- Katılım
- 14 Nis 2003
- Mesajlar
- 7,151
- Motosikleti
- Yamaha MT-09 Tracer
- Konu Yazar
- #1
Benim gibi yolda olmayı seven ve çok güzel bir amaç ile yola çıkan sevgili Zafer Akçay’ın ve Levent Vardar’ın ikitekerleri ile çok tekerli trenlerin izini takip ettiği bir geziyi sizinle paylaşmak istedim. Buyrun kendi ağızlarından öğrenelim.
İKİ TEKERLE ÇOK TEKERİN ARDINDAN
Yıllar önce demir ağlarla örülen bir ülkenin coğrafyasını, bu demiryollarını ray ray takip ederek dolaşmak düşüncesiydi içimizi kaynatan. Küçük, sakin, gururlu, yorgun istasyonlar demirbaş demiryolcular. Ceplerinde köstekli Serkisoflarıyla yıllar öncesinin Express saatlerini içlerinden hala ezber eden emektarlar. Yüksek tavanlı taş binalar. Pencerelerinde sardunyalar, kapı eşiğinde sefer tasları...
Türkiye’de 1856 yılından bugüne 11 bin kilometre demiryolu yapılmış. Çoğu da Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmış. Bu demiryollarında yüzlerce hatta binlerce istasyon var. Şu anda kapalı olanlar bile gezilecek, hepsinden birer fotoğraf alınacak ve arşivlenecek. Bu sırada istasyonların hikayeleri dinlenecek, gerekli görülenler kaleme alınacak. Bunların yanında bir de 11 bin kilometrelik demiryolu ağını gezmek için en az 25 bin kilometre yol yapılacak. Oh oh oh... Bunları yapmak için insanın biraz çılgın olması gerekiyor. O da bizde var.
Yolculuğun ilk etabının başlayacağı gün çok özel; 29 Ekim. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 83’üncü yıldönümü. 2006 yılı Anadolu’da demiryolu taşımacılığının 150’nci yıldönümü ve tarih, 29 Ekim. Uygun seçimler bunlar.
İLK GÜN ’KAYIP RAYLARIN İZİNDEN’
Buluşma yeri Alsancak Garı, hareket saati 10.00, günlerden Pazar. Gara giderken Cumhuriyet Meydanı’ndan geçiyoruz. Müthiş bir kalabalık Ata’nın huzurunda toplanmış törenlerin başlamasını bekliyor. Biz de atamıza selam veriyoruz. Gara geldiğimizde İzmir’deki çeşitli motosiklet gruplarından arkadaşlarımızın bizi uğurlamaya geldiğini görüp duygulanıyoruz, gözlerimiz dolu dolu oluyor. Fotoğraf çekimleri, röportajlar, aile vedaları falan derken yola çıkışımız 11.30’u buluyor. Gardan ayrılırken kendimizi kahraman gibi hissediyoruz.
Uğrayacağımız ilk istasyon, şimdilerde kapatılmış olan Seydiköy İstasyonu. Bizi yolcu etmeğe gelenlerle birlikte gidiyoruz ilk istasyonumuza. Tarihi bir bina. 1800’lerin sonunda yapılmış. 1980’de de kapatılmış. Rayları asfaltın altında kalmış. Ama biz sokak arasında başkaldıran bir rayı bulup çıkartıyoruz. Sanki "gelin beni görün, bakın buradayım" der gibi asfaltın üstüne çıkmış. Bir tarihin nasıl yok olduğunu o sırada anlıyoruz. Bunun gibi kaç maceraya tanıklık edeceğimizi bilmeden yola devam ediyoruz.
İstasyonları bulmak çok kolay değil. Evet elimizde bir liste ve bir harita var ama bunları üst üste koymak her zaman kolay olmuyor. Çünkü hiçbir yerleşim yerinde "Gar’a gider" tabelası yok. Her yerde otogar tabelaları var ama istasyon tabelası hiçbir yerde yok. GPS cihazımız olmasına karşın bazen zorlanıyoruz.
Hava çok güzel. Keyfimiz yerinde. Demiryolu çalışanlarıyla ilk karşılaşacağımız istasyon olan Cumaovası’na doğru gidiyoruz. İzmir’deki yenileme çalışmaları yüzünden Alsancak ve Basmane istasyonları kapalı. Tüm çalışanlar bizi güler yüzle karşılıyor ve bu, gezinin sonuna kadar böyle devam ediyor. Çocukluğumuzdaki kondüktör amcalar gerçekten çok içten, çok alçak gönüllü. Hemen samimi oluyoruz.
Cumaovası, Torbalı, Tepeköy, Sağlık derken elimizdeki listede görünen Kozpınar İstasyonunu arıyoruz. Ara, ara ama bulama. Çünkü istasyon kapanmış, hatta içinde yaşayan aile tarafında ev haline dönüştürülmüş. Ama biz, mimarisinden buranın aradığımız yer olduğunu anlıyoruz. Fotoğraf için yanaşınca aile bizi karşılıyor ve sohbet de başlıyor. Güzel insanlar. Güle güle otursunlar.
Yola çıkmak için çok geç kaldığımızdan ve o gün saatlerin bir saat geri alınmasından dolayı saat 17.00’ye doğru hava kararmaya başlıyor. Biz de son durak olarak Selçuk İstasyonu’nu seçiyoruz. Selçuk, tipik bir İngiliz mimarisi. Ege’deki bir çok istasyon gibi o da taş bina ve harika.
İKİNCİ GÜN ’ISLAK TAKİP’
İkinci güne yağmurla başlıyoruz. Başlamak ne kelime hep yağmurun içinde yol alıyoruz. Olsun, bir amacımız var be hiçbir şey bizi durduramaz. Sucuk gibi oluyoruz, ama keyfimiz acayip yerinde. Her istasyon bizde başka duygular uyandırıyor. Çalışanlarla dostluklar kurup, hikayelerini dinliyoruz, ikram edilen çayları yudumluyoruz. 100-150 yıllık istasyonlar ağırlıyor bizi. Zaman sanki hiç geçmemiş gibi, hepsi o kadar güzel ki.
Gelip geçen trenlerdeki çalışanlar artık bizi yavaş yavaş tanımaya başlıyorlar. İlk günkü "Ne yapıyor bu adamlar" bakışları ikinci günden sonra yerini "Aaaa bak bizim morcular" bakışlarına bırakıyor. Biz de bundan çok hoşlanıyoruz. Karşılıklı selamlaşmalar her istasyonda devam ediyor.
ÜÇÜNCÜ GÜN ’ÇOKTEKER ÇOK ÇEKER’
Üçüncü gün yine yağmur var. Alıştık artık. Lahana gibi giyiniyoruz yine. Kıyafetlerimiz su geçirmiyor ama bir yere kadar. Böyle bir yağmura dayanması mümkün değil. O yüzden yağmurluklarımızı da giyiyoruz çoğu zaman. Daha sonraki günlerde hava açıyor. Ege’de istasyonların arası çok kısa. Motorlara binmemizle inmemiz bir oluyor. Bu da yorulmamıza neden oluyor tabii. Akşamları kaldığımız otellerdeki yataklarımızı pek beğeniyoruz. Yol boyunca demiryolu kullanımının hiç de düşük olmadığına tanık oluyoruz. İnsanlarımız bu güvenli taşıtı oldukça sık kullanıyorlar. Ama asla yeterli değil. Toplu taşıma önem verilmeyen ülkemizde trafik kazalarının azalmasında, milli servetin korunmasında demiryolunun önemi ne zaman anlaşılacak diye düşünüp duruyoruz yol boyunca. Yöneticilerimiz aslında sık sık da yurtdışına gidiyorlar ama görmüyorlar demek ki orada çözüm nasıl bulunmuş. Tüm gelişmiş ülkelerde ana taşımacılık demiryoluyla sağlanıyor. Uzun soluklu projemizin ilk etabını 6 gün sonra Afyon’da tamamlıyoruz. Artık İzmir’e dönme vakti. Çok ama çok uzun geçecek bir yolculuğun ilk etabı da böylece bitmiş oluyor. Hep tatlı anılar bitiriyoruz bu yolculuğu. Umuyoruz bütün programda böyle geçer. Ve umuyoruz sizinle de bir istasyonda karşılaşırız...
Yamaha YBR 250 2007’de Türkiye’de
Yamaha özellikle şehir içinde ulaşım için kullanılan commuter sınıfında YBR 125’in abisi YBR 250’yi getirmeye başlayacak. 250 cc tek silindirli motoru 21 beygir güce sahip. YBR 250’nin püskürtmeli besleme sistemi, 5 vitesli şanzımanı, çevre dostu katalizörü, 19,2 Litrelik benzin deposu ile kendi sınıfına iddialı giriyor. Sürekli şehir içinde kısa mesafeli sürüşler yapan ya da yapmayı düşünenler için iyi bir seçenek.
Ayşe Şule BİLGİÇ
[email protected]
Rüzgarın Kızı - Ayşe Şule Bilgiç'in Yazıları Her Çarşamba Hürriyet Gazetesi Otoyaşam Ekinde Yayınlanır.