- Katılım
- 10 Ara 2015
- Mesajlar
- 5,023
- Motosikleti
- Tiger1200, Tvs Apache
- Konu Yazar
- #41
ilker canikligil hakkında henüz net bir fikre varamadım. (film konusunda biraz ters düşüyoruz)
ömer aygün, hakkında bilgi sahibi olduğum bir karakter değildi. bu video serisi sayesinde biraz bilgi sahibi olduğumuzu düşünüyorum. (yalın alpay'ı da tavsiye ederim, yalağuz o biraz siyaset işine meyletti.)
buradaki problem;
ömer aygün batı felsefesi üzerine bilgi sahibi ve doğal olarak her şeyi onun üzerinden anlatıyor.
batı felsefesi size wu wei ya da wabi sabi gibi görüşleri açıklamakta yetersiz kalıyor.
kabaca wu wei bir anlamda miskinlik,
wabi sabi ise estetik kavramına farklı bir bakış olarak açıklanabilir.
bunun yanında budizm, taoizm gibi fikirlerin kirlenmemiş özlerine dokunma lüksünden bizi alıkoyuyor.
bu da (gotama buddha değil) doğal olarak insanlığın fikir mirasından tam olarak faydalanmamızı engelliyor.
bu coğrafyada, maalesef doğu dediğimiz zaten akla gelen ortadoğu yani bereketli hilal içerisinde yeşermiş olan fikirleri görüyoruz. bunlar da genel olarak ibrahimi dinler olarak kendisini aşikar ediyor.
misal;
mavzeri kendi hayat görüşünü açıklamaya çalışırken bundan ötesine geçmekte zorlanıyor, bu oldukça doğal.
aradaki farkı şöyle açıklamaya çalışayım.
leon filmini seyretmeyen azdır.
matilda, leon'a çiçeğini çok sevseydin onu rahat edeceği bir yere ekerdin diyor.
doğu (uzakdoğu) ile batı medeniyeti arasındaki temel fark burada kendini gösteriyor.
çiçeği masanızda görmek ya da çiçeği dalında sevmek.
bu konuları ve daha fazlasını ilahiyat kürsüsünde islamdan bağımsız olarak konuştuk, bu aralar burası biraz ıssızdı.
esasında haşmetin temas ettiği konu oldukça mühim.
"similis simili gaudet" yani benzer benzeri bulur.
bir anlamda hoca hocayı tekkede deli deliyi dakkada bulur.
ve insan kendisi gibi olanlar ile rahat eder, farklı fikirlere tahammül etmekte zorlanır.
"homo homini lupus" kabaca insan insanın kurdudur.
"et nihil humanum" insana aykırı değil. ne varsa bu göğün altında hepsi doğaldır.
ve bütün bunların üzerinde "nosce te ipsum" kendini bil.
belirttiğim gibi felsefi bakış açımızı zenginleştirme işini ilahiyat kürsüsünde sürdürme gayretindeyiz, katılım maalesef az. sanırım konuların ağırlığı biraz ürkütücü.
bilemiyorum.
sizlerin ne konuştuğunuzu ben anlamıyorum ki dede? bizim zekamızın üstünlüğü doğaçlama kapasitemizle sınırlıdır, çok entel dantel kelimiler kullanıyorsunuz ve anlaşılması zor oluyor. sizi efesnen kınıyorum ve sözlerime ünlü fizikçi Alber Einstein'nin bir özlü sözüyle son vermek istiyorum;
"ne kadar anlatırsanız anlatın, anlattıklarınız sadece karşıdakinin anladığı kadardır."
tamam, biraz daha yazmak istiyorum; bakın şimdi;
1- gerçek
2- hakikat
3- doğru
bu 3 kelimeyi yukarıda FluTV videosunda adam açıklıyor başlarda; bunu o kadar dallandırıp budaklandırırız ve geveleriz ki karşımızdaki bir şey anlamaz ama başı ağrır. bizim amacımız o kadar sade bir dil kullanmak ki sanki 5 yaşında çocuk anlayacakmış gibi anlatmamız lazım.. yani kendinizi ifade etmek için en basit yolu seçin, anlaşılması zor olandan ve uzun yoldan kaçının, en basit kelimeler ile ve en basit anlatım şekliyle görüşlerinizi ifade edin.
yani yukarıda ki 3 kelime bildiğiniz isimdir, isim isim? isim! biz insanlar aralarında anlaşabilmeleri için olgulara isimler takarlar, gerçek nedir? "gerçek" bir isimdir, mecaz olarak kullanırız, argo olarak yada kendi anlamıyla fark etmez, gerçeğin ne olduğunun da önemi yok!
önemli olan şey "gerçek" ismini biz ne için taktık? bir şeyi ifade etmek için, peki "gerçek" kelimesini kullanarak ifade etmek istediğimiz şeyi ifade edebiliyor muyuz? -evet.
bu kadar abi, bitti! daha dallandırıp budaklandırma, altını kazıyıp üstüne kum serme, milletin aklını bulandırma, onların aklını berrak hale getir... bakın bende;
"sahte iphone 6 var"
"çakma iphone 6 var"
"gerçek iphone 6 var"
bakın gördünüz mü, kendimi nasıl da kola ifade ediyorum, amacımız beyin bulandırmak olmasın, ha bunu zevk için yapanlar tabi onlara saygım var ama hani milletin beynini bulandırmak bizi daha zeki yapmaz.
yani yukarıda FluTV videosunda "gerçek, doğru, hakikat" tercümesini dinler iken aklınız karışabilir, işte ben anlatır isem karışmaz, anlarsınız, mesele bu.. yani belki de anlamazsınız ben iyi öğretemeyebilirim ama amacımız bu olmalı onu demek istiyorum, öyle bir anlatın ki bilal bile şıp diye anlasın
hakikat daha çok maneviyatı ifade etme amacıyla taktığımız bir isim, biz taktık o ismi, kafanız karışmasın, başka isimde takabiliriz, doğru" kelimesi de bir isim, onu da biz taktık ve eş anlamlı bir kelimedir..
mesela senin burnun eğri duruyor benim burnum doğru duruyor
isimlere farklı anlamlar yüklemekten hoşlananlara saygım var ama kafa karıştırmayı sevmem.