"Oysa ben, ülkemi tanıyorum, buraya dışardan bir gözle de bakabiliyorum"
Ülkesini tanıyor.. acaba ülkesini ne kadar görebiliyor? bir elçi çocuğu olarak yurtdışından türkiyemize bakabildi mi açık seçik, pembe yada gri gözlükleri olmadan.. tüm o yeşilliği, kumsalları, kıraç tepeleri, soğuk suları ile biçimlenmiş insanımızın yüreğini görebildi mi?
tabi yürek görebilmek için, önce yürek sahibi olabilmek lazım en kırmızısından hemde..
acaba bir şeyi görebilmek için hem dışardan hem de içerden bakmanın (koşullanmadan olduğu gibi bakabilmenin) gerekliliğini biliyor mu? acaba bilmemne kolejinde eğitim alırken mi görmeye başladı ülkemizi? acaba.. acaba diye onlarca şey daha yazabilirim.. ve yüzlerce daha soru sorabilirim..
ben sadece gülüyorum bu tarz insanlara. çoğu zamansa sadece gülümsüyorum..
ben seni anlayabilirim demişti vakti zamanında bir başka büyükelçinin dünya tatlısı bir başka kızı.. anlayamazsın demiştim ona da..
anlayacağını düşünüyordu yinede. oysa ki bir erkeği anlayabilmek değildi kastettiğim. bir insanı buranın insanını anlayabilmekti.
halbuki ondan bile acizdi anlayabildiklerinde.. ben türkçeyi iyi konuşabilirim diyordu, gözlerinden güzel dudakları ile..
geçmiş zaman olur ki diyerek. gülümsemeye devam ediyorum. bir gün bu toprakların bir kızı ile aynı yastığa başkoyduğumda beni anlayacağını, ülkemi anlayacağını düşünmeye gerek görmeyerek..
buraya dışardan bir gözle de bakabiliyorum
zaten hep dışardan bakmadın mı? yada zaten hep dışardan bakmadınız mı?
insan kendi sığlığında nefes almaya çalışan balıklar gibi çırpınıp dururken hayat yolunda.. bunu zorlaştırmak için sanki kasıtlıca geçirdiği zincirler misali önyargıları ile.. hele bir de densizlik içine düşmüşse.. neyi görebilir, yada ne gördüğünü düşünebilir aslında görmedikleri-göremedikleri ile....
bu boş makaleye cevap vermek de zaten bir başka boş davranış değil mi.. zaten boş olmak da sadece insan için dikilmiş bir giysi değil mi?