- Katılım
- 6 Eyl 2005
- Mesajlar
- 2,546
- Motosikleti
- Honda Crf 250 L (2020), Honda Sh 125i
- Konu Yazar
- #1
Yılsonu kış kampı dediydik Yedigöller Kampı'nda ve arayışlara hız vermiştik. Geçen yıl aynı zamanlarda Mersin Yeşilovacık'ta, yağmur altında kamp yapmıştık. Yine bir sahil seçtik ve ''ya nasip'' diyerek hazırlıklarımızı yaptık.
Kamp yerini Adana'dan arkadaşımız Mehmet Çulcu buldu. 25 Aralık 2015 sabah saatlerinde motosikletimin yanına inip son hazırlıklarımı yaptım.
Yola çıkmaya hazırım...

Antakya'dan Mustafa Mimaroğlu, Serhan Gürsoy, Uğur Bilgin ve ben olarak dört motosiklet yola çıkacağız. İskenderun'dan Mustafa Kara, Adana'dan Mehmet Çulcu'nun da katılımıyla motosikletli öncü birliğimizin sayısı altı'ya çıkacak.
(Yunus bizi yolcu etmeye gelmiş. )


Yunus'un lekelere alerjisi var. Egzozumdaki yanmış kuş pisliğini çıkarmaya çalışıyor.

-Eyvallah Yunus'um.

Akabinde dört motosikletten oluşan ekibimizle yola çıktık.



Kıcı virajlarındayız.


Otoyol'a girdik.
Türk Bayraklı İntegra'sıyla Mustafa Mimaroğlu. (Nam-ı değer MuMi)

Transalp'iyle Dr.Uğur. (Nam-ı değer...Henüz lakab alacak kadar eskimedi)

MT-01'i ile Serhan Gürsoy (Nam-ı değer Terminatör)

Otoyoldan devam ile...

Gişelerde bizi bekleyen Mustafa Kara'ya ulaşıyoruz.


Hadiin bakalım diyerekten...

Koyulduk yola.

Mustafa Kara, yeni aldığı Pulsar Ns 200 ile aramızda.

-Evet, ikiyüzlük...

Adana Otoyolunda Mıstık Usta'da yakıt ikmalimizi yaptıktan sonra,


Adana'ya doğru devam ettik.

Çulcu bizi Karataş sapağında beklemekteydi.

Kısa bir hoşbeşten sonra,

Yeniden yola koyulduk.

Kara'dan MuMi'ye suikast hazırlığı mı ?

Karataş'tayız.

Çocukları ve yola çıkış tarzlarını görünce, yollarımızda neden bu kadar motosiklet kazası olduğunu anlamak zor olmasa gerek...

Şehir merkezinde alışveriş telaşesi.


Kamp yerimiz, merkeze oldukça yakın.

Bir çırpıda ulaşıyoruz.

Bu alan Milli Parklar'a ait. Kapıda görevliden icazet aldıktan sonra,

Dalıyoruz alana.



Alana hakim bir yerden uygun bir yer bakıyoruz kendimize.


Olabilir gibi duruyor ama ?

Tam bu sırada Hamok kamplarının müdavimlerinden Tarsus'tan Ahmet ve arkadaşı çıkıp geliyor.


Kısa bir araştırma sonrası yerimizi buluyoruz.


Hem ağaçlık bölgedeyiz, hem denizi görüyoruz.


İlk iş, çadırlarımızı kurmak...

Bir önceki kampımız Yedigöller'deydi. Yapraklar oradan hatıra.

Çadırlarımız tamam gibi.





İşi bitenler kayıntıya başlamış.

Ya Çulcum...(Rejim biryere kadar. Kamptayız be ya...)

Motosikletim, çadırım ve sandalyem... (Çoktandır bu kareyi çekememiştim.)

Hava serin.

Jetboil görev başında.


İkindi kahvelerimiz.


Günü bitirdik gibi.

Mehtap sahne aldı bu saatlerde.


Ve Ömer Eryetli geldi.


Mehtap iyice yükseldi.

Ahmet'ler tezgahı kurmuş. Eli-i keyf adamsınız vesselam Ahmet'im.

Balık fena koktu.

Tam da o anlarda Alanya'dan arkadaşlarımız Murat ve,

Orhan kamp alanımıza ulaştılar. (Güzel sürpriz. Zira Orhan, gelemeyeceklerini söylemişti.)

İlk günden iyice şenlendi kampımız.


Çay suyu kaynatmaya çalışıyoruz.

Jetboil destek veriyor olaya.




Ömer'in Kaş'tan iş arkadaşları. Karataş'tan. Bizlere yakacak desteği veriyorlar.



Ve kamp ateşimiz yanıyor.


Eyooowww...Bıyık abü Sertaç ta yetişti.

Serin havada kamp ateşiyle ısınmaya çalıştığımız gece, arkadaşlarımızın sıcak muhabbetleriyle daha da ısındı.




Huzur dolu, dingin...Kulaklarımıza gelen, sadece ateşin çıtırtısına karışan dalga sesleri. (Gözlerinizi kapatın ve bu anı hayal etmeye çalışın...)

Zaten bu huzurlu ortam, bazı arkadaşlarımızın içine işlemiş bile.

Bu gece yakacağımız az. Haliyle zaman ilerledikçe ateşe daha çok yaklaşmamız sözkonusu.

Geç saatte...

Alışverişten döndüler.



Zaman ilerledikçe...



Bu da geceyarısı ayışığında közde kahve keyifi.


-Vay, sıra Uzo'ya geldi demek.

Sohbet muhabbet uzadıkça keyiflendi, keyiflendikçe uzadı.
Lakin benim gibi bir ihtyarın artık yatması gerek diyerekten,

Motosikletlere son bir göz attıktan sonra,

Çadırımın yolunu tutuyorum...

Ertesi sabah...
Çadırdan çıktığımda ilk Alanya'dan Fatih'i görüyorum.
Dört kafadar geceyarısı minibüsle yola çıkıp sabah saatlerinde kampa ulaşmışlar.

Zafer Ağabey (Marlboro Man) çadırını kurmuş bile.

Ersin Ağabey ise ilginç ocağı devreye sokmaya çalışıyor. (İsveç ocağına benzer, ama değil.)

Kamp uyanmış iyice.

Sabah yürüyüşüne çıkan Çulcu'dan gündoğumu...

Ben ve çadırımla selfie ha ?

Lem, bari giyinseydim...

Ve Esin Ağabey ocağı faaliyete sokmuş.

Hem pişir, hem ısın.


Yedekte iki adet daha var. (Alt delikten tutuşturup bırakıyorsunuz. Neredeyse gün boyu için için yanıyor.)



Fatih'ten Kara Mustafa'ya hediye.


-Hoşgeldiniz kampımıza.


Ersin Ağabey'den bir klasik. Evde atıl eşyaların arasında bulunmuş. Oldukça eski.
Bu, Kara Çaydanlık'ın tahtını sarsmaya aday.


Klasik çaydanlık ve becerikli kütük bize enfes bir çay içirmek için görev başında.

Kahvaltı keyifi.


Enfes sabah görüntüleri.





Çay oldu mu ne ?

Rüzgar olunca...

Dün bizi yolcu etmişti, bugün yanımızda.

Akşam için erkenden hazırlık.


sorumluyla ayak üstü sohbet.



Ne o lem ? Korku filminden fırlamış gibi ?

Yunus ayağının tozuyla...

İyice arttı sayımız.




Arkadaşlarımız gelmeye devam ediyor.

Klasik çaydanlığın yanına bir de emaye çaydanlık gelmiş.

Tulumun öksüren fermuarına müdahale.





Lem Yunus, yardım ettin diye...

Şimdi de çadır kurmaya el atalım.

Kamp yerini Adana'dan arkadaşımız Mehmet Çulcu buldu. 25 Aralık 2015 sabah saatlerinde motosikletimin yanına inip son hazırlıklarımı yaptım.
Yola çıkmaya hazırım...

Antakya'dan Mustafa Mimaroğlu, Serhan Gürsoy, Uğur Bilgin ve ben olarak dört motosiklet yola çıkacağız. İskenderun'dan Mustafa Kara, Adana'dan Mehmet Çulcu'nun da katılımıyla motosikletli öncü birliğimizin sayısı altı'ya çıkacak.
(Yunus bizi yolcu etmeye gelmiş. )


Yunus'un lekelere alerjisi var. Egzozumdaki yanmış kuş pisliğini çıkarmaya çalışıyor.

-Eyvallah Yunus'um.

Akabinde dört motosikletten oluşan ekibimizle yola çıktık.



Kıcı virajlarındayız.


Otoyol'a girdik.
Türk Bayraklı İntegra'sıyla Mustafa Mimaroğlu. (Nam-ı değer MuMi)

Transalp'iyle Dr.Uğur. (Nam-ı değer...Henüz lakab alacak kadar eskimedi)

MT-01'i ile Serhan Gürsoy (Nam-ı değer Terminatör)

Otoyoldan devam ile...

Gişelerde bizi bekleyen Mustafa Kara'ya ulaşıyoruz.


Hadiin bakalım diyerekten...

Koyulduk yola.

Mustafa Kara, yeni aldığı Pulsar Ns 200 ile aramızda.

-Evet, ikiyüzlük...

Adana Otoyolunda Mıstık Usta'da yakıt ikmalimizi yaptıktan sonra,


Adana'ya doğru devam ettik.

Çulcu bizi Karataş sapağında beklemekteydi.

Kısa bir hoşbeşten sonra,

Yeniden yola koyulduk.

Kara'dan MuMi'ye suikast hazırlığı mı ?

Karataş'tayız.

Çocukları ve yola çıkış tarzlarını görünce, yollarımızda neden bu kadar motosiklet kazası olduğunu anlamak zor olmasa gerek...

Şehir merkezinde alışveriş telaşesi.


Kamp yerimiz, merkeze oldukça yakın.

Bir çırpıda ulaşıyoruz.

Bu alan Milli Parklar'a ait. Kapıda görevliden icazet aldıktan sonra,

Dalıyoruz alana.



Alana hakim bir yerden uygun bir yer bakıyoruz kendimize.


Olabilir gibi duruyor ama ?

Tam bu sırada Hamok kamplarının müdavimlerinden Tarsus'tan Ahmet ve arkadaşı çıkıp geliyor.


Kısa bir araştırma sonrası yerimizi buluyoruz.


Hem ağaçlık bölgedeyiz, hem denizi görüyoruz.


İlk iş, çadırlarımızı kurmak...

Bir önceki kampımız Yedigöller'deydi. Yapraklar oradan hatıra.

Çadırlarımız tamam gibi.





İşi bitenler kayıntıya başlamış.

Ya Çulcum...(Rejim biryere kadar. Kamptayız be ya...)

Motosikletim, çadırım ve sandalyem... (Çoktandır bu kareyi çekememiştim.)

Hava serin.

Jetboil görev başında.


İkindi kahvelerimiz.


Günü bitirdik gibi.

Mehtap sahne aldı bu saatlerde.


Ve Ömer Eryetli geldi.


Mehtap iyice yükseldi.

Ahmet'ler tezgahı kurmuş. Eli-i keyf adamsınız vesselam Ahmet'im.

Balık fena koktu.

Tam da o anlarda Alanya'dan arkadaşlarımız Murat ve,

Orhan kamp alanımıza ulaştılar. (Güzel sürpriz. Zira Orhan, gelemeyeceklerini söylemişti.)

İlk günden iyice şenlendi kampımız.


Çay suyu kaynatmaya çalışıyoruz.

Jetboil destek veriyor olaya.




Ömer'in Kaş'tan iş arkadaşları. Karataş'tan. Bizlere yakacak desteği veriyorlar.



Ve kamp ateşimiz yanıyor.


Eyooowww...Bıyık abü Sertaç ta yetişti.

Serin havada kamp ateşiyle ısınmaya çalıştığımız gece, arkadaşlarımızın sıcak muhabbetleriyle daha da ısındı.




Huzur dolu, dingin...Kulaklarımıza gelen, sadece ateşin çıtırtısına karışan dalga sesleri. (Gözlerinizi kapatın ve bu anı hayal etmeye çalışın...)

Zaten bu huzurlu ortam, bazı arkadaşlarımızın içine işlemiş bile.

Bu gece yakacağımız az. Haliyle zaman ilerledikçe ateşe daha çok yaklaşmamız sözkonusu.

Geç saatte...

Alışverişten döndüler.



Zaman ilerledikçe...



Bu da geceyarısı ayışığında közde kahve keyifi.


-Vay, sıra Uzo'ya geldi demek.

Sohbet muhabbet uzadıkça keyiflendi, keyiflendikçe uzadı.
Lakin benim gibi bir ihtyarın artık yatması gerek diyerekten,

Motosikletlere son bir göz attıktan sonra,

Çadırımın yolunu tutuyorum...

Ertesi sabah...
Çadırdan çıktığımda ilk Alanya'dan Fatih'i görüyorum.
Dört kafadar geceyarısı minibüsle yola çıkıp sabah saatlerinde kampa ulaşmışlar.

Zafer Ağabey (Marlboro Man) çadırını kurmuş bile.

Ersin Ağabey ise ilginç ocağı devreye sokmaya çalışıyor. (İsveç ocağına benzer, ama değil.)

Kamp uyanmış iyice.

Sabah yürüyüşüne çıkan Çulcu'dan gündoğumu...

Ben ve çadırımla selfie ha ?

Lem, bari giyinseydim...

Ve Esin Ağabey ocağı faaliyete sokmuş.

Hem pişir, hem ısın.


Yedekte iki adet daha var. (Alt delikten tutuşturup bırakıyorsunuz. Neredeyse gün boyu için için yanıyor.)



Fatih'ten Kara Mustafa'ya hediye.


-Hoşgeldiniz kampımıza.


Ersin Ağabey'den bir klasik. Evde atıl eşyaların arasında bulunmuş. Oldukça eski.
Bu, Kara Çaydanlık'ın tahtını sarsmaya aday.


Klasik çaydanlık ve becerikli kütük bize enfes bir çay içirmek için görev başında.

Kahvaltı keyifi.


Enfes sabah görüntüleri.





Çay oldu mu ne ?

Rüzgar olunca...

Dün bizi yolcu etmişti, bugün yanımızda.

Akşam için erkenden hazırlık.


sorumluyla ayak üstü sohbet.



Ne o lem ? Korku filminden fırlamış gibi ?

Yunus ayağının tozuyla...

İyice arttı sayımız.




Arkadaşlarımız gelmeye devam ediyor.

Klasik çaydanlığın yanına bir de emaye çaydanlık gelmiş.

Tulumun öksüren fermuarına müdahale.





Lem Yunus, yardım ettin diye...

Şimdi de çadır kurmaya el atalım.

























































































































































































































































