Dün bir programa katılmak için Bağcılara gitmiştim. Yorucu ve sıkıcı bir kaç saatten sonra Kağıthane'ye dönmek üzere yola çıktım. Yolları bilmediğim için bir arkadaştan tarif aldım. TEM'e çıktıp... basıp gidecek ve Kemerburgaz sapağından çıkacaktım. Yalnız geliş yolu (neden bilmiyorum) kapalı olduğundan gidiş yolunu 2 şerit gidiş, 2 şerit geliş olarak bölmüşler. Dolayısıyla ağır hareketlerle ilerleyen bir trafik vardı. İlersi de kimbilir nasıldır ve Kemerburgaz sapağı kimbilir nerdedir diyerekten Alibeyköy sapağına daldım. Akıllıyız ya!.. hemen ordan Kağıthane geçerim sandım. Döndüm dolaştım, tüm Alibeyköy'ü iki tur dolandım ama kendimi bir türlü bildiğim bir yola atamadım. Adres sormak mı?.. onu da yaptım. Yaptım ama yine de bulamadım işte yolumu. Yoğun bir stres... Allah kahretsin!.. bir türlü öğrenemeyecek miyim bu yolları ben?..
O stresle yakaladığım bir Kağıthane tabelasının direktifiyle bir yola daldım. sağı solu bomboş, karanlık, yarı bozuk, ne idüğü belirsiz bir yol. Görüşüm çok iyi değil... makul bir hızla "ne zaman bitecek" diye ilerliyordum. Neyseki şehri andıran bir yerlere vardım derken tatlı, hafif bir viraja yaklaştım. Hızım 55 ile 60 km/s arasında... biliyorum çünkü hangi viteste ne devirde gittiğimi çok iyi biliyorum ve yola güvenmediğim için çok da açılmıyorum. Virajın bir kesiminde yolu diklemesine kesen geniş bir karaltı gördüm. Geceleri ıslak asfaltın göründüğü gibi. Gibi mi?.. Hayır hayır!.. Asfalt ıslaktı. Ama viraj keskin değil. Gündüz olsa 80'le bile girilebilir ve ben en fazla 60'dayım. Frene basıp yavaşlamaya gerek yok çünkü hızım makul... daha da önemlisi DonaldDuck demişti ki bu durumlar için: "SAKIN"...
Basmadım da. Ama yine de olan oldu. Motor altımdan kaçtı gidiyor! Yan yatmış. Peki ayağım? Koruma demirleri sayesinde altında kalmadı herhalde. Bir ara motor gözümün önünden kayboldu! Aman Allah'ım... neler oluyor? "Sorun yok!.. sadece takla atıyorsun".. Bunu arkamdan gelen ama pek de yakın olmayan arabayı gördüğümde anladım. Araba bana yakın değil!.. Bu iyi. En azından parçalarımı aramayacaklar. (Abartma istersen... Altı üstü 60km/s) Sonra bir takla daha. Motorum yine sürünüyor. Bu sefer arkamda gördüğüm araba motorumu solluyor. Delikanlıysa ben üstündeyken sollasın. Delikanlıysa piste gelsin!..
Araba durdu. Karşı şeritten bir yaya bana doğru koşarak geliyordu. Farkettim ki ayaktayım. Son taklayı geri geri atmışım ve birden ayağa dikilmişim. Artistik bir final olmalı... dışardan bir gözle görebilmeyi isterdim. Neyse... yanımda 3 kişi oldu. Biri elinde ki telefonu göstererek "Kazanın her anını gördüm, ayağa kalkabileceğini hiç sanmıyordum! İşte bak... ambulans çağırıyordum. Kemiklerinin kırılmaması mucize! Tam 5 takla attın" dedi. Şaşırdım. Diğeri iyi misin diye sordu. Sadece "heyecanlıyım" diyebildim. Motorumu kaldıracaklar, ben adamları uyarıyorum: "160 kilo, dikkatli olun beliniz ağırmasın sonra". Benim de yardımımla kaldırdık. Boşa aldım ve kenara çektik. Her ne kadar "iyiyim, gidebilirim" desem de bırakmadılar beni. Yaya olan benimle kaldı, biraz sohbet ettik. Lanet olsun ki yanımda bir tek sigara bile yoktu!
10 dakika kadar sonra adama RegalRaptor'un tüm özelliklerini anlatmış bir şekilde tokalaşıp ayrıldık. Gitmeden önce numaralarımızı aldık. "Gelmeden önce mutlaka ara" dedi, "Bazen etkinlik olabiliyor burda, ona göre gelirsin". Bahsettiği yer bizim İstanbul Park. Adam oranın muhasebecisiymiş. "Bir ara gel, pistte bir kaç tur at" diyor. Her şerde bir hayır vardır derler ya... öyle birşey bu da.
Sonra sağsalim evime gittim. Ne motordan soğudum, ne bir heyecan, titreme vs. vardı. Sanki hiç düşmemişim gibi iyi hissediyordum. Ağrım sızım da yoktu. Beş takla atmıştım ve sadece kolumda minicik bir çizik vardı.
Motosikletimde ise koruma demirlerinde nazarlık çizikler oluştu. Çizik ne kelime, sanki deli bir zımparayla zımparalanmış. Düştüğüm yerde bir iki yemek kaşığı kadar bir sıvı bırakmıştı ama benzin mi yağ mı su mu bilmiyorum. Bu sabah motoru parkettiğim yere baktım, kupkuruydu. Sızıntı falan yok yani. Sabah işe gelirken yolu biraz uzatıp sakin kafayla kullanıp biraz dinledim motoru, hiç bir sorun yok gibiydi. Herşey kazadan önceki gibiydi... bir şey hariç!.. Yüksek devirlere çıktığımda (vites değiştirmelerime yakın) ön taraftan gelen bir zırıltım vardı, o kaybolmuş

cehenneme kadar yolu var zaten. Hiç sevmemiştim, alışamamıştım.
Budur!
(Allah kazadan beladan korusun hepimizi)