- Katılım
- 10 Mar 2008
- Mesajlar
- 42
- Konu Yazar
- #1
Başlangıçta 2 günlük olarak düşünmüştüm seyahati. İlk gün Meke Gölü, Acı Göl, Bolkar Dağları, 2. Gün Adana'nın doğusu; Aladağlar, Tufanbeyli, Kozan (Sis Kalesi), Anavarza kalesi
Castabala, Toprakkale, Yılankale. Ancak cuma akşamı Türkiye-Hırvatistan maçının geç bitmesi, arkasından saat 02.00 ye kadar tur, Karagölün beni yıpratması sebebi ile 2. gün iptal ettim.
Crisitine bu şekilde yola hazır, tam yükü...
Tırmanıyoruz...
Tekir yaylası...
Sol tarafımda uzayan dağlar...
Ereğli, Karapınar istikametine gidiyoruz...
Sağlı sollu çorak araziler...
Meke gölüne döndük...
Jandarmanın ağaçlandırması...
Veee Meke Gölü... Ölmeden önce yapacağınız 101 şey kitabında da geçiyordu yanlış hatırlamıyorsam...
Göl ve birincil krater çukurunun uzunluğu 800 m, genişliği 500 m imiş. 12 metre derinliğinde. 400 milyon yıl önce (Pleistosen çağda) volkanik patlama sonucu oluşan bu krater (piroklastik koni), zamanla suyla dolarak göle dönüşmüş ve daha sonra, günümüzden 9000 yıl önce ikinci bir volkanik patlama ile gölün ortasındaki ikinci volkan konisi oluşmuş, zamanla o da suyla dolarak ikinci bir göle dönüş.
Meke Gölü deniz seviyesinden 981 m yükseklikte. Ana Meke'nin ortasında bulunan ve su seviyesinden 50 m yükseklikte olan volkan konisindeki göl 25 m derinlikte ve suyu tuzlu.
Adayı oluşturan volkanik kütlenin yapısı, en şiddetli yağmurları bile hemen emecek yeteneğe sahip. Meke'nin biçiminin binyıllardır bozulmamasının nedeni budur. Ama son yıllarda Konya havzasındaki yeraltı sularının bilinçsiz tüketimi yüzünden yaz aylarında tamamem kurumakta.
Gördüğünüz gibi su çok azalmış... Doğaya karşı bu duyarsızlığa isyan ediyorum....
Motorumda oradayadı pozu...
Bide biz tripod la hatıra fotosu çektirelim...
Birazcık gölün içine gireyim diyorum ama bataklık gibi batıyorum içine ve vazgeçiyorum...
Güzel bir görüntü...
Gölün arka tarafları...
Volkanik taşlar....
Meke den son foto...
Vee Acıgöl...
Yaklaşık 1 kilometrekare çapa sahip, daire ?eklindeki Acı Göl, 300 metreye kadar ulaşan derinliği ile dünyanın en derin göllerinden sayılıyor. Sığ yerlere de sahip bir krater gölü olan Acı Göl, bölgede son yıllarda cilt hastalaklarına iyi geldiği söylentisinin yayılmasy sonucu ilgi odağı haline gelmiş.
Bide düzgün yolu olsa, en sevmediğim yollardan, motor zaten tam yüklü, dikkatli iniyorum....
Gölün kenarında kaya gibi birşeyin üstünden çektim, görüntü hoşuma gitti, wallpaper olabilir...
Acıgölden döndüm, Ereğli'de mola, önce çorba...
Sonra yemen tavuğu....
Cristine le Karagöl e doğru yol alıyoruz...
Dağlar göründü...
İlk defa buraya geldiğimden yolu yanlış yerden çıkıyorum, Gümüş kasabasındaki asfalt yoldan(!) çıkacağıma, Darboğazdan çıkyorum...
"Yol biraz bozuk..." diyorum içimden... Az sonra çıkacağım yere göre Londra Asfaltı sayılabileceiğini bilmeden...
Buralarda ağaç ve bitki var, yükseldikçe kalmayacak....
Her metrede değişin manzaralar...
Sol tarafımda dağlar başladı...
Yukarıya doğru tırmanıyorum, güçsüzlük ve yorgunluk hissi başlıyor...
Manzaralar... Çıkarken, yabancı 8-10 kişilik genç dağcı gurubu ile karşılaşıyorum, selamlaşıyoruz, arkamdan tezarühat yapıyorlar, korna ile selamlıyorum...
Yolun bundan sonraki kısmı berbat, çoğu yerde yol bile tam seçilmiyor... Tek başına böyle bir yola çıkmak, akıllı bir insanın yapacağı iş değil...
Dekompresyon mahvediyor, insanda güç bırakmıyor... Biçok arkadaşım; "Tek başına, tam yüklü bu makina ile çıkamayacağımı" söylemişti, galiba haklılar diyorum içimden, ama pes etmiyorum, devam ediyorum.
Aşağıda Darboğaz kasabası, geldiğim yer.... Burada hotel inşaatına benzer bir yer var, araçlar burada duruyor çoounlukla...
Ne kadar yükseldiğimi farkediyorum, nerdeyse bulutlara değeceğim....
Filmin koptuğu an... Tam virajı alıyorum ve böyle bir manzara, nerdeyse motoru yatırıyordum... Makinaya hakim olmak o kadar güç ki anlatmam mümkün değil... Dönsem mi, devam etsem mi diye düşünüyorum içimden...
Kaç tane aklı başında 1200 GS türü makina sahibi, motoru tam yüklü iken devam eder, üstelik tek başına... Düşsem ayağımı kırsam kim yardım eder... Üstelik daha ne kadar yolun kaldığını bile bilmiyorum....
Yine de pes etmiyorum, yarım debriyaj, ayakta geçiyorum buraları...
Veee Karagöl... Bunca zevkli eziyet burası için... Burdan öte taşıt geçecek yol yok... Keçi yoluna benzer bişey var ama onun önünde 50 dereceden fazla taşlık yukarı doğru eğim var... Biran geçer miyim diye düşünüyorum...
Burda tanıştığım Çukurova Üniversitesi dağcılık kulübünden arkadaşlar, bu tepeden yola geçmek için baktığımı görünce, " Yok abi deli misin? Bırak 4x4 ü traktör bile geçemiyor burdan.." diyorlar ve beni ikna ediyorlar, eşyalarıma yardım ediyorlar... Çaresiz motoru bırakıyorum...
Medetesiz zirvesi, 3.400 M civarı... Güneşin doğuşu ve batışında dakika dakika manzara değişti... Hatta ben akşam 01.00 civarında yattım, orada tanıştığım dağcı arkadaşlar, ayın fotosunu çekmek için uyumadılar... Ay doğmadan bile maznara değişti, ilk önce ışık arkamızdaki tepelere vurdu, buraların rengi değişti...
Çadırı kuracağım yeri seçiyorum...
Diğer arkadaşlarda yer bakıyor... En arkada Ankara'dan gelen yaklaşık 20 kişilik dağcı grubu var...
Benle gelen arkadaşlar fotodaki yeri beğeniyorlar, ateş de yakılacak... Sağdaki benim malazmeler... Dolu topcase in ne kadar ağır olduğunu ve zor taşıdığımı söylememe gerek var mı?...
Güneş batarken manzaralar....
Çadırı kurmaya başlıyorum...
Ne kadar güzel bir manzara... Keşke daha çok çekseydim (çadır ve yerleşmeyle uğraştım)...
Çadırı kurdum...
Bir taraftan ateş yakma çabası, diğer taraftan semaver...
Güneş battıktan sonra inanılmaz bir soğuk... Adana'dan 40 dereceden sonra... Yanıma kalın bişeyler de almamışım... İlerleyen saatlerde sıfıra yaklaştı sıcaklık...
Pirzoladan sonra çay... Bu arkadaş inat etti, dedesinden kalmış bu semaveri yakacam diye...
Diğer arkadaşların çadırı...
Ateşimiz yandı... Azıcık ısındık... Önmüz ısınsa arkamız üşüyor ya hayret
Bu karşıdaki arkadaş foto konusunda çok yetenekli, gece karanlığında birbirinden güzel fotolar çekiyor tripodla... En kısa zamanda eğitim alacağım...
Yemek işi bitti, mısır yapıyorz, bunlar tam teşkilat gelmişler...
Sabah uyandım... Gece çok soğuk geçti... Uyku tulumum -15 e kadar dayanıklı olmasına rağmen üşüdüğümü hissettim. Yanıma uzun kollu almamışım...
Buraya bahar yeni gelmiş...
Güneş yeni çıkyor daha...
Güneşin doğuşunu seyrediyorum, tam medetsizin üstünden... Aldığım keyif tarif edilmez... İnsan içine dönüyor, biçok şeyin boş olduğunu düşünüyorum...
Balık tutan arkadaşlar... Burda memleketimize özgü bir aptallık yapılmış... 1-2 foto ilerde göreceğiniz kurbağa, dünyada sadece burda bulunuyor ve koruma altına alınmış...
Niğde Belediyesi buraya, yetişsin diye sazan yavruları bırakmış. Sazanlarda büyüyünce bu kurbğanın yavrularını (larvalarını) yiyor! Şimidi de sazanları bitirmeye çalışıyorlar...
Ankara lılarda uyandı...
İşte meşhur kurabağa. Bunlar gece seste yapmıyorlar
RANA HOLTZİ (TOROS KURBAĞASI), Dünyada yalnızca ülkemizde Toros dağlarında yaşamını sürdürüyor. Bu kurbağa ülkemize özgü (Endemik) bir tür.Toros Kurbağası toroslarda Bolkar dağında iki ayrı bölgede yaşıyor bunlardan ilki 2500 m yükseklikteki Karagöl diğeride bu gölün 2 - 3 Km güneybatısında ve 2580 m etre yükseklikteki Çinigöl.
ama Karagöl'deki Kurbağa sayısı Çinigöldekilere göre daha çok. Bu kurbağa bütün dünyada Rana Holtzi yada Türk Kurbağası olarak anılıyor. ancak ne yazık ki soyu tükenmek üzere. Yıllar önce Karagöl'e Sazan balığı atması ve bu balıkların bollaşması üzerine, yöreye gelen kaçak avcılar hem bu kurbağaya hem de gölde bulunan diğer canlılara zarar veriyorlar..
Toros Kurbağası aslında 1984'de doğadaki canlıların ve yaşadıkları ortamların korunması amacı ile düzenlenen Uluslararası BERN sözleşmesi ile koruma altına alındı. Bu kurbağalar 1999 yılından bu yana da Çevre, Tarım ve Köy İşleri Bakanlıkları, Niğde Valiliği ve Uluslararası Çevre Örgütleri tarafından korunma altında tutuluyor.
Örneğin, Niğde- Ulukışla'ya bağlı Maden köyünde, Maden-Der adıyla Kurbağaları Koruma Derneği kuruldu Derneğin amacı Toros Kurbağalarının korunmasını sağlamak.
Güneşin doğuşı ile Medetsiz...
Ben dönüyorum artık... Ama aşağıdan yukarıya eşyalarla çıkarken çok yoruldum, bitkin düştüm... Kolay değil; Çadır, uyku tulumu, mat, Topcase, depo üstü çanta, BMW montu (oda var 3-4 Kg
Geldiğim yere bakarken... Aşağıda hotel inşaatı var dikkatli bakılırsa... Araçlar burda duruyor genelde...Bu inşaattan sonra yürünerek geliniyor...
Cristine ile medetsiz zirvesi manzarası...
Geceyi burda geçirdim, yükseliğie alıştım, dönüş kolay olur diye düşünürken... İniş çıkıştan daha zor oluyor, motor kendiliğinden hızlanıyor. Yarım debryiaj, ayakta, pür dikkat....
Bu yol (!) sola doğru kıvrılıyor, bu tam yüklü motorla dikkat etmezsem, yatırmam işten bile değil...Ve çok yoruluyorum, tam bir sinir harbi...
Sağdan aşağısı uçurum....
Son foto...
Yine olsa bu eziyeti çeker misin? Evet yine çekerim...
Çok güzel 2 gün geçirdim... Burda arkadaş olduğum, benimle ekmeklerini paylaşan, hoşsohbet, güleryüzlü Çukurova Üniversitesi dağcılık kulüünden arkadaşlara teşekkür ederim...
"Osman Abiiii, yemek hazır! " diye yukardan benim çadıra seslene Mustafa'ya ayrıca teşekkür ederim... :rendeer:
Son düzenleme: