Harley'in ömrünün ülkemiz şartlarında uzun süredir kullanilmis ve artık kendini kanıtlamış Japon modellerinden çok çok çok daha uzun olduğunu düşünmüyorum. Uygun bakimla Japon cruiserlari da gayet uzun ömürlü. Mesela 150.000 km de saat gibi DS 650 görmüşlüğüm var. 20-25 yillik Japon cruiser ları yollarda geziyor.Gene de herhangibir motosikletin 100 yil ömrü olmasının da bir anlamı olmayacaktır. 100 yıl sonra hala benzin kullanılıyor olacak mı?
Tüm bunlarla beraber Harleylerin aynı konfor klasindaki Japon'a nazaran makineleri çok büyük. 1.6 - 1.7 litrelik motorlar günlük kullanım için çok büyük dezavantaj getiriyor. Kısa mesafelere gidemezsin, akuyu yersin. Çok sikisik trafige girdiğin zaman 1.7 litre motorun hava soğutmalı olduğu için sıkıntı yaşarsın. Amerika ülke olarak koca kitayi kaplayan bir yer. Tüm motorlu araçları da geniş araziler-açık yollar için yapılıyor. Japonya kapladığı alan ve gidilecek yollar, daha sikisik alanda kurulmuş şehirler olarak bize daha çok benziyor. Japon cruiserlari günlük kullanımda daha avantajlı.
Şahsi olarak Ds 1100 bile günlük kullanimda pratiklik için fazla büyük ve bunun dezavantajlarını yaşıyorum. Özellikle kısa yollar için mars basmanin akuye olumsuz etkisini yaşıyorum. Sarjina devamli dikkat etmek zorundayım. Sikisik trafikte ayağıma aşırı sıcak vermedi ya da şişmedi şimdiye kadar ama mutlaka cok az da olsa ekstra zararlar veriyorumdur. 1100 için bu böyle. Kim bilir 1.7 litre motorda neler olacak. Bence optimum cruiser 800-1000 cc arasında uzun yol konforu da verebilen makinedir.
Benim zevkim böyle, bana göre en yakışıklı ve sesi en güzel makine Harley diyen kişi Harley alir ve alması mantıklı da olur. Çünkü cruiser herseyden once gönül işidir. Teknik olarak söylemiş, hava ile sogutiyomus, radyatör varmış, yok enjeksiyon mu karburator mu bunlar çok da ilgilendirmez bizi. Daha kolay tamir bakim customize olacağı için karburator ve hava soğutma tercih sebebi olabilir.
Neyse neticede ülkemiz şartlarında aynı şekilde kullanım ve bakım ile Harley'in mi yoksa Japon'un mu daha önce öleceğini soyleyebilmek mümkün değil. Ikisinin de artıları ve eksileri var. Tercih edecek kişinin zevkine kalıyor artık hangi artıları hangi eksileri kabul edeceği.
cruiser/chopper dediğin gibi kesinlikle gönüş işidir. dizayn/yapı olarak aslen bu klasmandaki hiç bir motor bizim gündelik kullanımımıza elverişli değil ki... rakamları ve tecrübeleri baz alarak kıyaslamalar yapıyoruz yalnızca. amerikan üretiminin ve japon üretiminin en büyük farkı gözün dikildiği piyasayla ortaya çıkıyor. japonlar kendileri dışındaki ülkelere açılmak isterken amerikanlar ısrarla kendi toprakları ve koşullarıyla optimum çalışacak üretimde ısrar ettiler. kaldı ki harley davidson ın önce avrupa standartlarına ayak uydurma çabası sonra da ortadoğu hedefli street serisiyle kendini nasıl mahvettiğini canlı canlı izliyoruz.
herşeyden öte kullanılan hammaddenin farkı kesinlikle var son dönemleri tenzih ederek düşündüğümde. amerikanın kapitalleri, avrupanın nadir şehirleri haricinde istanbuldaki ya da türkiyenin yoğun araç trafiği olan diğer şehirlerindeki trafik koşulları dünyanın hangi ülkesinde, şehrinde var allasen? istanbulda bir rogar kapağı yüzeyin 25 30 cm derinliğine inebiliyor. dahiyane belediyelerimiz sağolsun üst üste üst üste asfaltı döktükleri için. üst geçitlerin yerden yüksekliği bile tabelalarıyla örtüşmüyor. 1 damla yağmur yağsa bile anında kilitlenen bir trafikten bahsediyoruz. şehrin genelinde mesai 6 da biterken iş çıkış saati trafiğinin saat 10 lara 11 lere kadar sürdüğü bir şehirden... bana sorarsan bu şehir için 800-1000 cc ye de yazık, 250 cc ye de.
bu koşullarda ne motorun ciğeri kalır ne çeliği, ne amortisörü ne şasesi uzun vadede. o zaman vaz mı geçelim cruiser sevdasından?
100 sene ömürlü bir motorsiklet demek kendine haslığıyla nesilden nesile aktarılacak miras demek. dünya üzerinde benzin kalmasa dahi karşısında içki yudumlanacak bir manzara demek. ayrıca bütün insanlık kendi çöküşüne kürek çekiyor, ufukta distopya var. 100 sene sonra karaborsa benzin de olur, benzinli motora da binilir bir şekilde ayak uydururuz dert değil

ilerici görüşlerimiz varsa iki uçlu bir değnekten bahsettiğimizi de göz önünde bulunduralım
neyse işin fantazi boyutundan plaza katımıza inecek olursak... her motorun kendine has avantajı, dezavantajı var. revizyon zamanı geldiğinde üç aşağı beş yukarı aynı koşullarda kullanılmış bir amerikan ve bir japon kıyaslandığında farkı anlaşılır. verdiğin örneğe ben de ekleyeyim, 350bin km de kaymak gibi tıkır tıkır çalışan vn800 görmüşlüğüm de var. ama sen 150bin den ben 350bin den bahsederken s*dik yarıştırıyorsak, insanlar okurken "vaov" diyorsa bu, bahsettiğimiz rakamların istisnai olduğu anlamına gelir; milyon km yi deviren amerikanlara karşılık.
ha söylediklerinin bi çoğuna katılmıyor muyum? katılıyorum. zaten 1.4 - 1.7 litrelik bir makinam olursa gündelik kullanacağım düşük hacimli bir motorum da olur... büyük konuşmamak lazım tabi de bu şehirde gündelik ulaşım için ne toplu taşıma ne dört teker kullanmaya niyetim var zira...
akü vesaire gibi ömürlü parçalara değineyim. akü çok pahalı birşey değil. kaldı ki aslan besleyen yemine bakmaz. yeter ki ds 1100 deki gibi akünün güçsüzlüğü konjektöre, marş rölesine vesaire geri tepmesin...
---------- Mesajlar birleştirildi - 12:55 ---------- bir önceki mesaj zamanı 12:43 ----------
ha bu arada, Harley'i örnek alarak onların pazarına yani amerika pazarına giren ve kendini kabul ettirmiş motorlar da var. özellikle yamahanın cruiser klasmanında star motorcycles olarak amerikaya bu kadar oynamasının sebebi, artık yapı ve standartları baz alındığında yeni üretim amerikanlarla kıyaslanabilir olması, hatta teşvik ve elverişlilik olarak yer yer öne geçmesi. hacim çıtasını biraz düşürüp, karbüratörlüye karbüratörlü, amerika topraklarında kullanılmış japon ve amerikanları kıysalarsak - karbüratörü baz alıyorum çünkü geçtiğimiz 8-9 sene içerisinde getirilen enjeksiyon zorunluluğu oyunu bozmuş - farkı zaten görürüz. çıkma yedek parçalar japonların ölülerinden çıkarken harleylerin hala OEM ya da aftermarket üretimleri zaruri bir şekilde devam ediyor ya da proje motorlarından çıkıyor (azınlık olarak). bu da yedek parçaya ayrılan motor sayısıyla doğru orantılı. ne kadar ekmek o kadar köfte. sandık motor bloğu olarak bakarsak silindir hacmindeki farklılık fiyatlara aynı oranda yansımıyor. en doğal, akla yatan örnek 120 kiloluk bir sporcuyla 120 kiloluk bir obezin örneği olacaktır - organizmanın iç organ kalitesinden, uçların arasını açarak bahsediyorum tabi.
yanlış anlaşılmasın amerikan manyağı sömürülmüş biri değilim. bundan 1 sene öncesine kadar yeni nesil amerikanlarla japonlara bakıp, japon candır boşver amerikanı diyen biriydim. fikrim değişti, tecrübe ederek değişti. bu demek değil ki bundan 10 sene sonra aynı fikire saplanıp kalıcam.