- Katılım
- 18 Eyl 2005
- Mesajlar
- 267
- Konu Yazar
- #1
Uzun bir yol hikayesi; BOZCAADA: EPiSODE-9

Kazdağlarının doyumsuz güzelliğini ve Küçükkuyu’da kamp yapan bizimkileri geride bırakıp, yeğenimle bir veda pozu verip Bozcaada’ya doğru yola çıktım. Fazla ayakta kalmak yaramıyor motor tutkununa, el gidonda, popo selede yollarda olmak en iyisi…

Geyikli’den geçip Odun iskelesine vardığım zaman 20 dakika sonra kalkacak feribot için epey bir araç kuyruğu vardı. Tabii iki teker yolcularını pek ilgilendirmeyen bir detay…

Nefis rüzgarlı bir hava ve çırpınan bir deniz… Rüzgarı, motosiklet üzerinde olmadan da hissetmenin tadını çıkardım. Yolculuk yaklaşık 35 dakika sürdü. İlk defa gittiğim bir yere doğru tarifsiz sevinçlerle doluyum.


Kıyıya doğru yanaşırken, uzaktan gözüme ilişen en yüksek tepesine çıkmayı planladım. Oradan tüm adayı 360 derece görme şansı vardı. Gerçi yolu bulup, tekerler döndükçe ne kadar bozuk olduğunu anladım.


Tepeye vardığım zaman bu kadar zahmete değdiğini gördüm ve sağa sola odaklanmış, panoramik resimler çekmeye başladım. Yasak bir bölge olduğunu düşünmeme rağmen ortada kimseler yoktu.


Adanın arka taraflarına doğru gezmeye başladığımda ise üzüm bağları ve içlerinde, genellikle aynı tarzda yapılmış şirin bağevleri yer alıyordu. Rüzgar ve güneş nefis bir uyum içinde beni sarmalamakla meşguldü.




Türkiye’nin son yıllarda farkına varılan doğal zenginliklerinden olan rüzgar enerji santralının olduğu tarafa da gittim. Gerek ada üzerinde gerekse Biga yarımadası üzerinde rüzgarın çok elverişli olduğu yerlere benzer santrallar kurmuşlar. Bu konuda Türkiye Avrupa’da ikinci sırada geliyormuş, doğal rüzgar alanları bakımından…


Adanın plaj bölgesi olan ve rüzgar almayan daha ilerideki kıyılarında meşhur Ayazma plajı ve ondan 1-2 km daha önce gelen Mitos çay bahçesinin yanında bir başka plaja gittim. Yanılmıyorsam Hobbele plajıydı adı. Türkiye’nin pek çok yerinde denize girmeme ve pek çok dalış bölgesinde dalmama rağmen, hayatımda bu kadar temiz bir suya gerçekten rastlamamıştım… Keyifle yüzdüm…


Bozcaada’nın merkezine tekrar geri dönünce ara sokaklarından dolaşıp çıktığım küçük tepelerden limanın ve kalenin farklı birkaç görüntüsünü aldım. Çok küçük bir yer olmasına rağmen, ailece ve motorcu gruplarla gidilip hoşça vakit geçirilecek bir yer.


Öğle üzeri saat 13.00 feribotuyla geçtiğim Bozcaada’dan akşam üzeri 18.00’de kalkan feribotla geri döndüm, daha uzun kalmak için ileri bir tarihe kendi kendime söz verdim. Çünkü bir davet telefonu beni yeniden yollarda olmaya itmişti. Ana toprağım Biga’dan sevgili motorcu dostum Servet beni bekliyordu.

Biga resimlerimi Servet’in PC’inde bırakıp tekrar yola koyuldum. Artık eve dönme zamanıydı. Yine yolumun üzerinde Çiftlikköy belediyesinde çalışan sevgili Speedygonzales Ergün kardeşime de bir selam çakıp, Topçular iskelesinden İstanbul trafiğine girdim.

Varacağım eve 10 km kala, klasik Tiger 250 sakatlığı olan arka dişli saplamalarını kestim. Hem de sessiz sedasız, ne bir ses ne bir tıkırtı olmaksızın, kırmızı da durup yeniden kalkamadı motorum.

Geç vakit olmasına rağmen sevgili motordaşım Chopper28 Ersin, bir telefonla gelip, ilk yardımıma koştu. Sonrasında motor servise çekilip, yeni saplamalarla tekrar hayata döndürüldü. Önemli olan arıza değil, çözümünün çabuk olması…
Bütün bir seyahat boyunca beklediğim ama eve 10 km kala gelişen bu olay bile canımı sıkmadı. Çünkü, yollarda motosikletle dolaşmanın keyfini hiçbir şey bozmamalı. Hele, her gittiğim yerde, ilgili servislerin olduğunu bilmek insana ayrı bir güven veriyor. Önemli olan; markası, modeli ve gücü ne olursa olsun motosikletini sevebilmek. Ben Tiger’ımı çok seviyorum, gerisi teferruat… Daha gidilecek çok yol var. Bir yerli film gibi mutlu sonla eve döndüm çok şükür Allaha… Kazasız belasız…
Bu yazı; toplam 4800 km tutan 1.5 aylık gezimin son yazısı… Bu akşam sadece tatil amaçlı Fethiye turuna çıkıyorum, otobüsle. Tek bir resim çekmeden, tek bir satır yazmadan bir hafta kafa dinleyeceğim. Motosikletsiz ve tekdüze bir yolculuk olacak ama dostlar sağolsun…
Kalın sağlıcakla… Yolunuz, farınız ve şansınız açık olsun… :rendeer:
-THE SON-

Kazdağlarının doyumsuz güzelliğini ve Küçükkuyu’da kamp yapan bizimkileri geride bırakıp, yeğenimle bir veda pozu verip Bozcaada’ya doğru yola çıktım. Fazla ayakta kalmak yaramıyor motor tutkununa, el gidonda, popo selede yollarda olmak en iyisi…

Geyikli’den geçip Odun iskelesine vardığım zaman 20 dakika sonra kalkacak feribot için epey bir araç kuyruğu vardı. Tabii iki teker yolcularını pek ilgilendirmeyen bir detay…

Nefis rüzgarlı bir hava ve çırpınan bir deniz… Rüzgarı, motosiklet üzerinde olmadan da hissetmenin tadını çıkardım. Yolculuk yaklaşık 35 dakika sürdü. İlk defa gittiğim bir yere doğru tarifsiz sevinçlerle doluyum.


Kıyıya doğru yanaşırken, uzaktan gözüme ilişen en yüksek tepesine çıkmayı planladım. Oradan tüm adayı 360 derece görme şansı vardı. Gerçi yolu bulup, tekerler döndükçe ne kadar bozuk olduğunu anladım.


Tepeye vardığım zaman bu kadar zahmete değdiğini gördüm ve sağa sola odaklanmış, panoramik resimler çekmeye başladım. Yasak bir bölge olduğunu düşünmeme rağmen ortada kimseler yoktu.


Adanın arka taraflarına doğru gezmeye başladığımda ise üzüm bağları ve içlerinde, genellikle aynı tarzda yapılmış şirin bağevleri yer alıyordu. Rüzgar ve güneş nefis bir uyum içinde beni sarmalamakla meşguldü.




Türkiye’nin son yıllarda farkına varılan doğal zenginliklerinden olan rüzgar enerji santralının olduğu tarafa da gittim. Gerek ada üzerinde gerekse Biga yarımadası üzerinde rüzgarın çok elverişli olduğu yerlere benzer santrallar kurmuşlar. Bu konuda Türkiye Avrupa’da ikinci sırada geliyormuş, doğal rüzgar alanları bakımından…


Adanın plaj bölgesi olan ve rüzgar almayan daha ilerideki kıyılarında meşhur Ayazma plajı ve ondan 1-2 km daha önce gelen Mitos çay bahçesinin yanında bir başka plaja gittim. Yanılmıyorsam Hobbele plajıydı adı. Türkiye’nin pek çok yerinde denize girmeme ve pek çok dalış bölgesinde dalmama rağmen, hayatımda bu kadar temiz bir suya gerçekten rastlamamıştım… Keyifle yüzdüm…


Bozcaada’nın merkezine tekrar geri dönünce ara sokaklarından dolaşıp çıktığım küçük tepelerden limanın ve kalenin farklı birkaç görüntüsünü aldım. Çok küçük bir yer olmasına rağmen, ailece ve motorcu gruplarla gidilip hoşça vakit geçirilecek bir yer.


Öğle üzeri saat 13.00 feribotuyla geçtiğim Bozcaada’dan akşam üzeri 18.00’de kalkan feribotla geri döndüm, daha uzun kalmak için ileri bir tarihe kendi kendime söz verdim. Çünkü bir davet telefonu beni yeniden yollarda olmaya itmişti. Ana toprağım Biga’dan sevgili motorcu dostum Servet beni bekliyordu.

Biga resimlerimi Servet’in PC’inde bırakıp tekrar yola koyuldum. Artık eve dönme zamanıydı. Yine yolumun üzerinde Çiftlikköy belediyesinde çalışan sevgili Speedygonzales Ergün kardeşime de bir selam çakıp, Topçular iskelesinden İstanbul trafiğine girdim.

Varacağım eve 10 km kala, klasik Tiger 250 sakatlığı olan arka dişli saplamalarını kestim. Hem de sessiz sedasız, ne bir ses ne bir tıkırtı olmaksızın, kırmızı da durup yeniden kalkamadı motorum.

Geç vakit olmasına rağmen sevgili motordaşım Chopper28 Ersin, bir telefonla gelip, ilk yardımıma koştu. Sonrasında motor servise çekilip, yeni saplamalarla tekrar hayata döndürüldü. Önemli olan arıza değil, çözümünün çabuk olması…
Bütün bir seyahat boyunca beklediğim ama eve 10 km kala gelişen bu olay bile canımı sıkmadı. Çünkü, yollarda motosikletle dolaşmanın keyfini hiçbir şey bozmamalı. Hele, her gittiğim yerde, ilgili servislerin olduğunu bilmek insana ayrı bir güven veriyor. Önemli olan; markası, modeli ve gücü ne olursa olsun motosikletini sevebilmek. Ben Tiger’ımı çok seviyorum, gerisi teferruat… Daha gidilecek çok yol var. Bir yerli film gibi mutlu sonla eve döndüm çok şükür Allaha… Kazasız belasız…
Bu yazı; toplam 4800 km tutan 1.5 aylık gezimin son yazısı… Bu akşam sadece tatil amaçlı Fethiye turuna çıkıyorum, otobüsle. Tek bir resim çekmeden, tek bir satır yazmadan bir hafta kafa dinleyeceğim. Motosikletsiz ve tekdüze bir yolculuk olacak ama dostlar sağolsun…
Kalın sağlıcakla… Yolunuz, farınız ve şansınız açık olsun… :rendeer:
-THE SON-