- Katılım
- 6 Eyl 2005
- Mesajlar
- 2,546
- Motosikleti
- Honda Crf 250 L (2020), Honda Sh 125i
- Konu Yazar
- #1
Aladağlar Kış Kampı gelenekselleşme yolunda sağlam bir adım daha attı.
Geçen yıl yapmıştık. Akıllarımıza öylesine yer etmiş ki, bir yıl boyunca konuştuk durduk.
Vakit yaklaşmıştı. Bir ay öncesinden planlar yapılıp projeler çizilmeye başlandı. Geçen yıldan aldığımız derslerle ekipmanlarımız gözden geçirilip takviyeler yapıldı.
Rota çalışmamız da tamamdı. Ünal Hoca'nın fikriydi bu rota. Lakin geçmemiz gereken bir Bakırdağı vardı. Yolun açık olduğunu öğrenince uygulamaya koymaya karar verdik.
Rotamız şöyle birşeydi.
Ve zaman geldi çattı...
Motosikletim, geçen yıl olduğu gibi KMX'im. Güzelce bakımdan geçti, lastikleri değişti falan.
Geceden yüklemiştim. Buluşma saatimiz 05.30
Garaja indim ve,
Buluşma noktasına aktım. Ünal Hoca ve Mete buluşma yerindeler.
Çok sürmedi, Bahadır da geldi.
Samandağ'dan, iyi bir mekaniker olan Mithat'ı bekliyoruz.
Mithat ta buluşma noktasına intikal etti. Hareket edebiliriz.
Topboğazı'nda Reyhanlı'dan gelecek olan Fuat bekleyecek. Sonrasında İskenderun'dan Sertaç ve Yücel'i alacağız.
Topboğazı.
Fuat ta hazır.
Ama ben motosiklet muhalefetinden dolayı maalesef yeterince hazır değilmişim. KMX üzdü beni.
Evet, cortladı...
Olaydan düştüğüm düşüncesi sinir katsayımı tavana fırlatmışken Mithat, Samandağı'nda dükkanında yedek bir motosikletinin olduğunu gidip getirebileceğini söyledi. Tüm itirazlarıma rağmen (bekleyenler var. Üstalik git-gel 140 km. yapacaklar)Bahadır'la birlikte yola çıktılar.
Yakında bulunan istasyonda sinir bozucu bir bekleyişe girdik.
Mete içeri,de çay bulmuş. Bu biraz yatışmama yardımcı oluyor.
Ünal Hoca'dan ıspanaklı ekmek. Henüz kahvaltı etmediğimiz için ilaç gibi geldi.
Yaklaşık birbuçuk saat sonra Mithat'la Bahadır göründüler.
Vakit kaybetmeden yükümü buradan itibaren bana yoldaşlık yapacak olan Ramzey'e yükleyip yola çıkıyoruz.
İlk başta kaybımız iki saat.
Moral bozukluğundan fotograf bile çekmedim. Bir çırpıda Yücel'le Sertaç'ın yanına ulaştık.
Kısa bir hoşbeşten sonra yola devam ettik. Şimdi İstanbul'dan gruba katılacak olan ve Yahyalı'da bizi bekleyen arkadaşlarımız Berk ve Eriş'le buluşmak üzere gazlıyoruz.
Bahadır'ın keyifi beyde yok.
Kozan'dayız.
Kozan'dan yaklaşık 15 km. ileride yer alan Dağlıcak Tesisleri'nde yemek molası verdik.
Bu güzergah üzerinde kesinlikle tavsiye edebileceğimiz bir mekan.
Güleryüzlü arkadaşımız siparişlerimizi alıyor.
Tavalar, kebaplar havada uçuştu. Hem lezzetli, hem hesaplı.
Yemeklerimizi yiyip biraz kendimize geldik.
Programımızın iki saat gerisindeyiz. Vakit kaybetmeden marş basıyoruz.
Şahane bir doğa ve,
Güzel yolları katederek hedefimize doğru adım adım yaklaşıyoruz.
Bu göl hoşumuza gitti. Lakin duruş sebebimiz Ünal Hoca'nın motosikletindeki arıza.
Gelmediklerini görünce aradık ve Ünal Hoca'nın amortisörünün bağlantı yerini kırıp hava filtresini parçalayarak selenin altını delemediğini ve orada durduğunu öğrendik. (Allahtan sele delinmemiş hocam...)
Elbette ki bana derman olan Joker Mithat takım sandığını açıp işe girişmiş ve olayı çözmüş. Bu olay, kaybettiğimiz iki saate bir saat daha ekletiyor bize.
Beklerken boş durmuyoruz tabii ki.
Yücel'den cevizli sucuk servisi.
Afili...
Ünal Hoca ve Mithat'ın gelişiyle tekrar yola koyuluyoruz.
Feke'deyiz.
Yorgun atlarımızın karınlarını doyuracağız.
İstasyon sahibi çok ilgili. Çaylarımızı ikram edip güzel sohbetini esirgemiyor bizden.
Bu güzergahta bir noktamız da bu istasyon oldu.
(Bu arada Bahadır'ın çaktırmadan CRF'yi test etmesi gözümüzden kaçmadı.)
Devam...
Saimbeyli...
İlerliyoruz.
Ve karlı dağlar bizlere yüzünü göstermeye başladı.
Develi istikametine döneceğiz. Bu noktada durup giysi takviyesi yapıyoruz. Zira iliklerimize kadar soğuğu hissetmeye başladık. Üstelik hava kararmak üzere ve biz Bakırdağı'nı geçeceğiz.
Takviye giysiler tamam.
Devam ediyoruz.
Bu dağ, gece bile ihtişamını hissettiriyor bize.
Bakırdağı Beldesi.
Burada biraz soluklanalım istiyoruz. 10 dakika soluklanma molasından sonra az bir mesafemizin kaldığı Develi'ye doğru ilerliyoruz. Niyetimiz burada biraz ısınabilmek adına bir çay içmek.
Lakin çayhane bulma girişimlerimiz sonuçsuz kalıyor.
Bir-iki kare fotograf alıp esas buluşma noktamıza, Yahyalı'ya doğru hareket ediyoruz.
Yahyalı'dayız. Girişte durup ekibin tamamlanmasını bekliyoruz.
Ve geçen yıl da bir gece geçirdiğimiz otelimizdeyiz.
Arkadaşlarımız Berk ve Eriş otele yerleşmişler. Hasretle kucaklaşıyoruz.
Biraz fazla üşümüşüz.
Yolda kaybettiğimiz üç saat bu saatte hedefe varmamıza sebep oluyor.
Motosikletlerimizi geçen yıl olduğu gibi Hükümet Konağı nizamiyesindeki polis arkadaşlara emanet ediyoruz.
Çorbacıdayız...
Çorba enfesti. Hele ki yediğimiz soğuktan sonra sıcak çorba ilaç gibi geldi.
Ekip full...
Geldiğimizde Yücel, çıkacağımız sığınma evini inşa ettiren Abdullah Hoca'yı aramıştı. Arkadaşlarıyla birlikte ziyaretimize geliyor Abdullah Hoca.
Ve bize sığınma evinin mutfak anahtarını veriyor.
Abdullah Hocam sağolsun sığınma evine 5 torba odun bıraktırmış. İlgi ve alakası için çok teşekkür ediyoruz Abdullah Hoca'ya.
Otelimize dönüyoruz.
Şaraplıyoruz tabii...
Sohbet muhabbet gırla gidiyor.
Şişeler tek tek devriliyor ve,
Ekip uçuşa geçiyor...
Ertesi sabah...
Çıkacağımız dağı gündüz gözüyle görebiliyoruz nihayet.
Sabahın fecirinde ''koğuş kalk'' nidalarıyla odaları dolaşıyorum.
E yani, sonuç normal.
Neyse ki kısa sürede tüm ekip ayakta.
Yücel'den sabah kayıntısı. (Yaptırdığı katıklıyı üç gün boyunca yedik, bitiremedik. Teşekkürler.)
Motosikletlerin yanına iniyoruz. Yükümüzü bağlayıp sabah çorbamızı içeceğiz.
Yük işi tamam, çorbacıdayız.
(Bahadır'ım, buzlu cam mı o ?)
Geçen yıl da sabah çorbamızı burada içmiştik. Nostalji yaşıyoruz.
Yahyalı...
Çorbalardan sonra mis gibi çaylarımızı da patlatıyoruz.
Ve market alışverişine iniyoruz.
Bu iş te tamam. Tek işimiz kaldı, o da yakıtımızı tamamlamak.
Yukarıda telefon çekmediğinden arkadaşlar son telefonlarını ediyorlar. Dönene kadar telefon yok.
Haydi benzinciye.
Bu iş te tamam.
Yoldan ayrılıp yukarılara tırmanacağımız noktadayız.
Geçen yıl yol tamamen kar-buz idi. Maalesef bu yıl sadece yükseklerde kar varmış. Biraz hayal kırıklığı yaşasak ta tekrar gelebildiğimiz için mutluyuz.
Şuraya bak, otoyol mubarek.
Karlı bölgelere yaklaştıkça biraz biraz yüzümüz gülüyor.
Deli Oğlan Berk yine rahat durmuyor. KTM'sini limitlerine kadar kullanıyor.
Şansımıza kamyonlar madenden malzeme çekiyor. Yolun vıcık vıcık çamur olmasına kamyonlar sebep olmuş.
Arkadaşları bekliyoruz.
---------- Mesajlar birleştirildi - 07:00 ---------- bir önceki mesaj zamanı 06:58 ----------
Beklerken de, biraz karın tadını çıkarıyoruz.
-Bu güzel ortamda mutlu olmamak elde mi..!
Çevreden görüntüler.
Enfes ama, di mi..!
Herkes mutlu.
İşte, geçen yıl o kadar zorlayıp ta çıkmayı başaramadığımız 2440 mt.deki Sığınma Evi ve Yayla Camii görüş alanımıza giriyor.
Son bir mutluluk pozu alalım ve
Yuvarlana yuvarlana motosiklelerimize gidelim.
Ben gömüle gömüle gidiyorum...
Hatıra.
Devam...
Sığınma Evi'ne giren yol biraz sakat. Dikkat etmek gerek.
Demeye kalmadı...
Parkedelim.
İşte Abdullah Hoca'nın bizler için ayarladığı odunlar.
''Lütfen kapıları kapatınız''da, nasıl ?
Çevremiz
Bayanlar tuvaleti.
Donmaması için açık bırakılmış.
Sığınma evi gerçekten mükemmel.
Zamanında bu cıvarda birkaç madenci tipiye yakalanıp donarak ölmüş. Sığınma Evi fikri o zamanlar akıllara düşmüş.
Bu evde bir insana yetecek herşey var. Mesela sobalar yakılmaya hazır, içleri dolu duruyor.
Yanyana bu oda gibi üç adet oda mevcut.
Mutfaktaki dolabı açtığımızda ise yumurtadan makarnaya, şekerden çaya birçok gıda maddesi bulmak mümkün.
Ocak aktif. Yanında çakmağı bile mevcut.
Çadır kuracak yer arıyoruz.
Karın yumuşadığı yerlerde batabiliyorsunuz. (Ayaktayım)
Bu dağlarda derler ki, Ayıboğan Yücel'i gören ayılar ölü taklidi yapar...
Çadırlar fora...
Arkadaşlara yakın olalım dedik ve çadırlarımızı sığınma evinin bahçesine kurmaya karar verdik.
Aman hocam, kremi bol sür ki yanmayasın. (Kar fena yakıyor.)
Yücel'den cevizli sucuk ikramı. (Sunuş biçimi biraz acaip ama olsun.)
Çadırlarımız tamam. Sabah çadırın kapısını açtığımda karlı dağları görmek istiyorum.
Kar üzerinde aperatif. (Teşekkürler Fuat.)
Öf bee...
Yücel'dir, ne yapsa yeridir.
Kar suyunun çok lezzetli olduğunu söylüyor.
Aslında bu nokta haritalarda 2440 mt. gösterse de Yücel'in saati 2270 mt. gösteriyor.
Hava hafiften bulutlandı.
Arkadaşlar yükleri boşalttılar ve 3.000mt.lere doğru çıkacaklar.
Ben mi ? Emanet motosikletle geldim. Mete içeride dizini burkmuş, yatıyor. Eh, kampı beklemek bana düştü.
Arkadaşlarımı uğurluyorum.
Hadi ben de biraz çadır muhabbeti yaparak dinleneyim.
Bu sefer karede motosikletim yok maalesef.
Yaklaşık bir saat sonra arkadaşlar geldiler.
Muhteşem güzelliklere şahitlik ettiklerinden bahsettiler. Fotograflar ve videolar yukarı çıkan arkadaşlarda, Merakla bekleyeceğiz.
Sertaç'ın makinasına yansıyan bir kareyi buraya taşıyorum. (Ellerine sağlık Sertaç, çok güzel bir fotograf.)
Joker Mithat extrem adam. Neredeyse yukarı kadar çıkacak.
Anlaşılan yorulmuşlar. 3050 mt.yi görmüşler.
Başlamak bitirmenin yarısıdır derler. Ben de raporun yarısına ulaşmış oldum.
Kısa bir ara. Devam edeceğim...
Geçen yıl yapmıştık. Akıllarımıza öylesine yer etmiş ki, bir yıl boyunca konuştuk durduk.
Vakit yaklaşmıştı. Bir ay öncesinden planlar yapılıp projeler çizilmeye başlandı. Geçen yıldan aldığımız derslerle ekipmanlarımız gözden geçirilip takviyeler yapıldı.
Rota çalışmamız da tamamdı. Ünal Hoca'nın fikriydi bu rota. Lakin geçmemiz gereken bir Bakırdağı vardı. Yolun açık olduğunu öğrenince uygulamaya koymaya karar verdik.
Rotamız şöyle birşeydi.
Ve zaman geldi çattı...
Motosikletim, geçen yıl olduğu gibi KMX'im. Güzelce bakımdan geçti, lastikleri değişti falan.
Geceden yüklemiştim. Buluşma saatimiz 05.30
Garaja indim ve,
Buluşma noktasına aktım. Ünal Hoca ve Mete buluşma yerindeler.
Çok sürmedi, Bahadır da geldi.
Samandağ'dan, iyi bir mekaniker olan Mithat'ı bekliyoruz.
Mithat ta buluşma noktasına intikal etti. Hareket edebiliriz.
Topboğazı'nda Reyhanlı'dan gelecek olan Fuat bekleyecek. Sonrasında İskenderun'dan Sertaç ve Yücel'i alacağız.
Topboğazı.
Fuat ta hazır.
Ama ben motosiklet muhalefetinden dolayı maalesef yeterince hazır değilmişim. KMX üzdü beni.
Evet, cortladı...
Olaydan düştüğüm düşüncesi sinir katsayımı tavana fırlatmışken Mithat, Samandağı'nda dükkanında yedek bir motosikletinin olduğunu gidip getirebileceğini söyledi. Tüm itirazlarıma rağmen (bekleyenler var. Üstalik git-gel 140 km. yapacaklar)Bahadır'la birlikte yola çıktılar.
Yakında bulunan istasyonda sinir bozucu bir bekleyişe girdik.
Mete içeri,de çay bulmuş. Bu biraz yatışmama yardımcı oluyor.
Ünal Hoca'dan ıspanaklı ekmek. Henüz kahvaltı etmediğimiz için ilaç gibi geldi.
Yaklaşık birbuçuk saat sonra Mithat'la Bahadır göründüler.
Vakit kaybetmeden yükümü buradan itibaren bana yoldaşlık yapacak olan Ramzey'e yükleyip yola çıkıyoruz.
İlk başta kaybımız iki saat.
Moral bozukluğundan fotograf bile çekmedim. Bir çırpıda Yücel'le Sertaç'ın yanına ulaştık.
Kısa bir hoşbeşten sonra yola devam ettik. Şimdi İstanbul'dan gruba katılacak olan ve Yahyalı'da bizi bekleyen arkadaşlarımız Berk ve Eriş'le buluşmak üzere gazlıyoruz.
Bahadır'ın keyifi beyde yok.
Kozan'dayız.
Kozan'dan yaklaşık 15 km. ileride yer alan Dağlıcak Tesisleri'nde yemek molası verdik.
Bu güzergah üzerinde kesinlikle tavsiye edebileceğimiz bir mekan.
Güleryüzlü arkadaşımız siparişlerimizi alıyor.
Tavalar, kebaplar havada uçuştu. Hem lezzetli, hem hesaplı.
Yemeklerimizi yiyip biraz kendimize geldik.
Programımızın iki saat gerisindeyiz. Vakit kaybetmeden marş basıyoruz.
Şahane bir doğa ve,
Güzel yolları katederek hedefimize doğru adım adım yaklaşıyoruz.
Bu göl hoşumuza gitti. Lakin duruş sebebimiz Ünal Hoca'nın motosikletindeki arıza.
Gelmediklerini görünce aradık ve Ünal Hoca'nın amortisörünün bağlantı yerini kırıp hava filtresini parçalayarak selenin altını delemediğini ve orada durduğunu öğrendik. (Allahtan sele delinmemiş hocam...)
Elbette ki bana derman olan Joker Mithat takım sandığını açıp işe girişmiş ve olayı çözmüş. Bu olay, kaybettiğimiz iki saate bir saat daha ekletiyor bize.
Beklerken boş durmuyoruz tabii ki.
Yücel'den cevizli sucuk servisi.
Afili...
Ünal Hoca ve Mithat'ın gelişiyle tekrar yola koyuluyoruz.
Feke'deyiz.
Yorgun atlarımızın karınlarını doyuracağız.
İstasyon sahibi çok ilgili. Çaylarımızı ikram edip güzel sohbetini esirgemiyor bizden.
Bu güzergahta bir noktamız da bu istasyon oldu.
(Bu arada Bahadır'ın çaktırmadan CRF'yi test etmesi gözümüzden kaçmadı.)
Devam...
Saimbeyli...
İlerliyoruz.
Ve karlı dağlar bizlere yüzünü göstermeye başladı.
Develi istikametine döneceğiz. Bu noktada durup giysi takviyesi yapıyoruz. Zira iliklerimize kadar soğuğu hissetmeye başladık. Üstelik hava kararmak üzere ve biz Bakırdağı'nı geçeceğiz.
Takviye giysiler tamam.
Devam ediyoruz.
Bu dağ, gece bile ihtişamını hissettiriyor bize.
Bakırdağı Beldesi.
Burada biraz soluklanalım istiyoruz. 10 dakika soluklanma molasından sonra az bir mesafemizin kaldığı Develi'ye doğru ilerliyoruz. Niyetimiz burada biraz ısınabilmek adına bir çay içmek.
Lakin çayhane bulma girişimlerimiz sonuçsuz kalıyor.
Bir-iki kare fotograf alıp esas buluşma noktamıza, Yahyalı'ya doğru hareket ediyoruz.
Yahyalı'dayız. Girişte durup ekibin tamamlanmasını bekliyoruz.
Ve geçen yıl da bir gece geçirdiğimiz otelimizdeyiz.
Arkadaşlarımız Berk ve Eriş otele yerleşmişler. Hasretle kucaklaşıyoruz.
Biraz fazla üşümüşüz.
Yolda kaybettiğimiz üç saat bu saatte hedefe varmamıza sebep oluyor.
Motosikletlerimizi geçen yıl olduğu gibi Hükümet Konağı nizamiyesindeki polis arkadaşlara emanet ediyoruz.
Çorbacıdayız...
Çorba enfesti. Hele ki yediğimiz soğuktan sonra sıcak çorba ilaç gibi geldi.
Ekip full...
Geldiğimizde Yücel, çıkacağımız sığınma evini inşa ettiren Abdullah Hoca'yı aramıştı. Arkadaşlarıyla birlikte ziyaretimize geliyor Abdullah Hoca.
Ve bize sığınma evinin mutfak anahtarını veriyor.
Abdullah Hocam sağolsun sığınma evine 5 torba odun bıraktırmış. İlgi ve alakası için çok teşekkür ediyoruz Abdullah Hoca'ya.
Otelimize dönüyoruz.
Şaraplıyoruz tabii...
Sohbet muhabbet gırla gidiyor.
Şişeler tek tek devriliyor ve,
Ekip uçuşa geçiyor...
Ertesi sabah...
Çıkacağımız dağı gündüz gözüyle görebiliyoruz nihayet.
Sabahın fecirinde ''koğuş kalk'' nidalarıyla odaları dolaşıyorum.
E yani, sonuç normal.
Neyse ki kısa sürede tüm ekip ayakta.
Yücel'den sabah kayıntısı. (Yaptırdığı katıklıyı üç gün boyunca yedik, bitiremedik. Teşekkürler.)
Motosikletlerin yanına iniyoruz. Yükümüzü bağlayıp sabah çorbamızı içeceğiz.
Yük işi tamam, çorbacıdayız.
(Bahadır'ım, buzlu cam mı o ?)
Geçen yıl da sabah çorbamızı burada içmiştik. Nostalji yaşıyoruz.
Yahyalı...
Çorbalardan sonra mis gibi çaylarımızı da patlatıyoruz.
Ve market alışverişine iniyoruz.
Bu iş te tamam. Tek işimiz kaldı, o da yakıtımızı tamamlamak.
Yukarıda telefon çekmediğinden arkadaşlar son telefonlarını ediyorlar. Dönene kadar telefon yok.
Haydi benzinciye.
Bu iş te tamam.
Yoldan ayrılıp yukarılara tırmanacağımız noktadayız.
Geçen yıl yol tamamen kar-buz idi. Maalesef bu yıl sadece yükseklerde kar varmış. Biraz hayal kırıklığı yaşasak ta tekrar gelebildiğimiz için mutluyuz.
Şuraya bak, otoyol mubarek.
Karlı bölgelere yaklaştıkça biraz biraz yüzümüz gülüyor.
Deli Oğlan Berk yine rahat durmuyor. KTM'sini limitlerine kadar kullanıyor.
Şansımıza kamyonlar madenden malzeme çekiyor. Yolun vıcık vıcık çamur olmasına kamyonlar sebep olmuş.
Arkadaşları bekliyoruz.
---------- Mesajlar birleştirildi - 07:00 ---------- bir önceki mesaj zamanı 06:58 ----------
Beklerken de, biraz karın tadını çıkarıyoruz.
-Bu güzel ortamda mutlu olmamak elde mi..!
Çevreden görüntüler.
Enfes ama, di mi..!
Herkes mutlu.
İşte, geçen yıl o kadar zorlayıp ta çıkmayı başaramadığımız 2440 mt.deki Sığınma Evi ve Yayla Camii görüş alanımıza giriyor.
Son bir mutluluk pozu alalım ve
Yuvarlana yuvarlana motosiklelerimize gidelim.
Ben gömüle gömüle gidiyorum...
Hatıra.
Devam...
Sığınma Evi'ne giren yol biraz sakat. Dikkat etmek gerek.
Demeye kalmadı...
Parkedelim.
İşte Abdullah Hoca'nın bizler için ayarladığı odunlar.
''Lütfen kapıları kapatınız''da, nasıl ?
Çevremiz
Bayanlar tuvaleti.
Donmaması için açık bırakılmış.
Sığınma evi gerçekten mükemmel.
Zamanında bu cıvarda birkaç madenci tipiye yakalanıp donarak ölmüş. Sığınma Evi fikri o zamanlar akıllara düşmüş.
Bu evde bir insana yetecek herşey var. Mesela sobalar yakılmaya hazır, içleri dolu duruyor.
Yanyana bu oda gibi üç adet oda mevcut.
Mutfaktaki dolabı açtığımızda ise yumurtadan makarnaya, şekerden çaya birçok gıda maddesi bulmak mümkün.
Ocak aktif. Yanında çakmağı bile mevcut.
Çadır kuracak yer arıyoruz.
Karın yumuşadığı yerlerde batabiliyorsunuz. (Ayaktayım)
Bu dağlarda derler ki, Ayıboğan Yücel'i gören ayılar ölü taklidi yapar...
Çadırlar fora...
Arkadaşlara yakın olalım dedik ve çadırlarımızı sığınma evinin bahçesine kurmaya karar verdik.
Aman hocam, kremi bol sür ki yanmayasın. (Kar fena yakıyor.)
Yücel'den cevizli sucuk ikramı. (Sunuş biçimi biraz acaip ama olsun.)
Çadırlarımız tamam. Sabah çadırın kapısını açtığımda karlı dağları görmek istiyorum.
Kar üzerinde aperatif. (Teşekkürler Fuat.)
Öf bee...
Yücel'dir, ne yapsa yeridir.
Kar suyunun çok lezzetli olduğunu söylüyor.
Aslında bu nokta haritalarda 2440 mt. gösterse de Yücel'in saati 2270 mt. gösteriyor.
Hava hafiften bulutlandı.
Arkadaşlar yükleri boşalttılar ve 3.000mt.lere doğru çıkacaklar.
Ben mi ? Emanet motosikletle geldim. Mete içeride dizini burkmuş, yatıyor. Eh, kampı beklemek bana düştü.
Arkadaşlarımı uğurluyorum.
Hadi ben de biraz çadır muhabbeti yaparak dinleneyim.
Bu sefer karede motosikletim yok maalesef.
Yaklaşık bir saat sonra arkadaşlar geldiler.
Muhteşem güzelliklere şahitlik ettiklerinden bahsettiler. Fotograflar ve videolar yukarı çıkan arkadaşlarda, Merakla bekleyeceğiz.
Sertaç'ın makinasına yansıyan bir kareyi buraya taşıyorum. (Ellerine sağlık Sertaç, çok güzel bir fotograf.)
Joker Mithat extrem adam. Neredeyse yukarı kadar çıkacak.
Anlaşılan yorulmuşlar. 3050 mt.yi görmüşler.
Başlamak bitirmenin yarısıdır derler. Ben de raporun yarısına ulaşmış oldum.
Kısa bir ara. Devam edeceğim...