Atatürk Köşesi

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Katılım
25 Mar 2006
Mesajlar
3,978
ne yazıkki atatürk maskesini takan sahtekar atatürkçüler din düşmanlığı yapıyorlar atatürkü kullanarak

Hayır, tam tersine Atatürk maskesi takan Cumhuriyet düşmanları şeriat propagandası yapıyorlar.

Ayrıca "Atatürk" "A" ile başlar, "a" ile değil.

Atatürk köşesinde lütfen hır çıkarmayınız.
 
Son düzenleme:
Katılım
2 Ara 2006
Mesajlar
312
Atatürk milliyetçiliğinin insani yönü yanında bir de Türkiye'nin bağımsızlık ve özgürlüğünü en aziz görev haline getiren üstün bir yönü vardır. Bu milliyetçilikte Türk Milleti'nin bağımsızlığı uğruna göze alınamayacak bir fedakarlık yoktur. Çünkü, milliyet duygusu bir toplumda bireylerin kendilerini bütüne bağlı ve onun bir unsuru olarak görmeleri ve o milletin bekası için varlıklarını ortaya koymaya hazır olmalarıdır.

Ulu Önder hiçbir zaman ırkçılık temeline dayanan bir milliyetçiliği savunmamış, daima hars milliyetçiliğinin yani kültür milliyetçiliğinin taraftarı olmuştur. Ortak tarih ve kültüre sahip olan insanımızı milli bir şuur altında birleştirmeye çalışmıştır. Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin de ancak bu şekilde güçlenebileceğini belirterek "Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz; Cumhuriyetimiz'in mesnedi Türk camiasıdır. Bu camianın efradı ne kadar Türk harsıyla dolu olursa o camiaya istinat eden Cumhuriyet de kuvvetli olur" demiştir. Atatürk, bu asil ve üstün milliyetçilik anlayışını, "Ne mutlu Türk'üm diyene" ifadesiyle ölümsüzleştirmiştir.
 
Katılım
18 Şub 2006
Mesajlar
2,956
musti81 sana ne kadar teşekkür etsem azdır :rendeer:böyle bir topic açılması gerçekten çok gurur verici ve göğsüm kabardı mutlaka herkes okumalı biraz zaman ala bilir ama zaman ayırılması kereken en önemli konu:cat:
 
Katılım
25 Mar 2006
Mesajlar
3,978
ALINTIDIR


"ONLAR MİSAFİRDİRLER"



Pera Palas ışıl ışıl.

Pera Palas İstanbul'un en ünlü ve lüks oteli.

İkinci lüsk otel Tokatlıyan.

İstanbul'a gelen Avrupalı zenginler, Pera veya Tokatlıyan'ı tercih ederler.

Bugün İstanbul'u işgal eden sömürgeci subaylar için Pera Palas'ta odalar ayrılmış. Seksen sömürgeci subay ve generalin eşyaları yerleştirilmiş; fakat kendileri otele gece yarısından sonra girmişler.

Onları otelde Levanten kadınlar, cilveli Rum kızlar, Ermeni dilberler karşılamış.

Viski ve şampanya su gibi akıyor.

Ortalarda dolaşan güzeller, sömürgeci subaylara baygın bakışlar gönderiyorlar.

Bugün, sömürgeciler dört yıldır savaştıkları Osmanlının başkentini işgal etmişler. Orduları, İstanbul sokaklarında zafer yürüyüşleri yapmış.

Bugün, İngiliz, Fransız, İtalyan, Amerikan ve Yunan askerlerinin ayak sesleri, Sultanahmet'in, Süleymaniye'nin, hatta İstanbul'un yedi tepesinden yükselen ezan seslerini bastırmış.

Bugün Türk'e karşı kazandıkları tarihi zaferin tadını çıkarıyorlar.

…..



İngiliz Orduları Kumandanı General Harrington da yanında beş general ile Pera Palas'a girer.

Pardösülerini emre hazır bekleyen yaverlerine fırlattıktan sonra bara geçerler.

Yeni gelenlerin patırtıları bile, Pera'nın diğer salonlarından gelen şuh kahkahaları bastıramaz.

General Harrington'un masası, beş dakika içinde viski, şampanya ve her türlü mezelerle donatılır.

Ve bütün şampanya kadehleri havada tokuşur; "Konstantinepolis'in şerefine!"

Konstantinepolis; İstanbul!

Türk'ün göz bebeği İstanbul.

Sömürgeciye göre Bizans, İstanbul'da yok edilmiştir.

Türk de kendi göz bebeğinde yok edilecektir.

Bunu saklamaya hiç gerek duymuyorlardı ve işe İstanbul'dan başlamışlardı.

General Harrington'un masasında kadehler arka arkaya; "Konstantinepolis'e" diye tokuştu.

Pera'nın bütün salonlarında kadehler tokuşuyor. Kadehlerin "çın çınları" şuh kahkahaların kaba gülüşmelerin arasında eriyor.

General Harrington kadehini bir daha kaldırmıştır. Masadaki generallerin kadehleri de tokuşmak üzere havalanırlar; fakat bütün gürültüler birdenbire bıçak gibi kesilir.

Gözleri sessizliğin kaynağına dönmüş olan General Harrington ve arkadaşlarının elleri havada kalmıştır.

Sadece onların değil, bardaki bütün gözler kapıya yönelmiştir.

Bedenini saran paşa üniforması, omuzlarındaki apoletleri, göğsündeki madalyaları ve her adımda gıcırdayan parlak çizmeleriyle bara bir Türk subayı girmiştir.

Bütün gözler, bütün bakışlar donmuştur. Ortalıktaki sessizliği birkaç kadının iç çekişleri yırtar.

Bir Fransız kadının kendisini tutamaz. Sarışın Türk subayı yanından geçerken; "Ne güzel adam." diyerek yanındakine gösterir.

Türk subayının göğsüne bastırdığı astragan kalpağı sol elinde. Koyu sarı saçları arkaya taranmış. Mavi gözler üzerindeki kalın kaşlar çatılmış, bakışlar buz gibi.

Otel Müdürü Mösyö Martin, Türk subayının önünden saygıyla yürürken iki garson arkasından seğirtir.

Sarı saçlı subay, bütün gözlerin üzerinde olduğunun farkında; fakat o hoş bir vurdumduymazlık içinde.

Sarışın subayın masasına yerleşmesini bekleyen Mösyö Martin saygıyla geri çekilir.

İki garson, sarışın subayın siparişlerini alarak uzaklaşırlar.

Diğer salondaki uğultu tekrar başlayınca bardakiler de kendilerine gelirler. Buna rağmen bütün masalardan kaçamak bakışlar sarışın paşaya gidip gelir ve sonra fısıldaşmalar.

General Harrington'un masasındaki kahkahaların yerini merak almıştır.

Kimdir bu adam?

Bütün Pera'daki uğultuları kestiren, güzel kadınlara iç çektiren bu Türk subayı kimdir?

Kaldı ki böyle bir günde, Osmanlı yerle bir edilmişken, kendileri zafere kadeh kaldırırken, meydan okurcasına Pera'ya giren bu Türk subayının burada ne işi vardır ve bu ne cesarettir?

Özellikle kendilerini bile sıradan bir sırıtmayla geçiştiren otel müdürünün bu Türk subayına iltifatı nereden gelmektedir?

General Harrington merakına mağlup olur ve bir tepsi içerisinde Türk paşasının siparişlerini götüren garsona işaret eder.

Generaller, garsonun elindeki tepsideki küçük rakı şişesiyle küçük bir tabaktaki beyaz leblebiye baka kalırlar.

General Harrington, eğilen garsonun kulağına Türk subayını göstererek kim olduğunu sorar.

Garsonun cevabı hepsini dondurur.

Biraz önce muhteşem girişiyle salonları susturan Türk subayı; İngilizlerle, Fransızlara Anafartalar'ı dar eden, Conkbayırı'nı cehenneme çeviren, Çanakkale'de kendilerine dayak atan Binbaşı Mustafa Kemal'dir.

Çanakkale'de3ki Binbaşı Mustafa Kemal, şu an karşı masada oturan Mustafa Kemal Paşadır.

İngiliz generallerin masasında artık kahkaha yoktur.

İstisnasız hepsi namını bildikleri Binbaşı Mustafa Kemal'in hayranıdırlar.

Kendisini çabuk toparlayan General Harrington garsonu tekrar çağırır:

- Hemen gidiniz, General Mustafa Kemal'i masamıza davet ediniz.

General Harrington'un davetinden masadakilerin hepsi memnun olmuştur.

Emri alan garson, Kemal'in masasına doğru giderken generalle birlikte tüm bardakilerin gözü onun üzerinde toplanır.

Kemal içkisinin ilk yudumundan önce bir Bafra maden sigarası tellendirmiş, ağzına birkaç beyaz leblebi atmıştır.

Çağırmadığı halde kendisine doğru gelen garsonu görünce meraklanır:

- Bir şey mi var çocuk?

Garson saygıyla eğilir:

- Zat-ı alinize bir daveti iletmekle vazifelendirildim paşa hazretleri.

Kemal; "Hımm." diye gülümsedikten sonra sorar:

- Nasıl bir davetmiş bu?

Garson, barın köşesindeki masayı gösterir:

- General Harrington ve arkadaşları sizi masalarına davet ediyorlar efendim.

Kemal başını çevirir ve garsonun gösterdiği yöne bakar. General Harrington ve arkadaşları gözlerini dört açmış gülümseyerek kendisine bakmaktadırlar.

İngiliz ve Fransız generaller, onunla göz göze gelince tipik bir sırıtmayla baş eğerek selam verirler.

Kemal de bir baş eğmesiyle selamı iade ettikten sonra garsona döner:

- Harrington cenaplarına saygılarımı iletiniz; lakin onların benim masama gelmeleri gereklidir. Lütfen kendilerini masama davet ettiğimi söyleyiniz. Burada ev sahibi olan biziz, kendileri misafirimizdirler.

Bu cevaba garson şaşırır; fakat asıl şaşkınlığı Kemal'in cevabını duyan General Harrington ve arkadaşları gösterir.

Şaşkınlık da değil, resmen bozulurlar.

Bozulmalarının asıl sebebi reddedilmek değil, misafir addedilmektir.

Misafir!

Yani geçici.

Yani gidici!

Üstelik davet edilerek gelen.

Kaldı ki onlar davet de edilmediler, yüzsüzce geldiler.

İngiliz ve Fransız generaller, Kemal ile tanışmak için can attıkları halde yapılan hakareti hazmedemezler.

Kadehlerini bir dikişte yuvarlarlar.

Ne kadeh tokuşturmak ve ne de; "Konstantinepolis'in şerefine!"

Sadece içlerindeki kin daha da büyür.

Nurten ARSLAN'ın "Küçük Anılarda Büyük sırlar" .
Kitabıdan alıntı
 
Katılım
4 Ocak 2007
Mesajlar
24
atatürkün yaşamında gizemli 19 sayısının önemli bir yeri var.

19-05-1919

samsuna 19 arkadaşı ile çıktığında 38 yaşındaydı

2.19=38

çanakkale’de ilk olarak 57. alay’ın komutanıydı.

3.19=57

daha sonra kendi kurduğu 19. tümen’in komutanı oldu

atatürk 57 yaşında ölmüştü

3.19=57

ölüm tarihi 1938 ilk iki rakamı 19 ve son iki rakamı 2.19=38 dir

mustafa kemal atatürk isminin harflerinin toplamı 19 dur

atatürk’ün doğum tarihi 1881 i rumi takvime çevirirsek 1297 çıkar ve bu rakamları yan yana toplarsak yine 19 çıkar 1+2+9+7=19
 
Katılım
11 May 2007
Mesajlar
126
atatürkün yaşamında gizemli 19 sayısının önemli bir yeri var.

19-05-1919

samsuna 19 arkadaşı ile çıktığında 38 yaşındaydı

2.19=38

çanakkale’de ilk olarak 57. alay’ın komutanıydı.

3.19=57

daha sonra kendi kurduğu 19. tümen’in komutanı oldu

atatürk 57 yaşında ölmüştü

3.19=57

ölüm tarihi 1938 ilk iki rakamı 19 ve son iki rakamı 2.19=38 dir

mustafa kemal atatürk isminin harflerinin toplamı 19 dur

atatürk’ün doğum tarihi 1881 i rumi takvime çevirirsek 1297 çıkar ve bu rakamları yan yana toplarsak yine 19 çıkar 1+2+9+7=19

devamı var...:wiinkk:

- 1881 de, 19. yy nin bitimine 19 yıl kala doğdu.

- 1902 de harp okulundan teğmen olarak mezun oldu, 19 yıl sonra 19 Eylül 1921 de son rütbesi verildi, Mareşal oldu.

- Harp okulundan 20. subay olarak mezun oldu. Birisi yabancı olduğu için mezun olan 19 Türk subaydan birisi oldu.

- 19 Nisan 1909 da Harekat ordusuyla İstanbul'a girdi.

- 19 Aralık 1915 te Albay oldu.

- 19 Mart 1916 da Tuğgeneral oldu.

- Çanakkale savaşında 19. Tümeni kurdu ve komuta etti.

- 30 Nisan 1919 da 9. Ordu Müfettişliğine atandı.

- 19 Mayıs 1919 da 19 kişiyle birlikte Samsun a çıktı.

- Samsunda 19 dün kaldı.

- 4 Temmuz 1919 da Erzurum a gitti, 19 gün sonra 23 Temmuz 1919 da Erzurum Kongresini topladı.

- İstanbul a toplam 19 kez geldi.

- TBMM nin ilk kütüğündeki sıra numarası 19 dur.

- Cenaze töreninde Chopin in 19. marşı çalındı.

- Atatürk e verilen madalyaların toplamaı 19 dur.

- 19.000 TL nakit miras bıraktı.

- Adında toplam 19 harf var.

---
(babam heryıl diyanet in takvimini alır, ben de takvim yapraklarının arkasındaki bilgileri okumayı severim. orda gorup tel. ime kaydetmiştim. oldukça guzel bir yazı. Kaynak: takvim yaprakları. 19. sayfada mıydı derseniz, bilmiyorum ; dikkat etmedim ) :queen:
 
Son düzenleme:
Katılım
5 May 2006
Mesajlar
1,946
ufak bir hikaye


Atatürk'ün En sevdiği hikayelerdenmiş. Arada kendi anlatır, arada
başkasına anlattırır, hep gülermiş. (F. R. ATAY)

Yeşilaycı bir profesör bir konferans veriyor. Bir ara dinleyicilere Sormus:

"Bir eşegin önüne iki kova koysanız. Biri su dolu, biri rakı.
Hangisini içer?"

Cevabı kendi veriyor: "Tabii suyu."

Gene bitirmiyor soruyor: "Neden?"

Arkadan bir bekri söz alıyor. Yüksek sesle cevaplıyor.
"Eşekliğinden."

Atatürk bu cevaba bayılıyor. Gülüyor, gülüyor.

Bir akşam Orman çiftliğinde yanında erkanı, açık havada oturuyorlar.

Rakılarını yudumluyorlar. Biraz ilerde 15-16 yaşlarında bir çiftçi çocuk çalışıyor. Atatürk el edip, çağırıyor. Soruyor:

"Söyle çocuk: Bir eşegin önüne iki kova koysan. Biri rakı dolu, biri su. Hangisini Icer?"

Anadolu tosunu yutkunuyor. Bakıyor. Gazi Paşa Hazretlerinin ve yanındaki Muhterem zevatın önünde rakı kadehleri. Devletin en büyükleri...Esas vaziyetine geçiyor:

"Rakıyı kumandanım!"

Atatürk kahkahayı basıyor. Herkes şaşkın. Ata onlara dönüyor. Muzip:

"Aman beyler! Neden diye sormayın

İşte kendisiyle barışık bir lider,, kimseyle kavgalı değil.. Kendi kendini
eleştirebiliyor. Diktatör hiç değil. Büyüklük buna derler.. Kendinle barışık değil ve de eleştiriyi kaldıramayacaksan lider/yönetici olmayacaksın...


----------------------------------------------------------------------------------------

izmir kurtuldu, çok tatli bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler.
Trene binerler kompartimana çekilirler.
Ertesi gün kompartimani çalar, yaveri açar.
Yorgun, bitkin, kravatini yikamaktadir Atatürk.
Yaveri:
-"ya pasam bu ne hal hiç uyumadiniz herhalde niye böylesiniz" der.
-" Ya çocuk kompartimanima yastikla battaniye koymayi unutmusunuz.
Kolumu yastik yaptim agridi, setremi yastik yaptim üsüdüm, bende uyumadim
kalktim " der.
Yaveri;
-"Aman pasam !
Birimize haber vereydiniz hemen size bir yastikla battaniye getirirdik" der.


Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan söylüyor bunlari.
Tarihi bir cevap der ki:
-"Geç farkettim hepiniz en az benim kadar yorgundunuz.
Hiçbirinize kiyamadim.
Önemli olan benim uyumam degil milletimin rahat uyumasi".


----------------------------------------------------------------------------------------------------------


Mustafa Kemal, kurulacak devletin şekli ile ilgili toplumun her
kesiminden insanlarla görüşmeler yaparken sıra, mollalar, şeyhler ve
din büyüğü geçinen kişilere gelir. Mustafa Kemal, bunlara haber
göndertip gelecek hafta kendileriyle bu konuyu görüşeceğini ancak
konuşmalarının bir temeli olarak katılacak olan herkesin Bakara suresini 288.
ayetine kadar okumalarını rica eder.

Toplantı günü gelip çattığında, Mustafa Kemal kürsüye çıkar ve sorar:

"Arkadaşlar, buraya gelmeden önce hepinizden Bakara suresini 288'e
kadar okumanızı rica etmiştim. Kimler okudu Bakara'yi 288'e kadar?"

Salondaki bütün eller istisnasiz olarak bu ricayi yerine getirdiklerini
belirtmek için havaya kalkar. Bunu üzerine Mustafa Kemal sözlerine
devam eder:

"Beyler işte, kuracağımız devletin neden din temeline
dayanamayacağının sadece bir minik açıklaması: Bakara yalnızca 286 ayettir.
 
Son düzenleme:
Katılım
29 Tem 2007
Mesajlar
449
ufak bir hikaye
----------------------------------------------------------------------------------------

izmir kurtuldu, çok tatli bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler.
Trene binerler kompartimana çekilirler.
Ertesi gün kompartimani çalar, yaveri açar.
Yorgun, bitkin, kravatini yikamaktadir Atatürk.
Yaveri:
-"ya pasam bu ne hal hiç uyumadiniz herhalde niye böylesiniz" der.
-" Ya çocuk kompartimanima yastikla battaniye koymayi unutmusunuz.
Kolumu yastik yaptim agridi, setremi yastik yaptim üsüdüm, bende uyumadim
kalktim " der.
Yaveri;
-"Aman pasam !
Birimize haber vereydiniz hemen size bir yastikla battaniye getirirdik" der.


Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan söylüyor bunlari.
Tarihi bir cevap der ki:
-"Geç farkettim hepiniz en az benim kadar yorgundunuz.
Hiçbirinize kiyamadim.
Önemli olan benim uyumam degil milletimin rahat uyumasi".


----------------------------------------------------------------------------------------------------------

şimdilerde hangi komutan askerine bunu diyo acaba çocuklarının ev ödevlerini askerlere yaptıranlar var.
 
Katılım
2 May 2007
Mesajlar
624
arkadaşlar ülkemizi öyle bir duruma sokmaya çalışıyorlarki bunun sonu çok kötü. dış güçlerin şu anki amaçları ülkemizdeki inancı azaltmak. bunun içinde ne gerekiyorsa yapıyorlar. şunu asla unutmayın bizler Demokratik müslüman bir ülkeyiz. ne rejimimizi ne de dinimizi kaybetmeyelim. vereceğimiz mücadele bunun üzerine olsun bence!
 
Katılım
14 Tem 2007
Mesajlar
551
Atatürk bize bu Cumhuriyeti hediye etti...Onu koruyup kollamak da bizim görevimiz...ama ne yazık ki onu bile yapamıyoruz...ÇOK YAZIK...
 
Katılım
25 May 2007
Mesajlar
39
a1la2.jpg

a2ym2.jpg

a3zq8.jpg

a4jr5.jpg

a5lc2.jpg

a6as2.jpg

a7no9.jpg

a8ma8.jpg
 
Katılım
6 Eki 2007
Mesajlar
15
Hayır, tam tersine Atatürk maskesi takan Cumhuriyet düşmanları şeriat propagandası yapıyorlar.


Ayrıca "Atatürk" "A" ile başlar, "a" ile değil.

Atatürk köşesinde lütfen hır çıkarmayınız.

Yazılarınız ve Atatürk genci olduğunuzu yansıtmanız çok güzel ve özellikle

Ayrıca "Atatürk" "A" ile başlar, "a" ile değil.

düzeltmesini yaptığınız için tebrik ederim sizi.

İyi günler dilerim
 
Katılım
21 Ocak 2007
Mesajlar
2
"Sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum; alevler olarak geri dönmelisiniz.”

Bir öğrenci anlatıyor, adı Mahmut SADİ.

Yıl 1923. İstanbul Üniversitesinde öğrenci olduğum sıralar.

Okul duvarında bir ilan görüyorum. "Avrupa'ya talebe yollanacaktır."

Allah Allah diyorum, Ülke yıkık dökük yıl 1923. Avrupa'ya talebe! Lüks gibi gelen bir şey, ama bir şansımı denemek istedim. 150 kişi içerisinde 11 kişi seçilmişiz. Benim ismimin yanına ATATÜRK "Berlin Üniversitesine gitsin"
diye yazmış.

Zaman geldi. Sirkeci garındayım, trene yürüyorum. Ama kafam öyle karışık ki. Gitsem mi kalsam mı, orada beni unutur mu bunlar, para yollarlar mı, gurbet ellerde ne yaparım? Bir an gitmemeye karar verdim, döndüm.Tam o
sırada bir müvezzi ismimi çağırdı:

"Mahmut SADİ,Mahmut SADİ, bir telgrafın var".

Telgrafı açtım aynen şunlar yazıyordu:
"Sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum; alevler olarak geri dönmelisiniz".
Var mı böyle bir şey? 11 öğrencinin nerede, ne zaman, ne düşünebileceğini hesap edebilen bir lider, DÜNYA LİDERİ olmasın da ne olsun! Yıl 1923, biz evimizde bir çocuğumuzun huyunu değiştiremiyoruz, tek bir huyunu. Tüm Ülkenin huyu değişiyor. Bununla uğraşan bir insan, yurt dışına yolladığı 11 öğrencinin nerede, ne zaman, ne düşünebileceğini hissedebiliyor."

Mahmut Sadi devam ediyor: "Gel de şimdi gitme, git de orada çalışma, dön de bu Ülke için canını verme!" diyor.

Evet bugün en büyük şikayeti ne Türkiye'nin? Beyin göçü! En iyi beyinlerimizi kapıp götürüyorlar,çocuklarımız
arkalarına baka baka gidiyorlar. Peki diyeceksiniz ki engellemek o kadar mı zormuş?

Ha o gün 11 öğrenciymiş, telgrafmış. Bugün milyon öğrenci. Olsun, e-mail var,bilgisayar var.

Yeter ki ATATÜRK'ün sarf ettiği şu iki cümleyi ifade edebilecek, onların sorumluluğunu alabilecek, o inancı verebilecek bir liderleri olsun."

"Sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum; alevler olarak geri dönmelisiniz.”
 
Katılım
28 Ocak 2008
Mesajlar
111
Atatürk Solcuydu ama aşırı bir komünist değildi Atatürk Vatan severdi ancak ülkücü değildi atatürk bir insanın Vatan Toprağını ne kadar önemsiyosa oda okadar önemsedi Atatürk için ileri geri konuşan kişiler şunu bilsinlerki Atatürk olmasaydı sanırım onlarda olmiyacaklardı !!!
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Çok Beğenilen Mesajlar

Üst