Yıl 1987. Üniversiteden kalan zamanlarda yanında çalıştığım arkadaşımın yaptığı bir kıyakla Sıdıkam'a (Skoda 120 GLS) kavuştum.
4000,-USD bedelin 2.000,-USD sini nakit, kalan 2000,-USD yi bir yıl içerisinde ödeyeceğim.
Kapısında çizik olan arabayı direksiyona oturmadan arkadaşımla birlikte Sefaköydeki servisine götürdük.
"Sana kapıyı boyatıp vereyim, hemde servisin yerini öğrenirsin diye ısrar etti".
Arabayı servise bıraktık. Kapı boyama bedelini de arkadaşım nakden servise ödedi.
"Bir hafta sonra gel al dediler" servisten.
Bir hafta sonra sabahtan telefon açtım hazır mı diye.
Ustanın söylediği "akşama doğru gel motoruda benzinle temizliyoruz, gıcır olsun" idi.
Akşam servise gittim durum fecaat.
Çıraklardan birisi şu tüpgazdan bozma yağ sobasına benzin dökmüş harlayan benzinden sıçrayanlar benim arabanın kaputu açık benzinli motoruna sıçrayıp kabloları ve arka cam fitilini eritmiş. Boyada da bir miktar hasar var.
Servis "bu bizim hatamız hepsini ücretsiz düzelteceğiz, siz iki hafta sonra gelin" deyince kimsenin canına bir şey olmadı demekten başka bir şey diyemedim.
Paramda kalmamış alıp götüreyim başka servise.
---------- Mesajlar birleştirildi - 22:12 ---------- bir önceki mesaj zamanı 22:08 ----------
İki hafta sonra sabahtan servise telefon açtım.
Telefonu çırak açtı. Aramızda geçen diyalog aşağıdaki gibi.
Ben : Şu motoru yağ sobasından alev alan araba hazırsa ben bugün almaya geleceğim.
Çırak : Hazır abi. Kapının önünde seni bekliyor.
Ben : Akşam 7 gibi gelebileceğim. O saatte kapatıyorsanız yarın geleyim.
Telefondan gelen ses : "Çatırt, şangır, şungur..."
Ben : Abicim, akşam mı geleyim yoksa yarın sabah mı ?
Telefon : Ses yok. Ama uzaktan bağırışlar geliyor.
Ben : Ahmet ordamısın ?
Telefon : "Bir Çatırt çuturt sesi daha". "bağırışlar çağırışlar"
Ben : "Ahmet, Ahmet, birşeymi oldu iyimisin.."
Telefon : Ses yok hala birileri birilerine bağırıyor.
Sonunda Çırak Ahmet : Titreyen, korkmuş bir ses tonuyla... "Abi sen bu akşam gelme!!!".
Ben : "Tamam o zaman yarın öğleden önce gelirim"
Çırak : "Yok abi sen yarında gelme. En iyisi iki hafta sonra gel"
Ben : "Abicim, iki dakka önce araba kapıda hazır diyordun"
Çırak bir şeyler gevelemekte : "Hazırdı ama değilmiş, yani değil, sen iki hafta sonra gel".
Ben : "Hadi eyvallah".
Var bu işte birşeyler deyip hemen bir taksiye atlayıp servisin yolunu tuttum.
Arabayı gerçekten yapmışlar.
Kapının önüne çekmişler.
Tam ben çırakla konuşurken yan dükkandan geri geri çıkmaya çalışan bir araba o benim boyanan kapıya çarpmış.
Hafif meyil var. Arabayı kaldırayım derken heyecandan geri vitesemi taktı ne bir daha vurmuş. Camda haşat.
Vardır bir hayır bu işte deyip iki hafta daha beklemekten başka şansım yoktu.
Başka servise gidecek paramda yoktu. En azından yandaki dükkan hasarı ödüyordu...
---------- Mesajlar birleştirildi - 22:14 ---------- bir önceki mesaj zamanı 22:12 ----------
İki hafta sonra servise gittiğimde araba hazırdı.
Ama bu seferde ön camda tam ortada yukarıdan aşağı doğru bir çatlak var.
Camı söküp takmışlar fitil değiştirelim bari tam olsun diye.
O arada camı çatlatmışlar.
Yan dükkan parçacı. Ön cam yok bir buçuk ay kadar sonra gelecek.
Sürmeye engel bir durum yok diye aldım arabayı çıktım.
Aradan bir buçuk ay geçmiş ve ben ancak direksiyona geçebilmiştim.
Yinede çok mutluydum nede olsa ilk arabamdı.
Üstelik servis bana hiçbir bedel ödetmemişti...
---------- Mesajlar birleştirildi - 22:21 ---------- bir önceki mesaj zamanı 22:14 ----------
Arabayı servisten aldıktan 3-4 gün sonra...
Beşiktaş Barbaros bulvarında çalıştığım işyerinden iki arkadaş daha var arabada.
İş çıkışı bir yerlere takılacağız Bakırköyde.
E5 e çıktık Bakırköye doğru gidiyoruz.
Arabada konuşulan konu "Sıdıkanın başına gelenler".
Haliç köprüsünü geçip rampayı tırmandıktan hemen sonra arabada bir tuhaflık, titreme, zangırtı olmaya başladı.
Debriyaja basıp emniyet şeridine girdiğim anda "MOTOR STOP".
Bir baktık ortalık yağ içerisinde...
Alttan hala yağ damlıyor.
Bir çekici bulup doğru Sefaköydeki servisin önüne bıraktık arabayı.
Ertesi gün sabahtan servise gidip durumu anlattım.
Adamlar baktılar, incelediler.
Usta : "Hiç mi yağ lambasına bakmadın"
Ben : "Yağ lambası yanmadı ki, herşey birden olup bitti"
Adamlar arabayı kaldırdılar.
Yağ tapa vidası ortada yok. Yolda bir yerlerde düşmüş.
Kontağı çeviriyorlar, yağ lambası yanmıyor.
1.5 ay önce motordaki kablolar yandığında, yağ müşüründen gelen kabloyu değiştirmek yerine bantlamışlar.
Yolda giderken aynı anda hem kablo kısa devre oluyor veya müşürden çıkıyor yine aynı anlarda yağ tapa vidası düşüyor.
Tapayıda iyi sıkmamışlar. İki problem aynı anda.
Usta : "Ne desen haklısın bu yağ tapası kendi kendine düşüyorsa bizim hatamız iyi sıkmamışız. Belkide pul koymayı unuttuk.
Hatamızı kabul ediyorum. Bedelsiz olarak biz tamir edeceğiz".
Motorda piston gömlek ve yanılmıyorsam krank kolu haşat.
Ben : "Ne kadar sürer?"
Usta : "En az 3 hafta, en fazla bir ay. Motor inecek sıfırlanacak".
Ben : "içimden küfürleri savuruyorum ama şansım yok.
Başka yere gitsem verecek param yok. En azından hatalarını kabul ettiler yapacaklar diyorum".
Bir ay kadar bekledikten sonra arabayı almaya gidiyorum.
Usta : "Bu sefer tamam abi. Bizzat herşeyiyle ben ilgilendim" diyor.
Yan dükkana geçiyoruz. Ön cam hala gelmemiş.
Usta : "ücretsiz değiştirmeye söz vermiştik gelince ararım" diyor.
Arabayı alıyorum ve çıkıyorum servisten.
Aradan 2.5 ay gibi bir zaman geçmiş olmuş Mayıs ve ben Sıdıkama kavuşmuşum.
Üstelik tamire para vermek yerine arabanın borcunu ödüyorum arkadaşıma...
Benden mutlusu yok

---------- Mesajlar birleştirildi - 22:33 ---------- bir önceki mesaj zamanı 22:21 ----------
Hala benden mutlusu yok

Direksiyondayım ve 2 haftadır hiçbir problem yok
İki hafta sonra bir hafta sonu akşamı ...
Üniversiteden bir arkadaşım : "Hadi boğaza gidip balık ekmek yiyelim" diyor.
Sıdıkayla çıkıyoruz Bakırköyden yola...
Ligin bitmesine 3-4 hafta var ve Galatasaray kesin şampiyon.
Ali Samiyende erken kutlama yapmak için doluşmuş insanlar Mecidiyeköye.
Zor geçiyoruz Mecidiyeköyü.
Boğazda balık ekmek ziyafetinden sonra dönüşü nedense,
Fulya üzerinden, Teneke Mahallesi, Valikonağı, Rumeli Caddesi, Dolapdere, E5, Bakırköy şeklinde yapalım diyoruz.
Rumeli caddesine giriyoruz. Biz sağdan tın tın gitmekteyiz.
Solumuzdan vızır vızır Galatasaray kutlaması yapan arabalar geçiyor.
Nişantaşından yukarıya doğru 20-30 kişilik yaya bir grupta GS bayraklarıyla yürümekte.
Rumeli caddesinin ortasına geldiğimizde kaldırımda yürüyen 4 kişiden birisi, montunun içinden bir zincir çıkartıp
"En büyük Fener" diye geçiriyor cama.
Biz şok. Biz iptal. Sağa yanaşıyorum.
Arkadaşım üzerine dökülen ufak tefek camları temizliyor.
Ön camın sağı tuz buz ama yerinde duruyor.
Ortasında boydan boya çatlak olduğu için zincir benim tarafa gelmemiş ve darbe yürümediğinden şoför tarafı sapasağlam.
Arkadaşım o dökülen ufak tefek camları temizlerken bende aklımca bağırıyorum o Nişantaşına doğru kaçan 4 kişiye.
"Onun bunun çocuğu Fenerliler" gibi bel altı cümleler kuruyorum.
NOT : Araba beyaz, koltuklar siyah. Ne GS ne FB ile alakası var. Olsa olsa BJK li araba olur.
Bu arada bunlar ara sokağa girip gözden kayboluyorlar.
O esnada 20-30 kişilik GS grubu bize doğru yaklaşmakta (onlar camın kırılma anını görmediler)
Ben Fenerlilere giydiriyorum ya alıyorlar bizi kucaklara.
Biz havalarda uçuşuyoruz arkadaşımla
Neyse, biz camdaki küçük taneleri biraz silkeliyoruz.
Benim taraf tamamen temiz olduğundan camı komple kırmadan ağır ağır ilerliyoruz.
Yolda 20-30 metrede bir, kırılmış, dökülmüş, atılmış araba ön camları görüyoruz.
Demek ki bu adamlar bize gelene kadar epey can yakmışlar...
Dolapdereden vazgeçip Mecidiyeköyden E5 e çıkalım diyerekten Şişli camii yönüne dönüyoruz.
Kent sinemasının önü ana baba günü, polis ve gazeteci kaynıyor.
Yol kenarındaki arabaların hiçbirinin ön camı yok.
Biz yanaşınca hemen polisler bizim arabaya yöneliyorlar.
Biz ön camı kırmadığımız için camda zincirin izi var ve bu olayların tek delili
Habire flaşlar patlıyor, camın arabanın resimleri çekiliyor.
Polis soruyor. Biz eşgali veriyoruz. Eşgal aynı...
Tutanaklar tutuluyor biz koyuluyoruz yola...
Tabi pazartesi günü doğru servise.
Bu arada ön cam gelmiş. Servis beni aramayı unutmuş.
Ön camı daha önce kendileri çatlattığı ve ücretsiz değiştirmeye söz verdikleri için sözlerini tutuyorlar.
Arabayı alıp çıkıyorum servisten...
Para ödemedimya... Ben yine musmutlu

---------- Mesajlar birleştirildi - 22:46 ---------- bir önceki mesaj zamanı 22:33 ----------
Eylül...
4 aydır sorun çıkmadı. Araba servise sadece kontrol için gitti.
Benden mutlusu yok
Derken bir arkadaşım arıyor.
"Meşhur oldunuz. Gazeteye çıktınız diyor. Sizi gidi pavyoncular sizi" diyor bir yandan da gülüyor.
Ben anlam veremiyorum bir türlü.
"Bana sorma git X gazetesini al görürsün".
X gazetesi o zamanın afedersiniz baldır bacak basan gazetelerinden bir tanesi.
Ben gazeteyi alıyorum. Açmamla birlikte...
Ben şok. Ben iptal
Kent sinemasının önünde polislere tutanak tuttururken çekilmiş benim arabanın ön cam kırık resmi,
Solda ben, sağda o gün yanımda olan arkadaşım...
98 punto başlık
"İşadamı Ahmet bilmemne ile Mehmet bilmemne randevuevinde karıları tarafından basıldı.
Kadınlar kocalarına fena dayak attı" gibisinden bir haber
Hemen bir avukat arkadaşın yolunu tuttum.
Çocuk habere baktı baktı...
Sonra aynen şu cümleleri kurdu ...
"Arabanın plakası görünüyor.
Resimlerdeki sizsiniz, ben biliyorum.
Ama yüzünüz görünmüyor.
Biriniz havluyla yüzünü siliyor, diğerinizde elini yüzüne götürmüş yüzler belli değil.
Yinede plakadan dolayı bir tekzip yayınlatırız.
Ama emin ol ki yayınlanan tekzip aynen şöyle olacaktır"
"Aynı fotoğraf olacak ama altında,
Tekziptir...
falan tarihte İşadamı Ahmet bilmemne ve Mehmet bilmemne olarak verilen haberdeki,
Ahmet bilmemne şehven yanlış yazılmış olup Yusuf bilmemne,
mehmet bilmemne şehven yanlış yazılmış olup Şükrü bilmemne olacaktır
yazacaktır. Boşver uğraşma..."
Önerisiyle,
Olmayan randevu evinde, olmayan karılarımızdan dayak yeme olayını sineye çektik...
Olsun camın parasını servis ödemişti
