Konuyla ilgili tarihçilerin de farklı farklı görüşleri var;
Gemilerin karadan Haliç'e nakledilmeleri konusunda hemfikir olmakla beraber; Kızaklarla çekilmesinin mümkün olmadığından tutun da 2 günde bu işin tamamlanmasının çok zor olduğuna kadar; (bknz.http://tarihce.blogcu.com/gemilerin-karadan-halic-e-indirilmesi/1030031); yazının bir bölümünü aşağıya kopyalıyorum, (Alıntı olan yazıları "kalın" olarak belirtiyorum ki, bana ait sözler olarak algılanmasın.)
Gemilerin karadan Haliçe bir gece içerisinde nakledildikleri bütün tarihçiler tarafından doğrulanmaktadır. Hemen hemen bütün tarihçiler, Haliçe indirilen gemilerin kaç parçadan oluştuğunu ve bu gemilerin limana indirilmeleri sırasında hangi yolu takip ettiklerini inceden inceye araştırmışlardır. Bu gemiler Haliçe, 20 Nisan deniz savaşındaki muvaffakiyetsizlik sonucu indirilmiştir. Bu deniz savaşından önce, gemilerin Haliçe indirilmesi fikri kaynaklarda bulunmamaktadır. Dolayısıyla gemilerin 20 Nisan ile gemilerin denize indirildiği 22 Nisan arasındaki çalışmalar ile Haliçe indirildiği ortaya çıkmaktadır. Sayın Selahattin Tansel, bu konuya kitabında yer vermiş olup, gemilerin Haliçe indirilme fikrinin daha önce düşünülmüş, ve çalışmalarında daha önce yapılmış olduğunu belirtmektedir. Tansel, kitabında ... iki günlük bir zaman içinde böyle azametli bir işin başarılmasına maddeten imkan yoktur. Güzergahın tayini, toprağın tesviyesi, bu toprak üzerine gemilerin kolayca geçebilmesini sağlamak için konulan tahtalar veya taşlar, kızakların hazırlanması gibi şeyler dikkate alındığı takdirde iki günde bu işin yapılması düşünülemez. Böyle olunca da Haliçe gemi indirme fikri çok evvelden düşünülmüş ve hazırlıkları da buna göre yapılmış olması lazım gelir. Öyle ise bu fikrin doğuşunu Osmanlı donanması zinciri kırıp içeri girmek teşebbüsünde muvaffak olamadığı zamana kadar geri götürmek hatalı olmayacaktır. Hatta daha ileri giderek şunu da söylemek mümkündür. Fatih Sultan Mehmetin İstanbul surları hakkındaki bilgisi tamdı. İstanbulun en zayıf noktasının neresi olabileceğini de biliyordu. Kuşatmanın o taraftan yapılmasının zaruri olduğunu da kestirmişti.
... şu halde Fatih Bizansı bu cihetten tazyik etmeyi eskiden düşünmüş olduğuna göre bu gemilerin buraya indirilmesi keyfiyetini önceden dikkate almış olması gerektir. ... Bu azametli işin pek kısa zamanda başarılmış olması insana hayret veriyor. Kuşatmanın ilk günlerinde işe başlandığını kabul edersek 15-16 günlük bir zamanda bir denizden ötekine uzanan bir yol açılmış ve gemilerin geçirilebileceği bir şekle sokulmuş demektedir diyerek bu konudaki fikrini beyan etmiştir.
Bu gemilerin karadan ne şekilde yürütüldüğü hususunda da Sayın Selahattin Tansel, diğer bir çok kaynağın aksine gemilerin kızaklar üzerinde değil tekerlekler üzerinde yürütülerek Haliçe indirildiğini belirtmektedir. Tansel, kitabında bunu şöyle açıklamıştır; Bu kadar çok geminin hangi vasıta ile buraya geçirildiği kati olarak bilinmemektedir. Filhakika teker teker kızaklara yerleştirilerek çekilmek suretiyle oldukça dik bir yokuşu tırmanarak bu gemilerin bir gece nakledilmesi, üzerinde dikkatle durulmaya değer bir noktadır. Çok güç olan bu işin olamayacağını düşünmekte yersiz değildir. Çünkü gemiler Tophane limanından yukarıya doğru Kumbaracı yokuşunu takip etmiş ve Asmalı mescitten Tepebaşı yolu ile Kasımpaşaya indirilmiştir. Bu yol aşağı yukarı iki üç kilometrelik bir yoldur. Kızaklar üzerinde çekilecek olan bir geminin bu yolu kaç saatte katedeceği insanı cidden düşündürür. Yokuşu çıktıktan sonra süratin artacağı düşünülürse bile bir geminin tepeden denize vasıl oluşuna kadar ötekinin onu beklemesi gerektir. Bu itibarla kızak ile nakli kabul etmek yolu sıhhatli bir yol sayılamaz. Esasen Türk kaynaklarında bu hadise başka başka yazılmıştır. Bunların bir kısmı gemilerin karadan denize indirildiğini, fakat nasıl sevkedildiğini yazmazlar, bir kısmı ise gemilerin kızakla karadan yürütüldüğünü pek açık surette beyan ederler. Bazı kaynaklar ise gemilerin kızakla yürütüldüğünü tamamıyle reddetmekte ve gemilerin Okmeydanında yapılarak denize indirildiğini iddia etmektedirler. ... bir kısım kaynaklar hem kızak kullanıldığını hem de rüzgardan faydalanıldığını yazmaktadırlar. Halbuki bunlardan tamamıyle farklı olarak bu gemilerin tekerlekler üzerinde yürütüldüğünü söyleyenler de mevcuttur.Mesela Silkül-leal-i al-i Osman vrk. 196 da: karadan dahi yetmişidi yetmiş denlu keştiler-tekerler üzre imrar eyledi, gerdun-i keşaninidenilmektedir. Camiü-t-tevarihte padişah-ı süleyman-taht Galata ardından berden sefayin yürütmesin ve oluk misal korkuluklar ile olukların içinden bahre konulmasın emretti ve andan emr-i padişahi ile leb-i deryada Beşiktaş dedikleri yerden Galata ardından Kasımpaşa imareti olduğu yerde zemine çöp ve haşeb bastolunub ve yelken açılıb Beşiktaştan Kasımpaşa canibine varınca sefayini ol tertib olunana oluk içinden yürütüb bahre kodular deniliyor. Ali ise gemilerin yetmiş paresini kuru yerden araba gibi tekerlekler üstüne alub bahusus muvafık rüzgar ile yelkenlerin açturub kurudan gemilerin yürütüldüğünü söylemektedir. Görülüyor ki, bu eserlerde artık bir kızak bahis konusu değildi demektedir.
Diğer hadisle ilgili konuya gelince de; onu da biraz araştırdım o konuda da farklı açıklamalar sözkonusu :sunny:
Bilemedim;
Konuyla ilgili araştırma yaparken; bir yazı ilgimi çekti, yorumsuz paylaşıyorum;
Geçtiğimiz Salı günü İstanbulun fethinin 559. yılı kutlandı. Bilhassa dindar, muhafazakâr kesim tarafından son derece önemsenen bugün gerçekten bir övünç kaynağı mıdır bir de Kuran perspektifinden bakalım.
Dindar kesimin İstanbulun fethini bu derece önemli görme nedenlerinin başında Peygamberimizin bir hadisi olduğu iddia edilen şu söz yatıyor;
İstanbulu fetheden komutan ne güzel komutandır, İstanbulu alan asker ne güzel askerdir
Biraz düşününce bu sözün birtakım siyasi hedefler, amaçlar için uydurulup, Müslümanlar üzerinde etkili olması için Peygamberimize isnat edilmiş olma ihtimalinin ne derece yüksek olduğu kolayca anlaşılabilir. Ancak bunun ötesinde Kurana, Kuranda savaşma ile ilgili ayetlere bakarak da Peygamberimizin böyle bir sözü söylemiş olduğundan şüphe edebiliriz. Çünkü Kuranda savaşma hakkı belli şartlara bağlanmıştır ve çıkar amaçlı fetih uygun görülmemiştir.
Bu durumda İstanbulun fethi ile gururlanmadan, Fatih ile övünmeden önce İstanbulun fethi Kurani anlamda ne derece meşru ona bakalım.
Kuranın savaş ayetleri dikkatlice incelendiğinde Müslümanların ancak kendilerine saldıranlarla savaşabilecekleri anlaşılır.
Kendilerine zulmedilmesi dolayısıyla, onlara karşı savaş açılanlara savaşma izni verildi. Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeye güç yetirendir.
(22 Hac Suresi- 39)
Ve eğer antlaşmalardan sonra, yine yeminlerini bozarlarsa ve dininize hınç besleyip saldırırlarsa, bu durumda küfrün önderleri ile çarpışın. Çünkü onlar, yeminleri olmayan kimselerdir; belki cayarlar.
Yeminlerini bozan, elçiyi yurdundan sürmeye çabalayan ve sizinle ilk defa savaşa başlayan bir topluluk ile savaşmaz mısınız? Korkuyor musunuz onlardan? Eğer inanıyorsanız, kendisinden korkmanıza Allah daha layıktır.
(9 Tevbe Suresi 12&13)
Oysa uygulamaya baktığımızda Müslüman olmayanlara saldırmak, kafir toprağı ilan edilen yerleri kuşatıp fethetmek sanki İslam dininin bir parçası gibi değerlendirilegelmiştir. Müslüman devletlerin, Osmanlı İmparatorluğu da dahil, yaptıkları fetihler hep bu şekilde değerlendirilmiş, kafirden toprak alıp o toprakları Müslümanlaştırmak İslamın bir parçası hatta gereği sayılmıştır.
Halbuki Kuran açıkça belirtir ki dinde zorlama yoktur (2 Bakara Suresi -256). Kuran Peygambere bile kimse üzerinde baskı kurma yetkisi vermemiştir.
Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın.
Onlara zor ve baskı kullanacak değilsin.
(88 Gaşiye Suresi 21&22)
Öyleyse İstanbulun fethini düşünürken, statlarda eğlenceler ile kutlarken bu fethin Kurani anlamda ne derece kabul edilebilir olduğunu bir kez daha düşünmemiz gerekiyor. Eğer gerçekten Kuranda bahsi geçen şartlar oluşmuşsa o zaman sorun yok ama eğer bu şartlar o zaman İstanbulda mevcut değildiyse bu durumda bunda kutlanacak bir şey yok sanırım..
Tekrar belirtiyorum, kalın ile yazılan kısımlar alıntıdır, şahsi herhangi bir yorumum sözkonusu değil bu mesajda, kendi çapımda araştırmaya girdiğimde karşılaştığım yorumlar..(Yazının orjinaline ulaşmak isteyenler için bknz. http://www.diniyazilar.com/2012/06/istanbulun-fethi-ve-kuranda-fetih/)