- Katılım
- 14 Mar 2013
- Mesajlar
- 387
- Konu Yazar
- #1
Yine şehirler dar gelmeye başladı. Havaların güzel gitmesini de fırsat bilip yine düştüm yollara. Bu seferki yolculuğum Batı Karadeniz'e. Önce Akçakoca'ya sonra da Gölyaka'ya gideceğim. Hazırlanıp düştüm yola.
Akçakoca'ya giderken İstanbul-Ankara otoyolunu kullanacağım. Düzce'ye kadar otoyoldan gidip Düzce'den Akçakoca ayrımından devam edeceğim. Yolculuğum yaklaşık 280 km sürecek. Akçakoca'ya varmadan önce ilk durağım Konuralp. Düzce'ye yaklaşık olarak 10 km uzaklıktaki Konuralp antik tiyatrosu ile dikkat çekiyor. Akdeniz ve Ege'de görmeye alışık olduğumuz antik tiyatroların Karadeniz'deki tek örneği Konuralp Antik Tiyatrosu.
Konuralp'in eski ismi Prusias ad Hypium imiş. Prusias ad Hypium, antik Bithynia bölgesinde yer alan dört yanı sıra dağlarla çevrili bir ovanın kuzeyinde, küçük bir tepenin güney yamacında kurulmuştur. Kaynaklarda kentin adının ilk kurulduğu dönemde Kieros olduğundan söz edilmiştir. İÖ 3. yüzyılın son çeyreğinde Bithynia kralı I. Prusias Kieros'u ele geçirmiştir. Kral, Kieros'ta büyük imar faaliyetleri başlatmıştır. Kieroslular, I. Prusias'a bu lütfundan dolayı şükranlarının bir ifadesi olarak kentlerine onun adını vermiştir. Bursa ve Gemlik'deki diğer Prusias şehirlerinden ayırt edilmek için bu yeni kente Prusias Pros Hypios, yani Melen Kenarındaki Prusias adı verildi. Prusias Pros Hypios, M.Ö. 74 yılına kadar Bithyn hakimiyetinde yaşadı. Büyük Pontus Kralı Mithridates'in diğer Bithynia şehirleri gibi Prusias Pros Hypios'u istila ederek Pontus hakimiyetine soktu. Bithynia Kralı Nikomedes ise ölmeden önce krallığını Romalılar'a vasiyet yolu ile bıraktı. M.Ö. 74'den sonra, Roma hakimiyeti başladı. Bu devrede Prusias Pros Hypios, Latin kültürünün tesiri altında kaldı. Merkezi Nikomedia olan Bithynia Pontus eyaletinin şehri olarak ve Prusias ad Hypium adıyla yaşayışına devam etmiş. Bölgeyi gezerken motosiklet meraklısı iki arkadaş ve köpekleri Kar bana eşlik etti.
Düzce, Osman Gazi'nin beyliği sırasında Osmanlı hakimiyetine girmiş. Geyve, Alp Suyu, Karacebüş hisarlarını Konur Alp Osmanlı topraklarına katmış. Osman Gazi, Düzce Pazarı (yani ovayı) ve Bizans Prusias'ını, Konur Alp'in yönetimine vermiş. 14. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren bu bölge Konur Alp ili diye anılmış.
Konuralp'ten sonra istikametim geceyi geçireceğim Akçakoca. Konuralp Akçakoca arası yaklaşık 30 km. Yollar son derece güzel. Düzceye 41 km mesafede bulunan Akçakoca, Düzcenin en büyük ilçesidir ve Karadeniz sahillerine verilen tek mavi bayraklı plaja sahiptir. Akşam saatlerinde Akçakocaya varıyorum.
Geceyi öğretmen evinde geçiriyorum. Öğretmenevinin konumu son derece güzel. Geceyi dinlenerek geçirdikten sonra sabah erken saatlerde gezmeye başlıyorum. Akçakoca'da ilk durağım Ceneviz Kalesi sonrasında Aktaş Şelalesi.Ceneviz Kalesi Akçakocanın batısında, ilçe merkezine 2 km mesafede Öğretmenevinin hemen yanı başında. 4.Haçlı Seferleri için Venedik gemileri ile İstanbula gelen Haçlı Ordusu İstanbulu zapt ederek 1204 yılından 1261 yılına kadar süren Latin İmparatorluğu döneminde Karadeniz kıyılarında imparatorluk kurarlar. Ceneviz Kalesi de bu dönemden kalmaktadır. Kalenin hemen aşağısında da mavi bayraklı plaj yer almakta.
Akçakoca'da ikinci durağım Aktaş Şelalesi. Şelale, Akçakocadan 11 km uzaklıkta, Aktaş Köyünde. Aktaş Köyüne 3 km. mesafede bulunan şelale, doğası, çevresindeki zengin bitki örtüsü ile Akçakocanın görülmeye değer doğal güzelliklerinden. Ancak Akçakocada şelaleye ilişkin bir tabela göremedim. Yolu sorarak buldum ve şelaleye ilişkin ilk tabelayı şelaleye yaklaşık 5 km kala Arabacı Köyünde gördüm. Yol genel olarak iyi ancak şelaleye yaklaşırken yer yer toprak asfalt karışımı bir hal alıyor.
Şelaleye ulaşabilmek için aracınızı bıraktıktan sonra yaklaşık 1 kmlik yorucu aynı zaman da çok keyifli bir yürüyüş yapmanız gerekiyor.
Aktaş Şelalesi, 50 m yüksekten düşen suyun sesi ve etrafını saran yeşillikler arasında trekking, foto-safari gibi doğa sporları için oldukça uygun. Aktaş Şelalesi aynı zamanda Akçakoca'nın önemli yürüyüş parkurlarından birisi. Akçakoca çevre yolu Göktepe Köyü ayrımından yürüyüşe geçilen parkur 10km. Çoğunlukla dere kenarını takip eder, Aktaş Vadisiyle devam ederek şelaleye ulaşılmasıyla son bulur. Orta zorlukta bir parkur, su içinden geçmek gerekebilir.
Kırsal ve eko köy turizmi ilginizi çekiyorsa Akçakoca'ya 10 km uzaklıktaki Dadalı Köyü ilginizi çekebilir. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanan köy, Akçakoca Fındık ve Kestane Üreticileri Birliği tarafından hazırlanan 'Dadalı Köyü'nün Turizm de Markalaşma ve Kalite Yönetimi' konulu proje ile Doğu Marmara Kalkınma Ajansı (MARKA)'dan destek alarak Türkiye çapında model köy olmuş. Köy halkı tarafından evlerinde ağırlanan misafirler kendi tercihlerine göre hazırlanan temiz ve hijyenik odalarda konaklayabiliyor. Ayrıca meyve ve çiçek toplama, doğa yürüyüşü, ATV safari, traktör kullanımı gibi etkinliklerde bulunulabiliyormuş. Daha fazla bilgi için http://www.dogaldadali.com/tr/Default.aspx adresine bakabilirsiniz. Ben Dadalı'da çok zaman geçirmeden Gölyaka'ya doğru yola devam ediyorum. Akçakoca Gölyaka arası yaklaşık olarak 60 km. Gölyaka'da gideceğim yerler Güzeldere Şelalesi ve Efteni Gölü.
Güzeldere Şelalesi, Düzceye 18, Gölyakaya 11 km mesafededir ve rakımı 600 metredir. Gölyaka'yı geçtikten birkaç km sonra Güzeldere Şelalesi tabelası sizi son derece keyifli bir yola sokuyor. Asfaltı düzgün son derece keyifli virajlarla dolu yol aynı zamanda inanılmaz manzaralar sunuyor.
Güzeldere Köyünden geçen Bıçkı Deresi üzerinde bulunan şelale 130 m yükseklikten dökülmekte. Dev kayın ve gürgen ağaçlarıyla çevrili olan şelale çok güzel bir görüntü sunuyor bize.
Şelale, düzenlenen üç ayrı patika ve merdivenler sistemiyle gezilebiliyor. Yaklaşık olarak 400 basamak inmeniz gerekiyor. Güzeldere'nin en güzel zamanı sanırım güz mevsimi. Sonbaharın renk cümbüşü huzurlu bir tabiat köşesine çeviriyor Güzeldere Şelalesini. Burada son derece güzel bir kahvaltıda yapabilirsiniz. Bölgede yetişen ürünlerden yapılmış böğürtlen, dağ gülü, koca yemiş, dağ çileği reçelleri yine bölgenin çam balı ve çok lezzetli ekmeği ile çok keyifli ve lezzetli bir kahvaltı. Fiyatı da çok uygun.
Kahvaltımı yaptıktan sonra farklı manzaralar görmek için bu sefer toprak yolu tercih edip Efteni Gölü'ne doğru inmeye başlıyorum. Güzergahım üzerinde Toptepe seyir terası da var. Yol sert ve taşlık bir yoldu. Bence yağışlı havalarda çok tercih edilmemesi gereken bir yol.
Toptepe'de gerçekten manzara çok güzel. Düzce Ovası ve Efteni Gölü ayaklarınızın altında. Ama inşa edilen binalar burayı heba etmiş.
Toptepe'den sonra gezimin son durağı Efteni Gölü'ne ulaşıyorum. Efteni Gölü Düzcenin 14 km. güney-batısında, Elmacık Dağı silsilesinin eteğinde, Düzce Ovasına ait akarsu ağının birleştiği ve Büyük Melen kanalıyla Karadenize döküldüğü ekolojik bir ağın düğüm noktasındadır. Gölyaka ilçesine 2 km. D-100 Karayoluna 15km. TEM Otobanına 10 km. mesafededir. Efteni Gölü ve çevresi sahip olduğu zengin bitki örtüsü ve su kaynakları nedeniyle hayvan yaşamı için uygun bir ortam yaratmaktadır. Koruma sahası içerisinde sazlık alanlar, açık su yüzeyleri, bataklıklar ve çamur düzlükleri gibi farklı ekolojik nitelikteki habitatlar, başta su kuşları olmak üzere değişik türden çok zengin bir hayvan hayatının barınmasını sağlamaktadır.
Gezimi tamamlayıp düşüyorum dönüş yoluna. Bolu'yu geçtikten sonra burnuma yağmur kokusu gelmeye başladı. Sonrasında kara bulutları da görünce durup yağmurlukları giyme vaktinin geldiğini anladım.
Kısa bir süre sonra ise yağmur bulutları dağılmaya başladı.
Bir günü daha motorumun üzerinde sonlandırabilecek kadar şanslıydım. Kirlenip pasaklanıp dönüp dolaşıp 700 km yol kat edip yine dönüyorum kürkçü dükkanına.
Arkadaşlar daha fazla fotoğraf ve bilgi için http://sinancinar1.blogspot.com/ a bakabilirsiniz. Hepinizin yolu ve bahtı açık olsun :cat:
Akçakoca'ya giderken İstanbul-Ankara otoyolunu kullanacağım. Düzce'ye kadar otoyoldan gidip Düzce'den Akçakoca ayrımından devam edeceğim. Yolculuğum yaklaşık 280 km sürecek. Akçakoca'ya varmadan önce ilk durağım Konuralp. Düzce'ye yaklaşık olarak 10 km uzaklıktaki Konuralp antik tiyatrosu ile dikkat çekiyor. Akdeniz ve Ege'de görmeye alışık olduğumuz antik tiyatroların Karadeniz'deki tek örneği Konuralp Antik Tiyatrosu.
Konuralp'in eski ismi Prusias ad Hypium imiş. Prusias ad Hypium, antik Bithynia bölgesinde yer alan dört yanı sıra dağlarla çevrili bir ovanın kuzeyinde, küçük bir tepenin güney yamacında kurulmuştur. Kaynaklarda kentin adının ilk kurulduğu dönemde Kieros olduğundan söz edilmiştir. İÖ 3. yüzyılın son çeyreğinde Bithynia kralı I. Prusias Kieros'u ele geçirmiştir. Kral, Kieros'ta büyük imar faaliyetleri başlatmıştır. Kieroslular, I. Prusias'a bu lütfundan dolayı şükranlarının bir ifadesi olarak kentlerine onun adını vermiştir. Bursa ve Gemlik'deki diğer Prusias şehirlerinden ayırt edilmek için bu yeni kente Prusias Pros Hypios, yani Melen Kenarındaki Prusias adı verildi. Prusias Pros Hypios, M.Ö. 74 yılına kadar Bithyn hakimiyetinde yaşadı. Büyük Pontus Kralı Mithridates'in diğer Bithynia şehirleri gibi Prusias Pros Hypios'u istila ederek Pontus hakimiyetine soktu. Bithynia Kralı Nikomedes ise ölmeden önce krallığını Romalılar'a vasiyet yolu ile bıraktı. M.Ö. 74'den sonra, Roma hakimiyeti başladı. Bu devrede Prusias Pros Hypios, Latin kültürünün tesiri altında kaldı. Merkezi Nikomedia olan Bithynia Pontus eyaletinin şehri olarak ve Prusias ad Hypium adıyla yaşayışına devam etmiş. Bölgeyi gezerken motosiklet meraklısı iki arkadaş ve köpekleri Kar bana eşlik etti.
Düzce, Osman Gazi'nin beyliği sırasında Osmanlı hakimiyetine girmiş. Geyve, Alp Suyu, Karacebüş hisarlarını Konur Alp Osmanlı topraklarına katmış. Osman Gazi, Düzce Pazarı (yani ovayı) ve Bizans Prusias'ını, Konur Alp'in yönetimine vermiş. 14. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren bu bölge Konur Alp ili diye anılmış.
Konuralp'ten sonra istikametim geceyi geçireceğim Akçakoca. Konuralp Akçakoca arası yaklaşık 30 km. Yollar son derece güzel. Düzceye 41 km mesafede bulunan Akçakoca, Düzcenin en büyük ilçesidir ve Karadeniz sahillerine verilen tek mavi bayraklı plaja sahiptir. Akşam saatlerinde Akçakocaya varıyorum.
Geceyi öğretmen evinde geçiriyorum. Öğretmenevinin konumu son derece güzel. Geceyi dinlenerek geçirdikten sonra sabah erken saatlerde gezmeye başlıyorum. Akçakoca'da ilk durağım Ceneviz Kalesi sonrasında Aktaş Şelalesi.Ceneviz Kalesi Akçakocanın batısında, ilçe merkezine 2 km mesafede Öğretmenevinin hemen yanı başında. 4.Haçlı Seferleri için Venedik gemileri ile İstanbula gelen Haçlı Ordusu İstanbulu zapt ederek 1204 yılından 1261 yılına kadar süren Latin İmparatorluğu döneminde Karadeniz kıyılarında imparatorluk kurarlar. Ceneviz Kalesi de bu dönemden kalmaktadır. Kalenin hemen aşağısında da mavi bayraklı plaj yer almakta.
Akçakoca'da ikinci durağım Aktaş Şelalesi. Şelale, Akçakocadan 11 km uzaklıkta, Aktaş Köyünde. Aktaş Köyüne 3 km. mesafede bulunan şelale, doğası, çevresindeki zengin bitki örtüsü ile Akçakocanın görülmeye değer doğal güzelliklerinden. Ancak Akçakocada şelaleye ilişkin bir tabela göremedim. Yolu sorarak buldum ve şelaleye ilişkin ilk tabelayı şelaleye yaklaşık 5 km kala Arabacı Köyünde gördüm. Yol genel olarak iyi ancak şelaleye yaklaşırken yer yer toprak asfalt karışımı bir hal alıyor.
Şelaleye ulaşabilmek için aracınızı bıraktıktan sonra yaklaşık 1 kmlik yorucu aynı zaman da çok keyifli bir yürüyüş yapmanız gerekiyor.
Aktaş Şelalesi, 50 m yüksekten düşen suyun sesi ve etrafını saran yeşillikler arasında trekking, foto-safari gibi doğa sporları için oldukça uygun. Aktaş Şelalesi aynı zamanda Akçakoca'nın önemli yürüyüş parkurlarından birisi. Akçakoca çevre yolu Göktepe Köyü ayrımından yürüyüşe geçilen parkur 10km. Çoğunlukla dere kenarını takip eder, Aktaş Vadisiyle devam ederek şelaleye ulaşılmasıyla son bulur. Orta zorlukta bir parkur, su içinden geçmek gerekebilir.
Kırsal ve eko köy turizmi ilginizi çekiyorsa Akçakoca'ya 10 km uzaklıktaki Dadalı Köyü ilginizi çekebilir. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanan köy, Akçakoca Fındık ve Kestane Üreticileri Birliği tarafından hazırlanan 'Dadalı Köyü'nün Turizm de Markalaşma ve Kalite Yönetimi' konulu proje ile Doğu Marmara Kalkınma Ajansı (MARKA)'dan destek alarak Türkiye çapında model köy olmuş. Köy halkı tarafından evlerinde ağırlanan misafirler kendi tercihlerine göre hazırlanan temiz ve hijyenik odalarda konaklayabiliyor. Ayrıca meyve ve çiçek toplama, doğa yürüyüşü, ATV safari, traktör kullanımı gibi etkinliklerde bulunulabiliyormuş. Daha fazla bilgi için http://www.dogaldadali.com/tr/Default.aspx adresine bakabilirsiniz. Ben Dadalı'da çok zaman geçirmeden Gölyaka'ya doğru yola devam ediyorum. Akçakoca Gölyaka arası yaklaşık olarak 60 km. Gölyaka'da gideceğim yerler Güzeldere Şelalesi ve Efteni Gölü.
Güzeldere Şelalesi, Düzceye 18, Gölyakaya 11 km mesafededir ve rakımı 600 metredir. Gölyaka'yı geçtikten birkaç km sonra Güzeldere Şelalesi tabelası sizi son derece keyifli bir yola sokuyor. Asfaltı düzgün son derece keyifli virajlarla dolu yol aynı zamanda inanılmaz manzaralar sunuyor.
Güzeldere Köyünden geçen Bıçkı Deresi üzerinde bulunan şelale 130 m yükseklikten dökülmekte. Dev kayın ve gürgen ağaçlarıyla çevrili olan şelale çok güzel bir görüntü sunuyor bize.
Şelale, düzenlenen üç ayrı patika ve merdivenler sistemiyle gezilebiliyor. Yaklaşık olarak 400 basamak inmeniz gerekiyor. Güzeldere'nin en güzel zamanı sanırım güz mevsimi. Sonbaharın renk cümbüşü huzurlu bir tabiat köşesine çeviriyor Güzeldere Şelalesini. Burada son derece güzel bir kahvaltıda yapabilirsiniz. Bölgede yetişen ürünlerden yapılmış böğürtlen, dağ gülü, koca yemiş, dağ çileği reçelleri yine bölgenin çam balı ve çok lezzetli ekmeği ile çok keyifli ve lezzetli bir kahvaltı. Fiyatı da çok uygun.
Kahvaltımı yaptıktan sonra farklı manzaralar görmek için bu sefer toprak yolu tercih edip Efteni Gölü'ne doğru inmeye başlıyorum. Güzergahım üzerinde Toptepe seyir terası da var. Yol sert ve taşlık bir yoldu. Bence yağışlı havalarda çok tercih edilmemesi gereken bir yol.
Toptepe'de gerçekten manzara çok güzel. Düzce Ovası ve Efteni Gölü ayaklarınızın altında. Ama inşa edilen binalar burayı heba etmiş.
Toptepe'den sonra gezimin son durağı Efteni Gölü'ne ulaşıyorum. Efteni Gölü Düzcenin 14 km. güney-batısında, Elmacık Dağı silsilesinin eteğinde, Düzce Ovasına ait akarsu ağının birleştiği ve Büyük Melen kanalıyla Karadenize döküldüğü ekolojik bir ağın düğüm noktasındadır. Gölyaka ilçesine 2 km. D-100 Karayoluna 15km. TEM Otobanına 10 km. mesafededir. Efteni Gölü ve çevresi sahip olduğu zengin bitki örtüsü ve su kaynakları nedeniyle hayvan yaşamı için uygun bir ortam yaratmaktadır. Koruma sahası içerisinde sazlık alanlar, açık su yüzeyleri, bataklıklar ve çamur düzlükleri gibi farklı ekolojik nitelikteki habitatlar, başta su kuşları olmak üzere değişik türden çok zengin bir hayvan hayatının barınmasını sağlamaktadır.
Gezimi tamamlayıp düşüyorum dönüş yoluna. Bolu'yu geçtikten sonra burnuma yağmur kokusu gelmeye başladı. Sonrasında kara bulutları da görünce durup yağmurlukları giyme vaktinin geldiğini anladım.
Kısa bir süre sonra ise yağmur bulutları dağılmaya başladı.
Bir günü daha motorumun üzerinde sonlandırabilecek kadar şanslıydım. Kirlenip pasaklanıp dönüp dolaşıp 700 km yol kat edip yine dönüyorum kürkçü dükkanına.
Arkadaşlar daha fazla fotoğraf ve bilgi için http://sinancinar1.blogspot.com/ a bakabilirsiniz. Hepinizin yolu ve bahtı açık olsun :cat: