- Katılım
- 9 Mar 2016
- Mesajlar
- 343
- Konu Yazar
- #1
Merhaba Arkadaşlar. Size Motosiklet kullanmaya nasıl başladığımı anlatmak istiyorum.
Bir yaz günü (2002) babamla herzamanki gibi motora biniyorduk. Motor dediğime bakmayın o bir mobiletti (peugeot103). Neyse
Babamla birlikte motor sürmek(artçı olarak) çok hoşuma gidiyordu. İşte O yaz günü babam motoru sakin bir yere sürdü ve durdu.
Babama neden durduğunu sorduğumda: ''Haydi sıra sende. Çok kolay. Bisikletten farkı yok. Pedal çevirmek yerine gaz kolunu çeviriyorsun.'' dedi.
Nasıl olur? Nasıl sürerim? Derken kendimi sürücü selesinde buldum. Heyecandan ellerim ayaklarım titriyordu. Daha 8 yaşındaydım.
"Yok baba. Ben bunu süremem ki!" dedim. Babamın sürersin demesi bana cesaret veriyordu. Yeterli cesareti toplayana kadar "Süremem" deyip "Sürersin!"
cevabını aldım. Bayağı uğraştık. Babam motordan 3 5 adım uzaklaştı. Şu gaz bu fren diye göstermedi çünkü merakımdan dolayı daha erken yaşlarda sorup
öğrenmiştim. " Oğlum sağ elin çok önemli. Korktuğunda, durmak istediğinde, bir tehlike hissettiğinde onu kapatmayı sakın unutma! Genelde ilk süren kişiler gaz kolunu
kapatmayı unutup düşerler." Belki başka şeyler de söylemişti fakat motor kullanacak olmanın büyüsü beni kendine çekmişti. Tek duyduğum şey
2 zamanlı motorun çatırtılı patırtılı çalışması ve burnuma gelen yanık yağ kokusuydu. Ağzım kulaklarımdaydı. Sırıtmaktan yanaklarım ağrıyordu.
Ve işte O an! Gaz kolunu hafifce çevirdim, motorun sesinin artmasıyla ilerlemeye başladım. Yolun bozukluğunu ayağımda hissediyordum. Arkadan
"AYAKLARINI KALDIR!" diye bağırdı babam. Evet unutmuşum. Doğru ya ayaklarımı pedallara koymalıyım. Aman Allah'ım Ne kadar güzel
bir his bu! Ellerim gidonu sıkmaktan ağrıyordu. Ama olsun. Rüzgarın vücudumu okşaması tüm ağrıyı alıyordu. Orada sadece motor ve ben vardık. Bu
güzel anı hiçbirşey bozama... Eyvah! Yol bitti! Dönmem lazım. Bu kocaman şey çok da ağır! Bisikletten tek farkının gaz kolu olmadığını anlamıştım.
Durdum hemen. Bu ses de ne? Tabii ya gaz kolu açık. Hemen kapattım. Duydumu acaba kapatmadığımı diye arkama dönüp baktım. Babam çok mutluydu. Bi yandan beni
alkışlıyor. Bir yandan da elleriyle hayali bir gidonu tutarak nasıl dönmem gerektiğini gösteriyordu. Önüme döndüm ve yavaşca bisiklet gibi ayağımla ittirerek dönüşü
tamamladım. Babama bakarak ona doğru sürüyordum. Yanına gittim " Devam devam!" dedi. Aynı şekilde 3 4 tur attıktan sonra " Haydi bakalım son kez dön gel
yanıma." dedi. Sonuncusunda ayağımla itmek yerine gaz koluyla bir kamyon kadar yer kaplayarak döndüm ve yanına gittim. "Bugünlük bu kadar yeter." dedi. Ben
hala şoktayım tabi. Az önce kocaman bir motor sürmüştüm. Eve doğru dönerken " Oğlum, sakın benden habersiz motora binme. Ne zaman istersen bana sor.
Ben izin veririm. Ama mutlaka sor! Zaten bu motor artık senin." Sevinçten ne diyeceğimi bilmiyordum. Devam etti: " Ha bu arada yavaş ve çok dikkatli sür ki annenle
papaz olmayalım."
Okuduğunuz için teşekkür ederim
Bir yaz günü (2002) babamla herzamanki gibi motora biniyorduk. Motor dediğime bakmayın o bir mobiletti (peugeot103). Neyse
Babamla birlikte motor sürmek(artçı olarak) çok hoşuma gidiyordu. İşte O yaz günü babam motoru sakin bir yere sürdü ve durdu.
Babama neden durduğunu sorduğumda: ''Haydi sıra sende. Çok kolay. Bisikletten farkı yok. Pedal çevirmek yerine gaz kolunu çeviriyorsun.'' dedi.
Nasıl olur? Nasıl sürerim? Derken kendimi sürücü selesinde buldum. Heyecandan ellerim ayaklarım titriyordu. Daha 8 yaşındaydım.
"Yok baba. Ben bunu süremem ki!" dedim. Babamın sürersin demesi bana cesaret veriyordu. Yeterli cesareti toplayana kadar "Süremem" deyip "Sürersin!"
cevabını aldım. Bayağı uğraştık. Babam motordan 3 5 adım uzaklaştı. Şu gaz bu fren diye göstermedi çünkü merakımdan dolayı daha erken yaşlarda sorup
öğrenmiştim. " Oğlum sağ elin çok önemli. Korktuğunda, durmak istediğinde, bir tehlike hissettiğinde onu kapatmayı sakın unutma! Genelde ilk süren kişiler gaz kolunu
kapatmayı unutup düşerler." Belki başka şeyler de söylemişti fakat motor kullanacak olmanın büyüsü beni kendine çekmişti. Tek duyduğum şey
2 zamanlı motorun çatırtılı patırtılı çalışması ve burnuma gelen yanık yağ kokusuydu. Ağzım kulaklarımdaydı. Sırıtmaktan yanaklarım ağrıyordu.
Ve işte O an! Gaz kolunu hafifce çevirdim, motorun sesinin artmasıyla ilerlemeye başladım. Yolun bozukluğunu ayağımda hissediyordum. Arkadan
"AYAKLARINI KALDIR!" diye bağırdı babam. Evet unutmuşum. Doğru ya ayaklarımı pedallara koymalıyım. Aman Allah'ım Ne kadar güzel
bir his bu! Ellerim gidonu sıkmaktan ağrıyordu. Ama olsun. Rüzgarın vücudumu okşaması tüm ağrıyı alıyordu. Orada sadece motor ve ben vardık. Bu
güzel anı hiçbirşey bozama... Eyvah! Yol bitti! Dönmem lazım. Bu kocaman şey çok da ağır! Bisikletten tek farkının gaz kolu olmadığını anlamıştım.
Durdum hemen. Bu ses de ne? Tabii ya gaz kolu açık. Hemen kapattım. Duydumu acaba kapatmadığımı diye arkama dönüp baktım. Babam çok mutluydu. Bi yandan beni
alkışlıyor. Bir yandan da elleriyle hayali bir gidonu tutarak nasıl dönmem gerektiğini gösteriyordu. Önüme döndüm ve yavaşca bisiklet gibi ayağımla ittirerek dönüşü
tamamladım. Babama bakarak ona doğru sürüyordum. Yanına gittim " Devam devam!" dedi. Aynı şekilde 3 4 tur attıktan sonra " Haydi bakalım son kez dön gel
yanıma." dedi. Sonuncusunda ayağımla itmek yerine gaz koluyla bir kamyon kadar yer kaplayarak döndüm ve yanına gittim. "Bugünlük bu kadar yeter." dedi. Ben
hala şoktayım tabi. Az önce kocaman bir motor sürmüştüm. Eve doğru dönerken " Oğlum, sakın benden habersiz motora binme. Ne zaman istersen bana sor.
Ben izin veririm. Ama mutlaka sor! Zaten bu motor artık senin." Sevinçten ne diyeceğimi bilmiyordum. Devam etti: " Ha bu arada yavaş ve çok dikkatli sür ki annenle
papaz olmayalım."
Okuduğunuz için teşekkür ederim