- Katılım
- 6 Eyl 2005
- Mesajlar
- 2,546
- Motosikleti
- Honda Crf 250 L (2020), Honda Sh 125i
- Konu Yazar
- #1
Geçen yıl (2015) Yedigöller Kampı'nı yaklaşık aynı tarihlerde yapmıştık. Bu yıl da tekrarlamak istedik. Zira Yedigöller gerçekten doğa harikası bir yer.
Bu yıl tarihlerimiz 10-11-12-13 Kasım idi.
Bir gece önce eşyalarımı denkleştirip kapı yanına yığdım.

Sonrasında aşağı inip bi güzel yüklememi yaptım. (Birkaç saat uykuyu hakettik artık.)

Saatler geceyarısını gösterdiğinde yatıp, 03.00 gibi uyandım. 04.15'te yoldaydım zaten.
Yıldızları seyreyleyerek yol aldım bir müddet.
Önümde CRF ile gün içinde yapmam gereken 930 km. yol var.

İlk durak yerim 150 km. mesafede Mıstık Usta oldu. Her ne kadar 200 km. cıvarı gidiyor olsa da CRF, bu km.de benzin sinyali veriyor. (Sıkıysa alma. Üstelik otoyolda)

Sabah çorbasını ihmal etmedim tabii ki.

Pozantı'ya doğru tırmanırken güneş beni karşıladı.

Pozantı Damlama. Güzergah üzerinde daimi durak yerlerimizden biridir.

Güzel yuva yapmışlar. Yapanın ellerine sağlık.
Seyrederken,

Birinin bana seslendiğini duydum. Yalınız seyahat ediyordum. Yanlış duydum sandım önce. Bakınınca, seslenenin Fulya olduğunu gördüm.
Babalar gibi YBR'sini yüklemiş ve bir gece önce Antakya'dan yola çıkmış. Adana'da geceledikten sonra sabah erken yola çıkmış.
Güzel tesadüf.

Sonrasında birlikte yola koyulduk.

Bir yol arkadaşınızın olması, iyi hissetmenizi sağlıyor.

Pozantı'nın soğuk ama güzel doğası...

Toroslar ne de olsa. Crf ile yüklü, dip gaz 80'lere düşmek olası

Pozantı sonrası. Yakıt ikmali için duruyoruz. (Noolur noolmaz)

Kısa mola sonrası devam.

Niğde dolayları. Burada hava biraz bozdu. Sert esmeye başladı. Bulutlar da kendini gösterdi ufaktan.

Aksaray'a yaklaştık. Lakin hem sert hava, hem de azalan yakıt nedeniyle durduk. Lakin maalesef istasyonda benzin yoktu.

Ama sıcak çay vardı. Reddetmek ne mümkün. Davete itirazsız icabet ettik.

Sohbet muhabbet eşliğinde iyi gitti çaylar.

Fulya'dan bir selfie.

Yol uzun, devam ediyoruz.

Aksaray. Ankara'daki arkadaşlarla görüştük ve önümüzde yağmur olduğunu söylediler.
Yağmur riskine karşı Fulya'dan tedbir.

Oldu gibi.

İlerledikçe göz gözü görmez oldu. Fırtınaya dönüştü hava.


Şereflikoçhisar.
İyice acıkmışız. Dalıyoruz pideciye.

Ve yine devam. Gölbaşı'na doğru sürüyoruz.

Gölbaşı. Biz gelene kadar hava düzelmiş gibi.

Yine yakıt ikmali. (Sanırım en çok yaptığımız iş bu oldu)

Yorulmuş gibi. (Geçen yıl Yedigöller seyahatinde Ali Güntekin'le burada yemek molası vermiştik.)

Bu noktadan sonra ilk baştaki gibi yalınız seyahat ettim. Fulya Ankara'ya Anıtkabir ziyaretine geçti. Sonrasında gelecek.


10 Kasım nedeniyle... (Saygıyla anıyoruz)

Levhalarda Bolu'yu görmeye başladım.

Cankurtaran.Tam yakıtım bitmek üzereyken...Üstelik yol yapım sebebiyle otoyolda soldaki istasyona girerek. (Ters oldu ama, oldu)

Bolu'ya varmak üzereyim.

Ulaştım.

Bolu'daki sevgili arkadaşım Levent. Yedigöller Kamplarında bizler için elinden geleni yapmaktan geri durmadı.
Teşekkürler Levent.

40 km.lik Bolu-Yedigöller arasındaki keyifli yolu yaparaktan,

Hedefe ulaştım. Sevgili arkadaşlarım İstanbul'dan Ateş, Çetin, Rıza, Ömer, Onur, Ayvalık'tan Devrim, İzmir'den Tümer, Antakya'dan Ali karşıladı beni.

Kamp ateşi canlandırılıyor.

Biraz soğuk tabii ki. (Geçen yıl aynı tarihte Yedigöller'e kar yağmıştı)


Ateşbaşında keyifli sohbetler.

Saat 23.00 gibi Çetin ve Ateş Yedigöller yolundan Fulya'ya eskortluk ederek alıp geldiler. Deli kız. Hakikaten devam etmiş. ''Ben Bolu'dayım'' diye arayınca...

Saat geçti. Hadi yatmaya. (Az buçuk yorgun gibiyiz de...)

Ertesi sabah...(Cuma)
Erken saatte kalkıyorum. Büyük Göl'ün karşı kıyısındayız. (Sığacak mıyız acep ?)

Biraz sabah turu. Gölün etrafını turluyorum.

Enfes...






Fulya evini sırtına almış kaplumbağa misali, bungalowlara doğru gitmekte.

Arkadaşları ziyarete geldik.


İçeride hummalı bir kahvaltı hazırlığı var.

Yerlerini bulmuşlar.

Çok keyifli bir kahvaltıydı.

Kahvaltı sonrası serin serin...

Akabinde İstanbul'dan Şener'ler ve,

Hatay'dan Güntekin'ler geldi.

Çevre harika

Lakin bu alanın bizi sığmayacağına kanaat getirip,

Geçen yıl kamp yaptığımız yere, Deringöl kıyısına geçiyoruz.

Çadırların içi boşaltılıp elde taşınarak getirildi.

Burada alan geniş.


Çocuklar keyifli.


Av ve avcı. (Ava giden avlanır)

Bir kare de benden. (Huzur)

Motosikletlerimizi de getiriyoruz.


Mevcut çadırlar tamam.



Ali Mete yaman.


Bir kahvaltı masası da burada kuruyoruz.



Kurt Ali, oyun arkadaşlarını buldu.

Ve İstanbul'dan (MT'den arkadaşlarımız) Awesomee ve Kerem ziyaretimize geldiler.
İstanbul'da fena bir yağış varken bunu yapmaları gerçekten takdire şayan.

Ve Bolu'dan Levent.

Sohbet muhabbetle birlikte, güzel görüntüler...



Bir ''Huzur'' pozu daha...

Hafif yağmur başladı.

Sevgili arkadaşlarımız Awesomee ve Kerem dönüş hazırlığındalar. Keşke biraz daha kalabilseler, biraz daha kaynaşabilseydik.
Lakin başka bir kampta birarada olma sözünü aldım. Sabırsızlıkla bekleyeceğim.

Güle güle gidin...

Yağmur keyifli. (Artmazsa tabii ki)

-Elinizi korkak alıştırmayın gençler. Atın gitsin...

Adana'dan Murat ve Hasan geldiler. Hoşgeldiler. (Bir hafta kadar önce çıkmışlar yola. Güzel kamplar yaparak gelmişler kampımıza)


Bolu'dan gelen arkadaşımız Levent te müsaade istiyor.
Levent'çim, yaptıkların için sana ne kadar teşekkür etsek az. Sağolası.
Bu arada, allah analı babalı büyütsün. Bebişiniz hayırlı uğurlu olsun.

Kampımız boyunca yağan yağmur bu kadarldan ibaretti. Durdu. Ve sonrasında yağmadı. (Kerem'in dediği gibi, ''gelirken getirdik, giderken götürelim'' demişti. Aynen öyle oldu)



Yakıştı Ali'm. Lakin çok gözümüzü aldın. Kısaları yak. (Boşuna giydi ya, neyse)

İstanbul'dan sevgili Berk Oğuz...

Hoşgeldin sevgili dostum.

Antakya'dan Dr.Özden.


Bu arada gölün karşı kıyısından yardım isteyen bir fotografseverin yardım çığlığına akadaşlarımız koştu.
Bataklığa saplanmış. Kurtulmak isteyince daha çok batmış.


Mutlu son. Fotografçı, kendi tripodu sayesinde kenara çekildi.

Antakya'dan İpekçi'ler.

Ankara'dan Atahan.


İpekçi ayağının tozuyla.

-Dizilin lem...



Tijen de arada kaynadı.



İş güç...

Çadır yerine yardımcı olunur.


Her geçen saat çadır sayımız artmakta.


Keşif turu.





Minik kampçımız acıkmış.

Hava karardı.

İyi de soğuk çöktü. Kamp ateşi saati geldi.
Bu yıl Yedigöller'de güzel bir uygulama başlatmışlar. Gündüz değil kamp ateşi ve mangal, tüpgaza bile izin yok. Yani gündüz o güzelim manzaralar, dumanaltı olduğu için zeval görmüyor. Sadece kampçılar için akşam saat 20.00'den sonra kamp ateşi yakılabiliyor. (Bunu hava kararınca diye değiştirseler fena olmayacak. Zira bu mevsimde saat 18.00 gibi hava kararıyor. Ve ortalık buz kesiyor)
Odunlar Milli Parklar Müdürlüğünden. Torbası 20 tl. Kütükler ormandan. Bedava.



Tutuştu tutuştu...

Ali Mete o yaprağı atınca...

Ateşimiz oldu.
Gündüz kurtarma operasyonunda ıslanan bot kurutuluyor.

Mangal hazırlığı.


İkinci kamp ateşi Murat'lardan.


Nazoş Ana işbaşında.

Aha İpekçi'ler geldi.

Yani katıklılar falan geldi.

Antakya kokuyor. Mis gibi.




İstanbul'dan Serdar Türkoğlu ve arkadaşı kamp alanımıza intikal etti.


İstanbul'lu İstanbul'luyu Hamok Kampları'nda bulur.



Kimi mangal,

Kimi nargile derdinde.

Oyf...Mest etti.







İstanbul'dan Erkan Yeşil ve arkadaşları geldiler. Hoşgeldiler.
Hoş tesadüf. Erkan 7 yıl önce Antakya'ya gelip misafirimiz olmuş. İhtiyarlık, unutmuşum. Sağolsun hatırlattı.
Bunca yıl sonra görüştüğümüze sevindim tabii ki.



Adana'dan sevgili Çulcu'lar ve Fahri Ağabey'ler...



Çadır yeri arayışı.







Bakmıyo gibi...

Çok keyifliydi bee...


Panayır yeri gibi.

Her bölgeden arkadaşlarımız, ilk kez görüşüyor, tanışıyor olsa da...

Gecenin ilerleyen saatleri.

Ertesi sabah (Cumartesi)
Güzel bir sürprizle uyanıyoruz.
sabahın erken saatinde, gelemeyeceklerini beyan eden arkadaşlarımız Fuat, Mustafa Kara, Mete, Sertaç ani bir kararla gece arabaya atlayıp sabaha karşı Yedigöller'e gelmişler. Sevindik elbette.




İlk hedefleri Berk'in çadırı oldu. E, ne de olsa Aladağlar ekibi toplandı. (Sadece Bahadır yok)

Fena kıstırdılar. Tadını çıkarıyorlar.

Hadi çadır kurmaya.


Maşallah, motoparkımız doldu. (Bir bu kadar da bungalowlarda var.)


Tavalı Fuat gelir gelmez işe koyuldu.


Lezzet testi ayağına...

Afiyet olsun. Yine enfes bir kahvaltı sofrası.

Makinayı bırakıp aradan kaymaya çalışıyorum.

Gelecek arkadaşlara işaret olsun diyerekten...



Şimdi bu kahve var ya bu kahve...Şu ortamda ne deseniz değer.



Bu yıl tarihlerimiz 10-11-12-13 Kasım idi.
Bir gece önce eşyalarımı denkleştirip kapı yanına yığdım.

Sonrasında aşağı inip bi güzel yüklememi yaptım. (Birkaç saat uykuyu hakettik artık.)

Saatler geceyarısını gösterdiğinde yatıp, 03.00 gibi uyandım. 04.15'te yoldaydım zaten.
Yıldızları seyreyleyerek yol aldım bir müddet.
Önümde CRF ile gün içinde yapmam gereken 930 km. yol var.

İlk durak yerim 150 km. mesafede Mıstık Usta oldu. Her ne kadar 200 km. cıvarı gidiyor olsa da CRF, bu km.de benzin sinyali veriyor. (Sıkıysa alma. Üstelik otoyolda)

Sabah çorbasını ihmal etmedim tabii ki.

Pozantı'ya doğru tırmanırken güneş beni karşıladı.

Pozantı Damlama. Güzergah üzerinde daimi durak yerlerimizden biridir.

Güzel yuva yapmışlar. Yapanın ellerine sağlık.
Seyrederken,

Birinin bana seslendiğini duydum. Yalınız seyahat ediyordum. Yanlış duydum sandım önce. Bakınınca, seslenenin Fulya olduğunu gördüm.
Babalar gibi YBR'sini yüklemiş ve bir gece önce Antakya'dan yola çıkmış. Adana'da geceledikten sonra sabah erken yola çıkmış.
Güzel tesadüf.

Sonrasında birlikte yola koyulduk.

Bir yol arkadaşınızın olması, iyi hissetmenizi sağlıyor.

Pozantı'nın soğuk ama güzel doğası...

Toroslar ne de olsa. Crf ile yüklü, dip gaz 80'lere düşmek olası

Pozantı sonrası. Yakıt ikmali için duruyoruz. (Noolur noolmaz)

Kısa mola sonrası devam.

Niğde dolayları. Burada hava biraz bozdu. Sert esmeye başladı. Bulutlar da kendini gösterdi ufaktan.

Aksaray'a yaklaştık. Lakin hem sert hava, hem de azalan yakıt nedeniyle durduk. Lakin maalesef istasyonda benzin yoktu.

Ama sıcak çay vardı. Reddetmek ne mümkün. Davete itirazsız icabet ettik.

Sohbet muhabbet eşliğinde iyi gitti çaylar.

Fulya'dan bir selfie.

Yol uzun, devam ediyoruz.

Aksaray. Ankara'daki arkadaşlarla görüştük ve önümüzde yağmur olduğunu söylediler.
Yağmur riskine karşı Fulya'dan tedbir.

Oldu gibi.

İlerledikçe göz gözü görmez oldu. Fırtınaya dönüştü hava.


Şereflikoçhisar.
İyice acıkmışız. Dalıyoruz pideciye.

Ve yine devam. Gölbaşı'na doğru sürüyoruz.

Gölbaşı. Biz gelene kadar hava düzelmiş gibi.

Yine yakıt ikmali. (Sanırım en çok yaptığımız iş bu oldu)

Yorulmuş gibi. (Geçen yıl Yedigöller seyahatinde Ali Güntekin'le burada yemek molası vermiştik.)

Bu noktadan sonra ilk baştaki gibi yalınız seyahat ettim. Fulya Ankara'ya Anıtkabir ziyaretine geçti. Sonrasında gelecek.


10 Kasım nedeniyle... (Saygıyla anıyoruz)

Levhalarda Bolu'yu görmeye başladım.

Cankurtaran.Tam yakıtım bitmek üzereyken...Üstelik yol yapım sebebiyle otoyolda soldaki istasyona girerek. (Ters oldu ama, oldu)

Bolu'ya varmak üzereyim.

Ulaştım.

Bolu'daki sevgili arkadaşım Levent. Yedigöller Kamplarında bizler için elinden geleni yapmaktan geri durmadı.
Teşekkürler Levent.

40 km.lik Bolu-Yedigöller arasındaki keyifli yolu yaparaktan,

Hedefe ulaştım. Sevgili arkadaşlarım İstanbul'dan Ateş, Çetin, Rıza, Ömer, Onur, Ayvalık'tan Devrim, İzmir'den Tümer, Antakya'dan Ali karşıladı beni.

Kamp ateşi canlandırılıyor.

Biraz soğuk tabii ki. (Geçen yıl aynı tarihte Yedigöller'e kar yağmıştı)


Ateşbaşında keyifli sohbetler.

Saat 23.00 gibi Çetin ve Ateş Yedigöller yolundan Fulya'ya eskortluk ederek alıp geldiler. Deli kız. Hakikaten devam etmiş. ''Ben Bolu'dayım'' diye arayınca...

Saat geçti. Hadi yatmaya. (Az buçuk yorgun gibiyiz de...)

Ertesi sabah...(Cuma)
Erken saatte kalkıyorum. Büyük Göl'ün karşı kıyısındayız. (Sığacak mıyız acep ?)

Biraz sabah turu. Gölün etrafını turluyorum.

Enfes...






Fulya evini sırtına almış kaplumbağa misali, bungalowlara doğru gitmekte.

Arkadaşları ziyarete geldik.


İçeride hummalı bir kahvaltı hazırlığı var.

Yerlerini bulmuşlar.

Çok keyifli bir kahvaltıydı.

Kahvaltı sonrası serin serin...

Akabinde İstanbul'dan Şener'ler ve,

Hatay'dan Güntekin'ler geldi.

Çevre harika

Lakin bu alanın bizi sığmayacağına kanaat getirip,

Geçen yıl kamp yaptığımız yere, Deringöl kıyısına geçiyoruz.

Çadırların içi boşaltılıp elde taşınarak getirildi.

Burada alan geniş.


Çocuklar keyifli.


Av ve avcı. (Ava giden avlanır)

Bir kare de benden. (Huzur)

Motosikletlerimizi de getiriyoruz.


Mevcut çadırlar tamam.



Ali Mete yaman.


Bir kahvaltı masası da burada kuruyoruz.



Kurt Ali, oyun arkadaşlarını buldu.

Ve İstanbul'dan (MT'den arkadaşlarımız) Awesomee ve Kerem ziyaretimize geldiler.
İstanbul'da fena bir yağış varken bunu yapmaları gerçekten takdire şayan.

Ve Bolu'dan Levent.

Sohbet muhabbetle birlikte, güzel görüntüler...



Bir ''Huzur'' pozu daha...

Hafif yağmur başladı.

Sevgili arkadaşlarımız Awesomee ve Kerem dönüş hazırlığındalar. Keşke biraz daha kalabilseler, biraz daha kaynaşabilseydik.
Lakin başka bir kampta birarada olma sözünü aldım. Sabırsızlıkla bekleyeceğim.

Güle güle gidin...

Yağmur keyifli. (Artmazsa tabii ki)

-Elinizi korkak alıştırmayın gençler. Atın gitsin...

Adana'dan Murat ve Hasan geldiler. Hoşgeldiler. (Bir hafta kadar önce çıkmışlar yola. Güzel kamplar yaparak gelmişler kampımıza)


Bolu'dan gelen arkadaşımız Levent te müsaade istiyor.
Levent'çim, yaptıkların için sana ne kadar teşekkür etsek az. Sağolası.
Bu arada, allah analı babalı büyütsün. Bebişiniz hayırlı uğurlu olsun.

Kampımız boyunca yağan yağmur bu kadarldan ibaretti. Durdu. Ve sonrasında yağmadı. (Kerem'in dediği gibi, ''gelirken getirdik, giderken götürelim'' demişti. Aynen öyle oldu)



Yakıştı Ali'm. Lakin çok gözümüzü aldın. Kısaları yak. (Boşuna giydi ya, neyse)

İstanbul'dan sevgili Berk Oğuz...

Hoşgeldin sevgili dostum.

Antakya'dan Dr.Özden.


Bu arada gölün karşı kıyısından yardım isteyen bir fotografseverin yardım çığlığına akadaşlarımız koştu.
Bataklığa saplanmış. Kurtulmak isteyince daha çok batmış.


Mutlu son. Fotografçı, kendi tripodu sayesinde kenara çekildi.

Antakya'dan İpekçi'ler.

Ankara'dan Atahan.


İpekçi ayağının tozuyla.

-Dizilin lem...



Tijen de arada kaynadı.



İş güç...

Çadır yerine yardımcı olunur.


Her geçen saat çadır sayımız artmakta.


Keşif turu.





Minik kampçımız acıkmış.

Hava karardı.

İyi de soğuk çöktü. Kamp ateşi saati geldi.
Bu yıl Yedigöller'de güzel bir uygulama başlatmışlar. Gündüz değil kamp ateşi ve mangal, tüpgaza bile izin yok. Yani gündüz o güzelim manzaralar, dumanaltı olduğu için zeval görmüyor. Sadece kampçılar için akşam saat 20.00'den sonra kamp ateşi yakılabiliyor. (Bunu hava kararınca diye değiştirseler fena olmayacak. Zira bu mevsimde saat 18.00 gibi hava kararıyor. Ve ortalık buz kesiyor)
Odunlar Milli Parklar Müdürlüğünden. Torbası 20 tl. Kütükler ormandan. Bedava.



Tutuştu tutuştu...

Ali Mete o yaprağı atınca...

Ateşimiz oldu.
Gündüz kurtarma operasyonunda ıslanan bot kurutuluyor.

Mangal hazırlığı.


İkinci kamp ateşi Murat'lardan.


Nazoş Ana işbaşında.

Aha İpekçi'ler geldi.

Yani katıklılar falan geldi.

Antakya kokuyor. Mis gibi.




İstanbul'dan Serdar Türkoğlu ve arkadaşı kamp alanımıza intikal etti.


İstanbul'lu İstanbul'luyu Hamok Kampları'nda bulur.



Kimi mangal,

Kimi nargile derdinde.

Oyf...Mest etti.







İstanbul'dan Erkan Yeşil ve arkadaşları geldiler. Hoşgeldiler.
Hoş tesadüf. Erkan 7 yıl önce Antakya'ya gelip misafirimiz olmuş. İhtiyarlık, unutmuşum. Sağolsun hatırlattı.
Bunca yıl sonra görüştüğümüze sevindim tabii ki.



Adana'dan sevgili Çulcu'lar ve Fahri Ağabey'ler...



Çadır yeri arayışı.







Bakmıyo gibi...

Çok keyifliydi bee...


Panayır yeri gibi.

Her bölgeden arkadaşlarımız, ilk kez görüşüyor, tanışıyor olsa da...

Gecenin ilerleyen saatleri.

Ertesi sabah (Cumartesi)
Güzel bir sürprizle uyanıyoruz.
sabahın erken saatinde, gelemeyeceklerini beyan eden arkadaşlarımız Fuat, Mustafa Kara, Mete, Sertaç ani bir kararla gece arabaya atlayıp sabaha karşı Yedigöller'e gelmişler. Sevindik elbette.




İlk hedefleri Berk'in çadırı oldu. E, ne de olsa Aladağlar ekibi toplandı. (Sadece Bahadır yok)

Fena kıstırdılar. Tadını çıkarıyorlar.

Hadi çadır kurmaya.


Maşallah, motoparkımız doldu. (Bir bu kadar da bungalowlarda var.)


Tavalı Fuat gelir gelmez işe koyuldu.


Lezzet testi ayağına...

Afiyet olsun. Yine enfes bir kahvaltı sofrası.

Makinayı bırakıp aradan kaymaya çalışıyorum.

Gelecek arkadaşlara işaret olsun diyerekten...



Şimdi bu kahve var ya bu kahve...Şu ortamda ne deseniz değer.




































































































































































































