Büyük Britanya Gezi Rehberi – Bölüm 9 – Oxford

Katılım
1 Kas 2016
Mesajlar
119
https://vroomontheroad.blog/

Herkese merhaba,

En ufak fırsatları değerlendirip gezmeye, yeni yerler keşfetmeye aşık olan tipler olduğumuz için 2018'in son gezisini yapmadan yıla veda etmek istemedik. Türkiye'de birçok yere kar yağmaya başlasa da burada havalar sadece akşamları çok soğuyor. Gulf Stream denilen sıcak su akıntıları sayesinde Londra'ya neredeyse hiç kar yağmıyor (Geçen sene çok şanslıydık. Seneler sonra burada kar görüldü) Bulutlu ama 12 derece olan bu cumartesi gününü fırsat bilip, rotamızı Oxford'a çevirdik.

Snapseed-85.jpg

Snapseed-77.jpg


Londra’ya 80 km olan bu kente yaklaşık bir buçuk saat süren yolculuk sonrası vardık. Motorla gelmek istemezseniz Londra’dan çok sık kalkan tren ve otobüslerle de ulaşabilirsiniz. Oxford, adanın güney doğusunda yer alıyor. Günübirlik bir gezi burası için yeterli. İlla kalmak isterseniz çok fazla konaklama alternatifi olmadığı için hızlı doluyor. Önceden rezervasyon yaptırmanızı tavsiye ederiz. Birkaç saatliğine herşeyi geride bırakıp, bu hayal şehrinde büyülü yerleri görmek oldukça keyifliydi. Parke taşlı sokakları , yüksek yosunlarla kaplanmış taş duvarlı binaları, kocaman ahşap kapılarıyla kalbimizi fethetti diyebiliriz. Dünyanın en eski ve prestijli üniversitelerinden biri olan Oxford Üniversitesi’nin bulunduğu bu şehirde çok fazla öğrenci bulunuyor. Oxford Üniversitesi aslında tek bir üniversite değil. Şehir aslında üniversiteler üzerine kurulmuş diyebiliriz. Kuruluş tarihi tam olarak bilinmesede 1096’dan beri eğitim verildiği söyleniliyor. Bünyesinde 30’dan fazla kolej bulunduruyor. Herbir kolejin adı farklı ama hepsi Oxford Üniversitesi’ne bağlı. Burada okumak gerçekten çok muazzam olabilirdi. Kolejleri, kütüphaneleri, öğrencileri görünce iç geçirdiğimiz doğru 🙂

Snapseed-87.jpg

Snapseed-89.jpg

Snapseed-86.jpg

Snapseed-79.jpg

Snapseed-73.jpg

IMG_5487.jpg

IMG_5485.jpg

IMG_5412.jpg


Sokaklarından, taş binalarından, kütüphanelerinden, okullarından, müzelerinden, sanat galerinden tam bir tarih fışkırıyor. Yürüyerek ya da bisikletle bir günde rahatça gezebileceğiniz bu kentte ulaşım otobüslerle sağlanıyor. Londra’da görmeye alışık olduğumuz kırmızı otobüslerin turuncu, mor varyasyonlarını burada bolca gördük. Her köşede, her meydanda bisikletler için park yerleri yapılmış. Hemen hemen herkesin bir bisikleti var.

Motorlar için şehir merkezinde ücretsiz otoparklar bulunuyor. Birine parkedip, şehri keşfetmeye başladık. İlk durağımız aslında birşeyler yemek için Grand Cafe olsa da yolda gördüğümüz yerlere girmeden geçemedik. Burası gerçekten tam bir kültür şehri diyebiliriz.

Fudge Kitchen
Biranda karşımıza çıkan bu yerde insan delirebilir. Fudge çok yoğun ama oldukça lezzetli bir tatlı. Bir dilimini 5 kişi anca bitirebilirsiniz. Ufacık birşey gibi görünse de tadı çok yoğun olduğu için çok fazla yiyemiyorsunuz. Küçücük dükkanda kendi üretimlerini yapıp, satıyorlar. Nasıl yapıldığını izleyebilirsiniz. Ayrıca ikramda da bulunuyorlar. Almadan önce tadıp, deneyebilirsiniz. Oldukça güler yüzlüler. Biz klasik deniz tuzlu ve Belçika çikolatalı olanları aldık. Uzun süre bozulmadan evde durabiliyor.

Snapseed-75.jpg

IMG_5222.jpg


Tirinity College
En önemli kolejlerden biri olan Tirinity ilk günkü ihtişamı ile hala duruyor. Girişi ücretli. 1555 yılında açılan bu kolej görülmeye değer.

Divinity School ve Bodleian Kütüphanesi’ni sadece dışarıdan görebildik. İkisi de kapalıydı. Oxford Üniversitesi’nin ana araştırma kütüphanesi olan Bodleian Kütüphanesi Avrupa’nın en eski kütüphanelerinden birisi. On iki milyonun üzerinde esere sahip olan kütüphane İngiliz Kütüphanesi’nden sonra İngiltere’nin en büyük ikinci kütüphanesiymiş.

Snapseed-76.jpg


Christ Church
Harry Potter filminde bazı sahnelere ev sahipliği yapan bu kilise Oxford Üviversitesi’ne bağlı 1546 yılında Kral Henry VIII tarafından kurulmuş olan bu kolej aslında. Hogwart Salonu namı diğer Great Hall’da burada yer alıyor. Filmi izleyenler hatırlarlar. Öğrencilerin ve öğretmenlerin yemek yediği büyük salon. Bünyesinde hem okul hem de kilise bulunuyor. Girişi ücretli. Bazı günler kapalı olabiliyor. Gitmeden önce internet sitesinden mutlaka bakın. Şehrin merkezinde yer alan bu okulda Albert Einstein da ders vermiş.

Snapseed-80.jpg


Radcliffe Camera
Şehrin simgesi ne diye sorsalar direk burası gösterilebilir. Bu yuvarlak bina Oxford Üniversitesine bağlı bir kütüphane ve okuma odası aslında. 1737-1749 arasında bir bilim kütüphanesi olarak inşa edilmiş. İçine girip gezebilirsiniz. Maalesef kapalı olduğu için biz giremedik.

Snapseed-65.jpg

Snapseed-61.jpg

G0024609.jpg


University Church
Bu kütüphanenin hemen karşısında yer alan University Church of St Mary the Virgin yer alıyor. 13. yüzyılda inşa edilen kuleye ücret karşılığında çıkılabiliyor.

Snapseed-66.jpg

Snapseed-82.jpg

Snapseed-81.jpg



Kiliseden çıkıp sola doğru kıvrıldığınızda karşınızda muhteşem köprüyü göreceksiniz.

Bridge of Sighs
Şehrin en ironik yapılarından birisi de bu köprü. New Collage Line üzerinde yer alan Hertford Koleji’nin iki bölümünü birbirine bağlıyor. 1914 yılında inşa edilmiş fakat daha eski duruyor. Venedik’teki Rialto köprüsüne biz çok benzettik. Sizce de benzemiyor mu?

IMG_5391.jpg

G0094681.jpg


Clarendon Binası
Oxford Üniversitesine ait olan binalardan biri hemen Bilim müzesinin ve Sheldonian tiyatro binasının yanında yer alıyor.

IMG_5242.jpg


The Sheldonian Theatre
1664-1668 yılları arasında yapılan çok görkemli bir bina burası. Bilet alarak içini gezmeniz de mümkün. Tam 1.000 kişi kapasiteli bu görkemli bina çeşitli konserlere, konferanslara ve üniversitenin büyük törenlerine ev sahipliği yapıyor.

Snapseed-78.jpg

Snapseed-70.jpg


Grand Cafe
1650’den beri hizmet veren Grand Cafe ise İngiltere’nin ilk kahve dükkanı. Buraya uğramadan kesinlikle ayrılmayın. Kapıda yaklaşık 10 dk bekledikten sonra bu sevimli dükkanda yer bulabildik. Tüm adada yediğimiz en iyi scone kesinlikle burada yapılıyor. Scone aslında tatlı bir çörek, kek gibi birşey. Üzerine kaymak ve reçel sürerek yiyorsunuz. Tazecik hazırladıkları sconları, sandvichleri ve özellikle Lady Grey çaylarından tatmanızı şiddetle tavsiye ederiz.

IMG_5341.jpg

IMG_5359-1.jpg


Karnımızı doyurup, biraz dinlendikten sonra müzelere gitmek üzere yola çıktık. Müzeler 4:30 – 5 gibi kapandığı için internet sitelerinden gitmeden kontrol etmenizi tavsiye ederiz.

Museum of the History of Science
Broad yolu üzerinde yer alan 1683 yılında inşa edilmiş, Orta çağlardan günümüze kadar kullanılan bilim araçlarının sergilendiği bir müze burası. Yarım saatimizi ayırıp hızlı şekilde gezdik. İlgimizi en çok çeken Albert Einstein’ın 1931’de Oxford Üniversitesinde kullandığı yazı tahtasıydı.

Snapseed-78.jpg

Screen-Shot-2018-12-31-at-09.15.19.png


National History Museum
En az Londra’daki kadar görkemli, biraz daha küçük olan bu müzeye mutlaka uğramalısınız. Tüm müzeler gibi burası da ücretsiz. 1860 yılında bilimsel çalışmalar yapmak üzere kurulmuş. İçeride birçok hayvanın özellikle dinazorların gerçek iskeletleri bulunuyor. Jeolojik ve zoolojik birçok eserin sergilendiği bu müzenin her köşesine de bayıldık. Müzenin içersinden diğer bir müze ya da sergi salonu olan Pitt Rivers Museum’a direk erişebilirsiniz.

IMG_5416.jpg

IMG_5423.jpg

IMG_5421.jpg

IMG_5428.jpg

IMG_5443-1.jpg

IMG_5452.jpg


Müzenin çıkışında dinazor ayak izleriyle karşılaştık 🙂

Snapseed-88.jpg


Pitt Rivers Museum
Burası dünyanın her bir köşesinden getirilmiş eserlerle dolu bir müze. Girişi ücretsiz. Antropoloji ve arkeoloji’ye ait sayısız eser bulmanız mümkün. Bağışçılar ya da müzedeki bilir kişiler tarafından eserler dünyanın herbir tarafından toplanıyormuş. Asansörle en üst kata çıkarken müzedeki görevli nece konuştuğumuzu sordu. Türkçe diyince bildiği Türkçe kelimeleri saymaya başladı 🙂 Uzun zaman önce Türkiye’ye gelmiş. Birçok şehri gezmiş. Müzede Türkiye’den getirelen tüm eserleri bizimle paylaştı. Vedalaşıp ayrıldık. İşte güzel memleketimden birkaç eser.

IMG_5453.jpg

IMG_5470.jpg

IMG_5471.jpg

IMG_5473.jpg

IMG_5480.jpg


Ashmolean Museum
Şehrin en eski müzesi burası. Londra’da olduğu gibi tüm müzeler ücretsiz. 1683’te açılmış olan bu müzede çok ünlü ressamların eserleri, tabloları, porselenler, gümüşler, eşi benzeri olmayan müzik aletleri sergileniyor. Özellikle Antik Mısır ve Doğu’nun sanat eserlerine ilginiz varsa mutlaka uğramalısınız. Biz vaktimiz olmadığı için bu seferlik uğrayamadık.

Caddeleri gezmeden elimizdeki eşyaları bırakmak için motora döndüğümüzde park yerine bu kırmızı scooter geldi. Lastiğinin patlak olduğunu, dikkatli olması gerektiğini sahibine söyledik. Yanımızda karbondioksit tüplerinin olduğunu isterse yardım edebileceğimizi söyledik. Severek kabul etti. Küçücük lastik olduğu için bir tüp fazla bile geldi. Vedalaşıp, yolumuza devam ettik.

Snapseed-98.jpg


Hava kararmaya başladığında Oxford’un en meşhur caddelerdeki yılbaşı ışıkları yanmaya başlamıştı. Sokak sanatçıları, turistler, öğrenciler sayesinde bu şehrin çok hareketli olduğunu söyleyebiliriz. Alışveriş için çok fazla dükkan ve mağazalar bulunuyor. Hatta Londra’dan buraya Outlet mağazalara getiren günü birlik turlar dahi bulunuyor. Bicester Village adı verilen çok ünlü markaların outletlerinin bulunduğu açık bir alışveriş merkezine de ilginiz varsa uğrayabilirsiniz.

Snapseed-93.jpg

Snapseed-92.jpg

Snapseed-96.jpg

Snapseed-94.jpg


Yol üzerinde denk geldiğimiz Cornish Pasty’den yemeden ayrılmak istemedik. Daha önceki yazılamızda bahsettiğimiz bu atıştırmalık aslında büyük etli bir poğaça gibi. Sıcacık mis kokulu Pasty’mizi müzik eşliğinde yiyip, sokağın ve yılbaşı temalarının tadını çıkardık.

Oxford Castle and Prison
Kale ve zindanları görmeye geldiğimizde maalesef kapanmıştı. Zindanlar çok yakın bir tarih olan 1996’ya kadar kullanılmış. Çeşitli turlar bulunuyor. Gerçek hapishane hikayelerinin anlatıldığı çeşitli turlar düzenleniyor. Katılmayı istesekte mümkün olmadı. Bizde birkaç fotoğraf çekip yolumuza devam ettik.

IMG_5546.jpg

Snapseed-97.jpg


Oxford Thames Nehri
Kış nedeniyle yapamadıklarımız arasında Punting vardı. Punting aslında İngiltere’de hemen hemen her şehirde ya da köyde nehirde yapılan ata sporu gibi birşey 🙂 Özel bir kayığı kürekle çekmek yerine uzun bir sopayla nehir tabanından güç alarak itip, yön vererek hareket ettiriyorlar. Hem nehrin yükselmesi hem de hava nedeniyle turlar kış döneminde yapılmıyormuş. Bir daha Oxford’a gelmek için bahanelerimiz artık hazır 🙂

Nehre geldiğimizde hava iyice kararmıştı. Nehir kenarında gördüğümüz bu sevimli barda oturup birşeyler içebilirsiniz.


IMG_5562.jpg

IMG_5569.jpg


Dönüşte yine en kalabalık caddelerinin içinden yürüyerek motorumuzun yanına geldik. Oxford gerçekten görülmeye değer küçük bir şehir. Yolunuz şayet Londra’ya düşerse ne yapıp edip Oxford’u da görmeden geri dönmeyin.

Herkese şimdiden sevdikleriyle sağlıklı, mutlu, bol seyahatli harika bir yıl diliyoruz. Sevgiyle kalın.

Snapseed-60.jpg
 
Katılım
3 Ağu 2005
Mesajlar
1,191
Motosikleti
Yamaha Tracer 9 GT+ Honda Activa
2010'da oxford gezisi yapmıştım, daha önce gittiğin bir yerin bu kadar güzel ve hiç değişmemiş kalması çok güzel, her metrekaresi tarih kokan bir yer. Teşekkürler paylaşım için iyi gezmeler.

Thames nehri yazın böyle, mutlaka yazın da gidin, bizim gitme şansımız bu döviz kurları ve pahalılıkla kalmadı, keşke orada kalsaydım diyorum şimdi.

zjrW7D.jpg


r5Zq7N.jpg
 
Son düzenleme:
Katılım
3 Kas 2016
Mesajlar
5,548
enfes bir gezi rehberi olmuş, emeğinize sağlık. yakın zamanda ingiltere'ye gitmeyi düşünüyorum, yazınıza istinaden oxford kentine muhakkak uğrayacağım.

şaka lan şaka ne oxford'u, hayat pahalılığından dolayı köyüme zor gidiyorum ben!
 
Katılım
3 Ağu 2005
Mesajlar
1,191
Motosikleti
Yamaha Tracer 9 GT+ Honda Activa
enfes bir gezi rehberi olmuş, emeğinize sağlık. yakın zamanda ingiltere'ye gitmeyi düşünüyorum, yazınıza istinaden oxford kentine muhakkak uğrayacağım.

şaka lan şaka ne oxford'u, hayat pahalılığından dolayı köyüme zor gidiyorum ben!

Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim.

İskoç bir arkadaşım var her sene birkaç defa buraları ziyaret ediyorlar, bense sadece lafta bir gün geleceğim ziyarete deyip duruyorum, kuzenim avustralya'dan her sene gelip gidiyor, gel buralara gezmeye diyor, yemek ev var, uçak bileti al gel diyor, bilet gidiş dönüş 6bin TL'den başlıyor, bu işin vizesi var, orada gezeceksin belki başka yere gidip hostel bile olsa kalacaksın falan ikiyle çarp 12-13 kağıt para harcaman lazım 2-3 hafta kalacaksan. Cidden durum vahim. Bu gidişle evden çıkamayacağız.

Pound zaten uçuyor eskiden 300 Tl ye gidiş dönüş ingiltere bileti alıyordun şimdi bin tl civarı, oraya gidince harcamalar pound üzerinden uçuyor, benim birçok arkadaşım var kalacak yer bulabilirim ama yine yukarı da saydığım etmenler maddi olarak çok külfet getiriyor, bir de bu işleri her yaptığında vize stresi çekiyorsun.
 
Katılım
3 Kas 2016
Mesajlar
5,548
Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim.

İskoç bir arkadaşım var her sene birkaç defa buraları ziyaret ediyorlar, bense sadece lafta bir gün geleceğim ziyarete deyip duruyorum, kuzenim avustralya'dan her sene gelip gidiyor, gel buralara gezmeye diyor, yemek ev var, uçak bileti al gel diyor, bilet gidiş dönüş 6bin TL'den başlıyor, bu işin vizesi var, orada gezeceksin belki başka yere gidip hostel bile olsa kalacaksın falan ikiyle çarp 12-13 kağıt para harcaman lazım 2-3 hafta kalacaksan. Cidden durum vahim. Bu gidişle evden çıkamayacağız.

Pound zaten uçuyor eskiden 300 Tl ye gidiş dönüş ingiltere bileti alıyordun şimdi bin tl civarı, oraya gidince harcamalar pound üzerinden uçuyor, benim birçok arkadaşım var kalacak yer bulabilirim ama yine yukarı da saydığım etmenler maddi olarak çok külfet getiriyor, bir de bu işleri her yaptığında vize stresi çekiyorsun.

ingilizler zeki, temiz, modern; dolayısıyla zengin bir millet. emperyalizmse emperyalizm, sömürü ise sömürü. dibine kadar vuruyorlar.

ha, biz bunlara Çanakkale'de gerekli cevabı verip tokadı bastık ama adamlar rasyonel düşündüğü için masa başında bir şekilde istediklerini aldılar.

bizim gibi duygusal düşünüp irrasyonel bir hayat süren toplumlar her zaman ingilizler gibi zeki toplumların ayak oyunlarına yenik düşmek zorunda.

olay basit: bilimsel düşünüp gelişmeye, hukuka, insan haklarına özen göstererek gelişecek misin; yoksa duygusal düşünüp geri kalmış bir toplum olmaya devam edecek misin?

BAŞARI HİÇBİR ZAMAN TESADÜF DEĞİLDİR.
 
Katılım
23 Ocak 2018
Mesajlar
110
Motosikleti
SYM Symphony ST200, TVS Jupiter110
Bu güzel paylaşım için teşekkür ederim.

Henüz gün doğmadan uyanmıştım, kahvemi içerek keyifle okudum ve güne başlıyorum :)
 
Katılım
1 Ağu 2017
Mesajlar
362
Böyle geziler olunca baya kıskanıyorum, emeğinize sağlık bize de gösterdiğiniz için :) Keyifli geziler diliyorum.. :)
 
Katılım
1 Kas 2016
Mesajlar
119
Yorum yapan tum herkese tesekkur ederim. Yorumlariniz yeni geziler icin bizi daha cok tesvik ediyor.

Kur konusunda soylediklerinizde haklisiniz. Gun gectikce buraya ziyarete gelmek zorlasiyor. Kendi arkadaslarim ve ailemden bu sorunu oldukca iyi biliyorum. Insallah Turkiyede daha guzel gunler gorecegiz.
 
Forumdan Uzaklaştırıldı
Katılım
31 Ara 2018
Mesajlar
17
Bilgiledirme: Bu mesajı yazan kullanıcının üyeliği iptal edilmiştir.
anadolunun köylerini tercih ederim gezmek için..anadolu candır
 
Katılım
3 May 2010
Mesajlar
272
Gezi muhteşem , yazı muhteşem ,şehir muhteşem...Elinize ayağınıza sağlık gezi verin bizim yerimize. Okuruz biz...
 
Katılım
3 Ağu 2005
Mesajlar
1,191
Motosikleti
Yamaha Tracer 9 GT+ Honda Activa
anadolunun köylerini tercih ederim gezmek için..anadolu candır

Bu adam hem saçmalıyor hem de sürekli atılıyor, nedir derdi acaba, yardımcı olabilsek..

Bu arada anadolu'da ki köyler ingiltere'deki köylerin yanına yaklaşamaz ancak sonuçta insanın bir gönül bağı var, tabi ki de bize göre güzel geliyor, ben de seviyorum ama göz var izan var ikisini de gördüm arada dağlar kadar fark var maalesef, umarım bir gün gelir bizim köylerimiz de o refaha ulaşır yalanı ile kendimi kandırıyorum.
 
Katılım
3 Eki 2016
Mesajlar
2,684
Fotoğraflar fotoğraf makinesi ile çekilmiş olmalı. Yıllar önce gitmiştim iş için oraya güzel yerler gerçekten, her taraf yemyeşil.
 
Katılım
1 Kas 2016
Mesajlar
119
Gezi muhteşem , yazı muhteşem ,şehir muhteşem...Elinize ayağınıza sağlık gezi verin bizim yerimize. Okuruz biz...

Teşekkürler, fırsat buldukça geziyoruz :)

Bu adam hem saçmalıyor hem de sürekli atılıyor, nedir derdi acaba, yardımcı olabilsek..

Bu arada anadolu'da ki köyler ingiltere'deki köylerin yanına yaklaşamaz ancak sonuçta insanın bir gönül bağı var, tabi ki de bize göre güzel geliyor, ben de seviyorum ama göz var izan var ikisini de gördüm arada dağlar kadar fark var maalesef, umarım bir gün gelir bizim köylerimiz de o refaha ulaşır yalanı ile kendimi kandırıyorum.

Ikisi de çok farklı ve ikisi de harika. Türk köylerini de gezmeyi çok seviyorum ama artık Türkiyeyi motor ile gezmek benim için oldukça zor. Memlekete döndüğümde aile ziyaretleri ile geçiyor zamanım.
Dediğiniz gibi buradaki köy tanımı bizim Türkiyedeki köy tanımımızdan farklı. Bazı köylerden ev almak bile Londradan almaktan daha zor. Çok daha yüksek fiyat istiyorlar. İşin ilginç tarafı 100 haneli bir köy - kasaba da bile sadece Ferrari - Porsche satan galeriler var. Evlerin önünde de bu tarz araçları görebiliyorsunuz zaten.
Ortak nokta ise hem Türk köyünde hemde İngiliz köyünde herkes çok samimi ve sıcak.

Fotoğraflar fotoğraf makinesi ile çekilmiş olmalı. Yıllar önce gitmiştim iş için oraya güzel yerler gerçekten, her taraf yemyeşil.

Cep telefonu ile çekildi fotoğraflar :) Eskiden hep Canon fotoğraf makinemizi götürürdük ama taşımıyoruz artık yanımızda. Gerçi bu son geziden sonra yanımda taşımadığıma pişman oldum. Bir dahakine kesinlikle alacağım.
 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Çok Beğenilen Mesajlar

Üst