- Katılım
- 5 May 2014
- Mesajlar
- 1,576
- Konu Yazar
- #1
Arkadaşlar merhaba;
Bir önceki gezinin üzerinden 1 ay geçtikten sonra bir gece ansızın "neden Antalya'ya gitmiyorsun" vahiyi üzerine yan çantalarıma 3 - 4 günlük kıyafet koyarak ertesi sabah yola çıktım. Ağustos ayının başında staja gideceğim için gitmeden son bir tur atmak istedim herhalde.
Herhangi bir rota planlaması, yatacak kalkacak yer planması yapmadan sabah saat 7 gibi Niğde'den yola çıktım. Antalya'da Abim ve küçük kardeşim çalışıyorlar, onların yanlarında kalırım nasıl olsa dedim.
Bir önceki ( http://www.motosiklet.net/forum/etkinlik-gezi-fotograflari/132885-6-gun-2300-km-bati-orta-karadeniz-gezisi-2014-a.html) kadar sürükleyici ve güzel olmasa da 1 saat içinde kararı alınmış ve uygulamaya koyulmuş bir gezi için yinede iyi oldu.
Daha önce Burdur (5), Isparta (7) ve ANtalya (1) sene kaldığım için ve bölgeyi araba ile yeterince gezdiğim için önhazırlıksız olarak böyle bir geziye başladık ve bitirdik kazasız belasız.
Cefakar ve çilekeş yol arkadaşım Kostok bu gezide aramızda yoktu maalesef, bu durumun bize sağladığı avantajlardan birisi hiç düşmeden 2600 km gezdim
, bir diğeri ise resimler flu değil. :cat:. Ancaaak, zırt pırt durmak gibi bir huyum olmadığı için yol üzerinden eskisi kadar bol fotoğraf çekemedim. Bazen 400 km durmaksızın gazladım, ilk ve son gün 800'er km yol yaptım. Bu esnada Kostok'un flu dahi olsa fotolarını özlemedik değil...
Son olarak bu geziyi Hint ve Japon malı motosiklet firmalarının Çinde kendi arge ve mühendisliğine dayanmadan tamamen fason üretim ile kendi lisansları altında sattıkları motosikletlere binip, yaa abi çin malına binene kadar merzifon eşşeğine binin diyen über tecrübe sahibi arkadaşlara ithaf ediyorum.
---------- Mesajlar birleştirildi - 16:46 ---------- bir önceki mesaj zamanı 15:26 ----------
İlk fotoğrafı sabah saat 07:'de aksaray girişinde çekmişim. Km 8440 yazıyor ancak tabela evden 30 km uzaklıkta, yani yola çıkış km'si 8410
İlk fotoğrafların günahı olmaz arkadaşlar, bunları 1024x768 yapmayı unutmuşum
---------- Mesajlar birleştirildi - 19:13 ---------- bir önceki mesaj zamanı 16:46 ----------
Konya'ya giderken yolda Sultanhanı tabelasını görüyorum, saat daha erken, haydi bi yol kafayı sokalım diyerek Sultanhanı'nın içine girip oradaki hanı geziyorum.
Sultan hanı 13. yüzyılda Selçuklu Hakan'ı Aleaddin Keykubat tarafından ipek yolunun güvenliği için yaptırılmış, içinde ahırlar hamamlar ve yemekhaneler bulunan bir handır. Sağlam duvarları sayesinde zaman zaman Moğol istilalarına karşı kale olarakda kullanılmış. Selçuklu zamanından kalma en büyük kervansaraydır.
Mescid;
Han içersinden;
Medrese gibi ufak tefek kapılar ile ilgili bölümlere açılan devasa bir yapı;
içerideki odalar;
El işçiliği gayet güzel ve yaklaşık 750 yıl geçmesine rağmen gayet sağlam;
Hancı, bana kımız, kurduma da et getir.
Bu devasa kubbeleri hangi araç ve gereçlerle nasıl çıkardılar acaba oraya?
İç avlu, kışlık kısım;
Yazlık kısım;
İmitasyon el aletleri;
Mimari gerçekten güzel ve bu Aleaddin denilen şahıs gerçekten Anadoluda birçok köprü ve kervansaray yaptırmış. Yabancı forumlarda hakkında dönem ticaretinin güvenliğini sağlayabilmek adına herşeyi yaptığı yazıyordu.
Mescidin tepesinden;
Kışlık kısımın çatısı;
Dış bahçe;
Güvercinler yıkacak burayı ;
Yolunuz düşerse görmekte fayda var, ancak rota planlarken burayı görebilmek için ekstradan yol katetmeye lüzüm yok derim ben, işin acayip tarafı buraya bile otobüs otobüs japon turist getirmişler.
---------- Mesajlar birleştirildi - 19:51 ---------- bir önceki mesaj zamanı 19:13 ----------
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Sultanhanı'ndan sonra Konya'ya Mevlana'ya gittim, Sultanhanı 3 Lira giriş ücreti var, mevlana ise 5 TL olması lazımdı. (öğrenci)
EN son çocukken gitmiştim Mevlana'ya, sanki o zaman daha güzeldi, daha etkileyiciydi. Tabi buraya rehber ile gitmek lazım ve en önemlisi Mevlevilik hakkında bilgi sahibi olmak lazım, ben Fransız tursitler gibi gezdim ayrıldım.
İç avluda, mevlevilik ile ilgili küçük küçük odalar tasvir edilmiş. Tam bilgim yok ama atıyorum 10 yılını bu işe verenler, bilmem kaç ay çile'de kalıp pişenler aşçı oluyırlar, hoca oluyorlar falan. Bana pek çekici gelmedi ama UNESCO bile dünya barış yılı adı altında Mevlana reklamı yaptıysa baya önemli bir olgu demekki, galiba bir anlayış olarak dünyada dostluk ve kardeşliği temel alan ilk tarikat/oluşum olduğu için bu kadar dikkat çekiyor. Saman gibi yetişmemek lazım, bunları okuyup öğrenmeli insan.
Bu resimler az önce anlattıığım kısımları tasvir ediyor;
Hz. Mevlana'nın oğlunun kaftanı/gömleği, bu ne işçiliktir arkadaş!
---------- Mesajlar birleştirildi - 20:16 ---------- bir önceki mesaj zamanı 19:51 ----------
Bahsettiği mevlevilik ile ilgili mertebeler;
Musiki çok öenmlidir mevlevilikte;
Bi de uzaktan alalım;
Hemen arka tarafta bulunan cami, tabi ben gidiyorsam mutlaka bakımda olmalı tarihi ve tursitik bir yer;
Mevlana'nın karşısında bulunan eski mezalık, iç düzenlemesi gayet hoş;
Bu arada beleş otopark Mevlana'ya biraz uzak ve ben halat zincirimi evde unutmuşum, motoru kilitleme imkanım olmadığı için giriş kapısının oradaki ücretli yere bıraktım ancak ne şimdi ne de 5 gün boyunca hiç bir otopark para almadı motosikletten.
İnsanın gidipte yatası geliyor vallaha;
Mevlana'ya yürüme mesafesinde bulunan Şehitler Parkı'nıda gitmişken göreyim dedim. Zaten belirli bir program olmayınca elde su şisesi aylak aylak dolanıyorum ortalıklarda.
Giriş beleş;
Hangi Konyalının nerede şehit olduğunun yazıldığı büyük bir defter var girişte;
İçeride maketler ile canlandırma yapılmış, özellikle çocukları gezdirmek için güzel br yer, hem tarihe de ilgi duyarlar;
---------- Mesajlar birleştirildi - 21:26 ---------- bir önceki mesaj zamanı 20:16 ----------
Konya'dan ayrılıp alaaddin tepesi denen yere gittim, ancak yine tavsye etmem. Mesire alanından farkı yok.
Konya'dan aslında Seydişehir yolunu takip edersen Antalya daha kısa ancak ben liseyi ısparta'da bitirdiğim için, 3 yıl sonra geçerken liseyi bir görelim dedim ve Beyşehir yolundan gitmeyi planladım.
Tam Konya çıkışında Alacahöyük Kazısı diye tabela gördüm. Yolun sağına çekip internetten bakınca 1960 yılından beri kazı alanı olduğunu ve UNESCO dünya kültür mirasına alındığını gördüm. Kesin cici bir yerdir diye 40 km geri gittim, aynı yolu 40 ta geri geldim, ett 80. Isparta yolu 100 km daha uztıyor. Kaba taslak 200 km uzatarak Antalya'ya ulaştım.
Alacahöyük kazısına giden yol tarımsal sulama sebebi ile yer yer virajlarda ıslaklıklar var. Ben hala Stock lastikleri kullandığım için tükürük damlasından geçse motor 180 derece dönebiliyor.
Tarlaların arasından zevkli bir yoldan höyüğe ulaştım. Birçok insanın dikkatini çekmez kazı alanları, ama eski insanlar ve onların yaşam biçimlerini çoktan beri takip ettiğimden benim için gayet güzel oldu o tabelayı görmem.
Bu tür işlere ilgi duyuyorsanız mutlaka görmeniz gerekir.
Ayçekirdeği tarlası;
Ne zaman bir akan su görsem "acaba kaç can aldı" diye düşünmeden edemem.
Öğle sıcağında, kan ter içinde höyüğe ulaştım. İlgilenenler için biraz hakkında yazacağım.
İlk defa 1958 yılında bir İngiliz Profesör tarafından 7 yıl süren kazı yapılmış maddi imkansızlıklar sebebi ile ve dönemin koşullarınca kazı yarıda bırakılmış. ANcak bu profesör her dersinde Konya'dan bahsetmiş ve onun öğrencilerinden bir tanesi arkadaşı ile brlikte 1990 veya 1991 gibi Türkiye'ye gelip kazı alanını kaydırmak gerektiğini düşünür ve gerekli resmi izinler alındıktan sonra 1993 yılında başlayan kazılar halen devam etmekte. Bu profesörün adı Ian Hodder ve doktorasını çatalhöyük sayesinde almıştır.
Ömrünün 25 yılını Konya'nın 45 km uzaklığındaki bir tepeye adamış bu ingiliz.
Bu tür höyükler özellikle Niğde - Konya ve nevşehir civarında bulunur. Genelde Konya ovası üzerinde düzlükte dağ değil ama bir kum yükseltisi görürseniz bilinki orası höyüktür.
MÖ:6000 yıllarında Anadolu'da yaşamış olan bu abiler ellerindeki imkansızlıklar sebebi ile mağaraları yapamadıkları için ve Konya ovası o zamanlar göl olduğu için balıkçılık yaparak bu tür höyüklerde yaşamışlar.
Evler kerpiçten yapılma ve tüm köy birbirine bitişiktir. Ancak aynı duvarı 2 ev ortak kullanmamışlar. Çünkü 100 yıllık ömrü olan bu kerpiç evleri yenisi ile değiştirme esnasında kavga çıkmasın diye. :mrgreen:
Ömrü dolunca evleri bel hizasının üstünde kalan kısımlarını evin içine doğru yıkmışlar, ve üzerine yenisini yapmışlar.
Evlerin giriş kapıları yoktur, girişler çatıdan yapılmış. Yabani hayvan korkusu herhalde.
Her ev 2 odadan oluşur, depo ve günlük oda. Her evde ocak bulunur. Köy içerisinde sokaklar yoktur. Çatılardan yürümüşler.
Bu zamana ait ilahi bir din yoktur, para yoktur ve bu insanlar arasında Irk ayrımı olmadığı için hiçbir savaş olmadan 1500 yıl boyunca bu kavim burada yaşamış.
Daha sonra Konya ovasının çekilmesi ile beraber önce yer değiştirmişler sonrada kaybolmuşlar.
Duvarlara yaptıkları resimlerden anlaşıldığı kadarı ile günümüz insanı ile aynı boy ve kilo oranına sahipler. Yaptıkları minik kireçtaşı maketlerinde hem erkek hemde dişi hayvan tasvirlerine rastlanmış. Boğa kutsal hayvan olarak kabul edilmiş.
İleride resimlerden göreceğiniz üzere tam 13 farklı kata ulaşılmış. Yan, 12 kere yıkıp üzerine yeniden ev yapılmış, bu şekilde koca bir toprak yığını oluşmuş.
E o zaman nasıl toprak altında kaldı bunlar diyenler biraz jeoloji araltırırlarsa zevkli olur.
Ben oradayken 100'den fazla yabancı bilimadamı vardı, Ian abiyi tenhada kıstırıp soru soramadım. Aile yapıları nasıldı? Kendi aralarında herhangi bir ceza/hukuk sistemi var mıydı?
Tek eşlilik veya evlilik kurumu var mıydı? gibi sorular hala bende saklı. :mrgreen:
Burası örnek ev, gelenler akıllarında iyi canlandırabilsinler diye yapmışlar,
Araziyi tek başınıza gezmeniz yasak, girişte bulunan zile basınca size ücretsiz rehber geliyor. Beklerseniz tek başınıza beklemez iseniz grup olarak gezebilirsiniz.
Tarih ve arkeleoji okuyan üniversite öğrencileri çadırlarda yaşayarak gönüllü olarak bu hizmeti veriyorlar.
Benim dahil olduğum gruptaki inşaat mühendisi olduğunu arabasındaki baretten anladığım kronun teki gezi bittikten sonra sırtını döndü ve cebinden para çıkararak bize rehberlik eden öğrenciye "al yeğenim şunu" diye para vermeye çalıştı.
Ben o hödüğün adına utancımdan yerin dibine girdim.
r:
Neyse, burası yeni kazı alanı henüz 2 kat falan kazabilmişler.
adamlar bizim zincir yıkadığımız mazot fırçası ile koca dağı kazıyorlar ya lan :mrgreen:
Karşıda bir adet mezar taşı var, yakın bir köyde yaşayan, eski zamanlarda kötü kadın ilan edilen, günümüzde "kafa kız" diye tabir edilen bir ablamız köyün erkeklerini gece evine alırmış. Öldükten sonra buna kızan köylüler kadının mezarını taa buraya getirmişler sırf kadına kötülük olsun diye. Ama şu an bu apla Dünya Kültür Mirası'na dahil olmuş durumda :mrgreen:
---------- Mesajlar birleştirildi - 21:42 ---------- bir önceki mesaj zamanı 21:26 ----------
Bu taşı en yüksek yere koymuşlar, buna göre mesafe almışlar galiba 1960 yılında,
Buraları epey bir deşmişler ve bayağıı önemli eserler çıkarmışlar. Yıkılmasın diye V şeklinde kazıyorlar. Şu anda 3 boyutlu lazer modellemesi yapıyorlar galiba;
Girişte müze var, beleş. Prof Türk olsaydı ne giriş ne de müze beleş olmazdı
Ölüleri ev tabanına gömdüklerini söylemiş miydim ?
ale:
---------- Mesajlar birleştirildi - 21:48 ---------- bir önceki mesaj zamanı 21:42 ----------
Resimleri siz okuyun diye çektim haa, yaramaz ikokul çocukları gibi sadeceresimlere bakıp geçmeyin
Adamlar tuzluk bile yapmışlar ama tuz doldurma kapağı yok. Galüba tuzlu suyu üstteki delikten doldurup buharlaşmasını bekliyorlardı.
obsidyen denen mineralden ok ucu, bıçak vs yapmışlar. Az daha uğraşsalar Wi-fi bulacaklarmış.
---------- Mesajlar birleştirildi - 22:06 ---------- bir önceki mesaj zamanı 21:48 ----------
Bu tür eski yerleşimlere ilgi duyan birileri iseniz Nevşehir - Ihlara Vadisi ve Niğde - Gümüşler Manastırı'nı mutlaka ziyaret etmelisiniz.
Üstteki pecemenk hangi alfabeyi kullanarak yazdı bilmiyorum ama ben sadece imza attım, onuda tarihi yanlış yazmışım.
Höyük yakınlarında kerpiçten yapılma evleri olan küçük bir köy var;
Şöyle bir yoldan 40 km Konya'ya kadar gidiyorsunuz, sulama olmasa gayet hızlı gidersiniz ama benim motor zaten her halükarda 100 yaptığı için benim hesap 20 milyonluk benzine benziyor.
Bakmayın sevimli durduklarına, kovalıyorlar;
Aradan 1 hafta geçtiği için saatleri tam hatırlamıyorum ancak 17 - 18 gibi Konya'dan ayrılıyorum.
Sabah 06:30'da Niğde'den yola çıkıp yaklaşık 12 saat sonra ancak 300 km yol almış olmak ne acı değil mi ? :mrgreen:
Akyokuşta resim çekmesek olmaz;
Benzin almak dışında Isparta'ya kadar hiç durmadım bundan sonra, Zaten bir 100-150 km sonra motor vücudun bir parçası gibi oluyor, tır sollayan tırı sollayabilecek kadar yürek sahibi oluyorsunuz bu bölünmemiş yolda. Rüzgarın durumuna göre 100-110 arası fıtı fıtı Isparta'ya gidiyorum.
Benzin aldığım yerde sıcak sebebi ile markete girmiş, tüm küfürlere rağmen çıkmayan bu sevimli arkadaş vardı.
Ben şikilota alınca hemen peşime geldi, namussuz tam önüne oturup pür dikkat çikolatayı kesiyor. Paketi açınca zıplayıp elinden alıyor.
Çöpe attığın boş paketi iyice bir sünnetliyor. Tamı tamına 3 tane şikilotamı yedi, su şişemi yaladı.
Resim çekmek için durmuşuz canım;
Kuyruk sokumumdan tüm vücuduma giren krampa rağmen Eğirdir gölünün kenarına kadar durmadan geldim;
Birisi şişeye su doldurup bırakmış, aldım bloğun üstüne boca ettim bende, anında buharlaştı tüm su. Acep kaç dereceydi motor ?
---------- Mesajlar birleştirildi - 22:13 ---------- bir önceki mesaj zamanı 22:06 ----------
Şu gördüğünüz adanın ucuna kadar gelerek burada 1-2 fotoğraf çektikten sonra acıktığım için gidip yemek yiyorum.
Evet saat 19:30 ve ben kahvaltı bile yapmamışım. :cyclopsan
YGS sınavından bir gün önce pisiklet kiralayıp gezdiydik bu adayı, hüzünlendim bak şimdi;
Oku lan burayı Kostok;
Bir önceki gezinin üzerinden 1 ay geçtikten sonra bir gece ansızın "neden Antalya'ya gitmiyorsun" vahiyi üzerine yan çantalarıma 3 - 4 günlük kıyafet koyarak ertesi sabah yola çıktım. Ağustos ayının başında staja gideceğim için gitmeden son bir tur atmak istedim herhalde.
Herhangi bir rota planlaması, yatacak kalkacak yer planması yapmadan sabah saat 7 gibi Niğde'den yola çıktım. Antalya'da Abim ve küçük kardeşim çalışıyorlar, onların yanlarında kalırım nasıl olsa dedim.
Bir önceki ( http://www.motosiklet.net/forum/etkinlik-gezi-fotograflari/132885-6-gun-2300-km-bati-orta-karadeniz-gezisi-2014-a.html) kadar sürükleyici ve güzel olmasa da 1 saat içinde kararı alınmış ve uygulamaya koyulmuş bir gezi için yinede iyi oldu.
Daha önce Burdur (5), Isparta (7) ve ANtalya (1) sene kaldığım için ve bölgeyi araba ile yeterince gezdiğim için önhazırlıksız olarak böyle bir geziye başladık ve bitirdik kazasız belasız.
Cefakar ve çilekeş yol arkadaşım Kostok bu gezide aramızda yoktu maalesef, bu durumun bize sağladığı avantajlardan birisi hiç düşmeden 2600 km gezdim
Son olarak bu geziyi Hint ve Japon malı motosiklet firmalarının Çinde kendi arge ve mühendisliğine dayanmadan tamamen fason üretim ile kendi lisansları altında sattıkları motosikletlere binip, yaa abi çin malına binene kadar merzifon eşşeğine binin diyen über tecrübe sahibi arkadaşlara ithaf ediyorum.
---------- Mesajlar birleştirildi - 16:46 ---------- bir önceki mesaj zamanı 15:26 ----------
İlk fotoğrafı sabah saat 07:'de aksaray girişinde çekmişim. Km 8440 yazıyor ancak tabela evden 30 km uzaklıkta, yani yola çıkış km'si 8410
İlk fotoğrafların günahı olmaz arkadaşlar, bunları 1024x768 yapmayı unutmuşum
---------- Mesajlar birleştirildi - 19:13 ---------- bir önceki mesaj zamanı 16:46 ----------
Konya'ya giderken yolda Sultanhanı tabelasını görüyorum, saat daha erken, haydi bi yol kafayı sokalım diyerek Sultanhanı'nın içine girip oradaki hanı geziyorum.
Sultan hanı 13. yüzyılda Selçuklu Hakan'ı Aleaddin Keykubat tarafından ipek yolunun güvenliği için yaptırılmış, içinde ahırlar hamamlar ve yemekhaneler bulunan bir handır. Sağlam duvarları sayesinde zaman zaman Moğol istilalarına karşı kale olarakda kullanılmış. Selçuklu zamanından kalma en büyük kervansaraydır.
Mescid;
Han içersinden;
Medrese gibi ufak tefek kapılar ile ilgili bölümlere açılan devasa bir yapı;
içerideki odalar;
El işçiliği gayet güzel ve yaklaşık 750 yıl geçmesine rağmen gayet sağlam;
Hancı, bana kımız, kurduma da et getir.
Bu devasa kubbeleri hangi araç ve gereçlerle nasıl çıkardılar acaba oraya?
İç avlu, kışlık kısım;
Yazlık kısım;
İmitasyon el aletleri;
Mimari gerçekten güzel ve bu Aleaddin denilen şahıs gerçekten Anadoluda birçok köprü ve kervansaray yaptırmış. Yabancı forumlarda hakkında dönem ticaretinin güvenliğini sağlayabilmek adına herşeyi yaptığı yazıyordu.
Mescidin tepesinden;
Kışlık kısımın çatısı;
Dış bahçe;
Güvercinler yıkacak burayı ;
Yolunuz düşerse görmekte fayda var, ancak rota planlarken burayı görebilmek için ekstradan yol katetmeye lüzüm yok derim ben, işin acayip tarafı buraya bile otobüs otobüs japon turist getirmişler.
---------- Mesajlar birleştirildi - 19:51 ---------- bir önceki mesaj zamanı 19:13 ----------
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Sultanhanı'ndan sonra Konya'ya Mevlana'ya gittim, Sultanhanı 3 Lira giriş ücreti var, mevlana ise 5 TL olması lazımdı. (öğrenci)
EN son çocukken gitmiştim Mevlana'ya, sanki o zaman daha güzeldi, daha etkileyiciydi. Tabi buraya rehber ile gitmek lazım ve en önemlisi Mevlevilik hakkında bilgi sahibi olmak lazım, ben Fransız tursitler gibi gezdim ayrıldım.
İç avluda, mevlevilik ile ilgili küçük küçük odalar tasvir edilmiş. Tam bilgim yok ama atıyorum 10 yılını bu işe verenler, bilmem kaç ay çile'de kalıp pişenler aşçı oluyırlar, hoca oluyorlar falan. Bana pek çekici gelmedi ama UNESCO bile dünya barış yılı adı altında Mevlana reklamı yaptıysa baya önemli bir olgu demekki, galiba bir anlayış olarak dünyada dostluk ve kardeşliği temel alan ilk tarikat/oluşum olduğu için bu kadar dikkat çekiyor. Saman gibi yetişmemek lazım, bunları okuyup öğrenmeli insan.
Bu resimler az önce anlattıığım kısımları tasvir ediyor;
Hz. Mevlana'nın oğlunun kaftanı/gömleği, bu ne işçiliktir arkadaş!
---------- Mesajlar birleştirildi - 20:16 ---------- bir önceki mesaj zamanı 19:51 ----------
Bahsettiği mevlevilik ile ilgili mertebeler;
Musiki çok öenmlidir mevlevilikte;
Bi de uzaktan alalım;
Hemen arka tarafta bulunan cami, tabi ben gidiyorsam mutlaka bakımda olmalı tarihi ve tursitik bir yer;
Mevlana'nın karşısında bulunan eski mezalık, iç düzenlemesi gayet hoş;
Bu arada beleş otopark Mevlana'ya biraz uzak ve ben halat zincirimi evde unutmuşum, motoru kilitleme imkanım olmadığı için giriş kapısının oradaki ücretli yere bıraktım ancak ne şimdi ne de 5 gün boyunca hiç bir otopark para almadı motosikletten.
İnsanın gidipte yatası geliyor vallaha;
Mevlana'ya yürüme mesafesinde bulunan Şehitler Parkı'nıda gitmişken göreyim dedim. Zaten belirli bir program olmayınca elde su şisesi aylak aylak dolanıyorum ortalıklarda.
Giriş beleş;
Hangi Konyalının nerede şehit olduğunun yazıldığı büyük bir defter var girişte;
İçeride maketler ile canlandırma yapılmış, özellikle çocukları gezdirmek için güzel br yer, hem tarihe de ilgi duyarlar;
---------- Mesajlar birleştirildi - 21:26 ---------- bir önceki mesaj zamanı 20:16 ----------
Konya'dan ayrılıp alaaddin tepesi denen yere gittim, ancak yine tavsye etmem. Mesire alanından farkı yok.
Konya'dan aslında Seydişehir yolunu takip edersen Antalya daha kısa ancak ben liseyi ısparta'da bitirdiğim için, 3 yıl sonra geçerken liseyi bir görelim dedim ve Beyşehir yolundan gitmeyi planladım.
Tam Konya çıkışında Alacahöyük Kazısı diye tabela gördüm. Yolun sağına çekip internetten bakınca 1960 yılından beri kazı alanı olduğunu ve UNESCO dünya kültür mirasına alındığını gördüm. Kesin cici bir yerdir diye 40 km geri gittim, aynı yolu 40 ta geri geldim, ett 80. Isparta yolu 100 km daha uztıyor. Kaba taslak 200 km uzatarak Antalya'ya ulaştım.
Alacahöyük kazısına giden yol tarımsal sulama sebebi ile yer yer virajlarda ıslaklıklar var. Ben hala Stock lastikleri kullandığım için tükürük damlasından geçse motor 180 derece dönebiliyor.
Tarlaların arasından zevkli bir yoldan höyüğe ulaştım. Birçok insanın dikkatini çekmez kazı alanları, ama eski insanlar ve onların yaşam biçimlerini çoktan beri takip ettiğimden benim için gayet güzel oldu o tabelayı görmem.
Bu tür işlere ilgi duyuyorsanız mutlaka görmeniz gerekir.
Ayçekirdeği tarlası;
Ne zaman bir akan su görsem "acaba kaç can aldı" diye düşünmeden edemem.
Öğle sıcağında, kan ter içinde höyüğe ulaştım. İlgilenenler için biraz hakkında yazacağım.
İlk defa 1958 yılında bir İngiliz Profesör tarafından 7 yıl süren kazı yapılmış maddi imkansızlıklar sebebi ile ve dönemin koşullarınca kazı yarıda bırakılmış. ANcak bu profesör her dersinde Konya'dan bahsetmiş ve onun öğrencilerinden bir tanesi arkadaşı ile brlikte 1990 veya 1991 gibi Türkiye'ye gelip kazı alanını kaydırmak gerektiğini düşünür ve gerekli resmi izinler alındıktan sonra 1993 yılında başlayan kazılar halen devam etmekte. Bu profesörün adı Ian Hodder ve doktorasını çatalhöyük sayesinde almıştır.
Ömrünün 25 yılını Konya'nın 45 km uzaklığındaki bir tepeye adamış bu ingiliz.
Bu tür höyükler özellikle Niğde - Konya ve nevşehir civarında bulunur. Genelde Konya ovası üzerinde düzlükte dağ değil ama bir kum yükseltisi görürseniz bilinki orası höyüktür.
MÖ:6000 yıllarında Anadolu'da yaşamış olan bu abiler ellerindeki imkansızlıklar sebebi ile mağaraları yapamadıkları için ve Konya ovası o zamanlar göl olduğu için balıkçılık yaparak bu tür höyüklerde yaşamışlar.
Evler kerpiçten yapılma ve tüm köy birbirine bitişiktir. Ancak aynı duvarı 2 ev ortak kullanmamışlar. Çünkü 100 yıllık ömrü olan bu kerpiç evleri yenisi ile değiştirme esnasında kavga çıkmasın diye. :mrgreen:
Ömrü dolunca evleri bel hizasının üstünde kalan kısımlarını evin içine doğru yıkmışlar, ve üzerine yenisini yapmışlar.
Evlerin giriş kapıları yoktur, girişler çatıdan yapılmış. Yabani hayvan korkusu herhalde.
Her ev 2 odadan oluşur, depo ve günlük oda. Her evde ocak bulunur. Köy içerisinde sokaklar yoktur. Çatılardan yürümüşler.
Bu zamana ait ilahi bir din yoktur, para yoktur ve bu insanlar arasında Irk ayrımı olmadığı için hiçbir savaş olmadan 1500 yıl boyunca bu kavim burada yaşamış.
Daha sonra Konya ovasının çekilmesi ile beraber önce yer değiştirmişler sonrada kaybolmuşlar.
Duvarlara yaptıkları resimlerden anlaşıldığı kadarı ile günümüz insanı ile aynı boy ve kilo oranına sahipler. Yaptıkları minik kireçtaşı maketlerinde hem erkek hemde dişi hayvan tasvirlerine rastlanmış. Boğa kutsal hayvan olarak kabul edilmiş.
İleride resimlerden göreceğiniz üzere tam 13 farklı kata ulaşılmış. Yan, 12 kere yıkıp üzerine yeniden ev yapılmış, bu şekilde koca bir toprak yığını oluşmuş.
E o zaman nasıl toprak altında kaldı bunlar diyenler biraz jeoloji araltırırlarsa zevkli olur.
Ben oradayken 100'den fazla yabancı bilimadamı vardı, Ian abiyi tenhada kıstırıp soru soramadım. Aile yapıları nasıldı? Kendi aralarında herhangi bir ceza/hukuk sistemi var mıydı?
Tek eşlilik veya evlilik kurumu var mıydı? gibi sorular hala bende saklı. :mrgreen:
Burası örnek ev, gelenler akıllarında iyi canlandırabilsinler diye yapmışlar,
Araziyi tek başınıza gezmeniz yasak, girişte bulunan zile basınca size ücretsiz rehber geliyor. Beklerseniz tek başınıza beklemez iseniz grup olarak gezebilirsiniz.
Tarih ve arkeleoji okuyan üniversite öğrencileri çadırlarda yaşayarak gönüllü olarak bu hizmeti veriyorlar.
Benim dahil olduğum gruptaki inşaat mühendisi olduğunu arabasındaki baretten anladığım kronun teki gezi bittikten sonra sırtını döndü ve cebinden para çıkararak bize rehberlik eden öğrenciye "al yeğenim şunu" diye para vermeye çalıştı.
Ben o hödüğün adına utancımdan yerin dibine girdim.
Neyse, burası yeni kazı alanı henüz 2 kat falan kazabilmişler.
adamlar bizim zincir yıkadığımız mazot fırçası ile koca dağı kazıyorlar ya lan :mrgreen:
Karşıda bir adet mezar taşı var, yakın bir köyde yaşayan, eski zamanlarda kötü kadın ilan edilen, günümüzde "kafa kız" diye tabir edilen bir ablamız köyün erkeklerini gece evine alırmış. Öldükten sonra buna kızan köylüler kadının mezarını taa buraya getirmişler sırf kadına kötülük olsun diye. Ama şu an bu apla Dünya Kültür Mirası'na dahil olmuş durumda :mrgreen:
---------- Mesajlar birleştirildi - 21:42 ---------- bir önceki mesaj zamanı 21:26 ----------
Bu taşı en yüksek yere koymuşlar, buna göre mesafe almışlar galiba 1960 yılında,
Buraları epey bir deşmişler ve bayağıı önemli eserler çıkarmışlar. Yıkılmasın diye V şeklinde kazıyorlar. Şu anda 3 boyutlu lazer modellemesi yapıyorlar galiba;
Girişte müze var, beleş. Prof Türk olsaydı ne giriş ne de müze beleş olmazdı
Ölüleri ev tabanına gömdüklerini söylemiş miydim ?
---------- Mesajlar birleştirildi - 21:48 ---------- bir önceki mesaj zamanı 21:42 ----------
Resimleri siz okuyun diye çektim haa, yaramaz ikokul çocukları gibi sadeceresimlere bakıp geçmeyin
Adamlar tuzluk bile yapmışlar ama tuz doldurma kapağı yok. Galüba tuzlu suyu üstteki delikten doldurup buharlaşmasını bekliyorlardı.
obsidyen denen mineralden ok ucu, bıçak vs yapmışlar. Az daha uğraşsalar Wi-fi bulacaklarmış.
---------- Mesajlar birleştirildi - 22:06 ---------- bir önceki mesaj zamanı 21:48 ----------
Bu tür eski yerleşimlere ilgi duyan birileri iseniz Nevşehir - Ihlara Vadisi ve Niğde - Gümüşler Manastırı'nı mutlaka ziyaret etmelisiniz.
Üstteki pecemenk hangi alfabeyi kullanarak yazdı bilmiyorum ama ben sadece imza attım, onuda tarihi yanlış yazmışım.
Höyük yakınlarında kerpiçten yapılma evleri olan küçük bir köy var;
Şöyle bir yoldan 40 km Konya'ya kadar gidiyorsunuz, sulama olmasa gayet hızlı gidersiniz ama benim motor zaten her halükarda 100 yaptığı için benim hesap 20 milyonluk benzine benziyor.
Bakmayın sevimli durduklarına, kovalıyorlar;
Aradan 1 hafta geçtiği için saatleri tam hatırlamıyorum ancak 17 - 18 gibi Konya'dan ayrılıyorum.
Sabah 06:30'da Niğde'den yola çıkıp yaklaşık 12 saat sonra ancak 300 km yol almış olmak ne acı değil mi ? :mrgreen:
Akyokuşta resim çekmesek olmaz;
Benzin almak dışında Isparta'ya kadar hiç durmadım bundan sonra, Zaten bir 100-150 km sonra motor vücudun bir parçası gibi oluyor, tır sollayan tırı sollayabilecek kadar yürek sahibi oluyorsunuz bu bölünmemiş yolda. Rüzgarın durumuna göre 100-110 arası fıtı fıtı Isparta'ya gidiyorum.
Benzin aldığım yerde sıcak sebebi ile markete girmiş, tüm küfürlere rağmen çıkmayan bu sevimli arkadaş vardı.
Ben şikilota alınca hemen peşime geldi, namussuz tam önüne oturup pür dikkat çikolatayı kesiyor. Paketi açınca zıplayıp elinden alıyor.
Çöpe attığın boş paketi iyice bir sünnetliyor. Tamı tamına 3 tane şikilotamı yedi, su şişemi yaladı.
Resim çekmek için durmuşuz canım;
Kuyruk sokumumdan tüm vücuduma giren krampa rağmen Eğirdir gölünün kenarına kadar durmadan geldim;
Birisi şişeye su doldurup bırakmış, aldım bloğun üstüne boca ettim bende, anında buharlaştı tüm su. Acep kaç dereceydi motor ?
---------- Mesajlar birleştirildi - 22:13 ---------- bir önceki mesaj zamanı 22:06 ----------
Şu gördüğünüz adanın ucuna kadar gelerek burada 1-2 fotoğraf çektikten sonra acıktığım için gidip yemek yiyorum.
Evet saat 19:30 ve ben kahvaltı bile yapmamışım. :cyclopsan
YGS sınavından bir gün önce pisiklet kiralayıp gezdiydik bu adayı, hüzünlendim bak şimdi;
Oku lan burayı Kostok;
Son düzenleme: