- Katılım
- 10 Mar 2006
- Mesajlar
- 370
- Motosikleti
- Pancar Motoru
- Konu Yazar
- #61
İlk motosikletim mahalledeki bir abimizin kendi altına bir cross motoru çektikten sonra "al bunu sen kullan, satamıyorum zaten" demesiyle Kanuni'nin 90 cc'lik Popcorn modeliydi. Plaka ve vergi ihtiyacı olmadığından mahallede, sokak aralarında vızır vızır geziyordum. Üniversitede 2. yılımdı ve okula bununla gitmek istediğim bir zaman herşey oldu. Ev : Anadolu yakası Göztepede, okul Avrupa Yakası Ataköydeydi.
Bir haftasonu dedim yavaş yavaş sahilde bir okulun yoluna gideyim deneme amaçlı. Harem-Sirkeci feribotuna kadar herşey normaldi. Yalnız feribottan inemedim çünkü o zamana kadar çalışan motor bir türlü çalışmadı. Feribottan elimle indirdim. O sırada orada bulunan motosikletli arkadaşlar yakıt borusu ile ilgili bir 25-30 dk. uğraştıktan sonra motoru çalıştırabildim. Teşekkür edip ayrıldım ve sahilyolundan devam ederken Yenikapı civarında sol aynam rüzgara dayanamadığından fırladı gitti. Sağa çekip yolun kenarında ayna aradım yarım saat. En son çöp toplayan bir çocuk elinde aynayla "abi bu senden düştü, seslendim ama duymadın sanırım. Seni bulamasam satacaktım" dedi : ) Teşekkür ettim ve izole bantla derme çatma yapıştırdım aynayı.
Yola devam ederken trönk gaaarrrrçççç diye bir kopma ve sürüklenme sesi duydum. Önce benden değildir herhalde diye düşündüm ama sonra kafamı bi çevirdim egzost yerde sürünüyor. Bir saat kadar büfeden su alıp egzostu soğutmakla sonra sararak yerine sabitlemekle uğraştım. Bu motorun beni geri götürmeyeceğine hatta okula kadar varamayacağımı düşünüyordum ama inatla devam ettim. Zaten Bakırköye varmıştım, çok bir şey kalmamıştı.
Okula geldim çok şükür başka sıkıntı olmadan. İndim motordan orta sehpaya alırken bu kez de orta sehpa kırıldı. Okulun çimlerine yatırdım, uğraşamadım daha fazla. Haftasonu ders çalışan motosiklet süren arkadaşlarım filan epey bi alay ettiydi. Ama bir de bu yolun dönüşü vardı.
1-2 saat okulda oyalanıp geri koyuldum yola. Orta sehpayı da okulun güvenliğine bıraktım. "Abi ben pazartesi gelir alırım senden" dedim adam güldü filan neyse. Çıktım okulun arka yolundan yine sahil yoluna. Sol sinyali yaktım dönüşü yaptım sinyali kapatırken hooop sinyal butonu koptu gitti. İçimden dışımdan küfürler savurarak feribota kadar yolun sağından sol sinyalim yana yana, arada bir durup ayna ve egzostu kontrol ederek geldim. Feribota bindikten sonra orta sehpa olmadığından, yan sehpa da 360° dönebildiğinden 20 dk'lık Sirkeci-Harem yolculuğum boyunca motorun üstünde motoru dengede tutmakla uğraştım.
Asıl film şimdi başlıyor. Harem-Kadıköy-Göztepe güzergahı ile eve döneceğim artık. Aklımda ama hala herşeyini onarıp okula bu aletle gitmek var. Kadranını kullananlar bilir şu an tam hatırlamıyorum ama 120 ya da 140 gösteriyordu bu alet. Ancak 70'ten üstüne çıkamamıştım : ) Neyse uzatmayalım, Haremden çıkarken yokuş yukarı bir yol var Kadıköy sapağına kadar. Hah işte o yokuşta motoru ben taşıdım. Çünkü gitmedi gidemedi. Her durduğumda arka fren bitik olduğundan geri geri kayıyordum. Neyse bir şekilde çıkardım sapağa kadar atladım üstüne Kadıköye giderken Gata'nın oradan aşağı doğru epey süratlendim. Ama istemeden. Gaz vermediğim halde alet akıyordu, Arka freni yokladım. Kimse yok! Ön frene hafif hafif asılmaya başladım ilk 3-4 saniye tutmadı bile. Sonra daha da sert sıktım, yok tutmuyor. Dedim vurucaz bir yere artık. Neyse ki ışıkları düzgün yakalayıp düz yola çıktığımda frenler az da olsa tutmaya başladı. Kazasız atlattığım için bu kısmı hala şükrederim.
Kadıköyden de Göztepe'ye gelirken Minibüs Caddesinde farkettim ki motor zigzag çiziyor. Eve vardığımda anladım ki ön jant yamulmuş. O yokuş aşağı inerken yol düzlendiğinde haliyle sertçe yola oturdu. O anın heyecanını eve kadar atamamış olsam gerek ki yolculukta farketmemişim. Neyse Zemin kat balkonunun altına soktum aleti, duvara dayadım sehpalar geberik olduğundan. Anahtarı kapadım ama kontaktan çıkmadı bir türlü. Zorladım, zorladım ve anahtarın yarısı kırılarak kontağın içinde kaldı. Küfürler ederek eve çıkarken tekrar motora baktım ve arka stop lambasının kapağının olmadığını farkettim. Artık nerede düştüyse... O an artık bu motorla yol mol gidilmez diyip bir daha Çinlilere bulaşmadım.
Ardından bu kadar konuşuyorum ama hayatımın en eğlenceli yıllarıydı. Lanet aletin her bir haltı arızalanırdı. Yaptırıp yaptırıp 1 sene kullandım ve en sonunda motora yeni başlayacak bir kardeşimize verdim. Satmadım da. Bu motora para vermek yanlış olurdu. Zaten 1 hafta sonra çocuk gelip "Abi senin motorla kasisten geçtim, ön maşa kırıldı" dedi. Dedim sağlık olsun, ben sende kalsın diye verdim motoru dedim. İstersen yaptırırız gidip.
Hala özlerim keratayı, tüm uğraştırmalarına rağmen her ilki bu motorla yaşamıştım. Alacaksanız önermem orası ayrı.
Sonunda benzin döküp yakılası gelmiş bir motosiklete ait, sabır nedir, metanet nedir gerçekten bunları öğreten filimi yapılası bir hikaye.