Ülkemizdeki motosiklet sürücülerinin genelde 100.000'lerce Euro ödeyemeyip de Ferrari, Lamborghini vs sahibi olamayışındaki eziklikten dolayı ulaşılabilir fiyatlardaki yarış motosikletleri çok rağbet görüyor. Bunda önemli bir etken de motor sporları içerisinde yarışları en çok yapılan ve en çok gündeme gelen tarz da yarış motorları. Göz aşinalığının da verdiği bir ayrıcalık var. Kızılay dağıtmış gibi herkes bu motorları alınca normal tabii.
Türkiyedeki bu özentiliğin etinden, sütünden, kemiğinden faydalanmak isteyen "uyanık" distribütörler de aynı pop müzik aranjörleri mantığıyla "en çok bu gidiyor" diyerek hep aynı şeyi pişirip pişirip milletin önüne koyuyor. Sonra insanlar "öf far çiftli bu CBR'da bak öncekinde öyle değildi" filan gibi resmen insanı aptal yerine koyan üreticilerin oyununa geliyor. E haliyle en çok satılan motorlar da en çok yedek parçaya ihtiyaç duyulanlar oluyor ve hırsızların da gözbebeği oluyor. Bu yetmezmiş gibi 125'lik, 250'lik commuter görünümlü, ince lastikli, gitmeyen, durmayan yarış motorlarına benzetilmiş saçma sapan aletleri kullanıp havaya giriyorlar. Yahu koskoca KTM bile küçük yarış motorları da üretir oldu bu piyasayı fark edip.
Ülkemizde en çok satılan "supersport görünümlü" motosikletlere bakın; listenin başında o çocuk motoru gibi bol plastikten oluşan, hiçbir teknoloji sunmayan CBR 125, CBR 250'leri görürsünüz. Herkes ekmeğinin peşinde, en çok bunlar gidiyor nasıl olsa. Bir de cruiser'lara "gitmiyor, dönmüyor" diye laf atarlar. Neden ? Çünkü onların sürüş mantığı gazlamak, vırt zırt araç trafiğinde hem kendilerini hem başkalarını tehlikeye sokmak. Cruiser sürüş mantığı hem başkadır, hem de dinamiği farklıdır. Adı üzerinde "gezi motoru". Gitmez evet, 0-100 aralığına bilmem kaç saniyede ulaşma amacı olmayan adam alır çünkü. Dönmez, evet sen yatmaya alışmışındır, hafif plastiği kontrol edebilirsin ama bu motorlarla dıştan geniş açıyla dönmek makbuldür ve yatma açısı altındaki süratli plastik yığını kadar dar açıya inmez. Elbette bunların dışında kalan aklı başında sürücüleri tenzih ediyorum, benim lafım sonradan görme, aşağılık kompleksi olan insanlar. Maalesef memleketteki kafa da genelde bu.
Bu konuda 2016'da bile cruiser ara segmentlerini ithal eden Kawasaki, bütün cruiser üretim bandını getirdiği için tercih edilebilir Japon markalarının başında geliyor. Ancak; mesela 650 cc'lik Vulcan S maalesef bir cruiser değildir ve gerçekten 650 cc'lik bir motosiklet için çok fahiş bir fiyatı var. VN900 Classic, VN900 Custom Special çok harika motosikletler ama dediğiniz gibi onların da fiyatları herkese uymuyor. Bunların dışında Yamaha XV950 Bolt'u getiriyor ki o da herkese hitap edecek tarzda bir motosiklet değil. Daha çok retro görünüm sevenlerin almayı düşüneceği bir motosiklet. Bütün bunların yanında yaşayan efsane Suzuki Intruder C800 hali hazırda halen getiriliyor. Her şeyiyle de tam bir cruiser sürüş keyfi sunuyor. Suzuki kalitesi ve detay işçiliği de cabası. Ama orada da 36.000 TL'lik 2016 fiyatı maalesef kalpleri sızlatıyor. Harley-Davidson da Street 750 diye bir model getirdi ki, eşeğe binseniz daha iyi. Hem de o fiyata 20 eşek alırsınız, yarısını kasaba sucuk diye satarsınız, öyle berbat bir motosiklet. Diğer modellerine de fiyat dolayısıyla giremeyeceğim.
Şu aşamada yapılabilir mantıklı şeyler şunlar olabilir:
1. Suzuki Intruder M800, C800 gibi motosikletlerin 2009 sonrası üretimlerini bulmak mümkün (M800 2011 Türkiyedeki son satılan model yılı). Hem de aradığınız fiyatlara denk getirilebilir. Kimse kusura bakmasın ama onlarca kullandığım motosikletten sonra Suzuki'nin sürüşünün bir başka olduğunu, detay işçiliğinin ise bambaşka olduğunu kabullenmek gerekiyor. Öyle Honda, Yamaha gibi dümdüz motor üretmiyor. Bunu Suzuki kullanmaya başladıktan sonra daha da fark ettim. Hem de kalitesine rağmen işçilik ve parça fiyatları nispeten uygun ancak aksesuar el yakıyor. Bu sebeple 2014 VN900 Classic ile 2011 M800 Intruder arasında kalıp gönlüm muscle cruiser'dan yana olduğu için tercihimi M800'den yana yapmıştım. 2015 Kasım ayından beri mutlu mesut sevişiyoruz.
2. 2013, 2014 VN900'ler çok mantıklı alışverişler olur, en azından 2-3 yıllık çöp olmayan motorlara biniyor olursunuz. temiz ve göz alıcı Kawasaki işçiliği de cabası. Ancak her güzelin bir kusuru var; Kawasaki için yedek parça fiyatlarındaki şanını biliyorsunuzdur. Güzel düdüklerler. Şemsiye filan açılacak kadar büyür oralar. Dikkatli olmak lazım gelir.
3. Çok kıymeti bilinememiş bir motosiklet olan Yamaha XVS950 A Midnightstar. XV değil evet XVS. XVS 1300A'nın bir alt segmentteki motosikletidir. Ülkemize 2010'da giriş yapıp 2013'te son partiyi sattı. Onlar da fazla yıllanmamış motosikletlerdir. Ama sahipleri seleye oturduğunda altın tozuyla mı osurdu ne olduysa fiyatları sıfır XVS1300A ayarına gelmiş durumda neredeyse. Bunların uygun ilanlarını kollamak lazım. Ufak bir hatırlatma; 2013 modelin sıfır satış fiyatı o dönem 24.750 TL idi. Yani bu zamanda üretilmeyen bu motora 30.000 isteyen adam, net bir şekilde keriz bekliyordur.
Gönül ister ki her Japon marka az sayıda da olsa 250-600-750-800 cc cruiser getirsin. Ama yok. Hizmetten önce kazanç ön planda. Ticaret bu şekilde yürüyor. Çünkü bunları getirirse biliyor ki bunlara yedek parça stoğu da ayırmak zorunda. E zaten satamıyor, niye getirsin ki ? Üniteks'in Hyosung GV300 getirmemesi için açıklaması buydu. Hem vergi diliminden dolayı satış yapamayacak doğru dürüst hem de o kadar parti mal elinde kalmasına rağmen 10 sene stoğunda yedek parçasını bulunduracak. Üstelik elinde 56 adet GV250 (üretimi durdurulmuş model) kalmışken. Maalesef ticaret böyle işlemiyor.
Burada tüketici bilinci de önemli elbette. Markalara baskı yapmak belki bir çözüm olabilir ama getirildiği zaman da o fiyatları beğenecek miyiz ? Asıl soru bu. Şimdilik 5 yılı doldurmamış motorlara yürümek lazım. Öyle 10-15 yıllık ölüyken diriltilmeye çalışılan motorları satın almak zorunda olmamıza katlanamıyorum. Alan da zaten mecburen alıyor. Ömürlük motor çok hikaye bir laf bu arada. Tamamen pazarlama mantığı. Öyle herşeyini bilip ilgileneceksin de içini dışını açıp ameliyata sokacaksın o makinenin de ancak öyle olacak ömürlük dediğin. Subaplar biter, pistonlar aşınır, sekmanlar geberir, dişlileri uçları körelir, herşeyden öte metal yorgunluğu diye bir şey var. Ohoooo ölme eşeğim ölme. Motora mı bineceksin tamirci çırağı mı olacaksın. Evet, gider 59 model boxer motorlu BMW'leri yaşatırsın, hobindir anlarım ama diken üstünde gidersin herşeyini yenilemene rağmen. Ay yolda kalır mıyım, vay arıza yapar mı diye endişe eder, en sonunda öperim böyle aşkın ızdırabını diyerek 4 tekerlekli bir kafes alır bu macerayı noktalarsın. Ya da pek çok arkadaşımın yaptığı gibi yol endurosu alıp gezi ruhuna "dimdik" devam edersin mecburen.
Öyle işte.