Einstein yanıldı

Katılım
23 Ara 2013
Mesajlar
875
Albert Einstein, kara deliklerin gerçek olamayacak kadar abes bir fikir olduğunu düşünürdü. Peki haklı mıydı? Hayır, Einstein yanılmıştı. Kara delikler var, üstelik hayal ettiğimizden daha karmaşıklar.

140305_einstain.hlarge.jpg


Yıldızlar açısından bakıldığında, Güneş sadece ortalama bir kütleye sahip ve yaklaşık beş milyar yıl içinde son hidrojen yakıtını da tüketince, dış katmanları uzaya fırlatılacak; çekirdeği zamanla sıkışıp beyaz cüceye, yani evrende Dünya büyüklüğünde bir kor parçasına dönüşecek.

Güneş’ten 10 kat büyük bir yıldızın ölümü ise çok daha dramatik bir olay. Böylesi büyük kütleye sahip bir yıldızın dış katmanları, birkaç hafta boyunca, evrendeki en parlak cisimlerden biri olan bir süpernova patlamasıyla uzaya fırlatılır. Çekirdeğiyse, kütle çekim sıkıştırmasıyla, çapı yaklaşık 20 kilometreyi bulan ve kendi çevresinde dönen bir topa, nötron yıldızına dönüşür. Nötron yıldızının küp şeker büyüklüğünde bir parçası, Dünya üzerinde olduğu varsayıldığında, bir milyar ton ağırlık anlamına gelir. Ve nötron yıldızlarının kütle çekim gücü öyle büyüktür ki, üstüne bir parça lokum bırakmanız halinde dahi bir atom bombasınınkine eşdeğer bir enerji ortaya çıkar.

Ancak bu örnek bile, Güneş’in kütlesinin 20 katı büyüklükte bir yıldızın can çekişmesiyle kıyaslanamaz. Evrenin tüm ömrü boyunca, her milisaniyede bir, Hiroşima’ya atılanın benzeri bir bomba patlatsanız dahi, bu, bir dev yıldızın çöküşünün son anlarında ortaya çıkan enerjiyle boy ölçüşemez. Yıldızın çekirdeği içe doğru çöker. Sıcaklık 55 milyar dereceye ulaşır. Kütle çekiminin ezici gücüne hiçbir şey engel olamaz. Everest Dağı’ndan daha büyük demir kütleleri sıkışıp, neredeyse bir anda, birer kum tanesine dönüşür. Atomlar elektron, proton, nötronlarına parçalanır. Bu minicik parçalar kuark, lepton ve gluonlara ayrılır. Her şey giderek daha da ufalır, daha da yoğunlaşır, sonra da...

Sonrasını kimse bilmiyor. Böylesi büyük bir olayı açıklamaya çalışırken, evrenin nasıl işlediğine dair önde gelen iki teori –genel görelilik ve kuantum mekaniği– aynen döne döne düşen bir uçağın göstergelerinin kontrolden çıkması örneğinde olduğu gibi sapıtıyor.

140305_einstein2.jpg


YILDIZ KARA DELİĞE DÖNÜŞÜYOR
Kara deliği evrendeki en karanlık uçurum yapan şey, kara deliğin kütle çekimsel gücünden kaçmak için gereken hız. Dünya’nın kıskacından kurtulabilmek için saniyede yaklaşık 11 kilometre gibi bir hıza ulaşmak gerekiyor. Bu oldukça yüksek bir hız –bir mermiden altı kat daha hızlı. Ve insan yapımı roketler, 1959 yılından bu yana bu kaçış hızına ulaşıyor. Evrensel hız sınırı ise saniyede 299 bin 792 kilometre, yani ışık hızı. Ancak bu hız dahi kara deliğin çekim gücünün üstesinden gelmeye yetmiyor. İşte bu nedenle kara deliğin içinde ne varsa, bu bir ışık huzmesi bile olsa, dışarı çıkamıyor. Öte yandan, aşırı kütle çekiminin çok tuhaf bazı etkileri nedeniyle, kara deliğin içine bakmak da olanaksız. Kara delik, evrenin geri kalanından sürülmüş bir yer. Kara deliğin içi ve dışını ayıran çizgi, olay ufku olarak adlandırılıyor. Olay ufkunu geçen her şey –bir yıldız, bir gezegen ya da bir insan olabilir– sonsuza dek kayboluyor.

Fizik tarihinin hayal gücü en kuvvetli düşünürlerinden biri olan Albert Einstein, kara deliklerin gerçek olduğuna hiçbir zaman inanmadı. Geliştirdiği formüllere göre varlıkları olası olsa da, doğanın böylesi cisimlere izin vermeyeceği görüşündeydi. Kendisine en aykırı gelen şeyse, kütle çekimin elektromanyetik veya nükleer gibi daha büyük güçleri alt edip, devasa bir yıldızın çekirdeğinin evrenden yok olmasına yol açabileceği fikriydi. Üstelik Einstein bu konuda yalnız değildi. Yirminci yüzyılın ilk yarısında, çoğu fizikçi, bir cismin ışığı yutacak kadar yoğunlaşabileceği görüşünü reddetmekteydi.

Ancak yine de bilim insanları, 18. yüzyıl gibi erken sayılabilecek bir tarihten itibaren, kara deliklerin olası olup olmadığı konusu üzerinde düşünüyordu. İngiliz filozof John Michell, 1783 yılında Londra Kraliyet Topluluğu’na verdiği bir raporda bu fikirden söz etmiş, Fransız matematikçi Pierre–Simon Laplace da, 1796 yılında yayımlanan bir kitapta var oldukları görüşünü öne sürmüştü. Ancak o dönemde hiç kimse bu süper yoğun tuhaf şeyleri kara delik olarak adlandırmıyordu. Donmuş yıldız, kara yıldız, çökmüş yıldız ya da –bu konuda pek çok teorik denklemi çözen Alman astronomdan hareketle– Schwarzschild tekilliği olarak anılıyorlardı. “Kara delik” adlandırmasıysa ilk olarak 1967 yılında, Amerikalı fizikçi John Wheeler’ın Columbia Üniversitesi’ndeki (New York) bir konuşmasında kullanılmıştı.

Yaklaşık olarak yine aynı dönemde, büyük oranda da uzaya bakma konusunda yeni yolların icat edilmesi sayesinde, kara deliklere dair görüşlerde radikal bir değişim yaşanıyordu. İnsanlığın doğuşundan başlayarak görünür ışık tayfıyla kısıtlı kalmıştık. Ancak 1960’larda x–ışını ve radyo teleskoplarının kullanımı giderek yaygınlaşmaya başladı. Bu sayılanlar gökbilimcilerin ışığı yıldızlararası tozdan etkilenmeyen dalga boylarında toplamasına ve –aynen bir röntgen filmi gibi– galaksilerin içindeki “kemikler”i görmemize olanak verdi.

Bilim insanlarının bulduğu şaşırtıcı nokta, çoğu galaksinin merkezinin şişkin bölgesindeki yıldızların, gaz ve tozla tıklım tıklım dolu oluşuydu –ki evrende 100 milyarın üzerinde galaksi bulunuyor. Kendi galaksimiz Samanyolu dahil olmak üzere bakılan neredeyse her galakside, bu kaotik şişkinliğin de tam ortasında öyle ağır, öyle yoğun, kütle çekim gücü öyle güçlü bir cisim var ki, bakış açınız ne olursa olsun, sadece tek bir açıklama mümkün: Bu bir kara delik olmalı.

Ve bu delikler devasa. Örneğin, Samanyolu’nun merkezindeki delik, Güneş’ten 4,3 milyon kat daha ağır. Komşu Andromeda galaksisinde de 100 milyon Güneş’in kütlesine eşdeğer bir kara delik var. Diğer galaksilerde bir milyar Güneş’e, hatta bazılarında da 10 milyar Güneş’e eşdeğer kara delikler olduğu düşünülüyor. (Bu delikler hayata bu kadar büyük olarak başlamamış, hepimiz gibi, onlar da yedikleri her bir öğünle giderek ağırlaşmış.)

Kara delikler, sadece bir nesil içinde, fizikçiler arasında neredeyse alay konusu bir görüş olmaktan çıktı ve geniş bir kitle tarafından kabul gören bir olguya dönüştü; kara delikler gayet yaygındı. Üstelik de evrende büyük olasılıkla trilyonlarcası vardı...

Kaynak: Entivi haber.
 
Katılım
2 Mar 2014
Mesajlar
125
1cm^3 maddenin 100 milyar ton olduğunu hayal edin, yani bir kesme şekerin yaklaşık 1000000000000 kg olduğunu düşünün, düşünemediniz değil mi :) (bende düşünemedim :) ), o zaman şöyle düşünün, el fenerini yaktınız ve ışık az ilerde yere düştü, evet yön değiştirip yere düştü, işte o kadar yoğun. paylaşım için teşekkürler, ilgiyle okudum.
 
Katılım
2 Eyl 2010
Mesajlar
443
Sonuç elbet bir gün güneş mum gibi sönecek, yerle gök bir olacak ve hepimiz Allah' a döneceğiz...
 
Katılım
26 Nis 2008
Mesajlar
5,397
çok ilgimi çeken bir konudur..elimdeki kitaplara göre karadeliğin oluşumu 10Üstü -43 saniyede oluşuyormuş...
yani 10 sayısının yanına 43 sıfır getirin..saniyenin bu kadarda biri gibi bir zaman dilimi....::deliir::
 
Katılım
7 Ağu 2007
Mesajlar
2,758
Sonuç elbet bir gün güneş mum gibi sönecek, yerle gök bir olacak ve hepimiz Allah' a döneceğiz...

açılın, bilirkişi geldi :cherry:

ne yazık ki güneş mum gibi sönmeyecek, çok şaşalı bir kapanış yapacak ve daha son perdeye başlamadan, o kadar büyüyecek ki, dünya'yı yutacak. yaklaşık 4,5 milyar yıl sonra, eğer andromeda gökadasının çarpmasından sağ çıkabilirsek, şu an bulunduğumuz yere kadar güneşin çapı artacak. bu genişlemeden sonra son perde başlıyor.
 
Katılım
21 Nis 2012
Mesajlar
1,135
Allah sonumuzu hayır etsin :mrgreen:

şaka bir yana süper bir paylaşım zevkle okudum eline sağlık :cat:
 
Katılım
10 Şub 2006
Mesajlar
6,827
Motosikleti
MV Agusta Brutale 800, Ducati 797
şu kadar büyük enerjilerden bahsediliyor
onun milyarda biri bile olamayacak enerjiler için milyonlarca insan öldürüldü, öldürülüyor(?)
 
Katılım
4 Nis 2011
Mesajlar
1,752
Mükemmel konu.Bu foruma fazla gelmiş belli.
Karadelikler evrendeki en güçlü ve esrarengiz kuvvetlerdir.Bir karadelik dünyamızın yanından geçse dahi fiziksel etkileri hariç gözle görmemiz mümkün değildir.Ancak yarattığı radyo frekansları sayesinde onları tespit edebiliriz.Evrende her maddenin bir titreşimi ve frekansı vardır.Aslında radyofrekansı ile tespit edilemez de diyebilirim.Etrafında getirdiği değişikler tespit konusunda asıl referans kaynağı olmakta.Sonsuz çekim gücü ısı ışık zaman ne varsa içine çekiyor.İşte ilgimi çeken konu da bu .Zaman! Yani zaman uzuyor.Karadeliğin içine girdikçe zamanın yavaşladığı savunuluyor.Buradan da zaman yolculuğu ve paralel evren konusuna giriş yapılırki:)Yaz yaz bitmez.Zaten Bu konuda cümleyi yazmaya başladığın an Quantum fiziği devreye girer.Şükürler olsun ki bunlar bizim problemimiz değil.3,8 milyar yaşındaki dünyamızda yüce Zeus'un yarı tanrı çocukları hepimizi kurtaracak;)

---------- Mesajlar birleştirildi - 09:28 ---------- bir önceki mesaj zamanı 09:20 ----------

Bu kadar büyük rakamların konuşulduğu akıl almaz matematik formüllerinin geçerli olduğu evrende insan varolduğundan beri birbirini öldürüyor.Hani gelişmişlik? İnsan hep ilkel ve öyle kalacak.

şu kadar büyük enerjilerden bahsediliyor
onun milyarda biri bile olamayacak enerjiler için milyonlarca insan öldürüldü, öldürülüyor(?)


---------- Mesajlar birleştirildi - 09:35 ---------- bir önceki mesaj zamanı 09:28 ----------

O mum etrafında ne var yoksa içine alıp yok ediyor.Pek mum diyemeyiz.En son bir nötron yıldızına dönüşüyor ki onun çekim kuvveti dahi dünyamızı yok etmeye yetecek güçte.Daha önce benzeri durumda patlamış yıldızlar gözlemleniyor.Evrende bir sürü süpernova hatta hipernova mevcut.Evrenin bir ucundan diğer ucuna dolaşan karadeliklerden bahis ediliyor.Bir de çok romantik fotoğraflar varya onlar da işte Nebula.
Ama bu kadar bilgi rakam ve araştırmaya gerek yok.Kısmet sonuçta;)

Sonuç elbet bir gün güneş mum gibi sönecek, yerle gök bir olacak ve hepimiz Allah' a döneceğiz...
 
Katılım
7 Ağu 2007
Mesajlar
2,758
[/COLOR]O mum etrafında ne var yoksa içine alıp yok ediyor.Pek mum diyemeyiz.En son bir nötron yıldızına dönüşüyor ki onun çekim kuvveti dahi dünyamızı yok etmeye yetecek güçte.Daha önce benzeri durumda patlamış yıldızlar gözlemleniyor.Evrende bir sürü süpernova hatta hipernova mevcut.Evrenin bir ucundan diğer ucuna dolaşan karadeliklerden bahis ediliyor.Bir de çok romantik fotoğraflar varya onlar da işte Nebula.
Ama bu kadar bilgi rakam ve araştırmaya gerek yok.Kısmet sonuçta;)

güneş nötron yıldızı olamayacak kadar küçük. bir nötron yıldızı değil, beyaz cüce olacak, bu da çok zararsız bir son. yani en yakınımızdaki proxima centauri (4,2 ışık yılı) güneşin patlamasından pek etkilenmeyecek, bu zararsız kılıyor, yoksa güneş sistemi büyük ölçüde dağılacak.
 
Katılım
4 Nis 2011
Mesajlar
1,752
Dediğin doğru ancak ben orada genel bir gönderme yaptım.Çok ağır ileri seviye bilgileri paylaşmak anlaşılır olmaz diye düşünüyorum.Düzeltme için teşekkür ederim.Peki "Beetlejuice" olur mu:)

güneş nötron yıldızı olamayacak kadar küçük. bir nötron yıldızı değil, beyaz cüce olacak, bu da çok zararsız bir son. yani en yakınımızdaki proxima centauri (4,2 ışık yılı) güneşin patlamasından pek etkilenmeyecek, bu zararsız kılıyor, yoksa güneş sistemi büyük ölçüde dağılacak.
 
Katılım
29 Haz 2010
Mesajlar
1,426
yazı bu kitaptan alıntı ahali. amca temel fiziksel kanunlardan başlayarak konu konu değinmiş kuantum fiziğine. eğer ilginizi çekiyorsa tavsiye ederim
 
Katılım
10 Şub 2006
Mesajlar
6,827
Motosikleti
MV Agusta Brutale 800, Ducati 797
yerçekimini açıklayabildikleri gün gelsinler, o zaman dinleyecem bu bilim adamlarını :)
 
Katılım
18 Eyl 2012
Mesajlar
791
Saçma gelicek ama yine söyleyeceğim içimde kalır yoksa :)
Peki bunları nasıl öğrenmişler yıldızlaramı ulaşmışlar, gözlem yapmadan bu bilgilere ulaşılmaz gibi geliyor bana
 
Katılım
29 Haz 2010
Mesajlar
1,426
Saçma gelicek ama yine söyleyeceğim içimde kalır yoksa :)
Peki bunları nasıl öğrenmişler yıldızlaramı ulaşmışlar, gözlem yapmadan bu bilgilere ulaşılmaz gibi geliyor bana

tümevarım ve tümdengelim gibi iki bilimsel bilgi edinme yöntemini kullanarak :)
aslen yapılan gözlem direk bir olayın oluşunu izlemek değildir. olmuş bitmiş bir olayın etkilerini neler olduğuna dair fikir edinmek mümkün

insanlar bu araştırmalara bütün hayatını adıyor :) tabi ülkece böylesi bir adanışı mümkün kılacak "akademik" imkanlardan olabildiğine uzak olduğumuz için çok bağdaşamıyoruz olanlara çoğu zaman
 
Katılım
7 Ağu 2007
Mesajlar
2,758
Saçma gelicek ama yine söyleyeceğim içimde kalır yoksa :)
Peki bunları nasıl öğrenmişler yıldızlaramı ulaşmışlar, gözlem yapmadan bu bilgilere ulaşılmaz gibi geliyor bana

bunun çok uzun bir cevabı var, kısaca açıklayayım.

evren hidrojenden oluşur, yıldızlarda.
hidrojenin özellikleri labaratuar ortamında incelenir.
milyarlarca ton hidrojen bir araya gelince ne olduğu hesaplanır.
farklı hacimlerdeki farklı yaşlardaki yıldızlar incelenerek, labaratuar sonuçlarıyla karşılaştırlır.
bu şekilde teorilerin bazıları kanun olur bazıları değiştirilir bazıları teori olarak kalır.
yıldızların incelenmesi ise tayfbilimle olur.
bir yıldızın tayfında, yıldız hakkında hemen her bilgiye ulaşılabilir.

yani bir yıldız 10 milyar yıl izlenmez.
1 yaşında, 1 milyar yaşında, .... 15 milyar yaşında yıldızlar incelenerek yıldız evrimi ortaya çıkar.
ömürlerinin sonuna gelen yıldızlarıda incelersek, doğumdan ölüme kadar olan kısmı açıklamış oluruz.

burada işi kolaylaştıran şey hidrojendir. yıldızlar başta %100 hidrojendir, hidrojenin vereceği tepkileri biliyoruz.
2 jenerasyon yıldızlar %99 hidrojendir, bu şekilde gider.
güneşimizin şu an %70 kadarı hidrojen, geri kalanı helyum, çok azıda diğer elementler
 
Katılım
14 Ağu 2012
Mesajlar
72
bende size başka bir teoriden bahsediyim arkadaşlar; bu başlıktaysanız, bu konulara ilgilisinizdir ve az çok bilgi sahibisinizdir.
güneş sistemimiz samanyolu galaksi sarmalının neredeyse sonunda ( kuyruğunda yer almakta).
(bunu ilk kez duyuyor olabilirsiniz bende ilk kez duydum çünkü) samanyolu sarmalının sonunda galaksi çöplü adı verilen bir alanda hiçbir kütlenin etrafında dönmeyen yörüngesi olmayan sabit duran kütleler ( gezegenler mevcut ) bunların sabit durmasının nedeni,

ters yönden eşit iki güçlü çekim kuvvetinin arasında kalmaları olarak açıklanmış ve bu çöplük güneş sistemimize göreceli olarak yakın.
bildiğiniz gibi güneşimiz kendi etrafında dönerken çevresindeki gezengenler güneşin etrfında dönerler. bu döngü bu yörünge çeşitli zamanlarda düzenli olarak sapmalar yaptığı gözlemlenmiş,
bu sapmalar her tekrarlandığında sapma orannda artış gözlemlenmiş. bahsettiğim teori şimdi geliyor bu sabit duran gezegenleri gözlemleyenler belli zamanlarda bu gezenlerin hareketlendiğini ve güçlü başka bir çekime magruz kalmış gibi hareket ettikleri tespit etmişler.

güneş sistemimizde ki bu sapmayla,sabit gezegenlerin bu hareketlenmesi aynı zamana denk geldiğini anladıklarında buna neyin sebep olabileceğini açılamaya çalışmışlar. bu da güneş sistemimizin çok açığında geniş bir kavisle yörüngede dönen sönmüş bir cüce yıldız ikizi olduğu.. hem sistemimizin yörüngesini hemde bu sabit duran gezegenleri etkileyebileceği ortaya çıkmış. samanyolu galaksisinde bir çok gezegen sisteminin 2 ila 4 arasında güneşi var tek güneşli sistemler çok çok azmış bu da teoriyi güçlendiriyor aslında kimbilir belki gerçekten vardır bir ikizi.. umarım okunaklı anlaşılır olmuştur.
 
Katılım
7 Ağu 2007
Mesajlar
2,758
bende size başka bir teoriden bahsediyim arkadaşlar; bu başlıktaysanız, bu konulara ilgilisinizdir ve az çok bilgi sahibisinizdir.
güneş sistemimiz samanyolu galaksi sarmalının neredeyse sonunda ( kuyruğunda yer almakta).
(bunu ilk kez duyuyor olabilirsiniz bende ilk kez duydum çünkü) samanyolu sarmalının sonunda galaksi çöplü adı verilen bir alanda hiçbir kütlenin etrafında dönmeyen yörüngesi olmayan sabit duran kütleler ( gezegenler mevcut ) bunların sabit durmasının nedeni,

ters yönden eşit iki güçlü çekim kuvvetinin arasında kalmaları olarak açıklanmış ve bu çöplük güneş sistemimize göreceli olarak yakın.
bildiğiniz gibi güneşimiz kendi etrafında dönerken çevresindeki gezengenler güneşin etrfında dönerler. bu döngü bu yörünge çeşitli zamanlarda düzenli olarak sapmalar yaptığı gözlemlenmiş,
bu sapmalar her tekrarlandığında sapma orannda artış gözlemlenmiş. bahsettiğim teori şimdi geliyor bu sabit duran gezegenleri gözlemleyenler belli zamanlarda bu gezenlerin hareketlendiğini ve güçlü başka bir çekime magruz kalmış gibi hareket ettikleri tespit etmişler.

güneş sistemimizde ki bu sapmayla,sabit gezegenlerin bu hareketlenmesi aynı zamana denk geldiğini anladıklarında buna neyin sebep olabileceğini açılamaya çalışmışlar. bu da güneş sistemimizin çok açığında geniş bir kavisle yörüngede dönen sönmüş bir cüce yıldız ikizi olduğu.. hem sistemimizin yörüngesini hemde bu sabit duran gezegenleri etkileyebileceği ortaya çıkmış. samanyolu galaksisinde bir çok gezegen sisteminin 2 ila 4 arasında güneşi var tek güneşli sistemler çok çok azmış bu da teoriyi güçlendiriyor aslında kimbilir belki gerçekten vardır bir ikizi.. umarım okunaklı anlaşılır olmuştur.

böyle birşey yok :p sabit duran gezegen olmaz. evrende hiçbir şey durmaz. yıldızımızın ölü bir ikizi yok. bir çok yıldız ikizdir evet, ama güneş değil. yörüngedeki sapmalar olağandır. tek güneş ve yıldız yok, gezegenler birbirlerinden etkilenir. yıldızlarda birbirinden etkilenir. bu sapmalar önemsizdir.
 
Katılım
4 Nis 2011
Mesajlar
1,752
Okunaklı ve keyifli teşekkürler:)Ancak sapmalar çeşitli sebeplerden olabilir ve normaldir.Evrende herşey birbirini etkilemektedir sonuçta.

bende size başka bir teoriden bahsediyim arkadaşlar; bu başlıktaysanız, bu konulara ilgilisinizdir ve az çok bilgi sahibisinizdir.
güneş sistemimiz samanyolu galaksi sarmalının neredeyse sonunda ( kuyruğunda yer almakta).
(bunu ilk kez duyuyor olabilirsiniz bende ilk kez duydum çünkü) samanyolu sarmalının sonunda galaksi çöplü adı verilen bir alanda hiçbir kütlenin etrafında dönmeyen yörüngesi olmayan sabit duran kütleler ( gezegenler mevcut ) bunların sabit durmasının nedeni,

ters yönden eşit iki güçlü çekim kuvvetinin arasında kalmaları olarak açıklanmış ve bu çöplük güneş sistemimize göreceli olarak yakın.
bildiğiniz gibi güneşimiz kendi etrafında dönerken çevresindeki gezengenler güneşin etrfında dönerler. bu döngü bu yörünge çeşitli zamanlarda düzenli olarak sapmalar yaptığı gözlemlenmiş,
bu sapmalar her tekrarlandığında sapma orannda artış gözlemlenmiş. bahsettiğim teori şimdi geliyor bu sabit duran gezegenleri gözlemleyenler belli zamanlarda bu gezenlerin hareketlendiğini ve güçlü başka bir çekime magruz kalmış gibi hareket ettikleri tespit etmişler.

güneş sistemimizde ki bu sapmayla,sabit gezegenlerin bu hareketlenmesi aynı zamana denk geldiğini anladıklarında buna neyin sebep olabileceğini açılamaya çalışmışlar. bu da güneş sistemimizin çok açığında geniş bir kavisle yörüngede dönen sönmüş bir cüce yıldız ikizi olduğu.. hem sistemimizin yörüngesini hemde bu sabit duran gezegenleri etkileyebileceği ortaya çıkmış. samanyolu galaksisinde bir çok gezegen sisteminin 2 ila 4 arasında güneşi var tek güneşli sistemler çok çok azmış bu da teoriyi güçlendiriyor aslında kimbilir belki gerçekten vardır bir ikizi.. umarım okunaklı anlaşılır olmuştur.


---------- Mesajlar birleştirildi - 11:10 ---------- bir önceki mesaj zamanı 11:07 ----------

Çok kısa küçük bir örnek vereyim.Evren gözlemlenirken bir film gibi geri sarılır ve görünürki evren genişliyor.Bazen kararsızlıklar olsa da genel de bir su tanesinin göle damladığında oluşan görüntünün tersi diyebiliriz.Bu da hareketleri hakkında ve herşeyin başlangıcına doğru güçlü bir kanıtın ortaya çıkması demektir.

Saçma gelicek ama yine söyleyeceğim içimde kalır yoksa :)
Peki bunları nasıl öğrenmişler yıldızlaramı ulaşmışlar, gözlem yapmadan bu bilgilere ulaşılmaz gibi geliyor bana
 
Son düzenleme:

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Çok Beğenilen Mesajlar

Üst