zeybekler ve efeler

Katılım
5 May 2006
Mesajlar
1,946
kendi kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olan akdeniz ve ege de her KÖY düğününde oynanmadan olmayan bir tutkudur zeybek oyunları. ben izlemesini de oynamasını da çok severim o oyun havaları . davul - zurna sesleri beni bir hoş eder tüylerim diken diken olur,içim ürperir :) ee nede olsa soyumuz yörük :) ısparta-senirkent liyiz :) ana tarafı da fethiye :) neyse uzatmadan size elimden geldiği kadarıyla tanıtmaya çalışacam zeybek oyunlarını ve efeleri

zeybek kimdir?

kısaca Çoğunlukla EGE,AKDENİZ ve İÇANADOLU bölgelerinde yaşayan fakat hemen hemen tüm yörelerimizde görebilecegimiz KÖY YİĞİTLERİDİR...ÖZBE ÖZ TÜRKMEN(YÖRÜK) OLUP ilk defa SELÇUKLULAR ZAMANINDA asayişi saglayan bir askeri birlik oluşturmuşlardır....daha sonraları OSMANLI ZAMANINDA ise bagımsız KÖYYİĞİTLERİ olarak haksızlıklara baş kaldırmış ve zenginden alıp fakire dagıtmışlardır...KURTULUŞ SAVAŞI SIRASINDA İSE ENBÜYÜK ROLÜ OYNAMIŞ olup,KUVAYİ MİLLİYENİN çekirdegini oluşturmuşlardır...EFELERIN TÜRKE AİT OTANTİK YİGİTLİK OYUNLARI VARDIR...BUNADA ZEYBEK DENİR...
zeybek ayrıca atatürkün en sevdiği oyun havasıdır.

aşk bir zeybeğin hayata itirazıdır.
zeybek.jpg

zeybek
Ege denilince akla Zeybek gelir. Mert, cesur, atilgan, mazluma dost, haksizliga düsman olarak taninirlar. Türk köylüsünün tipik bir örnegidir. Kurtulus savasinda gösterdikleri basarilar ünlerine ün katmistir. Bugün Zeybeklik tarihi bir ani olarak yasatilmaktadir. Bölgenin oyun türü Zeybektir. Bati Anadolu'nun hemen hemen her, yerinde ''Zeybek'' türündeki oyunlar,*görülür. Afyon, Antalya, Isparta, Burdur, Sakarya çizgisinin bati tarafinda kalan illerimizde bu tür oyunun büyük etkileri vardir. Yörede kadinlarin oynadigi oyunlara ''Kadin Zey*bek'', erkeklerin oynadigi oyunlara ''Erkek Zeybek" denil*mektedir. Kadinlarin oynadigi oyunlar erkeklerin oynadigi oyunlara göre daha yürüktür. Erkek oyunlarinin yöredeki bir diger adi da "Agir Zeybek" tir. Ege nin bir çok yerinde oynanan bu tür oyunlarin en agirlarina Izmir, Aydin, Mugla, Manisa illerinde rastlamak mümkündür. Zeybek oyunlarinin diger oyunlara (Bar, Halay, Horon v.b.) göre en büyük özelligi tek olarak serbest oynanmasidir. Toplu olarak oynanan Zeybek oyunlarinda oyuncular arasinda müzik ve ritim hariç hiçbir bag bulunmaz. Oyunu oynayan kisi hiçbir kurala bagli kalmadan tamamen içinden geldigi gibi oynar.Zeybek oyunlari toplu olarak oynandiginda, yöresel olarak daire formu kullanilir.
EFE KİMDİR

efedede.jpg

EFE SÖZÜ ve KÖKENİ

Efe sözü Rumca 'dan alınan "Efendi" sözünün kısaltılması sonucu geldiğini savunanlar olmakla birlikte "Efe" kelimesi efendinin tam karşılığı değildir. Efe genç, diğer anlamda delikanlı demektir. Örneğin; Efendimiz Sultan Alayhi Vesselam denir, Efemiz denmez. Efendi Bizans dilinde sahip, okuma-yazma bilir demektir. Hoca Efendi, Kalem Efendisi, Hoca Efe, Kalem Efesi denmez. Fakat Efelerin Efesi denir (silah taşır yiğit). "Efe'' sözcügü "EFEB" den gelir. Efeb; genç delikanlı yani silah taşiyan yiğit demektir. Efeb teskilati Yunanistan'dan önce Anadolu da kurulmuştur. Bunlar tıpkı Zeybekler gibi dağ başında talim ederler ve daha sonra kente gelerek tiyatroda silah oyunları yaparlardı. Tiyatro yuvarlak olduğu için dansları da daireseldi. Bu dans ayni zamanda dinseldi. Celal Esad Arseven tarafindan düzenlenen Sanat Ansiklopedisinde ''Eskiden asayişin korunmasına memur hafif silahli bir sınıf askere verilen addır." Selçuklular zamaninda Aydın ve Teke taraflarında böyle bir askeri sınıf oluşturulmuştu ki bunlara Efe denirdi.
Efe; zulme, işkenceye, haksızlığa başkaldıran ve silahlanıp dağa çıkan, Kızan larıyla birlikte fakir fukarayı koruyup gözeten, zalimleri tepeleyen, ulusal çıkarları düşünerek gerektiğinde yurt savunmasına koşan yiğittir.

Efe kelimesinin başka anlamları da vardır. Mesela; Ege bölgesinin köy yiğitlerine, gençlere "EFE" denir. Zeybek sözü de "EFE" anlamında kullanılır. Kızan sözcüğü de "Delikanlı" anlamına gelir. Dağlar Bulutlu Efem

Efe; kızanların, zeybeklerin başıdır. Efe’ nin ekibindekilere "Kızan" denir. Kızanları Efe’ den ayıran özellik giyimde de belli olur. Efe, gümüş saat kösteği, gümüş sigara tabakası kullanır, Kızanları kullanamaz. Kızanlar, Efenin izni olmadan evlenemezler. Efe, kızanlarının babası, koruyucusu ve lideridir.
Efe ile eşkıya yı birbirine karıştırmamalıdır. Eşkıya, yol kesen, ev basan, soyguncu ve can kıyıcıdır.
Çete sözü Efenin ekibine verilen ad olduğu gibi, eşkıya nın ekibine de verilen bir addır.

Efe; gönüllerde bir kahraman olarak yaşayan bir kültür hazinesidir. Zenginden aldığını fakire veren, yoksul kızlara çeyiz düzen, düğün dernek kuran kişidir.
zeybekkulturu.jpg


işte bu yemini ederlerdi efeler
- Bu koca dağların sahibi kim?
- Erimiz!
- Yiğiti kim?
- Efemiz!
Yörük Ali Efem - Yiğit kime derler?
- Sözünde durana, efesiyle ölene !
- Korkak kime derler?
- Sözünden dönüp, aman diyene!
- Varyemezlere acımalı mı, dayak mı haktır?
- Dayak haktır!
- Susuz derelerde kavak bitermi?
- Bitmez.
- Bitkisiz diyarlarda duman tütermi?
- Tütmez.
- Adem kuşağına bel bağlanırmı?
- Bağlanırsa ağlanır.
- Yiğitlerde ne yoktur?
- Merhamet yoktur.
- Şeytan'a bel bağlanır mı?
- Yardımcımızdır bağlanır!
- Sözünde durmayan kahpe bacının kızanı olsun mu?
- Olsun.
- Şu dualı yatağan böğrüne batsın mı?
- Batsın.
- Doğru söylediğine Nasuh tövbesi olsun mu?
- Olsun.
efe.gif



eğilmez başın gibi
gökler bulutlu efem
dağlar yoldaşın gibi
sana ne mutlu efem

oyna yansın cepkenin
yansın güneşten tenin
gun senin şenlik senin
bayramın kutlu efem.....


http://www.youtube.com/watch?v=Y9xZFBifdvk



en sevdiğim ama bir türlü tam oynamayı beceremediğim oyun :)bu oyuna ii bakın çünkü herkes bilmez bu oyunu öyle tv lerde izlediğinizin asıl zeybek olmadığını öğrenirsiniz ;)I
http://www.youtube.com/watch?v=l9zYqgHkle4



buda benden ;çökertme TOLGA ÇANDAR ın yorumundan

http://www.youtube.com/watch?v=_IV-XmKM5Fo

yazıları bıkmadn okuyan ve filmleri izleyenlere çok tşk ederim umarım ii tanıtabilmişimdir sizlere
esen kalın
BURAK
 
Katılım
27 Eki 2006
Mesajlar
1,139
Bilgiledirme: Bu mesajı yazan kullanıcının üyeliği iptal edilmiştir.
Ellerine sağlık harika bir şey yapmışsın.

Burada farklı yörelerden arkadaşlarımız var.

Onlar da kendi yörelerinin oyunları ve kültürü, kısacası folkloru hakkında böyle bilgilendirmeler yapsa tadından yenmez.

İnsan kendi kültürünü korumaya gereken özeni göstermiyor maalesef. Bişey olmaz mantığı burada da kendini gösteriyor..

Folklorun kişiliğine katkısını ise memleketinden uzaklaşınca farkediyor.

Halbuki elimizin altındayken sahip çıksak???
 
Katılım
5 Kas 2005
Mesajlar
191
çok güzell eline sağlık arkadaşta harbiden çok iyi oynuyor onuda tebrik ediyorum
 
Katılım
5 May 2006
Mesajlar
1,946
Ellerine sağlık harika bir şey yapmışsın.

Burada farklı yörelerden arkadaşlarımız var.

Onlar da kendi yörelerinin oyunları ve kültürü, kısacası folkloru hakkında böyle bilgilendirmeler yapsa tadından yenmez.

İnsan kendi kültürünü korumaya gereken özeni göstermiyor maalesef. Bişey olmaz mantığı burada da kendini gösteriyor..

Folklorun kişiliğine katkısını ise memleketinden uzaklaşınca farkediyor.

Halbuki elimizin altındayken sahip çıksak???
size şöyle cevap vermek isterim
atatürk demiş ki ;
"bir milleti yok etmek için önce kültürünü unutturmak gerekir.unutmayalım ki TÜRKİYE CUMHURİYETİ'nin temeli kültürdür. Kültürümüze sahip çıkalım."
elimde birkaç tane daha derleme var sizlerle paylaşırım bu topic altında :bounce:
 
Katılım
24 Ağu 2005
Mesajlar
929
Hocam eline saglık, bi egeli olarak okuyunca mutlu oldum yazıları. Bende bir kac sey söyleyeyim büyüklerden duydugum, arastırdıgım. Denizlide ve ilcesi tavas'da Aydın gibi efeleriyle ünlü bir memleketidir ülkemin.

Bunu büyükannem anlatırdı hep, tavasda o genc bi kısken, yaslı demirci efeye yemek götürürmüs ara sıra( ünlü demirci efeyi bilirsiniz), mısır bitkisi ekiliymis bahcesinde efenin, rüzgarla ne zaman sallansa hışırdasa o mısırlar, efe dogrulmaya calısır silahına uzanırmıs, büyükanne korkarmıs. Yıllarca mücadeleden sonra yaslılıkta bile pürdikkat yasamak durumunda kalıyorlarmıs.

Bir hikaye daha var ne kadar dogru bilemem. Eskiden efeler topladıkları paralarla, köye cami yaptırırlar ve cevresinde turlayarak zeybek oynarlarmıs derler, hatta zeybek oyununun burdan cıktıgını söyleyenler bile varmıs.. Efsane tabi..

Bu arada efeler arasında eskiyalıga soyunanlarda cıkmıstır tarihte, bu efelerle yine baska efeler savasmıs ve o zaman icin namlarına nam katmıslardır..

Silah arkadasının ölümünün acısıyla Denizli'ye gelen ve burda kızanlarıyla tozu dumana katıp yemin ettiği gibi Denizli'yi atese veren efe vardır ünlü. Hatta onu karsılamaya gelen emniyet müdürü ve valiyide o üzüntüyle oracıkta vurdugu söylenir hep.

Yine bir örnek, dagda askerle catısmaya giren efenin, silah arkadasına "ölürsem basımı burda bırakma yanına al uzak bir yere göm ki, eskiyalar beni öldü sanıp yine halka zulüm etmesinler" demis ve yıllardır onunla omuz omuza carpısan arkadası catısmada vurulan efenin basını orda bırakmamıs ve bulunmayacak bi yere gömerek, bulundugunda tanınmayan efenin namının daha uzun süre daha yürümesini saglamıs ve böylece eskiya takımının askerler gittikten sonra o bölgede efenin korkusuyla halka zulm etmesini engellemistir. silah arkadası icin ne büyük bir acı ve cesaret karısımı bir durumdur bu.

Ünlü peceli efe vardır birde. Kocası öldürüldükten sonra intikam almaya yemin eden, bulundugu köyde eskiya takımına, zorbalara karsı, geceleri pecesiyle mücadele eden bir kadın. Filmide cekilmistir, Turkay Soray vardı basrolde.

Bir efe sözü yine ünlü bir hikayede gecer su an hatırlayamıyorum karsısındaki egitimli kisiye artık ögretmenmi, idarecimi bilemiyorum
"siz adaleti kaleminizle savasarak saglıyorsunuz, ama biz kalem tutmayı bilmeyiz, bizde adaleti silahla saglamaya calısıyoruz, ama sunu her zaman biliriz ki kalem silahtan üstündür" gibi birseydi.

Efelere karsı bir cok farklı bakıs acısı olmakla birlikte, bir kısmın en yaygın iftirası savas döneminde askerlerin cepheye gitmesiyle olusan guvenlik acıgı sonucu isi zorbalıga, gaspa döken bir kısım eskiya olduklarıdır. Bu cok yanlıs bir tabir olup, milli mücadelede en ön saflarda carpısmıs bu insanların
sanlı tarihlerinede gölge düsürmektedir. Efeler adına yapılmıs bir cok türkü vardır. Bu türküler dilden dile gecmis, günümüze ulasmıs, bu insanları efsane haline getirmistir. Bu türkülerin cıkıs yeri yine halk olup, insanların efelere olan sevgisinin ve hayranlıgının, onlara duygukları güvenin hic silinmeyen birer simgeleridir.
Ülkenin o dönemde yasadıgı kaos icerisinde bu bosluktan yararlanıp Eskiyalık yapan efeler olmustur, bu efeler yine baska efeler tarafından zararları büyümeden öldürülmüs yada esir alınmıstır, efeler o zaman icin askerin ulasamadığı yada savas nedeniyle gelemedigi bölgelerde zorbalara göz actırmamıstır. Yaydıkları nam ve korku sayesinde sonrasında ortaya cıkacak hırsız ve zorbalarada engel olmuslar, bir cok bölgede yerleri bilinmedigi ve öldükleri kızanları tarafından gizlendiği icin güvenliği dolaylı yoldan saglamaya devam etmislerdir. Günümüzde efe torunlarını yada o kültürle büyümüs ve o dokuyu hala korumaya calısan canlı ve belkide son örnekleri sehirlerin efe derneklerinde görmeniz mümkündür. Milli bayramlarda resmi gecitlerdede görebilirsiniz. Daha cok sey varda anlatacagım, fazla acılmayayım :)

Bu arada Amcam da bu jenerasyonu devam ettiren o kültürle büyüyen ve bunu misyon edinen isimlerden birisidir aydın'da. Tabi simdi emekli olmustur, Nazilli Efeler Dernegi'nde arkadaslarıyla halk oyunlarını ögretmektedir genclere.. Ara sıra yanına gittigimde onunla konusmak bile bana o eski dönemleri hissettirir.
 
Katılım
5 May 2006
Mesajlar
1,946
denizli yi basacak olan efe demirci mehmet efedir olayın aslı şöyledir
Demirci Mehmet Efe, 15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesi üzerine adamlarıyla birlikte 10 Temmuz’da Kuvayı Milliye güçlerine katılarak Umurlu’daki cephe komutanı Binbaşı İsmail Hakkı Bey’in emrine girer. Yunanlılara karşı yapılan Fata ve Adagide baskınlarında etkili rol oynar. Bu arada Kuvayı Milliye adına para yardımı sağlamak ve civardaki Rum vatandaşların Eğridir’e sürgün edilmeleri işleriyle uğraşmak amacıyla en güvendiği adamlarından Sökeli Ali Efe’yi Denizli’ye gönderir. Ancak Rumların sürgün edilmesini istemeyen Mevki Komutanı Albay Tevfik’in de desteğiyle Denizli eşrafı Sökeli Ali Efe’yi pusuya düşürerek öldürür.

Demirci Mehmet Efe, Sökeli Ali Efe’nin öldürülmesi üzerine büyük bir öfkeyle Denizli’yi basar. Hatta bu konuyla ilgili bir de rivayet vardır. Demirci Mehmet Efe, öç almak amacıyla Denizli’ye geldiğinde bütün kenti ateşe vermeyi ve ayırım yapmadan bütün halkı kurşuna dizmeyi düşünmektedir. Bu konuda da yemin etmiştir. Ancak bu durumdan haberdar olan Sarayköylü Bektaşi şeyhi Tahir Efendi, Demirci ile konuşarak yapmak istediğinin hakkın rızasına uymadığını, bu işten vazgeçmesini ister. Ancak Demirci, şehri yakmaya ve Denizlileri cezalandırmaya yemin ettiğini, yemininden dönemeyeceğini belirtince Tahir Efendi “Oğlum, şeriatta zorluk yoktur. Her şeyin kolayı bulunur. Suçluların arasında masumlar da çoktur, bunlar da arada yanar. Oysa Denizli’nin mezarlığı da kenti sayılır. Orada bulunanlar kentte bulunanlardan çoktur. Yalnızca mezarlığı ateşe verirsen yeminin yine yerine gelmiş olur.” Diyerek Demirci’yi ikna eder ve mezarlık yakılır. Bu arada Demirci Efe, Albay Tevfik’i öldürür. Sökeli Ali Efe ve arkadaşlarını öldürmekten şüpheli 200 kişi yakalanır ve Demirci Efe’ye getirilir. Buradaki Sökeli Ali Efe’nin yanında bulunup da ölümden kurtulan birkaç Zeybek kendilerini pusuya düşüren kişileri tek tek seçer ve yaklaşık 60 kişi bir avluda toplanarak boğazlanır. Bunların arasında Mutasarrıf vekili Kadı Kahraman Seyfi de vardır. Bu olayın ardından acımazlığıyla da ün salmıştır.

unutmadan ufak bir not düşeyim :)
en ünlü efe YÖRÜK ALİ efedir. osmanlı zamanında eşkiya olarak adlandırılan ama cumhriyet ten sonra halk kahramanı olan yörük ali efe , düzen kurulduktan sonra efeliği bırakır eline kalem - kağıt alır okuma yazma öğrenir. ayrıca ATATÜRK ' ün kendi elinden ona hitaben yazdığı mektuplar ve hatırıları vardır..
 
Son düzenleme:
Süper Moderatör (BBRR)
Katılım
12 Haz 2005
Mesajlar
8,442
eee yazın bi efe daha var :bounce:

2 Şubat 1938 Bursa

Siroz teşhisini duyduktan 1 hafta sonra Bursa ya merinos fabrikasını açmaya gitti. El yazısı ile son resmi notunu orda ki fabrika defterine yazdı.

Gece belediye salonunda onuruna balo vardı. Dinç görünüyordu yüzüne kan gelmiş gibiydi. Açılış valsını her zamanki gibi kendisi yaptı. O gün orda olanlar vals boyunca topuklarının bir kere bile yere değmediğini anlatıyorlar.

“Sağ elinin şahadet parmağıyla ancak sol elinin parmaklarına değdiği damının vücuduyla kolalı gömleği ve beyaz yeleği arasında iki parmaklık bir arayı en seri notalarda dahi muhafaza ediyordu. Burnu kadının saçlarından uzaktı, gözleri dansın tempolarına göre istikamet ne kadar değişirse değişsin hep ileri bakıyordu .”

Ve nihayet vals bitti alkıştan salondaki avizenin billur çubukları sallandı. Atatürk vals yaptığı hanımefendiyi zarif bir reveransla yerine oturttu. Yaverler bir anda her şey bitti nihayet liderimizi gidip dinlendirebileceğiz diye seviniverdiler. Ama yanılıyorlardı Atatürk vals çalmaya devam eden orkestrayı aniden durdurdu ve

—Zeybek

Diye bağırdı. Orkestra şaşkın aniden bir zeybeğin namelerini mırıldanmaya başlamıştı ki.

—Hayır, hayır o değil

Dedi.

—Sarı zeybek.

Birden salonda ki fraklı ve tuvaletli davetliler topluluğu pistin etrafını çevirdi ve bu muhteşem gösteriyi izlemeye hazırlandı. Az sonra zeybek havasıyla birlikte Gazi” nin ölüme meydan okuyuş dansı başladı.

“Anında ödemiş ve aydın efelerinide hayran edecek bir zeybeğin kahraman figürlerini icraya başladı. Bu hakikaten bir kahramanlık ayini idi. Rejime riayet ederse en çok dokuz ay yaşıyabilir teşhisi konulan ve bunu bilen bir adam dizlerini yere vura vura zeybek oynuyordu. Bu ölüme meydan okumak demekti “.

Balo sabaha karşı bitti o ayrılırken valinin eşini reveransla selamladı sonra dimdik adımlarla merdivenlere yöneldi. Kapıda arabası bekliyordu ama binmedi. Günün ilk ışıklarıyla selamlaşan kente daldı. Az önce pistte diz vurarak ter döken adam, şimdi şubat ayazının titrettiği yolda tek başına yürüyordu. Devlet erkânı telaşla peşine düştü. Nihayet yol kavşağında sarı zeybek sendeledi ve geri dönüp bağırdı

—Fakat bizim bir arabamız olacaktı. Yayan mı gideceğiz yoksa?

Yaverler koşuştular, araba yetişti. Biner binmez şoföre seslendi

—Çabuk ol çocuk üşür gibi oluyorum.

Yaver arabanın camlarını kapatırken atanın ağzından şu sözler duyuldu.

—Ne güzel geceydi.

Bu son balosu oldu.

Can DÜNDAR"ın sarı zeybek isimli kitabından alıntıdır.

haydaaaaa bre efeler....
 
Katılım
24 Ağu 2005
Mesajlar
929
Ah be Barıs abi ne güzel yakalamıssın.
O kitabı okumustum, agladıgımı hatırlarım en son sayfasını okudugumda. Kitabın sonunda silah arkadası intihar ediyordu, Ata'nın ölümünden hemen sonra.. cok güzel bir kitaptır..
 
Katılım
27 Eki 2006
Mesajlar
1,139
Bilgiledirme: Bu mesajı yazan kullanıcının üyeliği iptal edilmiştir.
Burka, Rene,BBR
:cat: :cat: :cat: :cat: :cat: :cat:


Mahkeme önünden eğildim geçtim,
Sol yanımdan kurşun yedim, bayıldım düştüm..
Ahbap düşman oldu, ben buna şaştım!
Amanın amanın EFELER öldürmen beni,
Bir hiç uğruna da efem, soldurman beni.....
 
Katılım
5 May 2006
Mesajlar
1,946
Yörük Ali Efe

1896 yılında Nazilli’nin Kavaklı köyünde dünyaya geldi. “Sarıtekeli” adındaki bir Yörük aşiretine mensuptur.

1916’da askere alınan Yörük Ali, İzmir’de 5. Depo Alayına sevk edilir. Gerekli eğitimden sonra Kafkas cephesine gönderileceği sırada kaçar. Ardından Alanyalı Molla Ahmet adındaki bir efenin çetesine katılır. Bir çatışma sırasında Molla Ahmet vurulup ölünce Yörük Ali çete elemanları tarafından Efe seçilir. Yunanlıların İzmir’i işgali üzerine adamlarıyla Nazilli cephesinde silahlı direnişe katılır. Gitgide genişleyen güçlerine “Milli Aydın Alayı” adı, kendisine de “Milis Albayı” rütbesi verilir.

Yörük Ali Efe, 1920 Kasımında alayıyla birlikte düzenli ordu birliklerine katılır ve Menderes havalisi kumandanlığı yapar. Savaştan sonra İstiklal madalyasıyla ödüllendirilir. 1957 yılında yine doğduğu köyde ölür. Özellikle Ulusal Mücadelede gösterdiği başarılar, halkın gönlünde bir yer edinmesini sağladı, adına türküler ve oyunlar düzenlendi.

“Milli Mücadeleye katıldığı sırada Yörük Ali Efe 23 yaşında bir delikanlı idi. Orta boylu, vücudunun üst kısmı aşağı kısmından daha uzun, kalın kemikli, geniş omuzlu, çıkık şakaklı, ablak çehreli, ela ve çekik gözlü, beyaz tenli, yüksekçe ve göze çarpacak derede uzun burunlu, sağlam yapılı bir Yörük olan Ali Efe, Kuvayi Milliyenin Çerkez Ethemn ve Demirci Efeden sonra en önemli kişisidir.

Bu Zeybeklerin yanı sıra, adına türkü yakılmış, oyun düzenlenmiş, ancak hakkında yeterli bilgi edinilemeyen birçok Zeybek vardır. 1672’de Sultanhisar’da düzenlenen bir ayaklanmaya katılarak Aydın ve çevresinde eşkıyalık yapan “Kadıoğlu”; 1873’de Çakırcalı Ahmet, Parmaksız Arap, Yörük Osman, Bakırlı Efe gibi ünlü Zeybeklerle birlikte Milas’ın Güllük iskelesini basıp yabancılardan oluşan kırk kişiyi dağa kaldıran “Koca Arap”; kızının tecavüze uğrayıp öldürülmesi sonucu mahkemede kendi aleykine çalışan avukatı öldürerek uzunb süre Muğla taraflarında eşkıyalık yapan “Kerimoğlu”; XIX. Yüzyılda Aydın taraflarında eşkıyalık yaparken bir çatışma sonucu öldürülen “Sinanoğlu” bunlardan yalnız bir kaçıdır.
 
Katılım
24 Ağu 2005
Mesajlar
929
Hoca Harmandalı Efeyle ilgili fasla dokuman bulamadım nette, sen temin ederbilirsen haberleselim
 
Katılım
5 May 2006
Mesajlar
1,946
Hoca Harmandalı Efeyle ilgili fasla dokuman bulamadım nette, sen temin ederbilirsen haberleselim

uymarım bu yazı aradığını karşılar :bounce:
HARMANDALI ZEYBEĞİ:

Bu Harmandalı, zeybek çeşitlerinin epey zamandır en yaygını ve en çok oynanılanı olarak tanınıyor. Aynı isimdeki eskisiyle hiçbir al'kası yoktur. Şimdiki Harmandalı oyun havasını 1916'da Çanakkale'de Ahmet Yekta Madran merhum yazmıştı. Sözleri Kurtuluş Savaşı'nda o havaya benimsetilerek "Harmandalı Zeybek Oyun Havası" diye gün gördü. Rahmetli Ahmet Yekta Madran meraklı bir musikîci ve eski muzikalılardandı. Egeli halk çocuklarından olmasıyla zeybek oyunları konusuna çekirdekten itibaren ömrü boyunca güven ve gururla bağlı yaşamıştı. Oyunun bilenlerce daima onun adı anılarak tutunabilişi yerinde bir kadirbilirlik eseri olmuştur. Bu itibarla ve "Eski Harmandalı"ndan ayırt edilmek üzere oyunun "Madran Zeybeği" diye ayrıca adlandırılması en doğru bir hareket olacaktır.

Eski ve yeni Harmandalı çeşitleri arasında figür unsurları bakımından "Üç başlangıcı" gibi müşterek (ortak) taraflar yok değildir. Yeni Harmandalı da Ege yöresinde az çok farklarla oynanır. Belli başlı tertibe göre havasının temposu üç sayılıp beş oynanır.

Harmandalı çoğu zaman tek oynanmakla beraber 2. 4 ve daha çok kişiyle yürütülmesi de mümkündür. Sekiz figürü vardır. Bergama'nın Kaşıkçı köyünde görülebilen dörtlü Harmandalının eskisine en yakın kaldığı anlaşılır.

Oyuna Kalkış: Harmandalına kalkan oyuncu, sol ayak önde, sağ ayak yarım adım geride olmak üzere efece durur ve kendi ed'sı dairesinde haykırır; bu "esas duruş"tur.

Duruş, yürüyüş, kolların sallanışı, havaya kaldırılması ve ağır ağır indirilmesi, sağ elle silâhlıktan (yani belden) tabancaya davranır gibi yapış, bütün bunlar oyuncunun elinde olan tavırlardır, sanatla yapılabilirler.

1. Yürüyüş: Havayı alma sırası gelince "üç yapılarak" oyun başlar. Yerinde olmak üzere sol ayak bir karış kadar kalkar ve iner. Sağ ve sol ayaklar böylece kalkıp inerler. Üç yapılmış olur. Bu hareket sırasında kollar iniktir.

Üçler, oyunun düzenli yürümesi için yapılır. Her figürün başında ya bu "Üç", yahut onun yerine soldan dönme yapılır. Sırası gelince "soldan dönme" de anlatılır. Tarifler sırasında, "üç yapılır" delindiği zaman bu sol, sağ ve yine sol ayakların yerinde kalkıp inişi anlaşılmaktadır.

Üç yapıldıktan sonra durulmadan beş yapılır. "Beş yapmak" şöyle olur: Kollar aşağıda ağır ağır sallanır. Sağ ayak bir adım ileri atar (bir). Sol ayak bir adım ileri atılır (iki), Sağ ayak bir adım ileri (üç), sol ayak bir adım ileri (dört) ve sağ ayak tekrar bir adım ileri atılır (beş), durulur. Bu gezinti daha ziyade daire çizer gibi yapılıp beşte daire içinde dönmüş olur.

Harmandalının havası bu 3 ve 5 yani "sekiz" esası içinde döner. Sekiz figür, bu esasa göre düzenlidir.

İlk figür, yani (gezinti", bir - iki veya üç defa yapılabilir. Oyunun kısa veya uzun sürmesi hareketlerin sayısına (tekrarına) bağlıdır.

2. Kollu Yürüyüş: Esas duruşta, sol ayak önde sağ ayak yarım adım geridedir. Kollar ağır ağır kalkarken oyun başlar ve beş yapılır.

Birinci figürün aynıdır, fakat beşte kollara havada oynatılır. Bir, iki veya üç defa yapılabilir.

3. Çarpma: Esas duruştadır, üç yapılır. Bundan sonra sağ ayak sol ayak üstüne atılır (bir), yarım adım kadar sağa açılır (iki), yine sol ayak üstüne atılır (üç), yarım adım sağa açılır (dört), beşinci de sağ ayak bir adım ileri atılır, sol diz üstüne çökülür (fakat diz yere değmez) ve sağ kol belden bıçak çeker gibi bir davranış yaparken yukarı kalkılır (beş), kollar ağır ağır inerken sağ ayak üstünde durulur. Üç sayı kadar bu vaziyette yerinde durulduktan sonra aynı hareket yürütülür. Sıra beş sayısına gelince sol ayakla tekrarlanır. Yani, sol ayak iki sefer de sağ ayak üstüne çarpılıp açılır. Beşte soy ayak bir adım geriye atılarak sol diz üstüne çökülür gibi yapılmak suretiyle kalkılır.

Üçüncü figür bir defa oynanır. İstenirse ikinci figür bir veya iki defa tekrarlanır.

4. Ağır Atlama: Esas duruş. Üç yapılır. Sağ ayak sol ayak üstüne atılıp üç sayı kadar durulur. Sağ ayak burnu bir karış önden yere değdirilir ve bir adım kadar ileri atılır (dört); sol ayak bir adım ileri atılarak biraz çökülür ve kalkılır (beş); ayağa kalkılırken kolları ağır ağır iner.

5. Diz Üstü: Soy ayak önde, sağ ayak yarım adım geridedir. "Üç" yerine "soldan dönme" yapılacaktır. Soldan geri şöyle dönülür. Sol ayak kaldırılıp bir karış açıkta yarım sola doğru basılır (bir); sağ ayak gövdeyle birlikte yarım daire çizerek sola döner (iki) sol ayak yerinden kalkıp bir karış öne basar (üç) sola dönülmüş olur. Dönme sonunda yine sol ayak önde, sağ ayak yarım adım geride kalmıştır.

Sağ ayak sol ayağın dizi üstüne atılır (bir); aynı ayak arkaya atılır (iki), gene sağ ayak bir adım ileri atılır (üç), sol ayak arkada kalmak üzere çökülür. Sol diz üstüne gelinerek sol diz bir kere yere vurur (dört); yerde yarım sola dönülüp sağ diz de bir kere yere vurulur (beş). Sol ayak üstünde ayağa kalkılırken kollar ağır ağır aşağıya iner.

Sol ayak üstünde ayağa kalkıldıktan sonra istenilirse esas duruşta sağ ayak üstüne basılarak "soldan dönme" yapılır. Kollar aşağıdadır ve ağır ağır sallanır, sonra kaldırılırlar. İkinci figür gibi oynanır.

6. Atik Hareket: Esas duruş ve üçü yerine "soldan dönme" yapılır.

Sol ayak sol ayak üstüne doğru hızla gider ve sağa gelir (bir); sağ ayak bir adım ileri atılır, çökülür ve hemen ayağa kalkılır (iki); sol ayak diz üstüne atılır (üç), bir adım ileri basılır (dört); sol ayakla bir defa sekilirken sağ ayak öne atılıp çökülür gibi yapılarak kalkılır (beş). Kollar da ağır ağır indirilmiştir. İstenilirse beşinci figürün sonundaki gibi oynanır.

7. Diz Çökme: Üç yerine "soldan dönüş" yapılır. Dönüşten sonra; sağ ayak arkada kalıp yarım adım öndeki sol ayağın üstüne basılır. Sağ ayak hızla bir adım ileri atılır (bir); çökülür (iki); sol diz iki kere yere vurulur (üç): sonra ayaklar yerde kımıldamaksızın yarım sola dönülür, sağ diz bir defa yere dokundurulur (dört), sağ ayak üstüne basılarak kalkılır ve kalkılırken kollar ağır ağır iner (beş). İstenilirse birinci figürün sonundaki gibi oynanır.

8. Çapraz - Bağlantı: Sol ayak ilerde, sağ ayak geride durulur, soldan dönülür.

Sağ ayak az sola çaprazlama bir adım atılır yere basılır (bir); sol ayak da yerinde bir miktar kalkıp yine basar (iki); sağ ayak yarım sağa döndürülürken bir adım ileri atılır (üç); sol ayak sağın yanına gelip ucu yere basar (dört); tekrar sol yana bir adım kadar açılarak burnu hafifçe yere basılırken sağ kol yukarda ve sol kol inik bulunur; böylece bir miktar kaykılı durulup sel'm verilmiş olur ve oyun biter (beş).

Harmandalı Zeybeğinin bu oyuna has sözleri vardır:

Harmandalı efem bakıyor, hey hey
Bileğinden kanlar akıyor, vay hay
Gümüş bilezikli mavzerin vay hay
Namlusunda şimşek çakıyor, vay hay

Efeme her cepken yaraşır, hey hey
Korku nedir bilmez dolaşır, vay hay
Bütün kızanların önünde, vay hay
Elinde yatağan savaşır, vay hay

İzmir ve yöresinin günümüzdeki başlıca zeybek çeşidi olan Harmandalı Zeybekte söylenen bu türkünün havasında da mertliğin ifadesi açıktır.
------------------
 
Katılım
24 Ağu 2005
Mesajlar
929
Hocam emegine saglık, yalnız bu yazı oyunla ilgili bilgi iceriyor, Harmandalı Efenin kendisiyle ilgili dokuman lasım bana, mesela bu sözlerin

Harmandalı efem bakıyor, hey hey
Bileğinden kanlar akıyor, vay hay
Gümüş bilezikli mavzerin vay hay
Namlusunda şimşek çakıyor, vay hay

Efeme her cepken yaraşır, hey hey
Korku nedir bilmez dolaşır, vay hay
Bütün kızanların önünde, vay hay
Elinde yatağan savaşır, vay hay

yazılıs hikayesi, tarihi, kimdir, nerde yasamıstır, gibi
 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Yeni mesajlar

Çok Beğenilen Mesajlar

Üst