İnsanlar ve insanların bir araya gelerek oluşturduğu toplumların dünyayı algılama biçimlerini şekillendiren kültürel temsiller temel olarak görsel, işitsel ve dokunsal olarak farklılaşıyor...
Bizim toplum büyük çoğunlukla işitsel bir temsili tercih eder. Bu nedenledir ki, okumaya, araştırmaya, irdelemeye, odaklanmaya pek sıcak bakmayız. Fuzuli gelir, sıkılırız, yük olur bir süre sonra. Kitabını okumayız bir konunun ama filmi olursa alır seyrederiz misali. Youtube videosu çok uzun ise izlenmez, satış ilanları sonuna kadar okunmaz, bu forumda bile az biraz uzun yaz, hemen alt mesaja geçilir, ne dediğinle pek ilgilenilmez, vs. Benim çocukluğumda okullarda kompozisyon yarışmaları yapılırdı örneğin, çok ciddiye alır, hevesle katılırdık. Liseye kadar da devam etmişti. Hemen hepsinde derece alırdım bu arada

Hatta hiç unutmam, orta okuldaki bir yarışmada birinci olduğumda sınıf arkadaşlarım bayağı beni omuzlarına alıp bahçede slogan falan atmışlardı

Şimdi var mı bu gelenek, bilmiyorum...
Ezcümle, okunmayacağını bile bile bir öneride bulunayım. Bu aralar elime geçti yeniden okuyorum çünkü...
Kitabın Adı: Nietzsche Ağladığında
Nietzsche Ağladığında - AYRINTI YAYINLARI - Irvin D. Yalom - Her hastanın hikâyesinin biricik olduğuna her biri için farklı terapi uygulamak gere
www.kitapyurdu.com
1990 yıllarda Türkiye'de Simyacı falan gibi popüler olmuş, epeyce satılmıştı. Ben de ilk kez o yıllarda okumuştum. Bu aralar Viyana bizim için yeniden ayak yolu gibi olduğundan, yeniden okuyasım geldi. Kitap, gerçeklikle hayal gücünün bir karışımı aslında. Nietzsche, Freud gibi karakterleri bir arada harmanlayan, o dönemin entelektüel havasını solutan kısmen sürükleyici bir kitap. Biraz da kişisel sorgulamalara yol açıyor.
Umarım beğenirsiniz...