Süper Moderatör (BBRR)
- Katılım
- 12 Haz 2005
- Mesajlar
- 8,444
- Konu Yazar
- #1
Havaların yavaş yavaş soğumaya başladığı şu günlerde güneşli havayı değerlendirmek için Yatağan – Milas arasında yatağan”dan yaklaşık 5 km uzaktaki Stratonikeia antik kentini ziyaret ettik .
Tarihi milattan önce 270 li yıllara dayanan bu antik kenti daha iyi tanımak istiyorsanız www.stratonikeia.com sitesinden daha teferruatlı bilgi almanız mümkün.
Marmaris”ten saat 10:00 gibi dört motor gaz açtık. Toplanma yerine ulaştığımızda Köyceğiz”den gelen Şahin ve Selim bizi bekliyordu hep beraber kahvaltımızı yaptıktan sonra 6 motor Yatağan”a gaz açtık.



Hava her ne kadar güneşli olsa da oldukça soğuktu. Hem ısınmak hem de müthiş Gökova manzarasını değerlendirmek için 10 dakka lık bir mola verdik







Sardık sakara doğru hem manzara hem de yol müthiş keyifliydi , keşke birazda sıcak olsaydı ama her şeyde dört dörtlük olmaz dimi. Virajları sindire sindire yolun keyfini çıkardık.


Yaklaşık 40 dakika süren yolculuğumuz sonrası stratonikiea ya vardık .

Hemen girişte ki tabelada yazanları sizin için görüntüledik.

Antik kentin üstüne kurulan Eskihisar köyünün hikayesi ilginç. Camisi 1247 yılında inşa edildiğine göre Osmanlı ile yaşıt bir köy Eskihisar ..köy 1957 yılında ki büyük Fethiye depremine kadar yerleşim merkezi durumundaymış. 1957 depremi sonrası köy hemen batıdaki tepelere tekrar kurulmuş. 1987 yılında devlet Yatağan termik santralini çalıştırmak için gerekli kömürü buradan çıkaracağı için köye 2 km güneyde başka bir yer göstermiş, bazı köylüler gökçeadaya gitmiş 270hane ise şu an gösterilen yeni yerde yerleşmiş. Şu an köyde 6 hane oturmakta ama köy 1. derece sit alanı olduğu için anıtlar kurulu müsadesi olmaksızın çivi çakmak dahi mümkün değil. Son 20 yıl içinde köyü 3. ziyaretim bu, Muğla valiliği camiyi restore ediyor şu an , ayrıca Ankara dil tarih fakültesinin kazı çalışmaları devam ediyor. Ayrıca Muğla genç işadamları derneği köy meydanında aslına uygun bir mekanı restore ediyor kafeterya olarak kullanılacak.
Caminin hemen girişinde sol tarafta 1247 yılında camiyi yaptıran Eyüp Şaban Ağa”ya ait yatır yer almakta.


Diğer tarihi yerlerde gördüğümüzün aksine şehirde aynı zamanda Osmanlı zamanından kalmış yerel mimariye örnek teşkil eden yapılarda bulunmakta

Güneşi görüpte hava sıcak hissi uyanan arkadaşlar için hemen caminin önünde göllenmiş su su birikintisinin halini de görüntüledik.

Şehre girdikten sonra ilk karşınıza çıkan gymnasium (cimnazyum) yani spor okulu . beklide şehrin anfi tiyatrodan sonraki en büyük yapısı. Bir ucu restorasyonu devam eden caminin altına kadar gidiyor.





Kent yaklaşık olarak 3-4 metre yerin altında. Burada gymnasium un kazılar sonrası çıkan iç tarafı görünmekte. Temel yapı taşı olarak bölgede çok bulunan beyaz mermer her yerde kullanılmış. Zaten eserlerin günümüze kalabilmesinde ki en önemli sebepte zamanın aşındırmasına en iyi direnç gösteren bu materyalin sıklıkla kullanılmış olması. Şehrin su sistemi ise fırınlamış kilden yapılan künklerle sağlanmış. Anfi tiyatrosundan tutun hamamları, spor okulu, meclis binası, tapınakları ile günümüz medeniyetini aratmayacak bir uygarlığın izlerini attığımız her adımda gördükçe hayranlığımız ve merakımız iyice arttı. Tarihe tanıklık etmiş bu ağacın altında bulunan hayrat belli ki cumhuriyet dönemine ait.

Çoğu yıkılmış ahşap evler zamana direnebildikleri ölçüde ayakta. Dar yollar antik taşlarla örülmüş bahçe duvarları içimize birazda hüzün verdi. Osmanlı ve cumhuriyet döneminde yaşayan köy halkı, normal olarak civarda en çok bulunan mermer taşları hem evlerinin hem de bahçe duvarlarının yapımında kullanmışlar.



Dış duvarları hala ayakta olan bu evin tüm taşları civardaki tarihi eserlerden traşlanarak yapılmış.

Yine tapulu olan bir arazinin içinde yıllara inat ayakta kalabilmiş bu kapı hemen arkada ki meclis binasının dış avlu kapısı etrafı ekilmiş ama o ortada dimdik ayakta birde meclisle arasına bir ev yapılmış.

Köy 1957 yılındaki depremde boşaltılmadan önce muhtemelen ticari bir iş yapılan bu bina ise basamağında kullanılan sütün başı ile dikkatimizi çekiyor.

Biraz içerlere girdiğimizde kentin meclis binası (bouleuterion) karşımıza çıkıyor kısmende olsa kentin en iyi durumda ki yapısı bu bina. Özellikle merdivenleri gayet iyi durumda.






Meclis binasından çıktıktan sonra anfi tiyatroya gitmek üzere kentin dar yollarına sapıyoruz. Çevre köylerden gelenler sahipsiz zeytin ağaçlarından zeytin döküyorlar.

Bir kısmı yukardan geçen karayolunun altında kalan anfi tiyatro bize şehrin nifusu hakkında bilgi veriyor.





Şehrin görkemli giriş kapısına yürürken ekili tarlaların içindeki mermer sütunlar dikkatimizi çekiyor.

Şehrin giriş kapısı o dönemde insanların şehirlerine verdiği önemi gösteriyor olmalı. Cidden ayakta kalan kısmı bile muhteşem. Yorulanlar hemen oturup bir sigara yakıyor. Oturduğumuz yer giriş kapısının solunda yer alan bir yapının zemini hala oldukça iyi durumda.


Giriş kapısının solunda yer alan mermer sütun hala yıkılmadan tek parça kalabilmiş en büyük sütun olarak önümüzde tüm haşmetiyle dikiliyor.



Kapının dışardan görünüşü.

Kapının hemen yanında yer alan duvar üstünde ki işlemeler.

Giriş kapısının hemen dışında yer alan ve mezar olduğunu tahmin ettiğimiz yapı

Kentin yaklaşık 11 km ilerisinde yer alan ve aralarında 11 km lik kutsal bir yol olduğu söylenen tapınagı buralara kadar gelipte görmeden gitmek olmaz. Havanın kararmasını beklemeden dönüş yoluna koyulmak istesekte bu önemli yapıyı görmemiz artık şart.
İlk etapta yolu bulmasakta sora sora kenti bulup motorlarımızı çınar ağacının dibine park ediyoruz








Şehirden yaklaşık 11 km ilerde olan bu tapınak aklıma hemen günümüz yerleşim planlarını getirdi. Hangi dinde olursa olsun ibadethaneler genelde şehir yerleşimi içindedir. Oysa burada 11 km dışarıda yani sıkı bir yürüme ile yaklaşık 3 saatlik yolda



Legia”yı dolaşırken kazı çalışmaları devam ediyor, çalışmaları yapan işçilerden öğrendiğimiz kadarı ile stratonikiea ve bu tapınak arasında kutsal bir yol ve bu yolun etrafında şehirde hüküm sürmüş krallar, şehrin önde gelen yöneticileri ve tüccarların yol kenarına yapılan mezarları Yatağan termik santralına kömür için kazı yapılırken ortaya çıkarılmış incelendikten sonra bazı eserler Muğla, Milas, Bodrum müzelerine taşınmış ve mezarlar tahrip edilmiş. Elektrik enerjisi elde etmek uğruna göz göre göre binlerce yıllık eserler harcanmış. İstanbul”da yazlık köşkünün inşası sırasında bir ağacı kestirmemek için koca köşkü raylar üstünde 5 m yürüten atamızı, ondaki yönetici zekasını bir kez daha takdir ediyoruz.
Dönüşte Gökova"da gün batımınıda yakaladık


Tarihi milattan önce 270 li yıllara dayanan bu antik kenti daha iyi tanımak istiyorsanız www.stratonikeia.com sitesinden daha teferruatlı bilgi almanız mümkün.
Marmaris”ten saat 10:00 gibi dört motor gaz açtık. Toplanma yerine ulaştığımızda Köyceğiz”den gelen Şahin ve Selim bizi bekliyordu hep beraber kahvaltımızı yaptıktan sonra 6 motor Yatağan”a gaz açtık.



Hava her ne kadar güneşli olsa da oldukça soğuktu. Hem ısınmak hem de müthiş Gökova manzarasını değerlendirmek için 10 dakka lık bir mola verdik







Sardık sakara doğru hem manzara hem de yol müthiş keyifliydi , keşke birazda sıcak olsaydı ama her şeyde dört dörtlük olmaz dimi. Virajları sindire sindire yolun keyfini çıkardık.


Yaklaşık 40 dakika süren yolculuğumuz sonrası stratonikiea ya vardık .

Hemen girişte ki tabelada yazanları sizin için görüntüledik.

Antik kentin üstüne kurulan Eskihisar köyünün hikayesi ilginç. Camisi 1247 yılında inşa edildiğine göre Osmanlı ile yaşıt bir köy Eskihisar ..köy 1957 yılında ki büyük Fethiye depremine kadar yerleşim merkezi durumundaymış. 1957 depremi sonrası köy hemen batıdaki tepelere tekrar kurulmuş. 1987 yılında devlet Yatağan termik santralini çalıştırmak için gerekli kömürü buradan çıkaracağı için köye 2 km güneyde başka bir yer göstermiş, bazı köylüler gökçeadaya gitmiş 270hane ise şu an gösterilen yeni yerde yerleşmiş. Şu an köyde 6 hane oturmakta ama köy 1. derece sit alanı olduğu için anıtlar kurulu müsadesi olmaksızın çivi çakmak dahi mümkün değil. Son 20 yıl içinde köyü 3. ziyaretim bu, Muğla valiliği camiyi restore ediyor şu an , ayrıca Ankara dil tarih fakültesinin kazı çalışmaları devam ediyor. Ayrıca Muğla genç işadamları derneği köy meydanında aslına uygun bir mekanı restore ediyor kafeterya olarak kullanılacak.
Caminin hemen girişinde sol tarafta 1247 yılında camiyi yaptıran Eyüp Şaban Ağa”ya ait yatır yer almakta.


Diğer tarihi yerlerde gördüğümüzün aksine şehirde aynı zamanda Osmanlı zamanından kalmış yerel mimariye örnek teşkil eden yapılarda bulunmakta

Güneşi görüpte hava sıcak hissi uyanan arkadaşlar için hemen caminin önünde göllenmiş su su birikintisinin halini de görüntüledik.

Şehre girdikten sonra ilk karşınıza çıkan gymnasium (cimnazyum) yani spor okulu . beklide şehrin anfi tiyatrodan sonraki en büyük yapısı. Bir ucu restorasyonu devam eden caminin altına kadar gidiyor.





Kent yaklaşık olarak 3-4 metre yerin altında. Burada gymnasium un kazılar sonrası çıkan iç tarafı görünmekte. Temel yapı taşı olarak bölgede çok bulunan beyaz mermer her yerde kullanılmış. Zaten eserlerin günümüze kalabilmesinde ki en önemli sebepte zamanın aşındırmasına en iyi direnç gösteren bu materyalin sıklıkla kullanılmış olması. Şehrin su sistemi ise fırınlamış kilden yapılan künklerle sağlanmış. Anfi tiyatrosundan tutun hamamları, spor okulu, meclis binası, tapınakları ile günümüz medeniyetini aratmayacak bir uygarlığın izlerini attığımız her adımda gördükçe hayranlığımız ve merakımız iyice arttı. Tarihe tanıklık etmiş bu ağacın altında bulunan hayrat belli ki cumhuriyet dönemine ait.

Çoğu yıkılmış ahşap evler zamana direnebildikleri ölçüde ayakta. Dar yollar antik taşlarla örülmüş bahçe duvarları içimize birazda hüzün verdi. Osmanlı ve cumhuriyet döneminde yaşayan köy halkı, normal olarak civarda en çok bulunan mermer taşları hem evlerinin hem de bahçe duvarlarının yapımında kullanmışlar.



Dış duvarları hala ayakta olan bu evin tüm taşları civardaki tarihi eserlerden traşlanarak yapılmış.

Yine tapulu olan bir arazinin içinde yıllara inat ayakta kalabilmiş bu kapı hemen arkada ki meclis binasının dış avlu kapısı etrafı ekilmiş ama o ortada dimdik ayakta birde meclisle arasına bir ev yapılmış.

Köy 1957 yılındaki depremde boşaltılmadan önce muhtemelen ticari bir iş yapılan bu bina ise basamağında kullanılan sütün başı ile dikkatimizi çekiyor.

Biraz içerlere girdiğimizde kentin meclis binası (bouleuterion) karşımıza çıkıyor kısmende olsa kentin en iyi durumda ki yapısı bu bina. Özellikle merdivenleri gayet iyi durumda.






Meclis binasından çıktıktan sonra anfi tiyatroya gitmek üzere kentin dar yollarına sapıyoruz. Çevre köylerden gelenler sahipsiz zeytin ağaçlarından zeytin döküyorlar.

Bir kısmı yukardan geçen karayolunun altında kalan anfi tiyatro bize şehrin nifusu hakkında bilgi veriyor.





Şehrin görkemli giriş kapısına yürürken ekili tarlaların içindeki mermer sütunlar dikkatimizi çekiyor.

Şehrin giriş kapısı o dönemde insanların şehirlerine verdiği önemi gösteriyor olmalı. Cidden ayakta kalan kısmı bile muhteşem. Yorulanlar hemen oturup bir sigara yakıyor. Oturduğumuz yer giriş kapısının solunda yer alan bir yapının zemini hala oldukça iyi durumda.


Giriş kapısının solunda yer alan mermer sütun hala yıkılmadan tek parça kalabilmiş en büyük sütun olarak önümüzde tüm haşmetiyle dikiliyor.



Kapının dışardan görünüşü.

Kapının hemen yanında yer alan duvar üstünde ki işlemeler.

Giriş kapısının hemen dışında yer alan ve mezar olduğunu tahmin ettiğimiz yapı

Kentin yaklaşık 11 km ilerisinde yer alan ve aralarında 11 km lik kutsal bir yol olduğu söylenen tapınagı buralara kadar gelipte görmeden gitmek olmaz. Havanın kararmasını beklemeden dönüş yoluna koyulmak istesekte bu önemli yapıyı görmemiz artık şart.
İlk etapta yolu bulmasakta sora sora kenti bulup motorlarımızı çınar ağacının dibine park ediyoruz








Şehirden yaklaşık 11 km ilerde olan bu tapınak aklıma hemen günümüz yerleşim planlarını getirdi. Hangi dinde olursa olsun ibadethaneler genelde şehir yerleşimi içindedir. Oysa burada 11 km dışarıda yani sıkı bir yürüme ile yaklaşık 3 saatlik yolda



Legia”yı dolaşırken kazı çalışmaları devam ediyor, çalışmaları yapan işçilerden öğrendiğimiz kadarı ile stratonikiea ve bu tapınak arasında kutsal bir yol ve bu yolun etrafında şehirde hüküm sürmüş krallar, şehrin önde gelen yöneticileri ve tüccarların yol kenarına yapılan mezarları Yatağan termik santralına kömür için kazı yapılırken ortaya çıkarılmış incelendikten sonra bazı eserler Muğla, Milas, Bodrum müzelerine taşınmış ve mezarlar tahrip edilmiş. Elektrik enerjisi elde etmek uğruna göz göre göre binlerce yıllık eserler harcanmış. İstanbul”da yazlık köşkünün inşası sırasında bir ağacı kestirmemek için koca köşkü raylar üstünde 5 m yürüten atamızı, ondaki yönetici zekasını bir kez daha takdir ediyoruz.
Dönüşte Gökova"da gün batımınıda yakaladık


Son düzenleme:


























