- Katılım
- 23 Şub 2008
- Mesajlar
- 240
- Konu Yazar
- #1
Her gün yaptığım gibi ormanı temizlemeye çıkmıştım.
Orman benim evim,
temiz tutmak da benim görevim.
Derken bir kız beliriverdi.
Kırmızı başlık ve
peleriniyle çok şüpheli bir görünümü vardı.
Kimin aklına gelir bu garip kıyafeti giymek.
Bir kurnazlık peşindeydi mutlaka.
Bir süre dikkatle izledim bu garip kızı:
Elinde taşıdığı üzeri örtülü sepette kim bilir ne taşıyordu!...
Yürüyüşü bile normal değildi. Bir sağa bir sola zıplaya zıplaya koşuyordu.
Yanına yaklaşıp ne yaptığını sorunca
bana büyükannesinin evine gittiğini söyledi ama gel de inan...
Yine de bıraktım peşini kendi işime döndüm.
Fakat gel görki aklım o kıza katıldı bir kere...
Bir gidip bakayım
doğru mu söyledikleri dedim kendi kendime:
gerçekten böyle bir büyükanne var mı?
Orman benim evim.
Ben hem ev sahibiyim,
hem de diğer orman sakinlerine karşı sorumluyum.
Tamam dünya geçici ve fani ama olsun.
Neyse
uzatmayayım...
Gittim, baktım ve gerçekten bir büyükanne buldum.
Sorduğumda'evet o küçük kız benim torunum' dedi.
O nasıl anne babadır ki
o küçücük sübiyanı yanlız başına ormana salıyorlar
bu da küçük bir ayrıntı yaniii..
büyük anne torunuolduğunu söyleyince
ben de sorumlu bir kişi olarak;
'bu küçük kız
yabancılarla konuşulmayacağını öğrenememiş daha!...'
dedim ve anlattım
küçük kızla karşılaşmamı...
Büyükanne de ürperdi ve birlikte küçük kıza bir ders vermeye karar verdik.
O yatağın altına saklandı,
ben onun gecelğini giydim,
başlığını taktım ve yatağına yattım.
(İğrendim elbetteki o yatağa yatmaktan
çünkü çok titiz biriyimdir ama söz konusu
küçük bir kızın hayatı öğrenmesi olunca katlandık işte)
küçük kız birazdan içeri girdi.
Seslendi cevap verdim.
Ne şaşkın bir çocuk'.. beni büyükannesi sanıvermişti bile.
Ben benim büyükannemi değil sesinden,
kokusundan bile tanırım oysa ki.
Neyse
bunlar bir şey sayılmaz,
daha neler yaptı bilseniz .
Kulaklarımın niçin büyük olduğunu sordu.
Ne ayıp şey hiç sorulur mu'...
yine de çocukluğuna verip
yumuşak bir sesle cevapladım.
'seni daha iyi duyabilmek için' ...
Ama
yetinmedi
bu sefer kalkıp du burnumun niçin büyük olduğnuu sormaz mı!...
Ana babası bu kıza hiçmi terbeyie vermemişti.
Ben zaten burnumu kendime kompleks yapmış biriyim,
uzun zamandır takıntılarım öz -güvenim sallantıda.
Yine aldırmamaya çalışırken bu sefer de
ağzımın kocaman olduğunu yüzüme vurmaz mı!..
Tabiki kızdım, siz olsanız kızmaz mıydınız?
O sinirle ayağa fırlayıp
peşinden koşturmaya başladım
amacım poposuna iki tane vurmaktı.
Birden ne olsa beğenirsiniz'
bir kocaman avcı elinde tüfek kapından daliverdi.
Beni
'seni hain kurt, büyükanneyi yedin değil mi?..' diye suçlamaz mı!...
halbuki büyük annenin kılına bile dokunmamıştım
ayrıca ben vejeteryanım.
o da saklandığı yerden çıkıp beni korumaya çalşmadı.
Malum yaşlılık,
kulakları iyi duymuyor insan oğlu hain oluyor.
Avcı mahmeme yapmadan infaz kararımı verdi.
Anlatmaya çalışacaktım ki birden bana ne koklattıysa rehavet çöktü
uyumuşum.
Kalktım ki karımda taş dolu.
Yürüyemiyorum.
bu kadar hainlik yapılmazki.
Neyse zor bela ayağa kalktım yürüdüm.
benim su kuyusuna düşüp öldüğümü sanıyorlardı
ama ben doktorum tahsin beyin yanına gitmiştim.
Ameliyat oldum
tam 3 ay hastanede yattım yok yere.
Biraz daha geç
kalsaydım ölebilirmişim ki
hala çoğu şeyi yiyemiyorum
sindirim zorlukları çekiyorum.
Neyse bunlardan geçtim
aylar sonra o gözüm gibi baktığım ormanıma gittim ki
ne duyayım
yok efendim ben babanneyi yemişim
yok kırmızı başlıklı kızı yemişim
yok böyle bişey.
Tabi öldüm sanıp arkamdan atması kolay
gelip yüzüme söylesinler yiyiyorsa.
O babanneyi bulsam gerçekleri itiraf ettirecektim ama
rahmetli olmuş.
İnsan oğlu hain çiğ süt emmiş.
İşte dostlar
çocuklarınıza anlatıp da daha fazla beni rencide etmeyin....
Ben suçsuzum...
Orman benim evim,
temiz tutmak da benim görevim.
Derken bir kız beliriverdi.
Kırmızı başlık ve
peleriniyle çok şüpheli bir görünümü vardı.
Kimin aklına gelir bu garip kıyafeti giymek.
Bir kurnazlık peşindeydi mutlaka.
Bir süre dikkatle izledim bu garip kızı:
Elinde taşıdığı üzeri örtülü sepette kim bilir ne taşıyordu!...
Yürüyüşü bile normal değildi. Bir sağa bir sola zıplaya zıplaya koşuyordu.
Yanına yaklaşıp ne yaptığını sorunca
bana büyükannesinin evine gittiğini söyledi ama gel de inan...
Yine de bıraktım peşini kendi işime döndüm.
Fakat gel görki aklım o kıza katıldı bir kere...
Bir gidip bakayım
doğru mu söyledikleri dedim kendi kendime:
gerçekten böyle bir büyükanne var mı?
Orman benim evim.
Ben hem ev sahibiyim,
hem de diğer orman sakinlerine karşı sorumluyum.
Tamam dünya geçici ve fani ama olsun.
Neyse
uzatmayayım...
Gittim, baktım ve gerçekten bir büyükanne buldum.
Sorduğumda'evet o küçük kız benim torunum' dedi.
O nasıl anne babadır ki
o küçücük sübiyanı yanlız başına ormana salıyorlar
bu da küçük bir ayrıntı yaniii..
büyük anne torunuolduğunu söyleyince
ben de sorumlu bir kişi olarak;
'bu küçük kız
yabancılarla konuşulmayacağını öğrenememiş daha!...'
dedim ve anlattım
küçük kızla karşılaşmamı...
Büyükanne de ürperdi ve birlikte küçük kıza bir ders vermeye karar verdik.
O yatağın altına saklandı,
ben onun gecelğini giydim,
başlığını taktım ve yatağına yattım.
(İğrendim elbetteki o yatağa yatmaktan
çünkü çok titiz biriyimdir ama söz konusu
küçük bir kızın hayatı öğrenmesi olunca katlandık işte)
küçük kız birazdan içeri girdi.
Seslendi cevap verdim.
Ne şaşkın bir çocuk'.. beni büyükannesi sanıvermişti bile.
Ben benim büyükannemi değil sesinden,
kokusundan bile tanırım oysa ki.
Neyse
bunlar bir şey sayılmaz,
daha neler yaptı bilseniz .
Kulaklarımın niçin büyük olduğunu sordu.
Ne ayıp şey hiç sorulur mu'...
yine de çocukluğuna verip
yumuşak bir sesle cevapladım.
'seni daha iyi duyabilmek için' ...
Ama
yetinmedi
bu sefer kalkıp du burnumun niçin büyük olduğnuu sormaz mı!...
Ana babası bu kıza hiçmi terbeyie vermemişti.
Ben zaten burnumu kendime kompleks yapmış biriyim,
uzun zamandır takıntılarım öz -güvenim sallantıda.
Yine aldırmamaya çalışırken bu sefer de
ağzımın kocaman olduğunu yüzüme vurmaz mı!..
Tabiki kızdım, siz olsanız kızmaz mıydınız?
O sinirle ayağa fırlayıp
peşinden koşturmaya başladım
amacım poposuna iki tane vurmaktı.
Birden ne olsa beğenirsiniz'
bir kocaman avcı elinde tüfek kapından daliverdi.
Beni
'seni hain kurt, büyükanneyi yedin değil mi?..' diye suçlamaz mı!...
halbuki büyük annenin kılına bile dokunmamıştım
ayrıca ben vejeteryanım.
o da saklandığı yerden çıkıp beni korumaya çalşmadı.
Malum yaşlılık,
kulakları iyi duymuyor insan oğlu hain oluyor.
Avcı mahmeme yapmadan infaz kararımı verdi.
Anlatmaya çalışacaktım ki birden bana ne koklattıysa rehavet çöktü
uyumuşum.
Kalktım ki karımda taş dolu.
Yürüyemiyorum.
bu kadar hainlik yapılmazki.
Neyse zor bela ayağa kalktım yürüdüm.
benim su kuyusuna düşüp öldüğümü sanıyorlardı
ama ben doktorum tahsin beyin yanına gitmiştim.
Ameliyat oldum
tam 3 ay hastanede yattım yok yere.
Biraz daha geç
kalsaydım ölebilirmişim ki
hala çoğu şeyi yiyemiyorum
sindirim zorlukları çekiyorum.
Neyse bunlardan geçtim
aylar sonra o gözüm gibi baktığım ormanıma gittim ki
ne duyayım
yok efendim ben babanneyi yemişim
yok kırmızı başlıklı kızı yemişim
yok böyle bişey.
Tabi öldüm sanıp arkamdan atması kolay
gelip yüzüme söylesinler yiyiyorsa.
O babanneyi bulsam gerçekleri itiraf ettirecektim ama
rahmetli olmuş.
İnsan oğlu hain çiğ süt emmiş.
İşte dostlar
çocuklarınıza anlatıp da daha fazla beni rencide etmeyin....
Ben suçsuzum...