O kadar çok şey yazdım ki az önce, kazalardan, motorculardan, birlikte yaşama sorumluluğundan, hayvanlardan, tanımazsınız ama eskilerden Dobi'den, Boncuk'tan, Pırtık'tan, Kamyon'dan, Linda'dan; şimdikilerden de Velet'ten, Badem'den, Lollar'dan, Kıymık'tan ve henüz birlikte aynı yaşam ortamını paylaşmadığım ama her gün sokaktan gözlerinin içine gülümsediğim ve yumuşak bir ses tonuyla "çocuğuuum" diye seslendiğim onlarca hayvandan... sonra yazdıklarımı okudum, içimdeki nefreti, kini kusmaktan başka hiçbir amaca hizmet etmeyeceğini gördüm yazdıklarımın, sildim hepsini. Hayatı boyunca hiçbir karşılık, zerre geri dönüş beklemeden, kendisi dışında hiçbir şeyi sevmemiş ve aslında gerçekten de sevilmemiş insanlardan tutup da bir hayvanı sevmesini beklememeliyiz aslında. Sokaktaki bir kediden, bir köpekten daha güçlü diye, sırf kafası ondan çok az biraz daha fazla çalışıyor diye ona her şeyi yapabileceğine inanan, onun yaşam hakkına saygı duymayıp da tamamen kendi ilkel ihtiyaçlarını gidermesi için yaratıldıklarını düşünen, onları dikiz aynası gibi, tampon gibi, kutu kola gibi ve hatta daha değersiz gören o kadar çok beden dolaşıyor ki aramızda. Beden diyorum, zira o bedeni "insan" yapan bilinç ve evrensel medeniyet mirası yoktur bunlarda. Bunlar fazlalar... çok fazlalar... düşündüğünüzden daha fazlalar, gerçekten. Ama biz de az değiliz... Hiçbirinizi tanımıyorum, muhtemelen tanışmayacağız da, hatta önünüzde yavaş kaldım diye kızacaksınız belki yarın beni sollarken. Ama en basitinden, köpeğinin parası neyse vereyim sus ya cümlesine bile bu kadar medeni bir şekilde tepki gösterdiniz ya, başta yukarıda ismen andığım çocuklarım adına hepinize çok çok teşekkür ediyorum. Sizleri tanımıyorum ama seviyorum... Tüm motorcuların, çarpıp kaçan dahil, tekeri düz bassın. Ama sizinkiler daha bi düz bassın dostlar!