Arkadaşlar geziyi sağsalim tamamladım.

Daha önce de söylediğim gibi Tirebolu'dan Ardanuç'a, 15 Mayıs sabahı saat sekizde yola çıktım. Aşağıdaki siyah renkle belirginleştirmeye çalıştığım güzergahı izledim:
Kilometreyi sıfırladım:
Çantaları yerleştirdim

Soldaki çantaya zincir yağı, camsil, bez ve karayolları atlasını koydum. Hernekadar güzergâh kafamda belirli olsa da verdiğim molalarda incelemek zevkli olur diye aldım atlası. Seyahat çantasına giyeceklerimi -ne de olsa arkadaşıma yatıya gittiğim için pijama da gerekiyordu-, olur da boş zamanım olur ve devam ederim diye bir kitap, diş macunu ve tıraş bıçağını, sağ çantaya ise motor yağı, tamir seti ve maskemi koydum. Hepsinin altında ise atkım var

Ben bu ince atkıyı boyunluk ya da buff gibi kullanırım bazen :mrgreen:
Uyanır uyanmaz hiç iştahım olmaz. O nedenle yolda bir tesiste kahvaltı ederim diye düşünmüştüm. Ne de olsa motosiklet tutkunları olarak hepimiz birer yerli turistiz bir nevi. Bu gibi hizmetleri veren yerlere de ufak çaplı katkımız oluyor böylelikle. Trabzon'un Mersin diye bir ilçesinde.. Yoksa köy müydü?? Neyse.. İşte orada "kahvaltı verilir" yazısını gördüğüm gibi durdum ve park ettim motorumu. İlk resmini çekeyim dedim
Kahvaltımız:
O tesisteki arkadaşla uzunca sohbet ettik. Aslında pekçok insanın motosiklete ne kadar da eğilimli olduğunu anlıyorsunuz bu sohbetlerde. Adam motoru satacak olursan bana getir ilkin dedi

O esnada sahil yolundan bisikletlilerin hızla geçtiğini gördüm. Bisiklet sporuna ilgiliyimdir -çok severim. Görüntüyü yaklaştırarak çekmeye çalıştım; ve inanın abartmadan söylüyorum hızları tahminen 50-60km/s civarı idi. Bir anda gözden kayboldular. Zor çektim resmi

Ya tesisdeki arkadaşın resmini çekmemiş olmama şaşırıyorum şu anda...

r:
Kahvaltının akabinde şarj olmuş bir vaziyette yola devam ettim. Arkadaşlar sahil yolu neredeyse dümdüz ve her otoyol gibi pek fazla ilginç bir yönü yok. Motor gezilerinde tali yollar her zaman daha çekici oluyor bana göre. Yine de Hopa'a varana kadar iyi kötü bazı fotoğraflar çektim. Rize'nin İyidere ilçesi civarında bir benzin istasyonunda durdum. Maksat benzin almaktan ziyade mola vermekti. Orada da aşağıdaki arkadaşla güzel bir sohbetimiz oldu. O da daha önce dört motor alıp kullanıp satmış. Jawa efsanesinden filan konu açıldı. Çay ikramı filan derken baktım mola uzuyor, dedim kardeş benim yolum uzun ben kaçayım. :cat:
Giresun'da her yer fındıktır, Trabzon'un Sürmene ilçesinden itibaren, özellikle Rize'de ise her yer ama her yer çay:
Ayrılmadan motoru yine ölümsüzleştiresim geldi

Kendimi önemsemiyorum bu kadar vallahi.
Karadeniz güzel memleket ama böyle çay bahçeleriyle hemhal olmuş bir mekanda koca koca binalar ne kadar da yakışıksız duruyor diye düşünmeden edemiyor insan... :salut:
Sahil yolunda ilginç olabilecek pek bir şey yok. Yine de arasıra fotoğraf çekmek zorunda hissettim kendimi. İşte çay fabrikası:
Biraz daha ilerledikten sonra boynum çok üşüdü. Atkımı bağlamanın vakti gelmişti artık. Sonra ilerle, ilerle, ilerle, düz git, düz git, düz git, derken Artvin'e yaklaştık. Hopa, Batum, Sarp vs. tabelasında gördüğünüz üzere:
Sevgili kardeşlerim, asıl güzellik buradan sonra başlıyor. Sahil yolunun yeknesak yapısına tam ters bir güzerâhla, Hopa'dan "içeriye", Borçka yoluna girince karşılaştım. Yol amiyane tabirle kaymak gibiydi ve viraj doluydu, üstelik doğayla içiçe. Hayatımda en çok zevk aldığım yollardan biriydi. Gerçi daha çok zevk aldıklarım da bu yolculuk dahilinde oldu -orası ayrı mesele :cherry: Yol kenarında bu kadar fazla ineğin bir arada bulunduğu başka bir mekân var mıdır merak ediyorum. Bir tanesini çekeyim bari dedim. Ters ters bakınca yaklaşmaya korktum; boynuzu var ne de olsa. Kendim için korkuyorsam neyim maksat motora zarar vermesin

Vida gibi döne döne yükseliyor yol. Fakat rakım yüksekliğine karşın hava gitgide ısındı. Sahil yolu daha serin oluyor. Dağlara ve yollara bakınız... Harikaydı. Yemişim sahil yolunu. Ben böyle virajlı ve ağaçlı, dereli, inekli, kurbağalı yolları seviyorum.
Derken o eşsiz manzara geldi. Derenin sesini duymalıydınız. Fotoğraflar gerçeği olduğu gibi yansıtmak konusunda güdük kalıyor. Orada yarım saat civarı beklemişimdir. Bu arada üçyüz km tamamlandığından zinciri de yağlayayım bari dedim
Evet yola devam ediyoruz. Fakat kabul etmek gerekir ki Borçka-Artvin arası pek o kadar da "kaymak gibi" değil... Yolda tümseklere ve çıkıntılara takılmamak için cambazlık yaptım biraz açıkçası. Yine de bol virajlı ve zevkli bir yoldu. Bu arada yeşillikler azaldı, çoraklık ve kayalar daha bir belirginleşti -ve Artvin'e vardım. Artvin çok ilginç bir şehir. Yirmidört bin nüfusu var. Şehir bırakın dağın eteklerini, dağın kendisine kurulmuş

O kırmızımsı yapı ise bana nedense eski Soyvet ülkelerindeki binaları anımsattı. Aklıma Street Fighter oyunundaki Zangief'in evi, arkaplandaki işçiler filan geldi

Serbest çağrışımın böylesi :mrgreen:
Artvin işi hoş fakat ortalıkta Ardanuç tabelası göremiyorum... Şu lisesi o esnada minibüs bekliyordu ve ona Ardanuç bu tarafta mı diye sordum. Onaylamasının hemen ardından "abi beni de bırakıver Ardanuç'a!" dedi. Bırakırım da kask yok bak bir şey olursa olan sana olur, dedim, bir şey olmaz dedi, ama polis ya da jandarma görürse ceza yazar dedim, bir şey demez burada pek motor yok dedi. Aslında bir yandan da içten içe götürmek istedim -o da bir değişiklik yaşamış olur diye. Derken inanılmaz virajlı, rampalı ve yaklaşık kırk kilometrelik bir yolculuktan sonra Ardanuç'a vardık. "Sağol abi" deyip gitmeye kalktı, "bir dakka!" dedim "nereye gidiyorsun? motosiklet.net'e senin de resmini koyacağım". İşte o delikanlı
Bizim kekinin evinin önüne park ettim ve bir fotoğrafımı çekti sağolsun: Sağsalim vardık kısacası...
- - - - - - - -
Görev: Kekilerin Birinci Karadeniz Buluşması
Tarih: 15 Mayıs 2009, Yer: Ardanuç/Artvin.
Mekân: Ardanuç merkezi ve sahil boyunda bir çay bahçesi
Sorun: Yenilen şiş etin ölümsüzleştirilmesinin unutulmuş olması
Çözüm: İçilen çayın ölümsüzleştirilmesiyle durumun telafi edilmesi
Akşam oldu neşelendik biz yine,
Hasret kaldık beraber iki tek içmeye,
Gel Hakancığım gel kekinin gel yine :queen:
Meslektaş olmamız umurumda değil. Çocukluk arkadaşım benim o, o akşam yol yorgunluğu hissetmedim. O kadar özlemişim ki kekiyle muhabbeti. Sağol Hakancığım beni ağırladığın ve sabahleyin o enfes kahvaltıyı hazırladığın için. Yolda olmak, yol yapmak için yol yapmak galiba bana biraz ters. Benim gideceğim yerde bir hedef olmalı. Hakan Van'da olsa yine giderdim. Fakat salt yolda olmak uğruna o kadar yolu tek başıma gitmezdim sanırım...
Hain keki beni habersiz çekmiş fanilalı ve pijamalı halimle. Ama o kadar doğal ve ortamı yansıtır bir hâl var ki resimlerde, kendimi birazcık rezil ediyormuş gibi olsam da paylaşmak istedim sizlerle:
Gece tahmin edebileceğiniz gibi güzel bir uyku çektik. Ben sızdım yalan yok :wiinkk: Kınamayın a dostlar

Derin ama kısa sayılabilecek bir uykunun ardından sabahın köründe kendi kendimize uyandık. Hakan'ın evinin penceresinden şu resmi çektim. Ah keki sen nerelere atandın böyle, Türkiye'nin bir ucu, Ardan-uç
Kahvaltının ardından ne yapsak ne yapsak diye kıvranmaya başladık. Hakan yalnızca bir kilometre uzaklıktaki "Cehennem Deresi Kanyon"undan söz etti. Atlayıp gittik. Arizona'da mıyız, Hakan'ın deyimiyle Jurassic Park'ın film setinde miyiz karar veremedik. Gerçekten etkileyiciydi. Yukarıda önce birkaç karga, ardından şahin mi yoksa atmaca mı olduğuna karar veremediğimiz bir yırtıcıyı gördük. Hayatımda görmediğim tuhaf böcekler vardı. Çok serindi. Dinozor filan demişken yerde bir kemik parçası bulunca paranoya belirtileri başladı bizde ve en iyisi kaçalım buradan deyip motora döndük :cherry:
Hakan harika bir resim çekmiş. Kendimi belgesel ekibindeymiş gibi hissettim bu resmi görünce

Balta girmemiş ormanlarda temkinli bir şekilde yol alan botanik uzmanı Prof. Dr. Hans Nediyonsen. Motor ekipmanları işin otantikliğine gölge düşürüyor -orası ayrı :bounce:
İlçe merkezine dönüp çay içtik. Çoruh nehri öyle coşkulu akıyordu ki gürültüden birbirimizin sesini zor duyuyorduk. Ardanuç'un sahil boyu bir nevi bu nehir şeridi. Çayı içerken yüzümde öyle bir ifade belirmiş ki sanki tiksinirmişim gibi -hâlbuki harikaydı çay.
Erken kalkan yol alır vecizesini doğrularcasına saat daha öğlen 12:30'u gösteriyordu. Derken tüm bu gezinin içine minör bir gezi daha eklendi, bir nevi gezi içinde gezi katma fikri Hakan'dan geldi. Atlayıp Şavşat'a gittik. Yol kesinlikle pürüzsüz olmaktan çok uzaktı. Çok farklı bir ilçe. Tamamen rampa üzerine kurulu, yüksekte ve serin, çamlıkları ise muhteşemdi. Orada alabalık yedik fakat herhalde ben yemek öncesinde yemekten başka bir düşünceye odaklanamadığımdan olacak, yine yemeğin resmini çekmeyi unuttum. Olsun biz de o zaman kağıttan kurbağa ve gemi yapar onun resmini koyarız dedik :cherry: Aslında peçete olarak oraya konmuş kağıtlar çok ilginçti, turkuaz renkte ve garip bir his veriyordu elleyince; saydam gibiydi üstelik. Garipsedik yani. Derken eve döndük ve 16 Mayıs 2009 günü böyle etkinlikli bir şekilde tamamlandı. Ayrıca 16 Mayıs benim doğumgünümdür. Evde oturup pasta kesmekten daha güzel oldu bu Şavşat gezisi -orası kesin :cat:
Tarih: 17 Mayıs 2009 Pazar
Saat: 08:00 suları
Yer: Hakan'ın evinin önü ya da tavşanın suyunun suyu
Görev: Tirebolu'ya dönüş
Sabah erkenden hazırım. Çantalar yerleştirildi. Dönüş daha rahat olacak. Ne de olsa aynı yoldan döneceğim. Artık her şey daha bir tanıdık. :cat:
O liseli arkadaşı arkamda getirirken işte buralardan geçmiş, fakat geç kalmamak adına durup fotoğraf çekmemiştim. Şuraya bakar mısınız! Bu yollarda kaza yapan birisinin hiç şansı yok. Her yer ya uçurum ya keskin viraj ya nehir... Aman yarabbi.
Borçka'da afedersiniz tuvalet molası nedeniyle benzincide duruyorum. Bu arkadaşla ayaküstü bayağı sohbet ettik. Aslında sohbet etmeye çalıştım desem daha doğru olur, çünkü belli ki zihinsel bir sıkıntısı var. Konudan konuya atlıyor, tutarsız şeyler söylüyordu. Peltek olduğu için de dediklerini tam anlamadım doğrusu fakat yine de kanım ısındı adamcağıza. Dedim seni de internete koyacağım dur bir resimini çekeyim abiciğim:
Hâlâ açım! Hopa'da illa ki güzel bir yer bulurum derken hakikaten şık bir çay bahçesi buldum. Kahvaltı veriyoruz dediler. İçimden neden beyaz peynir yok diye hayıf hayıf hayıflanırken, hesabı ödediğimde kahvaltıyı bol bile verdiklerine ikna oldum. Kahvaltının üstüne ek olarak iki küçük çay daha içtim ve beş lira hesap ödedim.
Arkadaşlar Hopa harika bir ilçe. Fotoğraf konusundaki yeteneksizliğimi yine sergilemişim, bu kadar güzel bir yeri bile olduğu gibi yansıtamamışım:
637 km... Hemen durup zinciri yağlamam gerek: :cat:
O da nesi? Endurocular da boş durmuyorlar tabi. Bir tanesini yakalayabildim

Resmi yaklaştırırsanız sürücünün bana baktığını farkedeceksiniz. Kim bu deli demiş olabilir
Trabzon'a doğru cam siperliğimi tutan bir vida(conta mı yoksa?? karıştırıyorum böyle şeyleri :cherry

bir baktım ki düştü düşecek. Muhtemelen titreşimden kaynaklanmıştır. Elimle çevire çevire sıktım -olduğu kadar artık. Tirebolu'ya dönünce yaparız, tek derdimiz bu olsun :cat:
Çay may değil kardeşim.. Feci şekilde soğuk bir içecek arzu ettim dönüşte. Hava aşırı sıcaktı. Bırakın boynuma atkı bağlamayı, montun ne kadar havalandırması varsa açtım. Normalde kolayla aram yoktur fakat o an çok fena canım çekti.
Hazır mola vermişken yine motosiklet.net üyesi olan ve Trabzon/Vakfıkebir'de ikamet eden Uthec rumuzlu arkadaşı arayayım dedim. Söz vermiştim yolda muhakkak görüşeceğime. Sağolsun o da beni kırmadı ve Vakfıkebir'de buluştuk. Kafamda yarım saat oturup gitmek vardı, ne de olsa eve varmak istiyordum artık. Fakat motor muhabbeti dallanıp budaklandı tabi :cherry: Telefonda bana aynen şunları söylemişti: "Vakfıkebir'e gelince üstgeçit var onu azıcık geçince iskele var orada bekle." İşte sözünü ettiği yerler :wiinkk:
Uthec(Alper) kardeşimiz:
Alper vesilesiyle tanıştığım motor meraklısı başka bir arkadaş: İlyas:
Kâtip ile Uthec :bounce:
- - - - - - - - - -
Şu an motorumun kilometre saati 879'u gösteriyor. Planıma göre 750 km civarı bir yol yapacaktım. Fakat Ardanuç'tayken ertesi gün Şavşat'a gidişimiz daha fazla yol yapmama neden oldu. Yolda kalmadım, herhangi bir sorun yaşamadım. Fiziksel olarak zorlanmayı bekliyordum. Popom ağrıyacak diye beklerken daha çok sırtım ağrıdı, özellikle dönüşte yolun son iki saatinde.
Uzun yolu seven arkadaşlar kesinlikle kulak tıkacı almanızı öneriyorum. Tıkaçlar sayesinde sahil yolu boyunca tek duyduğum tok bir motor sesi ile korna sesleriydi. Fakat Hopa'dan içeriye, doğanın bağrına girince tıkaçları çıkarttım. Salt rüzgar sesinden ziyade doğanın tüm seslerini işitmek bambaşka. Örneğin derenin akışını. Zaten içeriye doğru yol o kadar virajlıydı ki fazla hızlanmanız olanaklı olmuyordu ve bu nedenle çok rüzgar sesi gelmiyordu.
Aslında yazmak istediğim başka konular da vardı fakat insan üç gün boyunca deneyimlediklerini bir anda tüm ayrıntılarıyla anımsayamıyor...

ale:
Hakan yazın Batum'a gitmeyi önerdi. Gürcistan'a geçiş vizesizmiş. Parasal yönden müsait olursam mutlaka gelirim dedim. Bakalım.. Şu an yalnızca temenni boyutundayız. :bounce:
Karadenizde görev yapmaktan mutluluk duyuyorum. Buralara yerleşeceğim sanırım. :cat:
Bu arada bir an önce kaliteli bir fotoğraf makinesi almam gerek. Gördüğünüz tüm resimler cep telefonunun iki megapiksel kamerasıyla çekildi... Kusura bakmayın...

ale:
Sevgiler,
Kâtip. :rendeer: