- Katılım
- 3 Eyl 2008
- Mesajlar
- 932
- Konu Yazar
- #1
Emrello’nun Belalı Rotaları – ÖZEL BÖLÜM!
“Bir musibet, bin nasihatten evladır.” (Atasözü)
Motosiklet.net’e bir süredir takılan arkadaşlar sanırım karşılaşmışlardır; İstanbul çevresindeki yerlere yaptığım gezileri “Emrello’nun Kaçış Rotaları” adı altında sizlerle paylaşmaya çalışıyorum.
Bu seferki durum ise biraz farklı.
Geçtiğimiz Cumartesi günü (31 Temmuz 2010) yanıma kimseyi bulamayınca tek başına turlamaya karar verdim. Yeni bir güzergah planım olmadığından gezi raporu falan hazırlamayı düşünmedim. Ama olaylar öyle gelişti ki, yaşadıklarımı paylaşmak zorunda hissediyorum kendimi.
Bu yüzden bunu bir gezi raporu olarak düşünmeyin. Zaten fazla fotoğraf da yok. Bunu ders alınacak bir deneyim olarak kabul edin lütfen.
O güne dönecek olursak…
41-77 üzerinden Teke, oradan da Darlık Köyü’ne geçip Şile Yolu üzerinden eve dönmeyi planlıyordum.
Ancak olayın rengi Darlık Barajı yoluna sapmamla birlikte değişecekti.
Yukarıdaki haritada güzergahı gösteren çizginin bittiği yere kadar her şey normal sayılırdı. 41-77 üzerinde bir göletin yakınlarına gittim. Sakin bir göletti, yol topraktı ama problem yaratmadı. Birkaç fotoğraf çektim.
41-77’de yoluma devam ettikten bir sonra Kuzey’e, Teke yönüne saptım. Bu arada ana yoldan ayrılıp birkaç köye de girip çıkmayı ihmal etmedim. Hava artık iyiden iyiye sıcaktı ve yorgunluk kendini hissettirmeye başlıyordu.
Öğlen 13:30 gibi Teke Köyü’ne ulaştım. Burada karnımı doyurduktan sonra Darlık yoluna girmek üzere tekrar güneye döndüm.
Ama kader ağlarını örmeye başlamıştı (hep bu deyimi kullanmak istemişimdir, bugüne kısmetmiş! :bounce: ).
Darlık Barajı’nın stabilize yoluna sapıverdim.
Yol tek kelimeyle berbattı, genelde cevizle elma büyüklüğünde taşlardan oluşan, sizi yere indirmek için bin bir hileye başvuran kaypak bir zeminde ilerlemeyi sürdürdüm. Çok dik tepelere tırmandım, indim. Hatta bir tanesinden inerken kontrolü çok ciddi şekilde kaybettim, ama toparlamayı becerdim. Ve devam ettim (iyi halt ettim).
Manzaralar güzeldi, ama bir süre sonra hafiften bir korku sarmaya başladı bünyeyi. Kilometrelerdir tek bir Allah’ın kuluna rastlamamıştım. Otlayan inekler görmüştüm ama çoban falan yoktu. Yolun kalitesi gittikçe bozuldu.
Birkaç km sonra köprü benzeri bir yapıya geldim. Resim çekerim diye yavaşladım ama neredeyse at büyüklüğünde bir Kangal peşime takıldı. Bayağı da ısrarcıydı. Kangal’dan paçayı kurtardım ama geri dönüş yolum kapanmıştı artık. O köprüden geçip ısırılmayı göze alamazdım. Devam etmek istemiyordum ama tek şansım yolun sonuna kadar gitmekti.
Yol köprüyü geçtikten sonra iyice berbat bir hal aldı. Artık taşların boyu iyice büyümüş motorun kontrolü daha da zorlaşmıştı. Tepeler daha dikleşmeye, bitki örtüsü giderek sıklaşıp orman halini almaya başlamıştı. Bu yola girmeyi planlamadığımdan GPS’imi yanıma almamıştım. Doğru düzgün harita bile bastırmamıştım. Benimkisi kör uçuştu.
Sıcak ve yorgunluğun getirdiği koordinasyon eksikliğini çok net hissedebiliyordum. Durup dinlenmem gerektiğini biliyordum ama yavaşlar yavaşlamaz köpek sesi duyar gibi oluyordum.
Derken, dikçe bir yokuşun başlarında arka tekerleğim yolun ortasındaki taş birikintisine girdi ve tutunmasını yavaş yavaş kaybetti. Motor kafasını sağa doğru bıraktı ve belli bir açıya gelince artık kurtaramayacağımı anladım. Motoru sağ yanına devirdim, kendim ayakta kaldım.
O anda başımdan aşağı kaynar sular döküldü sandım; tepelerin arasında kuş uçmaz kervan geçmez bir yerdeydim. Haritam yoktu, GPS yoktu…
Fren maneti kökünden kırılmış!
Her zaman denilen şekilde soğukkanlılığımı korumaya çalıştım. Üzerimdekileri çıkarıp biraz su içtim. Tekniği hatırlamaya çalıştım. Ama pek faydası olmayacaktı, çünkü ön fren maneti kırılmıştı ve motor hafif yokuş aşağı bakıyordu. Durduğu yer ise oldukça dik bir yokuştu. Uğraştım ama beceremedim. 230 kg’lik Transalp’in hareket etmeye hiç niyeti yoktu. Her denememde ya benim ayaklarım kaydı, motorun tekerlekleri. Taş koydum, tahta parçalarıyla yükseltmeye çalıştım; olmadı. Üstelik uğraşırken bir de aynayı kırdım.
Kaldığım yerden yolun bir görüntüsü.
Dağın başında sakatlanmak istemiyordum. Daha fazla zorlamanın anlamı yoktu. Hava deli gibi sıcaktı ve nerede olduğum konusunda bir fikrim yoktu. Birden aklıma geldi; telefon çekiyor muydu acaba? Çok az ama evet. Beni kurtaran da o oldu zaten. Yanıma suyumu aldım, kafama buff’ımı taktım ve bir tepeye tırmandım. Oradan gördüğüm manzara şuydu:
Yani çevrede hiçbir yerleşim yeri, hiç kimse yok!
Acaba yola yürüyerek devam edip şansımı zorlamak daha mı mantıklı olacaktı? Ya yolun sonu bir tepede bitiyorsa, ya da öncesinde olduğu gibi birkaç tepeyi aşmam gerekiyorsa. Bu sıcakta yola devam etmek çok mantıklı görünmedi.
Tepede telefon biraz daha iyi çekiyordu. Yapacak tek şey vardı: Jandarma’yı aramak! 156 hattındaki arkadaşlar, sağ olsunlar, vakit geçirmeden beni Teke Jandarma Karakolu’ndan arayacaklarını söylediler.
O telefon gelene kadar neler çektiğimi ben bilirim.
Arkadaşlar, ormanın içinde tek başına kalmak inanın çok acayip bir şey. Tamam, Amazon ormanının ortasında değildim ama sanırım o insanların hissettiği çaresizliği aynen hissettim ben de. O anda motor falan düşünmüyorsunuz, tek yaptığım mümkün olduğunca gölge bir yer bulup sakin kalmaya çalışmaktı. Ama paniğe kapılmama ramak kaldığını da net bir şekilde hissediyordum. Suyum az kalmıştı. Yiyeceğim yoktu. Deli gibi terlemiştim ve yazın en sıcak günüydü.
Beklenen telefon tam zamanında geldi. Teke Karakolu’ndan Murat isimli bir astsubay arkadaşa durumu anlattım. Bulunduğum yeri olabildiğince kesin bir şekilde tarif ettim. Az sonra yola çıkacaklarını söyledi ve beklemeye başladım.
Kaldığım noktanın Google Earth görüntüleri şu şekilde:
Tepede mahsur kalalı yaklaşık üç saat geçmişti. Uzaktan bir motor sesi duydum ve kısa süre sonra jandarma aracı olay yerindeydi.
İki kişi, Murat Astsubay ile bir er gelmişti. Motoru kolayca kaldırdık, üzerine bindim ve savrula savrula da olsa hareket ettirmeyi başardım. Ön fren olmadığı için mümkün olduğunca durmadan yoluma devam ettim. Bir süre sonra da asfalta ulaştım ve beni takip eden jandarma aracını beklemeye başladım. Aslında asfalta tamamı yokuş yukarı olmak üzere sadece 3 km civarında bir yolum kalmış, ama tabii ki benim o dağın başında bu konuda en ufak bir fikrim yoktu. GPS'in önemini burada anladım.
Murat Astsubay bu arada en yakın köy olan Darlık’ın muhtarıyla irtibata geçmiş. Muhtar Fehmi Bey de yolda bizi karşıladı ve beni alıp köye kadar eşlik etti.
Köyün camisinin yanına motoru park ettiğimde nasıl bir rahatlama olduğunu anlatmam mümkün değil.
Köydekilerle biraz muhabbet ve durum değerlendirmesi sonrasında evdeki yedek ön fren manetimi bir şekilde köye ulaştırmaya karar verdim. Arka frenle de devam edebilirdim ama Darlık’tan eve yaklaşık 70 km yolum vardı, ki bunun bir kısmı köy yolları, bir kısmı da otobandı. Elimde parça varken risk almak istemedim. Muhtar Fehmi Bey’in yardımlarıyla akşam saatlerinde köye gelecek birisine ulaştık. Ben de bir arkadaşımdan maneti o kişiye ulaştırmasını rica ettim (acil durumlarda on organizatör gücündeyimdir
). Ancak Vodafone Darlık’ta çekmiyordu; burnumun dibinde telefon kulübesi olduğunu fark edene kadar bayağı zor saatler geçirdim.
Parçanın bana ulaşması için akşam 21:00’e kadar beklemem gerekecekti. Köydeki çocuklarla, amcalarla muhabbet ede ede akşamı ettim.
Biraz Darlık Köyü’nden bahsetsem iyi olacak: Darlık Köyü Şile’nin en sapa ama aynı zamanda en şirin köylerinden biri. Küçük bir köy, ulaşımı sabah gidip akşam gelen bir minibüsten ibaret. Ama köylüler çok neşeli ve konuksever insanlar. Çok tatlı muhabbetleri var. Herkes gülüyor, çocuklar gece saatlerine kadar sokakta. Yaşamlarına özenmedim desem yalan olur.
Çocuklar motorla çok ilgilendiler; ben de bir iki hatıra fotoğrafı çektim.
21:00 gibi beklediğim parça geldi; 10 dk’da montajını yaptım ve köydekilere teşekkür edip yola koyuldum. Ama hava çok kararmıştı ve ıssız köy yolları çok ürkütücüydü.
Tabii ki yine köpek kovaladı, yine yırttım. Biz motorcuların şu köpeklerden çektiğini kimse çekmemiştir!
Bu arkadaşları TEM’e çıkmadan önce bir benzin istasyonunda gördüm. Çok sevimlilerdi.
Eve 23:00 gibi ulaştığımda bitik bir haldeydim. Bütün gece rüyamda Darlık Köyü ve motorla uğraştım. Bayağı bir korkmuşum.
Manet ise şu haldeydi:
SONUÇ: Başıma çok işler açabilecek bir durumdan en az hasarla kurtulmayı başardım. Ama sadece kıl payıyla… Bir yerim kırılabilirdi, telefon çekmiyor olabilirdi, motoru bırakmak zorunda kalabilirdim, kangallar beni yiyebilirdi vs. Kötü ihtimalleri sonsuza dek sayabilirim. Yani baştan sona hatalarla dolu bir geziydi. Sonuç da tabii ki kötü oldu.
ALINAN DERSLER:
1) Bu tür yollara tek başına girmek düpedüz aptallık. Kesinlikle yapılmamalı.
2) Bu tür rotalara girilecekse fren-debriyaj maneti, yedek iç lastik gibi malzemeler mutlaka yanınızda olmalı. Yedek manet satın almayı akıl etmiştim ama yanımda yoktu.
3) Issız rotalara gidiyorsanız mutlaka GPS’iniz ve haritalarınız yanınızda olsun.
4) Susuzluk kendini gösterdiğinde mutlaka durup dinlemek gerekli. Devam etmek Rus ruleti oynamakla aynı şey.
5) Issız bir güzergaha mutlaka girmeniz gerekiyorsa, yakınlarınıza veya Jandarma’ya, köy muhtarına güzergahınızı bildirin ve çıktığınızda durumunuzu tekrar bildirin.
Başka birçok ufak tefek ders aldım ama en önemlileri bunlar.
Ayrıca,
Bana dağın başında yardım ulaştırmak için onca yolu üşenmeden gelen Murat Astsubay’a ve Teke Jandarma Karakolu’nun tüm personeline,
Parçanın ulaştırılması için gerekli organizasyonu yapan ve büyük konukseverlik gösteren Darlık Köyü Muhtarı Fehmi Güner’e,
İşini gücünü bırakıp parçanın bana ulaştırılmasını sağlayan Mahmut arkadaşıma,
Parçayı köye ulaştıran İdris Bey’e,
İlgisini esirgemeyen Engin arkadaşıma ve konukseverlikleri için Darlık Köyü sakinlerine buradan teşekkür etmek isterim.
Daha az belalı rotalarda görüşmek üzere,
Merak edenler için önceki rotalar:
http://www.motosiklet.net/forum/etk...mrellonun-istanbuldan-kacis-rotalari-1-a.html
http://www.motosiklet.net/forum/etk...mrellonun-istanbuldan-kacis-rotalari-2-a.html
http://www.motosiklet.net/forum/etk...rotalari-3-mudanya-trilye-golyazi-gezisi.html
http://www.motosiklet.net/forum/etk...lonun-kacis-rotalari-4-trakya-yollarinda.html
http://www.motosiklet.net/forum/etk...i-5-bati-izmit-kandira-koyleri-kefken-vs.html
http://www.motosiklet.net/forum/etk...alari-6-yeni-sezon-kurna-riva-sahil-yolu.html
http://www.motosiklet.net/forum/etk...behlulun-izinde-gollu-koyu-kardak-mevkii.html
http://www.motosiklet.net/forum/etk...-rotalari-8-yalovanin-dogu-koyleri-iznik.html
Osbourne ile yaptığımız bir başka kaçış rotası:
http://www.motosiklet.net/forum/etk...bourneun-kacis-rotalari-1-yalova-armutlu.html
“Bir musibet, bin nasihatten evladır.” (Atasözü)
Motosiklet.net’e bir süredir takılan arkadaşlar sanırım karşılaşmışlardır; İstanbul çevresindeki yerlere yaptığım gezileri “Emrello’nun Kaçış Rotaları” adı altında sizlerle paylaşmaya çalışıyorum.
Bu seferki durum ise biraz farklı.
Geçtiğimiz Cumartesi günü (31 Temmuz 2010) yanıma kimseyi bulamayınca tek başına turlamaya karar verdim. Yeni bir güzergah planım olmadığından gezi raporu falan hazırlamayı düşünmedim. Ama olaylar öyle gelişti ki, yaşadıklarımı paylaşmak zorunda hissediyorum kendimi.
Bu yüzden bunu bir gezi raporu olarak düşünmeyin. Zaten fazla fotoğraf da yok. Bunu ders alınacak bir deneyim olarak kabul edin lütfen.
O güne dönecek olursak…
41-77 üzerinden Teke, oradan da Darlık Köyü’ne geçip Şile Yolu üzerinden eve dönmeyi planlıyordum.
Ancak olayın rengi Darlık Barajı yoluna sapmamla birlikte değişecekti.
Yukarıdaki haritada güzergahı gösteren çizginin bittiği yere kadar her şey normal sayılırdı. 41-77 üzerinde bir göletin yakınlarına gittim. Sakin bir göletti, yol topraktı ama problem yaratmadı. Birkaç fotoğraf çektim.
41-77’de yoluma devam ettikten bir sonra Kuzey’e, Teke yönüne saptım. Bu arada ana yoldan ayrılıp birkaç köye de girip çıkmayı ihmal etmedim. Hava artık iyiden iyiye sıcaktı ve yorgunluk kendini hissettirmeye başlıyordu.
Öğlen 13:30 gibi Teke Köyü’ne ulaştım. Burada karnımı doyurduktan sonra Darlık yoluna girmek üzere tekrar güneye döndüm.
Ama kader ağlarını örmeye başlamıştı (hep bu deyimi kullanmak istemişimdir, bugüne kısmetmiş! :bounce: ).
Darlık Barajı’nın stabilize yoluna sapıverdim.
Yol tek kelimeyle berbattı, genelde cevizle elma büyüklüğünde taşlardan oluşan, sizi yere indirmek için bin bir hileye başvuran kaypak bir zeminde ilerlemeyi sürdürdüm. Çok dik tepelere tırmandım, indim. Hatta bir tanesinden inerken kontrolü çok ciddi şekilde kaybettim, ama toparlamayı becerdim. Ve devam ettim (iyi halt ettim).
Manzaralar güzeldi, ama bir süre sonra hafiften bir korku sarmaya başladı bünyeyi. Kilometrelerdir tek bir Allah’ın kuluna rastlamamıştım. Otlayan inekler görmüştüm ama çoban falan yoktu. Yolun kalitesi gittikçe bozuldu.
Birkaç km sonra köprü benzeri bir yapıya geldim. Resim çekerim diye yavaşladım ama neredeyse at büyüklüğünde bir Kangal peşime takıldı. Bayağı da ısrarcıydı. Kangal’dan paçayı kurtardım ama geri dönüş yolum kapanmıştı artık. O köprüden geçip ısırılmayı göze alamazdım. Devam etmek istemiyordum ama tek şansım yolun sonuna kadar gitmekti.
Yol köprüyü geçtikten sonra iyice berbat bir hal aldı. Artık taşların boyu iyice büyümüş motorun kontrolü daha da zorlaşmıştı. Tepeler daha dikleşmeye, bitki örtüsü giderek sıklaşıp orman halini almaya başlamıştı. Bu yola girmeyi planlamadığımdan GPS’imi yanıma almamıştım. Doğru düzgün harita bile bastırmamıştım. Benimkisi kör uçuştu.
Sıcak ve yorgunluğun getirdiği koordinasyon eksikliğini çok net hissedebiliyordum. Durup dinlenmem gerektiğini biliyordum ama yavaşlar yavaşlamaz köpek sesi duyar gibi oluyordum.
Derken, dikçe bir yokuşun başlarında arka tekerleğim yolun ortasındaki taş birikintisine girdi ve tutunmasını yavaş yavaş kaybetti. Motor kafasını sağa doğru bıraktı ve belli bir açıya gelince artık kurtaramayacağımı anladım. Motoru sağ yanına devirdim, kendim ayakta kaldım.
O anda başımdan aşağı kaynar sular döküldü sandım; tepelerin arasında kuş uçmaz kervan geçmez bir yerdeydim. Haritam yoktu, GPS yoktu…
Fren maneti kökünden kırılmış!
Her zaman denilen şekilde soğukkanlılığımı korumaya çalıştım. Üzerimdekileri çıkarıp biraz su içtim. Tekniği hatırlamaya çalıştım. Ama pek faydası olmayacaktı, çünkü ön fren maneti kırılmıştı ve motor hafif yokuş aşağı bakıyordu. Durduğu yer ise oldukça dik bir yokuştu. Uğraştım ama beceremedim. 230 kg’lik Transalp’in hareket etmeye hiç niyeti yoktu. Her denememde ya benim ayaklarım kaydı, motorun tekerlekleri. Taş koydum, tahta parçalarıyla yükseltmeye çalıştım; olmadı. Üstelik uğraşırken bir de aynayı kırdım.
Kaldığım yerden yolun bir görüntüsü.
Dağın başında sakatlanmak istemiyordum. Daha fazla zorlamanın anlamı yoktu. Hava deli gibi sıcaktı ve nerede olduğum konusunda bir fikrim yoktu. Birden aklıma geldi; telefon çekiyor muydu acaba? Çok az ama evet. Beni kurtaran da o oldu zaten. Yanıma suyumu aldım, kafama buff’ımı taktım ve bir tepeye tırmandım. Oradan gördüğüm manzara şuydu:
Yani çevrede hiçbir yerleşim yeri, hiç kimse yok!
Acaba yola yürüyerek devam edip şansımı zorlamak daha mı mantıklı olacaktı? Ya yolun sonu bir tepede bitiyorsa, ya da öncesinde olduğu gibi birkaç tepeyi aşmam gerekiyorsa. Bu sıcakta yola devam etmek çok mantıklı görünmedi.
Tepede telefon biraz daha iyi çekiyordu. Yapacak tek şey vardı: Jandarma’yı aramak! 156 hattındaki arkadaşlar, sağ olsunlar, vakit geçirmeden beni Teke Jandarma Karakolu’ndan arayacaklarını söylediler.
O telefon gelene kadar neler çektiğimi ben bilirim.
Arkadaşlar, ormanın içinde tek başına kalmak inanın çok acayip bir şey. Tamam, Amazon ormanının ortasında değildim ama sanırım o insanların hissettiği çaresizliği aynen hissettim ben de. O anda motor falan düşünmüyorsunuz, tek yaptığım mümkün olduğunca gölge bir yer bulup sakin kalmaya çalışmaktı. Ama paniğe kapılmama ramak kaldığını da net bir şekilde hissediyordum. Suyum az kalmıştı. Yiyeceğim yoktu. Deli gibi terlemiştim ve yazın en sıcak günüydü.
Beklenen telefon tam zamanında geldi. Teke Karakolu’ndan Murat isimli bir astsubay arkadaşa durumu anlattım. Bulunduğum yeri olabildiğince kesin bir şekilde tarif ettim. Az sonra yola çıkacaklarını söyledi ve beklemeye başladım.
Kaldığım noktanın Google Earth görüntüleri şu şekilde:
Tepede mahsur kalalı yaklaşık üç saat geçmişti. Uzaktan bir motor sesi duydum ve kısa süre sonra jandarma aracı olay yerindeydi.
İki kişi, Murat Astsubay ile bir er gelmişti. Motoru kolayca kaldırdık, üzerine bindim ve savrula savrula da olsa hareket ettirmeyi başardım. Ön fren olmadığı için mümkün olduğunca durmadan yoluma devam ettim. Bir süre sonra da asfalta ulaştım ve beni takip eden jandarma aracını beklemeye başladım. Aslında asfalta tamamı yokuş yukarı olmak üzere sadece 3 km civarında bir yolum kalmış, ama tabii ki benim o dağın başında bu konuda en ufak bir fikrim yoktu. GPS'in önemini burada anladım.
Murat Astsubay bu arada en yakın köy olan Darlık’ın muhtarıyla irtibata geçmiş. Muhtar Fehmi Bey de yolda bizi karşıladı ve beni alıp köye kadar eşlik etti.
Köyün camisinin yanına motoru park ettiğimde nasıl bir rahatlama olduğunu anlatmam mümkün değil.
Köydekilerle biraz muhabbet ve durum değerlendirmesi sonrasında evdeki yedek ön fren manetimi bir şekilde köye ulaştırmaya karar verdim. Arka frenle de devam edebilirdim ama Darlık’tan eve yaklaşık 70 km yolum vardı, ki bunun bir kısmı köy yolları, bir kısmı da otobandı. Elimde parça varken risk almak istemedim. Muhtar Fehmi Bey’in yardımlarıyla akşam saatlerinde köye gelecek birisine ulaştık. Ben de bir arkadaşımdan maneti o kişiye ulaştırmasını rica ettim (acil durumlarda on organizatör gücündeyimdir
Parçanın bana ulaşması için akşam 21:00’e kadar beklemem gerekecekti. Köydeki çocuklarla, amcalarla muhabbet ede ede akşamı ettim.
Biraz Darlık Köyü’nden bahsetsem iyi olacak: Darlık Köyü Şile’nin en sapa ama aynı zamanda en şirin köylerinden biri. Küçük bir köy, ulaşımı sabah gidip akşam gelen bir minibüsten ibaret. Ama köylüler çok neşeli ve konuksever insanlar. Çok tatlı muhabbetleri var. Herkes gülüyor, çocuklar gece saatlerine kadar sokakta. Yaşamlarına özenmedim desem yalan olur.
Çocuklar motorla çok ilgilendiler; ben de bir iki hatıra fotoğrafı çektim.
21:00 gibi beklediğim parça geldi; 10 dk’da montajını yaptım ve köydekilere teşekkür edip yola koyuldum. Ama hava çok kararmıştı ve ıssız köy yolları çok ürkütücüydü.
Tabii ki yine köpek kovaladı, yine yırttım. Biz motorcuların şu köpeklerden çektiğini kimse çekmemiştir!
Bu arkadaşları TEM’e çıkmadan önce bir benzin istasyonunda gördüm. Çok sevimlilerdi.
Eve 23:00 gibi ulaştığımda bitik bir haldeydim. Bütün gece rüyamda Darlık Köyü ve motorla uğraştım. Bayağı bir korkmuşum.
Manet ise şu haldeydi:
SONUÇ: Başıma çok işler açabilecek bir durumdan en az hasarla kurtulmayı başardım. Ama sadece kıl payıyla… Bir yerim kırılabilirdi, telefon çekmiyor olabilirdi, motoru bırakmak zorunda kalabilirdim, kangallar beni yiyebilirdi vs. Kötü ihtimalleri sonsuza dek sayabilirim. Yani baştan sona hatalarla dolu bir geziydi. Sonuç da tabii ki kötü oldu.
ALINAN DERSLER:
1) Bu tür yollara tek başına girmek düpedüz aptallık. Kesinlikle yapılmamalı.
2) Bu tür rotalara girilecekse fren-debriyaj maneti, yedek iç lastik gibi malzemeler mutlaka yanınızda olmalı. Yedek manet satın almayı akıl etmiştim ama yanımda yoktu.
3) Issız rotalara gidiyorsanız mutlaka GPS’iniz ve haritalarınız yanınızda olsun.
4) Susuzluk kendini gösterdiğinde mutlaka durup dinlemek gerekli. Devam etmek Rus ruleti oynamakla aynı şey.
5) Issız bir güzergaha mutlaka girmeniz gerekiyorsa, yakınlarınıza veya Jandarma’ya, köy muhtarına güzergahınızı bildirin ve çıktığınızda durumunuzu tekrar bildirin.
Başka birçok ufak tefek ders aldım ama en önemlileri bunlar.
Ayrıca,
Bana dağın başında yardım ulaştırmak için onca yolu üşenmeden gelen Murat Astsubay’a ve Teke Jandarma Karakolu’nun tüm personeline,
Parçanın ulaştırılması için gerekli organizasyonu yapan ve büyük konukseverlik gösteren Darlık Köyü Muhtarı Fehmi Güner’e,
İşini gücünü bırakıp parçanın bana ulaştırılmasını sağlayan Mahmut arkadaşıma,
Parçayı köye ulaştıran İdris Bey’e,
İlgisini esirgemeyen Engin arkadaşıma ve konukseverlikleri için Darlık Köyü sakinlerine buradan teşekkür etmek isterim.
Daha az belalı rotalarda görüşmek üzere,
Merak edenler için önceki rotalar:
http://www.motosiklet.net/forum/etk...mrellonun-istanbuldan-kacis-rotalari-1-a.html
http://www.motosiklet.net/forum/etk...mrellonun-istanbuldan-kacis-rotalari-2-a.html
http://www.motosiklet.net/forum/etk...rotalari-3-mudanya-trilye-golyazi-gezisi.html
http://www.motosiklet.net/forum/etk...lonun-kacis-rotalari-4-trakya-yollarinda.html
http://www.motosiklet.net/forum/etk...i-5-bati-izmit-kandira-koyleri-kefken-vs.html
http://www.motosiklet.net/forum/etk...alari-6-yeni-sezon-kurna-riva-sahil-yolu.html
http://www.motosiklet.net/forum/etk...behlulun-izinde-gollu-koyu-kardak-mevkii.html
http://www.motosiklet.net/forum/etk...-rotalari-8-yalovanin-dogu-koyleri-iznik.html
Osbourne ile yaptığımız bir başka kaçış rotası:
http://www.motosiklet.net/forum/etk...bourneun-kacis-rotalari-1-yalova-armutlu.html