Aha bizim tayfa geri gelmiş

Nerelerdesiniz beyler, siz olmayınca tadı yok buranın, bize anlatacak adam lazım
Dostum ya kendin kaşındın ya da beni kaşıdın pek anlayamadım

fakat ben forumlara illallah dedirtecek kadar geveze biriyimdir ona göre
Bu son olsun derken uzatıyorum. Fakat "içinde olmak" ile "dışında olmak" arasındaki fark malum.
Dışında olanın, içine girmeye çalışırken çizdiği aptal ötesi tablo bana daima komik gelmiştir.
1996 sonbaharında ilk PC`mi toplarken ( daha doğrusu parayı verip toplattırırken ) birilerine yaşattığım sıkıntılar sonraki yıllar boyu aklıma geldikçe gülmüşümdür.
Yani, -konu hakkında hiçbirşey bilmeyen / kara cahil birinin- sağda soldan ( o yıllarda dergilerden, son 15 yıldır forum abilerinden ) duydukları doğrultusunda satıcıya kök söktürmesi sendromu ( Bu 2,5 yıl boyu bana yüzlerce km. öteden desteğini hiç eksik etmemiş Cem Kardeşim elbette istisna

)...
PC`nin bakkalına aleti sipariş verme safhasında "üstünde disket sürücüsü olacak değil mi?" diye sorduğumda orta yaşı çoktan devirmiş kadın "anam, üstünde disketi olmayan pc mi olur ayol?" sorusu eşliğinde kahkahayı patlatmıştı. Bunu sonraki onca yıl boyu hatırladıkça yüzüm kızarmıştır.
Düşünsenize,
O günün bir yerinde Google Amca yok, sadece Bill Amca var ve kendisi, PC Windows`larından daha o günün bir yerinde bile bizim amele montajçısı toprak ağası holding babalarının servetlerini çoktan katlamıştı. Biz ise, bu 3. dünya damızlık çiftliğinde 30`a merdiven yaslamış yani ne idüğü belirsiz bir yaşta PC satıcısı anasının gözü bi kadına "disketi de olacak değil mi?" diye sorma kademesinde idik.
Bu motor faslında da bahis konusu idiot dejavusunu aynen tecrübe ettim ya helal olsun kendime:
Böyükşeher Küyümüzdeki beyaz eşyacının elemana -disket niyetine- "üzerinde balansör vardır değil mi?" diye sormak bunun tam da sektörel muadilidir...
Diyeceğim, bu forum mu başka bir yer midir bilmiyorum fakat bu 3. dünya çiftliğinin iribaşlarını "alacağınız moto cross motosikletin balansörü olsun" diye gazlayıp çayıra salan ve de muhtemelen 60`ların - 70`lerin 35 yaş delikanlısı amca kim ise onu bulup o mübarek sakallarından bir kaç tanesini yolmak isterdim. Adama tavsiye olarak hiç olmazsa "alacağınız motorda beyin olsun" diye tavsiye etsene
( Yanlış anlaşılmasın, benim motorda da beyin varmış

)
Bir şimşek hatırlama daha. Şimdi aklıma geldi. Geçen Mayıs ayında şiddetli yağmur altında 200m.deki vadiden 1200m.ye tırmanmıştık ve ardından 800e inerek tam da şehrin köyden kırma kenar mahallesine girecekken birden motor sustu. "Tamam işte, bizim Çinli yoldaş vazifesinin son km.sini eda eyledi, bu iş buraya kadar" demişken o sağ el baş parmak altındaki elektrik şalterinin bozulduğu aklıma geldi. Normalde kesmez olmuştu ve hep açık tutuyordum. Kendiliğinden kapalıya düşmüş ve arızası o an şeytan tarafından giderilmişti.
O gün, hiç yapmadığım halde, bir arkadaşı da yanımda götürmüştüm. Ben köpeği bol düz ovada yağmur altında ve üstelik akşam karanlığı basma vakti can derdine düşmüşken, o, emanet aldığı eski bmw 650`nin benzin hesabında idi. Galiba acayip yakıyordu

Şalteri son anda hatırladım ve hiçbirşey olmamış gibi start alan motorla eve gelebildim.
Geçen yaz boyu vadi turlarımda öğle güneşi altında şalteri birkaç defa denedim. Fakat hayır çalışmıyor ( kesmiyor )

O arkadaş gibi 6+ tl benzinin kıtıpiyözlüğüne heveslendiğim yerlerde doğrudan kontağı kapatıyorum. Nasıl olsa bizim motorlarda mestanhavz yok ( ecnebicesi westinghouse

).
Neyse hep bu son olsun derken...
Bendeniz gahraman ve böyük 3. dünya çiftliğimizin gazabına uğramış sayısız tiplerden biri olarak şu 2,5 yıl zaman zarfında yine de durumu toparlayabildiğime inanıyorum. Ve her halikarda henüz 18-20-25inde birileri olacaktır. Ve onlar,
- Motocross motosiklet almak istiyorum fakat ne alsam acaba ( para da o kadar, yani, Çinli olacak )?
kademesinde iseler şunu net olarak söyleyebilirim: Bu motosiklet yani Lifan 200 X-plore, tıpkı muadillerinde de olduğu gibi, "asla motocross olmayıp", tam da bizimki gibi gahraman salatası bol 3. dünya çiftlikleri için üretilmiş bir "taşra" aletidir.
Yani taşraya çok daha / elastik uyumlu.
3. dünyada çiftliğin, şahsına çizdiği varoluş / yezidi çemberinde debelenen ve o melanet yürüyüş mesafesi çemberini -yukarıdaki son nesil notlarımda yazdığım üzere- "farklı kategorilerde" kırabilmek isteyenler biçilmiş kaftan.
Tabi, herzaman olduğu gibi, içinde olanların / içinde gösterenlerin, dışında olanları düdüklemek için tezgahları daima mevcuttur. Bunların da en klasik olanı, herhalde, "sen hele bunu al / bununla başla, sonra bunu şöyle yaparsın böyle edersin" şeklindeki bilumum şark odası tarzıdır. "Bilmem kim bunun 250liğiyle yarışa giriyo" palavrası ise, bol taneli işkembeye ekstra tane oluyor.
Hayır, bu budur başka birşey değil.
Vay efendim selesi şöyle mi rahat mı? vb.
Galiba 2 yıl önceki bir-iki siftahta da yazdım: Benim gibi bisiklet kökenli olana o sele zaten "yayla gibi" gelir. Üstelik "rampada biraz öne oturmayı denesem mi?" veya "İnişte ne de olsa arkaya doğru oturulur" gibisinden kafa yorma payı da var.
Bu motor üstünde aynı gün içinde 300km.nin yorgunluğu fotoğraf makinası için mecburen taşınan sırt çantasının bele yüklemesi olabilir.
Şehrin göbeğinde çoğu döküntü fakat parçası bol (!) malum aynı kategoriden fakat 150lik aletlerle asfalt gezdiren yeni yetmelerde de sırt çantası hiç eksik olmuyor. Onlarda ne taşıdıklarını merak ediyorum. Eskiden olsaydı, "kefeli terazilerin yarım kilo demirleri" filan herhalde derdim

Eskiden ne güzeldi, sırt çantası da, onun bi tarafına salıverilen cep tel de yoktu.
Mesafenin ortası bir yerlerde dar eldivene sokuşturulmuş elde, ayakta şurada burada kramptı şuydu buydu. Bir yere durup anında bi magnezyum efervesan sallamak vacip olur. Ne de olsa naçizane bisiklet antrenörüyüz. Fakat genç arkadaş "suyu nasıl olsa bi çeşmeye yanaşır içeriz" deyip yanında şişe götürmüyorsa ne olur?

Motordan indiğinde spastik vak`a gibi iner herhalde

Ve hatta motor üstünde olabilecek ağrı enflamasyon vs.ye zaman ötelemesi için geceden veya hatta sabah yola çıkmazdan hemen önce duble cinsinden antienflamatuvar tercih edilebilir. Ki apranax esastır, muadillerini boşverin

( Cem bu senin içindi

). Şu da var ki tutup ibuprofen ketoprofen filan içilmeye kalkılmasın ( Ne de olsa motosiklet camiasının büyük çoğunluğunun eğitim ve IQ seviyesi tek teker üzerine kurulu. Yani sorumluluk kabul etmem ).
Tabi bu varolan bel fıtığını bastırma işi değil. Sadece, bende olduğu gibi 50`yi devirmişliğin veya bariz kondüsyon yetersizliğinin sonuçlarını hiç olmazsa motor üstünde yaşamamak için.
Ben, -bu motoru- bunları bilerek aldım. Çünkü bendeniz naçizane -yine bu 3. dünya kürkçü dükkanında- 40 (!) yıldır fotoğrafın içinde olmak için (!) çabalamış biriyim.
Ve fakat -her yerde herkese söylediğim gibi- bu motorun bana sağladığı "tabiat fotoğrafçılığı" imkanını başka hiçbirşey sağlayamazdı. Ve sağlayamadı da.
Bu "motocross görünüşlü köylü motoru" beni tabiatta her yere (!) götürüyor. Herhalde enazından vilayet çapında benim gibi bir fotoğrafçı daha yoktur diye tahmin edip böbürleniyorum ( çünkü, adına "dijital fotoğraf camiası" denen o içi geçmiş dişisi / sosyali bol düdük topluluklarını da az buçuk bilirim ).
Ha bir de, ben nasihate uydum arkaya birini hiç bindirmedim. Hatta, motora benden başkasını bile hiç bindirmedim. Bundan da çok memnunum.
Bir detay daha: Her 200-250 km.lik günlük tur ardından -motocross dediğin tozlu topraklı çamurlu olur avuntusuna düşmeyip- ilk iş, motoru yıkattım. Bu motor yıkanmadığında motocross`a değil, olsa olsa, kurye motorlarına benzer. Motor kafasını rezil yağ tozu bağlamış görmek isteyenler kendileri bilir tabi. Hele o zincir...
Bir defasında 70i aşmış bir ihtiyarın koca bir yol motorunun zincirini -para karşılığı- temizlediğini gördüm. Kendi kendime, "ben bunu asla yaptırmam" dedim. O motorların sahiplerini de, onlar gibilerini başımıza "sahip" yapan bu 3. dünya çiftliğinin de ne mal olduğunu herhalde artık iyi biliyoruz...
Son mizah: Tekrara düşüyorum fakat olsun, Motul 5100 koyun, iyi oluyor...
İşte 10bin km. böyle oldu.
( Ben hala "dışında mıyım" yoksa? Hiç tek teker yapmadım da

)