- Katılım
- 18 Ocak 2010
- Mesajlar
- 113
- Konu Yazar
- #1
Uzun geçen yağmurlu günlerin ardından dört günlük 19 Mayıs tatili bizim için bulunmaz fırsattı.
Mehmet hocamla daha önceden planladığımız gibi Fethiye’deki enduro festivaline katılmaya karar verdik.
Hem uzun bir rotada doyasıya gaz açacak hemde dostlarla kamp yapacaktık…
Ben Konya‘dan, Mehmet hocam Bozyazı‘dan yola çıkıp Alanya’da buluştuk…
19 Mayıs Perşembe akşamı Alanyada geceleyip ,Cuma sabah kahvaltımızı yapıp yola çıkıyoruz…
Bu vesile ile o an tatilde olan çocuklarımı,kayın babam ve kayın validemi de görmüş olduk..
Alanya da bahar ve çiçekler her zamanki gibi muhteşemdi…
Cuma sabah Alanyadan yola çıkıp ,Antalya ya varıyoruz.Motorcu dostlarımızla Harput Motorda keyifli sohbetin ve alışverişin sonrasında Korkuteli üzerinden Fethiye ye inmeye karar veriyoruz …
Bu arada kendisi Türkiye drag şampiyonu ve motorcu dostu olan ,Harput Motorun işletmecisi kardeşime ilgisi ve sıcak yaklaşımından dolayı teşekür ediyorum.Buradan güvenle alışveriş yapılır…
Korkutelinde hava çok serinledi.Termal içlikleri takalım mı takmayalım mı derken üşüdük,acıktık ve Fethiye ye yaklaştık…
Fethiye ye yaklaşık 50 km mesafede dağlardan inmeden daha önceden de durduğum Yayla Restaurant da mola verdik.Tatmaya değer Karadeniz pidesi yapan çok temiz bir lezzet durağı…
Yemekten sonra hemen dağlardan inip Fethiye ye ulaşıyoruz…Mersin den gelen dostlarımız Mustafa hocam,eşi Suna abla ve Bora kardeşim çadır yerlerimizi ayırdılar bizi bekliyorlar…
Vakitlice kamp alanına ulaşıyoruz…
Yanından dere geçen oraman içinde harika bir kamp alanı…
Hemen çadırlarımızı kurup yerleşiyoruz…
Bu iki güzel insan gelir gelmez, ilk defa karşılaşmamıza rağmen öyle candan karşıladılar ki kendimi kırk yıllık dost meclisinde buldum…
Bu arada Bora kardeşimi de unutmayayım…
Kampımızın reisi kendi elleriyle demlediği çaylarını hiç eksik etmedi…
Gecenin sessizliğinde,yıldızların altında dostlarla keyifli sohbet ve o güzelim çaya doyulmuyor..
Erken kalkan çayı demler…
Evin en küçüğüde kahvaltı hazır olunca kalkar…
Güzel bir kahvaltıdan sonra yarışlara kadar Kaya Köy gezisi yapmaya karar veriyoruz ve atlıyoruz motorlara…
Kaya Köy ;Ölüdeniz e inerken sağda yaklaşık 5 km içerde.Mübadele öncesi Rumların yaşadığı tamamen taş yapılardan oluşan görülmeye değer bir yerleşke...Taş mimarisinin güzelliğinin yanı sıra, evlerin birbirinin güneşini ve manzarasını kapatmayacak şekilde dağlık bölgedeki yerleşimi çok enteresan…
Kaya Köy kalıntılarının girişinde çok sıcak insanlar evlerinin bir bölümünde işlettikleri tesislerinde sizleri karşılıyor…
Daha önce de geldigim bu güzel ve doğal ortamda soluklanıyoruz…
Artık gezme zamanı…
Kalıntıların arasında Ölüdeniz e giden bir patika var.Bu gidişimizde vaktimiz olmadığı için gidemedik ama kesinlikle tavsiye ederim.
Patikayı takip edip ormanın içinden Kaya Köy ün arkasındaki tepeyi aşınca kendinizi Ölüdenizin sırtlarında buluyorsunuz.Tarifi imkansız bu güzellik görülmeye ve emek çekmeye değer.Bir tarafınızda Ölüdeniz ,bir tarafınızda aşağıdan göremiyeceğiniz akvaryum gibi koylar…
Kaya Köy den sonra enduro yarışlarına yetişmek üzere kamp alanına doğru yola çıkıyoruz…
Sefaköy deki kamp alanımıza yaklaşırken köy içinde bir düğün kalabalığı görüyoruz…Kampa geldiğimizde Mehmet hocam düğün sahibine hayırlı olsun dememiz gerektiğini söylüyor…
Yemekli köy düğünü olduğunu düşününce bu teklife atlıyorum.Öğlen olmuş,karnımız acıkmış…
Hayırlı olsun deyip düğün evine giriyoruz.Düğün sahibi bizi karşılayıp ‘Siz Tanrı misafirisiniz’deyip bizi bir masaya oturtuyor…Sonrasında gelsin kurular gitsin keşkekler….
Seninle yola çıkan aç kalmaz Mehmet hocam…
Artık yarış alanındayız.Burası enduro dünya şampiyonasının yapıldığı pist…
Yarışanlar Ege ve Akdeniz bölgesinden gençler…Hepsi birbirinden yetenekli ve gözü kara…Bu çocukların ellerinden tutulursa yeni Kenanların yeni dünya şampiyonlarının çıkması içten bile değil….
Ama sahip çıkmakla,eğitimle ve finansmanla…
Tabiî ki akşam yavaş gitme yarışı…
Bora kardeşim bizim obanın yegane temsilcisi olarak yarışa katılıyor…Tam kadro tezahürat için oradayız…
Yarış başlıyor…
Başlarda çok iyi gidiyordu…
Ama sonraları sıkıldı…’’RÜZGARIN OĞLUYUM ben ,yavaşla işim olmaz’’ dedi gazladı ve gözden kayboldu….
Organizasyona katılım beklenenden çok azdı.Ama kampyeri ve ekibimiz muhteşem di…
Mustafa hocamın ve Suna ablamın nezaketi ve uyumu,Bora kardeşimin sevecenliği ve Mehmet hocamın dostluğu her şeye değerdi…
Artık dönüş vakti.Kahvaltıdan sonra toplanıyor ve Mustafa hocamlarla vedalaşıyoruz…
Dönüş rotamız Akdeniz sahilleri…
Önce Kalkan da soluklanıyoruz…
Kaputaş Plajı yine her zamanki güzelliğinde…
İkinci molayı Kaş da veriyoruz…
Finike yakınlarında yol kenarında şirin bir yer görüyoruz..
Ablam o kadar tatlı dilli ki ,bizi hemen bağlıyor.
Ekip arabasının yanına duruyoruz…
Memur beyler o kadar candan ki başlıyor koyu bir sohbet.Bu arada ablamın ev köftelerini tavsiye ediyorlar.Köfte,hele yanındaki turşu muhteşem di….
Şimdi sırada Olympos var…Tarih içinde kaybolma zamanı…
Girişte biraz soluklanıyoruz…
Bora ya ‘’Likyalı kızlar bu duvarın önüne oturur ve güneşin batışını seyraderlermiş’’ diye başlayan fantastik hikayeyi anlatıca ;
Sevgili kardeşim belki onlardan birisi gelir diye beklemeye başladı…
Canım Boram onların üstünden yüzyıllar geçmiş,sen bir yüzyıl daha beklesen GELMEZLER!!!!
Yok Boracım boşuna zorlama ,kimseler yok artık orada…
Ulupınar a uğramadan olmazdı…
Manavgattan sonra dostlarım Mersine ,bende Konya ya doğru ayrılıyoruz…
Toplamda 1350 km lik bu gezi ömrümün kurtarılmış üç gününü kapsıyor…
SEVGİYLE KALIN….
Mehmet hocamla daha önceden planladığımız gibi Fethiye’deki enduro festivaline katılmaya karar verdik.
Hem uzun bir rotada doyasıya gaz açacak hemde dostlarla kamp yapacaktık…
Ben Konya‘dan, Mehmet hocam Bozyazı‘dan yola çıkıp Alanya’da buluştuk…
19 Mayıs Perşembe akşamı Alanyada geceleyip ,Cuma sabah kahvaltımızı yapıp yola çıkıyoruz…
Bu vesile ile o an tatilde olan çocuklarımı,kayın babam ve kayın validemi de görmüş olduk..
Alanya da bahar ve çiçekler her zamanki gibi muhteşemdi…
Cuma sabah Alanyadan yola çıkıp ,Antalya ya varıyoruz.Motorcu dostlarımızla Harput Motorda keyifli sohbetin ve alışverişin sonrasında Korkuteli üzerinden Fethiye ye inmeye karar veriyoruz …
Bu arada kendisi Türkiye drag şampiyonu ve motorcu dostu olan ,Harput Motorun işletmecisi kardeşime ilgisi ve sıcak yaklaşımından dolayı teşekür ediyorum.Buradan güvenle alışveriş yapılır…
Korkutelinde hava çok serinledi.Termal içlikleri takalım mı takmayalım mı derken üşüdük,acıktık ve Fethiye ye yaklaştık…
Fethiye ye yaklaşık 50 km mesafede dağlardan inmeden daha önceden de durduğum Yayla Restaurant da mola verdik.Tatmaya değer Karadeniz pidesi yapan çok temiz bir lezzet durağı…
Yemekten sonra hemen dağlardan inip Fethiye ye ulaşıyoruz…Mersin den gelen dostlarımız Mustafa hocam,eşi Suna abla ve Bora kardeşim çadır yerlerimizi ayırdılar bizi bekliyorlar…
Vakitlice kamp alanına ulaşıyoruz…
Yanından dere geçen oraman içinde harika bir kamp alanı…
Hemen çadırlarımızı kurup yerleşiyoruz…
Bu iki güzel insan gelir gelmez, ilk defa karşılaşmamıza rağmen öyle candan karşıladılar ki kendimi kırk yıllık dost meclisinde buldum…
Bu arada Bora kardeşimi de unutmayayım…
Kampımızın reisi kendi elleriyle demlediği çaylarını hiç eksik etmedi…
Gecenin sessizliğinde,yıldızların altında dostlarla keyifli sohbet ve o güzelim çaya doyulmuyor..
Erken kalkan çayı demler…
Evin en küçüğüde kahvaltı hazır olunca kalkar…
Güzel bir kahvaltıdan sonra yarışlara kadar Kaya Köy gezisi yapmaya karar veriyoruz ve atlıyoruz motorlara…
Kaya Köy ;Ölüdeniz e inerken sağda yaklaşık 5 km içerde.Mübadele öncesi Rumların yaşadığı tamamen taş yapılardan oluşan görülmeye değer bir yerleşke...Taş mimarisinin güzelliğinin yanı sıra, evlerin birbirinin güneşini ve manzarasını kapatmayacak şekilde dağlık bölgedeki yerleşimi çok enteresan…
Kaya Köy kalıntılarının girişinde çok sıcak insanlar evlerinin bir bölümünde işlettikleri tesislerinde sizleri karşılıyor…
Daha önce de geldigim bu güzel ve doğal ortamda soluklanıyoruz…
Artık gezme zamanı…
Kalıntıların arasında Ölüdeniz e giden bir patika var.Bu gidişimizde vaktimiz olmadığı için gidemedik ama kesinlikle tavsiye ederim.
Patikayı takip edip ormanın içinden Kaya Köy ün arkasındaki tepeyi aşınca kendinizi Ölüdenizin sırtlarında buluyorsunuz.Tarifi imkansız bu güzellik görülmeye ve emek çekmeye değer.Bir tarafınızda Ölüdeniz ,bir tarafınızda aşağıdan göremiyeceğiniz akvaryum gibi koylar…
Kaya Köy den sonra enduro yarışlarına yetişmek üzere kamp alanına doğru yola çıkıyoruz…
Sefaköy deki kamp alanımıza yaklaşırken köy içinde bir düğün kalabalığı görüyoruz…Kampa geldiğimizde Mehmet hocam düğün sahibine hayırlı olsun dememiz gerektiğini söylüyor…
Yemekli köy düğünü olduğunu düşününce bu teklife atlıyorum.Öğlen olmuş,karnımız acıkmış…
Hayırlı olsun deyip düğün evine giriyoruz.Düğün sahibi bizi karşılayıp ‘Siz Tanrı misafirisiniz’deyip bizi bir masaya oturtuyor…Sonrasında gelsin kurular gitsin keşkekler….
Seninle yola çıkan aç kalmaz Mehmet hocam…
Artık yarış alanındayız.Burası enduro dünya şampiyonasının yapıldığı pist…
Yarışanlar Ege ve Akdeniz bölgesinden gençler…Hepsi birbirinden yetenekli ve gözü kara…Bu çocukların ellerinden tutulursa yeni Kenanların yeni dünya şampiyonlarının çıkması içten bile değil….
Ama sahip çıkmakla,eğitimle ve finansmanla…
Tabiî ki akşam yavaş gitme yarışı…
Bora kardeşim bizim obanın yegane temsilcisi olarak yarışa katılıyor…Tam kadro tezahürat için oradayız…
Yarış başlıyor…
Başlarda çok iyi gidiyordu…
Ama sonraları sıkıldı…’’RÜZGARIN OĞLUYUM ben ,yavaşla işim olmaz’’ dedi gazladı ve gözden kayboldu….
Organizasyona katılım beklenenden çok azdı.Ama kampyeri ve ekibimiz muhteşem di…
Mustafa hocamın ve Suna ablamın nezaketi ve uyumu,Bora kardeşimin sevecenliği ve Mehmet hocamın dostluğu her şeye değerdi…
Artık dönüş vakti.Kahvaltıdan sonra toplanıyor ve Mustafa hocamlarla vedalaşıyoruz…
Dönüş rotamız Akdeniz sahilleri…
Önce Kalkan da soluklanıyoruz…
Kaputaş Plajı yine her zamanki güzelliğinde…
İkinci molayı Kaş da veriyoruz…
Finike yakınlarında yol kenarında şirin bir yer görüyoruz..
Ablam o kadar tatlı dilli ki ,bizi hemen bağlıyor.
Ekip arabasının yanına duruyoruz…
Memur beyler o kadar candan ki başlıyor koyu bir sohbet.Bu arada ablamın ev köftelerini tavsiye ediyorlar.Köfte,hele yanındaki turşu muhteşem di….
Şimdi sırada Olympos var…Tarih içinde kaybolma zamanı…
Girişte biraz soluklanıyoruz…
Bora ya ‘’Likyalı kızlar bu duvarın önüne oturur ve güneşin batışını seyraderlermiş’’ diye başlayan fantastik hikayeyi anlatıca ;
Sevgili kardeşim belki onlardan birisi gelir diye beklemeye başladı…
Canım Boram onların üstünden yüzyıllar geçmiş,sen bir yüzyıl daha beklesen GELMEZLER!!!!
Yok Boracım boşuna zorlama ,kimseler yok artık orada…
Ulupınar a uğramadan olmazdı…
Manavgattan sonra dostlarım Mersine ,bende Konya ya doğru ayrılıyoruz…
Toplamda 1350 km lik bu gezi ömrümün kurtarılmış üç gününü kapsıyor…
SEVGİYLE KALIN….