi yapımını da desteklemiş ve bu işler için genellikle İngiliz'lerden istifade edilmiştir. İstanbul tersanesinde buharlı gemi inşasına 1838 yılında başlanmakla birlikte daha önce İngiltere'den Tersane için vapurlar satın alınmıştır.
Burada dipnotlar çıkmadı, ben de aşağıya bu paragraftaki dipnotlarımı ekliyorum.
Nitekim XX. asır başlarında İstanbul'u oldukça iyi dolaşan Dwight, kayıkçıların belli bir tarifesi olmadığını ve iskele kahvelerinde oturarak müşteri beklediklerini, vapurların onların kazancını son derece olumsuz etkilediğini ve yaşamayı nasıl becerebildiklerine hayret ettiğini yazıyor. Ancak Dwight'ın bahsettiği kayıkçılar Boğaz kayıkçılarıdır. (Bu seyahatnamede ayrıca 1908 ve sonrası siyasal hayatına dair gözlemler ile pek çok fotoğraf da yer alıyor.) Kayıkçılarla ilgili bahis için bkz. H. G. Dwight, Constantinople Old and New, London 1915, s. 396. Nitekim, 1920'lerin sonunda İstanbul ve Ankara'yı ziyaret eden George Wharton, Galata köprüsü civarındaki vapurların çokluğuna rağmen antik kayıkların da hala var olduğunu ve su üzerinde kayık görüntülerinin eskisinden çok daha az olmadığını söylüyor. (Edwards, a.g.e., s. 293).
Müller-Wiener, a.g.e., s. 78-79.
Şehsuvaroğlu, a.g.e., s. 265; Müller-Wiener'in tesbitine göre 1827 yılı Ağustosunda İstanbul'a gelen bu gemi Darbhane müdürü tarafından satın alınarak Sultan Mahmud'a hediye edilmiştir. Sürat adı verilen bu gemiyi padişah bir kaç yıl özel yatı olarak kullanmıştır. 1829'da bu gemiyle ilk defa yolculuğa çıkarak Tekirdağ'a gitmiştir. Müller-Wiener MacFarlane'in Swift isimli bu vapurla Türkiye'ye geldiğine göre verdiği 1827 Ağustos tarihinin doğru olduğun söylüyor. (Müller-Wiener, a.g.e., s. 84), Ancak Sultan Mahmud'un Tekirdağ gezisi için Abdülkadir Özcan, Lütfi Efendi, Tarih İstanbul 1291, c. II, s. 61-62'den naklen 3 Şaban 1245 (28 Ocak 1830) tarihini veriyor (Abdülkadir Özcan, "II. Mahmud'un Memleket Gezileri", Prof. Dr. Bekir Kütükoğluna Armağan, İstanbul 1991, s. 362).
Şehsuvaroğlu, a.g.e., s. 259.
Şehsuvaroğlu, a.g.e., s. 232; İngilizlerden destek alınmasının yanında, Sultan Abdülmecid döneminde Avrupa'ya vapur fabrikalarında staj yapmak üzere onbir kişinin gönderilmesine karar verilmesi, sonuçları tartışılsa da devletin teknolojik açıdan yenilenme gayretlerini göstermektedir. Bu husus için bkz. Mücteba İlgürel, "Buharlı Gemi Teknolojisini Osmanlı Devletinde Kurma Teşebbüsleri", Çağını Yakalayan Osmanlı, İstanbul 1995, s. 147.
DİĞERLERİNİ DE EN KISA ZAMANDA YAZACAĞIM
---------- Mesaj ekleme zamanı: 04:19 ---------- İlk mesajı ekleme zamanı 04:16 ----------
Aziz Nesin yaşasaydı Amazon meselesini ona sorardık, kim demiş, ne zaman demiş diye.
---------- Mesaj ekleme zamanı: 04:23 ---------- İlk mesajı ekleme zamanı 04:19 ----------
Sadece bir eğlence devri olarak anılan, fakat bunu yanında Türk hayatına birçok yenilikle katkıda bulunan Lâle Devri (1718-1730) ve sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, İstanbul'da ilk yangın tulumbasını yapmış ve bunu bir yangında kullanmış olan aslen Fransız Davut Gerçek Ağa isimli kişinin icadı üzerinde durarak Yeniçeri Ağalığı'na bağlı Yangın Tulumbaları Ocağı'nı kurmuştur
---------- Mesaj ekleme zamanı: 04:27 ---------- İlk mesajı ekleme zamanı 04:23 ----------
1719 yılının sonbaharında, Haliç’de sandal sefası yapanların bakışları suların köpürmeye başladığı yere doğru çevrilir. Sandallardaki hareketsizlik mavi sulardan dev gibi bir timsahın çıkmasıyla paniğe dönüşür. Kollarıyla küreklere asılanlar bir an önce kıyıya ulaşma çabasında iken, sahilde toplanan İstanbullular korku içinde birbirlerine canavarı gösterirler.
Aynalıkavak Kasrı’nın önüne gelen timsah, burada suya dalar ve gözden kaybolur. O gün, dönemin Padişahı III.Ahmet’in, oğulları Süleyman, Mehmet, Mustafa ve Beyazıt’ı 5.000 fakir çocuk ile sünnet ettirişinin 13 ncü günüdür... Ve timsah, Padişahın çocuklarıyla oturduğu kasrın önünde yeniden su üstüne çıkar. Halk, timsahın açılan ağzından 5 çenginin başlarında pilav ve zerde tepsileri ile çıkışını şaşkınlıkla izler.
Tüm bu olup bitenlerin mucidi, sarayın Baş Mimarı İbrahim Efendi’den başkası değildir. İbrahim Efendi, sünnet düğününün dillere destan olması ve yüzyıllar sonra da konuşulması için timsah şeklinde bir denizaltı yapmayı düşünmüştür.
Belki de, tarihte ilk kez bir denizaltının bu kadar çok kişi ile yüzdürüldüğü ilk deneme olan İbrahim Efendi’nin gösterisi,
Levni’nin minyatürleriyle resimlenmiş olan şair
Seyyid Vehbi Hüseyin’in “Surname”’sinde yer alır.