Forumdan Uzaklaştırıldı
- Katılım
- 11 Ocak 2006
- Mesajlar
- 649
- Konu Yazar
- #1
Bilgiledirme: Bu mesajı yazan kullanıcının üyeliği iptal edilmiştir.
Bir mektup yazdım Yılmaz Erdoğan'a. Zarfa koymadan önce sizlere de yüksek sesle okumak istedim.
Yılmaz Erdoğan
BKM/İstanbul
Bir mektubu okuduktan sonra beğenmeyip, zarfa tekrar koyup göndericisine iade etmenin hoş olmadığını bilmediğimi sanma. Ama bu sefer böyle oldu ve ben yazdığın mektubu, bu mektubumun ekinde sana iade ediyorum.
Benim hiçbir zaman senin gibi romantik bir dilim olamadı. Edebi lafları arka arkaya dizip şiir yazmasını ise hiç bilmem.Ama bu benim hassas olmadığım veya duygusuz olduğum demek değildir.
Seni anladım. Hem de çok iyi anladım. Aman! Sakın! Mütareke basının anladığı enteller gibi seni anladığımı sanma!
Allah beni o durumlara düşürmekten saklasın! Eğer bir gün görseydim seni bir şehidimizin cenaze töreninde, elinde al bayrakla en önde yürürken, "Bu Vatan Bölünmez" diye bağırken, yazdığın mektubun içindeki maddi hataların hepsini görmezden gelir, sana iade etmezdim. Derdim ki en nihayetinde; " Sanatçı kafasıdır, karışmış biraz."Ama; Gönderdiğin kanamalı güvercindi silâhı eline alıp ilk dağa çıkan. Terörü başlatan ve devam ettiren de o oldu. Hatta terörden ekmek dahi yedi.Senin savaş dediğinin adı terördür. Savaş iki devlet arasında olur. Topraklarımız içinde ayrı bir devlet kuruldu da bizim mi haberimiz olmadı?
Senin kanamalı güvercininin elindeki keleşten çıkan mermi ile kıpkırmızı bir gül yaprağı olup düşerken Mehmetçik sahi sen ve mektupların nerdeydiniz? Biliyor musun; öz be öz Türkçe olarak kaç ana, kaç eş, kaç evlât bağırdı; "Söyleyin Güneşe Bu Sabah Doğmasın!" diye. Sen, sahi o zamanlarda da nerelerdeydin?
O Mehmetçik'lerin yüzlerine bakmaya kıyamazdın. Bahar kadar güzeldiler. Ay kadar güzeldiler.Ecelleri senin mektubunda siyasallaşmasını resmen istediğin PKK'nın ta kendisi oldu. Bak sen bir mektup yazdın. Herkes sesini duydu. Peki; sen geçen hafta Gül Hanımın sesini duydun mu? Gül Hanım bir şehit eşi. Senin bahsettiğin o mayınlarda geçtiğimiz günlerde şehit olan binbaşının ardından annesinin "Artık vatan sağ olsun demeyeceğim" demesi üzerine "Hiç kimsenin bu anayı kınamaya hakkı yoktur" başlıklı bir yazı yazdı. Tabii Gül Hanım senin gibi ince zanaatkâr olmadığından, sesini ancak bizler duyabildik. Ne mütareke basının başköşelerine çıktı, ne de dantel misali entellerden destek alabildi.
"Zemheri soğuğunda ateşler içinde yandım" dediğinde,biz onu çok iyi anladık. Yazdıkları öz Türkçe idi. Sade Türkçe idi. "Elimde kelimeler var" deyip alt alta dizerek şiirimsi havalar katarak, senin gibi satır arası mesajlar iletmeye çalışmadan, açıkça, mertçe yazdı. Gerçek bir Türk kadını idi yazarken. Kaçak güreşmedi senin gibi. Ağırbaşlı, vakur, efendi, sözünün ardında duran cesur bir Türk kadını Gül Hanım. Ateşin düştüğü yer Gül Hanım.Yani senin anlayacağın, şehit eşine lâyık bir Türk kadını Gül Hanım.
Sahi, senin bahsettiğin şu kürtçe ağıtlardan birini, birebir tercüme edip yollasana bana. Yayınlayalım! Gül Hanımın feryadını okuduğumuz gibi onları da okuyalım! Birkaç tanesinin çevirisi bana denk geldi, biliyorum. Onlardan olsun ama. Sakın kıvırtma! Çok iyi kürtçe bildiğinin dersini de vermişsin mektubunda.
Uzun uzun mektubunda yer ayırdığın mayınlardan sadece son bir ayda kaç asker, kaç subay şehit oldu bilir misin? Dağın tepesine helikopterle indirme yaparken aşağıya atlayan asker, mayının üstüne bastığında,ölüm nasıl gelir bilir misin? Her şeyi hayal eden beyin gücün, onu da hayal etsin bir kere.
Dağın tepesine o mayınları kim döşedi? Ya da asfalta? Veyahut kuş uçmaz kervan geçmez patikalara kimler döşedi o mayınları? Mektubunda mayınları döşeyenlerin adını koymayarak, mayınlarla gelen ölümlerde orduyu da ne kadar net suçlamışsın!
"Dağa çıkmak yazgı" dediğin an mektubunda, sen de onlardan olmadın mı? Ya da yazgının mı tarifini bilmezsin? Aynı cümle içine "kışlada olmak yazgısı" kelimelerini de katarak, kelimelerinle yaptığın oyunu görmedik mi?
Kanlı terör örgütünün eşkıyaları ile bu ülkenin şerefli askerini aynı kefeye koymak seni "aydın -sanatçı" yapıyorsa ve mütareke entellerinden de destek alıyorsan eğer; senin de, entellerinin de boynunadır bu işin vebali. Masumiyetten bahseden güya masum(!) mektuplar yazarak bu vebale de bizi ortak etmeye kalkma.
Edebiyatçılardan(!) çok büyük destek alan bu mektubu, açık olarak Türk milletine yazana kadar neden dağdaki kızlarınıza bir mektup yazmadın? Senin aşk ve sevgi dilinin çok iyi olduğunu söylerler. Yazsaydın ya o kızlara;
-" Yakışır mı size âşıktaşlık etmek! Bir erkek evleneceği kadının yapısında asalet arar! Nezaket arar! Namus arar! Hangi erkek, soğuk dağ gecelerinde eşkıya yatağı ısıtmış, yorgun yosmayı alır? Bakın bana, evlenmek için sizler gibi dağdan bir kızı mı seçiyorum?"
Cesaretin varsa Yılmaz Erdoğan bu mealde bir mektup yaz. Senin kahramanlığını ben o zaman göreyim.
Önceden gerekli mihraklara haber verilerek desteği sağlanmış, kendi kendine sipariş ettirilmiş mektuplar yazarak, Türk Milletini ve Türk Ordusunu suçlayarak kaybeden sen oldun.Tarih senin gibi kaybedenlerle dolu.
Velhasıl Yılmaz Erdoğan. Yıktın perdeyi, eyledin viran.
A. Asuman ÖZDEMİR
BASINDAN...
Özdemir İNCE [email protected]
Erdoğanlar dayanışması
KUALA Lumpur’da yapılan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) toplantısında, Lübnan savaşıyla ilgili konuşma yaparken "Esas çözüm Siyonist rejimin yok edilmesi" (Asıl çare İsrail’in ortadan kaldırılması) diyen İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın görüşüne herhangi bir tepki göstermeyen Başbakan Erdoğan, dönüş yolunda uçakta Türk gazetecilerle konuşuyor.
Ve Başbakan Erdoğan, uçakta medyaya hal ve gidiş notu verirken, "Geçen yıl aydın hareketi olmuştu, bana gelmişlerdi, ben de Diyarbakır’a gitmiştim. Yılmaz Erdoğan’ın mektubu da çok iyi oldu. Keşke böyle girişimler olsa, medya olarak destek verseniz" diyor. (Hürriyet, Enis Berberoğlu, 5 Ağustos 2006.)
RÜKÜŞLÜKLER SALATASI
Başbakan, Yılmaz Erdoğan’ın kitch üslubunu ve kitch duygularını beğenmiş olabilir. Zevkler ve renkler tartışılmaz derler ya siz kulak asmayın bu söze, zevkler de renkler de tartışılır. Bu tartışma da estetik denen güzellik felsefesinin değerlendirme ölçülerine göre yapılır.
Yılmaz Erdoğan’ın "Yalvarıyorum" mektubu, metin olarak, edebi ve estetik değer ve güzelliği olmayan rüküşlükler salatasıydı.
Başbakan Erdoğan, Yılmaz Erdoğan’ın kaleme aldığı rüküş mektubu beğenmiş ve "Keşke böyle girişimler olsa" diye hayıflanıyor.
Böyle bir metni beğendiğine göre Başbakan’ın ciddi bir edebi zevki olduğundan söz edilemez.
Ancak Başbakan, Yılmaz Erdoğan’ın yalnızca üslubunu, yansıttığı duyguları değil ama aynı zamanda mektubun içerdiği düşünsel mesajı da beğeniyor.
ONAYLANAN DÜŞÜNCELER
Yılmaz Erdoğan’ın Başbakan Erdoğan tarafından onaylanan düşüncelerini anımsayalım:
- "Sebebini unuttum kavganın ve umurumda da değil siyasi tartışmalar. Bir tek şey için dua ediyorum her gece, her gündüz: Kimse genç ölmesin dağlarımızda" diyor.
- Kavganın nedeni ayrılıkçı terörist PKK’nın 22 yıl önce Cumhuriyet’in bütünlüğüne yaptığı silahlı saldırı değil mi? Bu gerçeği unutmak ülkeye ve halka saygısızlık değil mi?
"Kimse genç ölmesin dağlarımızda" cümlesi askeri ve güvenlik güçlerini değil PKK’yı kapsamaktadır. Edebi olduğu iddia edilen bu metinde kullanılan "dağ" sözcüğü, tıpkı "dağdakiler", "dağdan inmesi gerekenler" gibi PKK’yı işaret etmektedir.
- "Silahlar susmadan sebebi konuşmaya imkán da yok lüzum da" diyor.
Yılmaz Erdoğan, PKK ile birlikte TSK ve güvenlik güçlerinin aynı anda silah bırakmalarını istiyor. Nerede görülmüş bir ülkenin meşru güçleriyle gayri meşru çetenin aynı anda ve eşit koşullarda silah bıraktığı. Terörizmin nedenini konuşmanın imkánı da lüzumu da var.
PKK AMİGOLUĞU
Yılmaz Erdoğan, PKK terörizmini feodal kan davası düzeyine indirgiyor. Bir yanda TC aşireti, bir yanda PKK aşireti!.. Kaymakam Yılmaz Erdoğan bir açık hava şöleni düzenleyip tarafları barıştırsa, el öptürse bari!
Başbakan Erdoğan’ın bu dört başı bayındır ilkelliği onaylaması şaşırtmaz beni, ancak kimi şair ve yazarların bu ilkel metnin tuzaklarını görememesi beni çok üzdü.
Elbette ne Mehmetçikler şehit olsun, ne de PKK militanları ölsün! Elbette analar yavruları için gözyaşı dökmesin. Bunu isteyenler açık seçik ve harbi konuşur.
Yapılacak çağrının PKK’dan başka muhatabı yoktur. Muhatabı ikiye çıkarmak, PKK amigoluğu yapmaktan başka bir şey değil. Adaşlar da dayanışma halinde bunu yapıyor!
Yılmaz Erdoğan
BKM/İstanbul
Bir mektubu okuduktan sonra beğenmeyip, zarfa tekrar koyup göndericisine iade etmenin hoş olmadığını bilmediğimi sanma. Ama bu sefer böyle oldu ve ben yazdığın mektubu, bu mektubumun ekinde sana iade ediyorum.
Benim hiçbir zaman senin gibi romantik bir dilim olamadı. Edebi lafları arka arkaya dizip şiir yazmasını ise hiç bilmem.Ama bu benim hassas olmadığım veya duygusuz olduğum demek değildir.
Seni anladım. Hem de çok iyi anladım. Aman! Sakın! Mütareke basının anladığı enteller gibi seni anladığımı sanma!
Allah beni o durumlara düşürmekten saklasın! Eğer bir gün görseydim seni bir şehidimizin cenaze töreninde, elinde al bayrakla en önde yürürken, "Bu Vatan Bölünmez" diye bağırken, yazdığın mektubun içindeki maddi hataların hepsini görmezden gelir, sana iade etmezdim. Derdim ki en nihayetinde; " Sanatçı kafasıdır, karışmış biraz."Ama; Gönderdiğin kanamalı güvercindi silâhı eline alıp ilk dağa çıkan. Terörü başlatan ve devam ettiren de o oldu. Hatta terörden ekmek dahi yedi.Senin savaş dediğinin adı terördür. Savaş iki devlet arasında olur. Topraklarımız içinde ayrı bir devlet kuruldu da bizim mi haberimiz olmadı?
Senin kanamalı güvercininin elindeki keleşten çıkan mermi ile kıpkırmızı bir gül yaprağı olup düşerken Mehmetçik sahi sen ve mektupların nerdeydiniz? Biliyor musun; öz be öz Türkçe olarak kaç ana, kaç eş, kaç evlât bağırdı; "Söyleyin Güneşe Bu Sabah Doğmasın!" diye. Sen, sahi o zamanlarda da nerelerdeydin?
O Mehmetçik'lerin yüzlerine bakmaya kıyamazdın. Bahar kadar güzeldiler. Ay kadar güzeldiler.Ecelleri senin mektubunda siyasallaşmasını resmen istediğin PKK'nın ta kendisi oldu. Bak sen bir mektup yazdın. Herkes sesini duydu. Peki; sen geçen hafta Gül Hanımın sesini duydun mu? Gül Hanım bir şehit eşi. Senin bahsettiğin o mayınlarda geçtiğimiz günlerde şehit olan binbaşının ardından annesinin "Artık vatan sağ olsun demeyeceğim" demesi üzerine "Hiç kimsenin bu anayı kınamaya hakkı yoktur" başlıklı bir yazı yazdı. Tabii Gül Hanım senin gibi ince zanaatkâr olmadığından, sesini ancak bizler duyabildik. Ne mütareke basının başköşelerine çıktı, ne de dantel misali entellerden destek alabildi.
"Zemheri soğuğunda ateşler içinde yandım" dediğinde,biz onu çok iyi anladık. Yazdıkları öz Türkçe idi. Sade Türkçe idi. "Elimde kelimeler var" deyip alt alta dizerek şiirimsi havalar katarak, senin gibi satır arası mesajlar iletmeye çalışmadan, açıkça, mertçe yazdı. Gerçek bir Türk kadını idi yazarken. Kaçak güreşmedi senin gibi. Ağırbaşlı, vakur, efendi, sözünün ardında duran cesur bir Türk kadını Gül Hanım. Ateşin düştüğü yer Gül Hanım.Yani senin anlayacağın, şehit eşine lâyık bir Türk kadını Gül Hanım.
Sahi, senin bahsettiğin şu kürtçe ağıtlardan birini, birebir tercüme edip yollasana bana. Yayınlayalım! Gül Hanımın feryadını okuduğumuz gibi onları da okuyalım! Birkaç tanesinin çevirisi bana denk geldi, biliyorum. Onlardan olsun ama. Sakın kıvırtma! Çok iyi kürtçe bildiğinin dersini de vermişsin mektubunda.
Uzun uzun mektubunda yer ayırdığın mayınlardan sadece son bir ayda kaç asker, kaç subay şehit oldu bilir misin? Dağın tepesine helikopterle indirme yaparken aşağıya atlayan asker, mayının üstüne bastığında,ölüm nasıl gelir bilir misin? Her şeyi hayal eden beyin gücün, onu da hayal etsin bir kere.
Dağın tepesine o mayınları kim döşedi? Ya da asfalta? Veyahut kuş uçmaz kervan geçmez patikalara kimler döşedi o mayınları? Mektubunda mayınları döşeyenlerin adını koymayarak, mayınlarla gelen ölümlerde orduyu da ne kadar net suçlamışsın!
"Dağa çıkmak yazgı" dediğin an mektubunda, sen de onlardan olmadın mı? Ya da yazgının mı tarifini bilmezsin? Aynı cümle içine "kışlada olmak yazgısı" kelimelerini de katarak, kelimelerinle yaptığın oyunu görmedik mi?
Kanlı terör örgütünün eşkıyaları ile bu ülkenin şerefli askerini aynı kefeye koymak seni "aydın -sanatçı" yapıyorsa ve mütareke entellerinden de destek alıyorsan eğer; senin de, entellerinin de boynunadır bu işin vebali. Masumiyetten bahseden güya masum(!) mektuplar yazarak bu vebale de bizi ortak etmeye kalkma.
Edebiyatçılardan(!) çok büyük destek alan bu mektubu, açık olarak Türk milletine yazana kadar neden dağdaki kızlarınıza bir mektup yazmadın? Senin aşk ve sevgi dilinin çok iyi olduğunu söylerler. Yazsaydın ya o kızlara;
-" Yakışır mı size âşıktaşlık etmek! Bir erkek evleneceği kadının yapısında asalet arar! Nezaket arar! Namus arar! Hangi erkek, soğuk dağ gecelerinde eşkıya yatağı ısıtmış, yorgun yosmayı alır? Bakın bana, evlenmek için sizler gibi dağdan bir kızı mı seçiyorum?"
Cesaretin varsa Yılmaz Erdoğan bu mealde bir mektup yaz. Senin kahramanlığını ben o zaman göreyim.
Önceden gerekli mihraklara haber verilerek desteği sağlanmış, kendi kendine sipariş ettirilmiş mektuplar yazarak, Türk Milletini ve Türk Ordusunu suçlayarak kaybeden sen oldun.Tarih senin gibi kaybedenlerle dolu.
Velhasıl Yılmaz Erdoğan. Yıktın perdeyi, eyledin viran.
A. Asuman ÖZDEMİR
BASINDAN...
Özdemir İNCE [email protected]
Erdoğanlar dayanışması
KUALA Lumpur’da yapılan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) toplantısında, Lübnan savaşıyla ilgili konuşma yaparken "Esas çözüm Siyonist rejimin yok edilmesi" (Asıl çare İsrail’in ortadan kaldırılması) diyen İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın görüşüne herhangi bir tepki göstermeyen Başbakan Erdoğan, dönüş yolunda uçakta Türk gazetecilerle konuşuyor.
Ve Başbakan Erdoğan, uçakta medyaya hal ve gidiş notu verirken, "Geçen yıl aydın hareketi olmuştu, bana gelmişlerdi, ben de Diyarbakır’a gitmiştim. Yılmaz Erdoğan’ın mektubu da çok iyi oldu. Keşke böyle girişimler olsa, medya olarak destek verseniz" diyor. (Hürriyet, Enis Berberoğlu, 5 Ağustos 2006.)
RÜKÜŞLÜKLER SALATASI
Başbakan, Yılmaz Erdoğan’ın kitch üslubunu ve kitch duygularını beğenmiş olabilir. Zevkler ve renkler tartışılmaz derler ya siz kulak asmayın bu söze, zevkler de renkler de tartışılır. Bu tartışma da estetik denen güzellik felsefesinin değerlendirme ölçülerine göre yapılır.
Yılmaz Erdoğan’ın "Yalvarıyorum" mektubu, metin olarak, edebi ve estetik değer ve güzelliği olmayan rüküşlükler salatasıydı.
Başbakan Erdoğan, Yılmaz Erdoğan’ın kaleme aldığı rüküş mektubu beğenmiş ve "Keşke böyle girişimler olsa" diye hayıflanıyor.
Böyle bir metni beğendiğine göre Başbakan’ın ciddi bir edebi zevki olduğundan söz edilemez.
Ancak Başbakan, Yılmaz Erdoğan’ın yalnızca üslubunu, yansıttığı duyguları değil ama aynı zamanda mektubun içerdiği düşünsel mesajı da beğeniyor.
ONAYLANAN DÜŞÜNCELER
Yılmaz Erdoğan’ın Başbakan Erdoğan tarafından onaylanan düşüncelerini anımsayalım:
- "Sebebini unuttum kavganın ve umurumda da değil siyasi tartışmalar. Bir tek şey için dua ediyorum her gece, her gündüz: Kimse genç ölmesin dağlarımızda" diyor.
- Kavganın nedeni ayrılıkçı terörist PKK’nın 22 yıl önce Cumhuriyet’in bütünlüğüne yaptığı silahlı saldırı değil mi? Bu gerçeği unutmak ülkeye ve halka saygısızlık değil mi?
"Kimse genç ölmesin dağlarımızda" cümlesi askeri ve güvenlik güçlerini değil PKK’yı kapsamaktadır. Edebi olduğu iddia edilen bu metinde kullanılan "dağ" sözcüğü, tıpkı "dağdakiler", "dağdan inmesi gerekenler" gibi PKK’yı işaret etmektedir.
- "Silahlar susmadan sebebi konuşmaya imkán da yok lüzum da" diyor.
Yılmaz Erdoğan, PKK ile birlikte TSK ve güvenlik güçlerinin aynı anda silah bırakmalarını istiyor. Nerede görülmüş bir ülkenin meşru güçleriyle gayri meşru çetenin aynı anda ve eşit koşullarda silah bıraktığı. Terörizmin nedenini konuşmanın imkánı da lüzumu da var.
PKK AMİGOLUĞU
Yılmaz Erdoğan, PKK terörizmini feodal kan davası düzeyine indirgiyor. Bir yanda TC aşireti, bir yanda PKK aşireti!.. Kaymakam Yılmaz Erdoğan bir açık hava şöleni düzenleyip tarafları barıştırsa, el öptürse bari!
Başbakan Erdoğan’ın bu dört başı bayındır ilkelliği onaylaması şaşırtmaz beni, ancak kimi şair ve yazarların bu ilkel metnin tuzaklarını görememesi beni çok üzdü.
Elbette ne Mehmetçikler şehit olsun, ne de PKK militanları ölsün! Elbette analar yavruları için gözyaşı dökmesin. Bunu isteyenler açık seçik ve harbi konuşur.
Yapılacak çağrının PKK’dan başka muhatabı yoktur. Muhatabı ikiye çıkarmak, PKK amigoluğu yapmaktan başka bir şey değil. Adaşlar da dayanışma halinde bunu yapıyor!