Forumdan Uzaklaştırıldı
- Katılım
- 6 Eki 2006
- Mesajlar
- 488
- Konu Yazar
- #1
Bilgiledirme: Bu mesajı yazan kullanıcının üyeliği iptal edilmiştir.
Arkadaşlar aşağıda trafik kazalarının ceza hukukunu ilgilendiren yönleri, kazalarla ilgili merak edilen sorumluluk yüklenimi, gasp esnasındaki hukuki durum ve kaza sonrası garanti sorumluluğu ile ilgili çok ciddi ve işinize yarayacak bilgiler bulunuyor.
Bu tür yazılar genelde şöyle üstün körü okunur. Ancak trafiğe sürekli olarak çıkıyorsunuz ve bu konuya vakıf olmanız gerekir. Çünkü kaza anında sağlıklı düşünemezsiniz ve kendinizi mesuliyet altında bırakabilirsiniz. (Çoğu zaman da böyle olur zaten)
Lütfen dikkatli bir şekilde okuyun, öğrenin ve aklınızdan kesinlikle çıkarmayın. Yarın (Mazallah) başınıza birşey gelirse afallayıp kalmaz xnode abinize/kardeşinize dua edersiniz... Benden söylemesi..
I) TRAFİK KAZALARININ CEZA HUKUKUNU İLGİLENDİREN YÖNÜ
5237 sayılı Yeni Türk Ceza Yasası’ nın 85.maddesi “ (1) taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” demektedir.
Taksir Nedir ?
İşlediği fiilde kusurlu görülen failin, istemediği sonuçtan sorumlu tutulmasına taksir adı verilmektedir. Taksirli suçlarda, kasıtlı suçlardan farklı olarak, fail, oluşan zararlı sonucu istememektedir. Taksirli sorumluluğun dayanağı şudur: Fail, bu tür suçlarda, sonucu istememekle birlikte, onun oluşmaması için gerekli dikkat ve özeni göstermemekte veya buyruk ve yönergelere uymakta kusur etmektedir. Oysa ki, kasıtlı suçlarda fail, işlediği suçun sonuçlarını bilmekte, onu istemekte ve irade etmektedir. O itibarla, taksirli suçlarla, kasıtlı suçları aynı ilkelerle cezalandırmak hiç mi hiç olanaklı değil. Taksirli suçları, bu arada trafik kazalarını, ceza yaptırımı ile tümüyle önlemenin olanağı yok.
765 sayılı eski Türk Ceza Yasasının konuya ilişkin hükmü şöyledir;
"Önlemsizlik ya da özensizlik ya da uğraş ve sanatta toyluk ya da düzenlemelere ve buyruklara ve yönergelere uymazlıkla bir kimsenin ölümüne yol açan kimse...cezalandırılır." (TCK.md:455) TCK. nın 455 nci maddesi taksirle ölüme neden olma, 459 ncu maddesi ise taksirli yaralama suçlarını düzenlemekte, işlediği fiilde kusurlu görülen failin, istemediği sonuçtan sorumlu tutulmasına taksir adı verilmektedir.
765 Sayılı Yasanın yürürlükte olduğu dönemde taksirle adam öldürmeyi düzenleyen TCK.455 nci maddesiyle ilgili 1994 yılında şu eleştiriyi yapmıştık:
“ TCK.nun 455/2 maddesindeki düzenlemeyi de haklı ve adil bulmak olanaklı değil. Şöyle ki : "Eğer fiil birkaç kişinin ölümüne neden olmuş veya bir kişinin ölümü ile birlikte bir veya birkaç kişinin yaralanmasına sebebiyet vermiş ve bu yaralanma 456 ncı maddenin 2 nci fıkrasında beyan olunan derecede bulunmuş ise cezanın asgari haddi dört yıldır. Bir başka deyişle, iki kişinin ölümüne neden olan bir kimse ile 40 veya daha fazla kişinin ölümüne neden olan bir kimseyi aynı ceza ile mahkum etmek doğru değildir. Kitle taşımacılığında daha farklı ve cezayı ağırlaştıran bir düzenlemeye gidilmesi gerekir.”
Hiçbir hukuksal sorun, sadece yasal düzenleme yapmak suretiyle çözüme kavuşturulamaz. Çoğu kez yasa koyucu, koyduğu kuralın tek başına adaleti gerçekleştiremeyeceğini' baştan kabullenerek, yargıya bu konuda "özel bir ödev" veya çok geniş takdir hakkı verir. Bu halde, yargıç sadece "normu uygulamakla" değil, gerekir ise "normu" ya da "normun içeriğini" yaratmakla görevli olur. (1) Soyut olan yasa kuralını, somut olaya uygularken adalete ters düşebilecek sonuçları önlemenin başka bir yolu da yoktur. Örneğin, taksirli suçlarda, ceza yargıcına, tertip ettiği cezayı "erteleme veya para cezasına dönüştürme" yetkisi tanınmıştır. Ceza yargıcına, cezaların bireyselleştirilmesinde "geniş yetki" tanınmasının isabetli bir düzenleme olduğunu söylemek gerekir. Ne var ki, cezaların "bireyselleştirilmesinde" gerekli "özenin" gösterildiğini söyleme olanağı yok. Çoğu olaylarda, sanığın kişiliği, suçun işlenmesindeki suret ve biçim özelliklerine bakılmadan "erteleme veya paraya dönüştürmeye" ilişkin kurallar uygulanmaktadır. Özetle, ülkemizde, trafik suçlarına verilen cezaların ertelenmesi veya paraya dönüştürülmesinin "objektif ilkelere" dayanmadığını belirtmekte yarar var. Halk arasında, trafik kazaları için "Bu işin idamı aç hapistir" kanısı yaygınlaşmıştır. Hemen hemen her ölümlü trafik kazasında, üç ayı aşmayan tutukluluk süresini takiben, tertip olunan özgürlüğü bağlayıcı cezanın ertelenmesi veya para cezasına dönüştürülmesi, cezanın "genel önleme hassasını" ortadan kaldırmıştır. Bu durum toplumda özellikle trafik mağdurlarının haklı yakınmalarına neden olmuştur.
Yeni Türk Ceza Yasası düzenlenirken taksirle adam öldürme suçlarında özgürlüğü bağlayıcı cezanın alt sınırı önceki düzenlemede olduğu gibi 2 yıl olarak belirlenmiş, bir insanın ölümüne neden olma halinde üst sınır 6 yıl, birden fazla kişinin ölümüyle birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olunması durumunda ise cezanın üst sınırı 15 yıl olarak saptanmıştır.
Cezaların bireyselleştirilmesi sırasında, mağdurun korunmasını amaçlayan kuralların yeterince uygulanmaması yakınma konusudur. Uygulanmayan kuralların başında "Cezaların ertelenmesi kararının yerine getirilmesi kişisel hakların, mahkumun rızası ile yerine getirilmesi ya da sağlanmasına bağlı kılınabilir" diyen TCK.nun 93.ncü maddesini örnek göstermek gerekir. Yeni Türk Ceza Yasasında da buna koşut düzenleme getirilmiştir. Hukukçuları, mağdurun haklarını korumaya yönelik bu kuralı yaşama geçirmeye çağırıyoruz. Özellikle, trafik davalarında, kamu davasına "katılanlarında" yasaların güvence altına aldığı haklarını kullanma görevi olduğunu anımsatıyoruz.
Hukukun yaratıcı kaynağının münhasıran yasama organı olduğuna dayanan bir çözümün, temelde yanlış olduğu kuşkusuzdur. Anglo/sakson hukukunda ise bunun tam tersine bir görüş egemendir. Bu hukuk düzeninde hukukun yaratıcı kaynağının esas itibariyle, mahkemeler olduğu kabul edilir. "Case system" olarak adlandırılan bu hukuk düzeninde mahkemeler "norm" üreten fabrikalara benzetilir.(2) Ülkemizde de cezaların bireyselleştirilmesinin yargısal içtihadlarla "objektif ilkelere" dayandırmamak için hiçbir neden yoktur. Yargıtay'ın uygulamaya yön veren örnek kararlan yanında "matbu onama" kararlarının da bulunduğuna işaret etmekte yarar var. Oysaki "matbu onama kararı" adalete yabancı, kavramdır. Mahkemelerin "her türlü kararlarının gerekçeli olmasını emreden anayasa kuralının Yüksek Yargıtay'ı da bağlayacağı kuşkusuzdur.
II ) TRAFİK KAZASI NEDENİYLE HUKUKSAL SORUMLULUK
Teknolojik devrimin getirdiği yaygın motorlu araç kullanımının doğurduğu karmaşık hukuksal sorunları, kusura dayanan "klasik" sorumluluk anlayışı ile hakça çözmek, trafik kazalarından zarar görenlerin hak ve hukuklarını korumak olanaksız hale gelmiştir. Bu nedenledir ki, ülkemizde de, çağdaş yasal düzenlemelere koşut olarak Medeni Yasanın "kusura dayalı" sorumluluk anlayışını terk etmek, yerine yeni bir sorumluluk biçimini kabul etme zorunluluğu doğmuştur. Bu sorumluluk anlayışına "Sebep ve tehlike sorumluluğu" adı verilmektedir.
1953 yılında kabul edilen Karayolları ve Trafik Yasası ve onu tadil eden 232 Sayılı Yasa ile getirilen kurallar yeterli olamayınca,1983 yılında 2918 Sayılı Karayolları Trafik Yasası kabul edilmiştir. Yasa daha sonraki tarihlerde değişikliklere uğramıştır.
Yasa Değişiklik Tarihleri:
(3058/16.10.1984-19.10.1984/18550), (KHK 245/18.01.1985-14.03.1985-18694), (3176/28.03.1985-04.04.1985/18715), (3315/04.11.1986-15.11.1986/19282), (3321/18.11.1986-22.11.1986/19289), (KHK 330/25.06.1988-05.08.1988/19890), (3493/03.11.1988-11.11.1988/19986), (3538/19.04.1989-28.04.1989/20152), (3672/31.10.1990-03.11.1990/20684), (3759/27.08.1991-07.09.1991/20984), (4199/17.10.1996-27.10.1996/22800), (4262/21.05.1997-25.05.1997/22999), (4535/23.02.2000-27.02.2000/23977), (4550/08.03.2000-12.03.2000/23991), (4629/21.02.2001-03.03.2001/24335-M) (4785/08.01.2003-15.01.2003/24994-M)(4896/17.06.2003-24.06.2003/25148) ) (4916/03.07.2003-19.07.2003/25173) (5217/14.07.2004-23.07.2004/25531) (5228/16.07.2004-31.07.2004/25539) (5265/02.12.2004-07.12.2004/25663) (5335/21.04.2005-27.04.2005/25798) (5378/01.07.2005-07.07.2005/25868) (5398/03.07.2005-21.07.2005/25882) (5495/03.05.2006-10.05.2006/26164) (5537/05.07.2006/26219)
2918 Sayılı Yasanın Getirdiği İlkeler:
2918 Sayılı Yasa aracı işleten için kural olarak "kusursuz sorumluk" ilkesini, istinai olarak kusura dayanan sorumluluk anlayışını kabul etmiştir.
a) Kusursuz Sorumluluk (İşletme Halindeki Araç İçin)
KTK.nun 85 nci maddesi "Bir motorlu aracın iş1etilmesi" bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın işleteni bu zarardan sorumlu olur" demektedir.
Diğer bir anlatımla, yapılan yasal düzenlemeye göre, araç işletenin hukuksal sorumunun doğması için "aracın işletilmesi ve bunun zarara neden olması" gerekli ve yeterlidir. Bu yasal düzenleme ile getirilen sorumluluk anlayışına hukukta "sebep ve tehlike sorumluluğu" adı verilmektedir. Kusursuz sorumluluk aslında sebep sorumluluğudur. Araç işletenin sebep sorumluluğu, işletme tehlikesine ve dolayısıyla tehlike sorumluluğu esasına dayanmaktadır. "Kusur ilkesinden ayrılmayı haklı gösteren sebepler, adalet ve hakkaniyet fikri ile teknik gelişmeler ve nimet külfet esasına dayanan düşüncelerdir." (3)
b) Kusura Dayanan Sorumluluk Hali: (İşletme Halinde Olmayan Araç İçin)
İşletme halinde olmayan bir motorlu aracın sebep olduğu trafik kazasından dolayı, işletenin sorumlu tutulabilmesi için zarar görenin;
aa-) Kazanın oluşumunda işletenin veya eyleminden sorumlu tutulduğu kişilere ait bir kusurun varlığını,
bb-) Veya, "araçtaki bozukluğun kazaya neden olduğunu" kanıtlaması gerekir.
c ) Yardım Çalışması Sırasında Doğan Zarardan Sorumluluk:
İşleten, yargıcın takdirine göre, kendi aracının katıldığı bir kazadan dolayı yapılan yardım çalışmalarından dolayı, yardım edenin maruz kaldığı zararlardan sorumlu tutulabilir. Bu durumda, işletenin sorumlu tutulabilmesi için, kazadan kendisinin sorumlu olması veya yardımın doğrudan doğruya kendisine veya araçta bulunanlara yapılması gerekir.
d) Aracın çalınması veya gasp edilmesinden doğan sorumluluk:
Bir motorlu aracı çalan veya gasbeden kimse işleten gibi sorumlu tutulur. Aracın çalınmış veya gaspedilmiş olduğunu bilen veya gereken özeni gösterdiği takdirde öğrenebilecek durumda olan aracın sürücüsü de onunla birlikte müteselsilen sorumludur. İşleten, kendisinin veya eyleminden sorumlu olduğu kişilerden birinin, aracın çalınmasında veya gaspedilmesinde kusurlu olmadığını kanıtlarsa, ( isbat ederse,) sorumlu tutulmaz. (m: 107) Bu takdirde kişiye ilişkin zarar Garanti Fonu tarafından karşılanır.
e) Zararın Garanti Fonu Tarafından Karşılanması:
Karayolları Trafik Yasasına göre "zorunlu mali sorumluluk sigortasına tabi motorlu araçların sebep olacakları zararların belli durumlarda işletenin sorumluluğuna ilişkin kurallar uyarınca ve zorunlu sigorta tazminatı sınırları içinde karşılanması amacıyla Ticaret Bakanlığı tarafından bir GARANTİ FONU oluşturulur.
Garanti Fonuna Başvurulabilecek Durumlar Şunlardır;
1) Kazayı yapan aracın saptanamaması durumunda kişiye gelen zararlar için,
2) Zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırılmaksızın trafiğe çıkarılan motorlu araçların kişiye verdiği zararlar için,
3) Kazanın vuku bulduğu sırada, zorunlu mali sorumluluk sigortası yapan sigortacının iflası halinde, kişiye veya herhangi bir şeye gelen zararlar için,
4) Çalınmış veya gasp edilmiş araç bir olaya sebep olmuş ise, işleten de sorumlu değilse kişiye gelen zararlar için, (KTK.md: 108 uyarınca)
Yukarıda sayılan 4 halde, oluşan zarar Garanti Fonunca karşılanır. Trafik kazalarından doğan hukuksal uyuşmazlıklarda, hak arama görevini yerine getiren meslektaşlarımızın bu nokta üzerine dikkatlerini çekmekte yarar görüyorum. Çünkü, Karayolları Trafik Yasasının 108 nci maddesinin işletildiği, yeterince uygulandığı kanısında değilim.
f) Kurtuluş Kanıtı :
Yasa koyucu, işletenin, hukuksal sorumluluktan kurtuluşunu çok ağır koşullara bağlamıştır. Bu koşulları şöylece sıralamak olanaklıdır;
a) İşleten, kazada, kendisinin veya eyleminden sorumlu tutulduğu kişilerin kusurunun olmadığını,
b) Araçtaki bozukluğun kazayı etkilememiş olduğunu,
c) Kazanın, bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini isbat ederse sorumluluktan kurtulur. (m:86)
III) KARA YOLLARI TRAFİK YASASININ UYGULANMA ALANI İLE İLGİLİ ELEŞTRİ :
KTK na göre "Bu kanun, karayollarında uygulanır. Ancak, aksine bir kural yoksa; a) Karayolları dışındaki alanlardan k a m u y a/ açı k olan alanlar ile park, bahçe, park yeri, yolcu ve eşya terminali, servis ve akaryakıt istasyonlarında karayolu taşıt trafiği için yararlanılan yerler ile,
b) Erişme kontrollü karayollarında ve para ödenerek yararlanılan karayollarının kamuya açık kesimlerinde ve belirli bir karayolunun bağlantısını sağlayan, deniz, göl ve akarsular üzerinde kamu hizmeti gören araçların, karayoluna ayrılan kısımlarında da bu yasa hükmü uygulanır."(m:2/2)
KTK.nın 2/2 maddesinden anlaşılacağı üzere, zarar karayolunda veya yukarıda sayılan yerlerde oluşmuş ise KTK, aksi halde genel hükümler (BK) uygulanır. Ancak, KTK’ nın uygulanmasına getirilen sınırlamayı haklı ve adil bulmak olanaklı değildir.
KTK'nın 85 nci maddesinin de öngörülen koşullar içinde doğan zararlarda KTK.nın hukuksal sorumluluğa ilişkin kuralları uygulanır biçiminde düzenlenmesi daha doğru olur. Zira, motorlu araçların, verdikleri zararlardan dolayı, bir yandan "k u s u r s u z s o r u m l u l u k" ilkesini kabul ederken, öbür yandan, belli yerlerin (Karayolunun) dışında doğan zararları genel hükümlere yani kusur ilkesine tabi kılmak Anayasanın eşitlik (md: 10) ilkesine uygun düşmemektedir.
KTK.md 85'in getirdiği "işletme halinde olan araç ile işletme halinde olmayan" araç ayrımına dayalı farklı sorumluluk sistemlerinin de haklı ve izah edilebilir yanı bulunmamaktadır. İşletme halinde bulunmayan motorlu araçların sebep olduğu kazalarda da işleten, "Sebep ve tehlike sorumluluğu" kurallarına göre, yani kusursuz sorumluluk ilkelerine göre sorumlu tutulmalıdır. Böyle bir düzenleme, çağdaş teknolojik gelişmenin zorunlu kıldığı, yeni sorumluluk anlayışına (Kusura dayanmayan sorumluluk anlayışına) daha uygun olacaktır.
DİPNOTLAR
(1,2) Prof. Dr. Aydın Aybay, Hukuk Devleti ve Velidedeoğlu sh:111
(3) Dr. Bolat Balotoğlu Motorlu Araç İşletenin Hukuki Sorumluluğu sh:14
Bu tür yazılar genelde şöyle üstün körü okunur. Ancak trafiğe sürekli olarak çıkıyorsunuz ve bu konuya vakıf olmanız gerekir. Çünkü kaza anında sağlıklı düşünemezsiniz ve kendinizi mesuliyet altında bırakabilirsiniz. (Çoğu zaman da böyle olur zaten)
Lütfen dikkatli bir şekilde okuyun, öğrenin ve aklınızdan kesinlikle çıkarmayın. Yarın (Mazallah) başınıza birşey gelirse afallayıp kalmaz xnode abinize/kardeşinize dua edersiniz... Benden söylemesi..
I) TRAFİK KAZALARININ CEZA HUKUKUNU İLGİLENDİREN YÖNÜ
5237 sayılı Yeni Türk Ceza Yasası’ nın 85.maddesi “ (1) taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” demektedir.
Taksir Nedir ?
İşlediği fiilde kusurlu görülen failin, istemediği sonuçtan sorumlu tutulmasına taksir adı verilmektedir. Taksirli suçlarda, kasıtlı suçlardan farklı olarak, fail, oluşan zararlı sonucu istememektedir. Taksirli sorumluluğun dayanağı şudur: Fail, bu tür suçlarda, sonucu istememekle birlikte, onun oluşmaması için gerekli dikkat ve özeni göstermemekte veya buyruk ve yönergelere uymakta kusur etmektedir. Oysa ki, kasıtlı suçlarda fail, işlediği suçun sonuçlarını bilmekte, onu istemekte ve irade etmektedir. O itibarla, taksirli suçlarla, kasıtlı suçları aynı ilkelerle cezalandırmak hiç mi hiç olanaklı değil. Taksirli suçları, bu arada trafik kazalarını, ceza yaptırımı ile tümüyle önlemenin olanağı yok.
765 sayılı eski Türk Ceza Yasasının konuya ilişkin hükmü şöyledir;
"Önlemsizlik ya da özensizlik ya da uğraş ve sanatta toyluk ya da düzenlemelere ve buyruklara ve yönergelere uymazlıkla bir kimsenin ölümüne yol açan kimse...cezalandırılır." (TCK.md:455) TCK. nın 455 nci maddesi taksirle ölüme neden olma, 459 ncu maddesi ise taksirli yaralama suçlarını düzenlemekte, işlediği fiilde kusurlu görülen failin, istemediği sonuçtan sorumlu tutulmasına taksir adı verilmektedir.
765 Sayılı Yasanın yürürlükte olduğu dönemde taksirle adam öldürmeyi düzenleyen TCK.455 nci maddesiyle ilgili 1994 yılında şu eleştiriyi yapmıştık:
“ TCK.nun 455/2 maddesindeki düzenlemeyi de haklı ve adil bulmak olanaklı değil. Şöyle ki : "Eğer fiil birkaç kişinin ölümüne neden olmuş veya bir kişinin ölümü ile birlikte bir veya birkaç kişinin yaralanmasına sebebiyet vermiş ve bu yaralanma 456 ncı maddenin 2 nci fıkrasında beyan olunan derecede bulunmuş ise cezanın asgari haddi dört yıldır. Bir başka deyişle, iki kişinin ölümüne neden olan bir kimse ile 40 veya daha fazla kişinin ölümüne neden olan bir kimseyi aynı ceza ile mahkum etmek doğru değildir. Kitle taşımacılığında daha farklı ve cezayı ağırlaştıran bir düzenlemeye gidilmesi gerekir.”
Hiçbir hukuksal sorun, sadece yasal düzenleme yapmak suretiyle çözüme kavuşturulamaz. Çoğu kez yasa koyucu, koyduğu kuralın tek başına adaleti gerçekleştiremeyeceğini' baştan kabullenerek, yargıya bu konuda "özel bir ödev" veya çok geniş takdir hakkı verir. Bu halde, yargıç sadece "normu uygulamakla" değil, gerekir ise "normu" ya da "normun içeriğini" yaratmakla görevli olur. (1) Soyut olan yasa kuralını, somut olaya uygularken adalete ters düşebilecek sonuçları önlemenin başka bir yolu da yoktur. Örneğin, taksirli suçlarda, ceza yargıcına, tertip ettiği cezayı "erteleme veya para cezasına dönüştürme" yetkisi tanınmıştır. Ceza yargıcına, cezaların bireyselleştirilmesinde "geniş yetki" tanınmasının isabetli bir düzenleme olduğunu söylemek gerekir. Ne var ki, cezaların "bireyselleştirilmesinde" gerekli "özenin" gösterildiğini söyleme olanağı yok. Çoğu olaylarda, sanığın kişiliği, suçun işlenmesindeki suret ve biçim özelliklerine bakılmadan "erteleme veya paraya dönüştürmeye" ilişkin kurallar uygulanmaktadır. Özetle, ülkemizde, trafik suçlarına verilen cezaların ertelenmesi veya paraya dönüştürülmesinin "objektif ilkelere" dayanmadığını belirtmekte yarar var. Halk arasında, trafik kazaları için "Bu işin idamı aç hapistir" kanısı yaygınlaşmıştır. Hemen hemen her ölümlü trafik kazasında, üç ayı aşmayan tutukluluk süresini takiben, tertip olunan özgürlüğü bağlayıcı cezanın ertelenmesi veya para cezasına dönüştürülmesi, cezanın "genel önleme hassasını" ortadan kaldırmıştır. Bu durum toplumda özellikle trafik mağdurlarının haklı yakınmalarına neden olmuştur.
Yeni Türk Ceza Yasası düzenlenirken taksirle adam öldürme suçlarında özgürlüğü bağlayıcı cezanın alt sınırı önceki düzenlemede olduğu gibi 2 yıl olarak belirlenmiş, bir insanın ölümüne neden olma halinde üst sınır 6 yıl, birden fazla kişinin ölümüyle birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olunması durumunda ise cezanın üst sınırı 15 yıl olarak saptanmıştır.
Cezaların bireyselleştirilmesi sırasında, mağdurun korunmasını amaçlayan kuralların yeterince uygulanmaması yakınma konusudur. Uygulanmayan kuralların başında "Cezaların ertelenmesi kararının yerine getirilmesi kişisel hakların, mahkumun rızası ile yerine getirilmesi ya da sağlanmasına bağlı kılınabilir" diyen TCK.nun 93.ncü maddesini örnek göstermek gerekir. Yeni Türk Ceza Yasasında da buna koşut düzenleme getirilmiştir. Hukukçuları, mağdurun haklarını korumaya yönelik bu kuralı yaşama geçirmeye çağırıyoruz. Özellikle, trafik davalarında, kamu davasına "katılanlarında" yasaların güvence altına aldığı haklarını kullanma görevi olduğunu anımsatıyoruz.
Hukukun yaratıcı kaynağının münhasıran yasama organı olduğuna dayanan bir çözümün, temelde yanlış olduğu kuşkusuzdur. Anglo/sakson hukukunda ise bunun tam tersine bir görüş egemendir. Bu hukuk düzeninde hukukun yaratıcı kaynağının esas itibariyle, mahkemeler olduğu kabul edilir. "Case system" olarak adlandırılan bu hukuk düzeninde mahkemeler "norm" üreten fabrikalara benzetilir.(2) Ülkemizde de cezaların bireyselleştirilmesinin yargısal içtihadlarla "objektif ilkelere" dayandırmamak için hiçbir neden yoktur. Yargıtay'ın uygulamaya yön veren örnek kararlan yanında "matbu onama" kararlarının da bulunduğuna işaret etmekte yarar var. Oysaki "matbu onama kararı" adalete yabancı, kavramdır. Mahkemelerin "her türlü kararlarının gerekçeli olmasını emreden anayasa kuralının Yüksek Yargıtay'ı da bağlayacağı kuşkusuzdur.
II ) TRAFİK KAZASI NEDENİYLE HUKUKSAL SORUMLULUK
Teknolojik devrimin getirdiği yaygın motorlu araç kullanımının doğurduğu karmaşık hukuksal sorunları, kusura dayanan "klasik" sorumluluk anlayışı ile hakça çözmek, trafik kazalarından zarar görenlerin hak ve hukuklarını korumak olanaksız hale gelmiştir. Bu nedenledir ki, ülkemizde de, çağdaş yasal düzenlemelere koşut olarak Medeni Yasanın "kusura dayalı" sorumluluk anlayışını terk etmek, yerine yeni bir sorumluluk biçimini kabul etme zorunluluğu doğmuştur. Bu sorumluluk anlayışına "Sebep ve tehlike sorumluluğu" adı verilmektedir.
1953 yılında kabul edilen Karayolları ve Trafik Yasası ve onu tadil eden 232 Sayılı Yasa ile getirilen kurallar yeterli olamayınca,1983 yılında 2918 Sayılı Karayolları Trafik Yasası kabul edilmiştir. Yasa daha sonraki tarihlerde değişikliklere uğramıştır.
Yasa Değişiklik Tarihleri:
(3058/16.10.1984-19.10.1984/18550), (KHK 245/18.01.1985-14.03.1985-18694), (3176/28.03.1985-04.04.1985/18715), (3315/04.11.1986-15.11.1986/19282), (3321/18.11.1986-22.11.1986/19289), (KHK 330/25.06.1988-05.08.1988/19890), (3493/03.11.1988-11.11.1988/19986), (3538/19.04.1989-28.04.1989/20152), (3672/31.10.1990-03.11.1990/20684), (3759/27.08.1991-07.09.1991/20984), (4199/17.10.1996-27.10.1996/22800), (4262/21.05.1997-25.05.1997/22999), (4535/23.02.2000-27.02.2000/23977), (4550/08.03.2000-12.03.2000/23991), (4629/21.02.2001-03.03.2001/24335-M) (4785/08.01.2003-15.01.2003/24994-M)(4896/17.06.2003-24.06.2003/25148) ) (4916/03.07.2003-19.07.2003/25173) (5217/14.07.2004-23.07.2004/25531) (5228/16.07.2004-31.07.2004/25539) (5265/02.12.2004-07.12.2004/25663) (5335/21.04.2005-27.04.2005/25798) (5378/01.07.2005-07.07.2005/25868) (5398/03.07.2005-21.07.2005/25882) (5495/03.05.2006-10.05.2006/26164) (5537/05.07.2006/26219)
2918 Sayılı Yasanın Getirdiği İlkeler:
2918 Sayılı Yasa aracı işleten için kural olarak "kusursuz sorumluk" ilkesini, istinai olarak kusura dayanan sorumluluk anlayışını kabul etmiştir.
a) Kusursuz Sorumluluk (İşletme Halindeki Araç İçin)
KTK.nun 85 nci maddesi "Bir motorlu aracın iş1etilmesi" bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın işleteni bu zarardan sorumlu olur" demektedir.
Diğer bir anlatımla, yapılan yasal düzenlemeye göre, araç işletenin hukuksal sorumunun doğması için "aracın işletilmesi ve bunun zarara neden olması" gerekli ve yeterlidir. Bu yasal düzenleme ile getirilen sorumluluk anlayışına hukukta "sebep ve tehlike sorumluluğu" adı verilmektedir. Kusursuz sorumluluk aslında sebep sorumluluğudur. Araç işletenin sebep sorumluluğu, işletme tehlikesine ve dolayısıyla tehlike sorumluluğu esasına dayanmaktadır. "Kusur ilkesinden ayrılmayı haklı gösteren sebepler, adalet ve hakkaniyet fikri ile teknik gelişmeler ve nimet külfet esasına dayanan düşüncelerdir." (3)
b) Kusura Dayanan Sorumluluk Hali: (İşletme Halinde Olmayan Araç İçin)
İşletme halinde olmayan bir motorlu aracın sebep olduğu trafik kazasından dolayı, işletenin sorumlu tutulabilmesi için zarar görenin;
aa-) Kazanın oluşumunda işletenin veya eyleminden sorumlu tutulduğu kişilere ait bir kusurun varlığını,
bb-) Veya, "araçtaki bozukluğun kazaya neden olduğunu" kanıtlaması gerekir.
c ) Yardım Çalışması Sırasında Doğan Zarardan Sorumluluk:
İşleten, yargıcın takdirine göre, kendi aracının katıldığı bir kazadan dolayı yapılan yardım çalışmalarından dolayı, yardım edenin maruz kaldığı zararlardan sorumlu tutulabilir. Bu durumda, işletenin sorumlu tutulabilmesi için, kazadan kendisinin sorumlu olması veya yardımın doğrudan doğruya kendisine veya araçta bulunanlara yapılması gerekir.
d) Aracın çalınması veya gasp edilmesinden doğan sorumluluk:
Bir motorlu aracı çalan veya gasbeden kimse işleten gibi sorumlu tutulur. Aracın çalınmış veya gaspedilmiş olduğunu bilen veya gereken özeni gösterdiği takdirde öğrenebilecek durumda olan aracın sürücüsü de onunla birlikte müteselsilen sorumludur. İşleten, kendisinin veya eyleminden sorumlu olduğu kişilerden birinin, aracın çalınmasında veya gaspedilmesinde kusurlu olmadığını kanıtlarsa, ( isbat ederse,) sorumlu tutulmaz. (m: 107) Bu takdirde kişiye ilişkin zarar Garanti Fonu tarafından karşılanır.
e) Zararın Garanti Fonu Tarafından Karşılanması:
Karayolları Trafik Yasasına göre "zorunlu mali sorumluluk sigortasına tabi motorlu araçların sebep olacakları zararların belli durumlarda işletenin sorumluluğuna ilişkin kurallar uyarınca ve zorunlu sigorta tazminatı sınırları içinde karşılanması amacıyla Ticaret Bakanlığı tarafından bir GARANTİ FONU oluşturulur.
Garanti Fonuna Başvurulabilecek Durumlar Şunlardır;
1) Kazayı yapan aracın saptanamaması durumunda kişiye gelen zararlar için,
2) Zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırılmaksızın trafiğe çıkarılan motorlu araçların kişiye verdiği zararlar için,
3) Kazanın vuku bulduğu sırada, zorunlu mali sorumluluk sigortası yapan sigortacının iflası halinde, kişiye veya herhangi bir şeye gelen zararlar için,
4) Çalınmış veya gasp edilmiş araç bir olaya sebep olmuş ise, işleten de sorumlu değilse kişiye gelen zararlar için, (KTK.md: 108 uyarınca)
Yukarıda sayılan 4 halde, oluşan zarar Garanti Fonunca karşılanır. Trafik kazalarından doğan hukuksal uyuşmazlıklarda, hak arama görevini yerine getiren meslektaşlarımızın bu nokta üzerine dikkatlerini çekmekte yarar görüyorum. Çünkü, Karayolları Trafik Yasasının 108 nci maddesinin işletildiği, yeterince uygulandığı kanısında değilim.
f) Kurtuluş Kanıtı :
Yasa koyucu, işletenin, hukuksal sorumluluktan kurtuluşunu çok ağır koşullara bağlamıştır. Bu koşulları şöylece sıralamak olanaklıdır;
a) İşleten, kazada, kendisinin veya eyleminden sorumlu tutulduğu kişilerin kusurunun olmadığını,
b) Araçtaki bozukluğun kazayı etkilememiş olduğunu,
c) Kazanın, bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini isbat ederse sorumluluktan kurtulur. (m:86)
III) KARA YOLLARI TRAFİK YASASININ UYGULANMA ALANI İLE İLGİLİ ELEŞTRİ :
KTK na göre "Bu kanun, karayollarında uygulanır. Ancak, aksine bir kural yoksa; a) Karayolları dışındaki alanlardan k a m u y a/ açı k olan alanlar ile park, bahçe, park yeri, yolcu ve eşya terminali, servis ve akaryakıt istasyonlarında karayolu taşıt trafiği için yararlanılan yerler ile,
b) Erişme kontrollü karayollarında ve para ödenerek yararlanılan karayollarının kamuya açık kesimlerinde ve belirli bir karayolunun bağlantısını sağlayan, deniz, göl ve akarsular üzerinde kamu hizmeti gören araçların, karayoluna ayrılan kısımlarında da bu yasa hükmü uygulanır."(m:2/2)
KTK.nın 2/2 maddesinden anlaşılacağı üzere, zarar karayolunda veya yukarıda sayılan yerlerde oluşmuş ise KTK, aksi halde genel hükümler (BK) uygulanır. Ancak, KTK’ nın uygulanmasına getirilen sınırlamayı haklı ve adil bulmak olanaklı değildir.
KTK'nın 85 nci maddesinin de öngörülen koşullar içinde doğan zararlarda KTK.nın hukuksal sorumluluğa ilişkin kuralları uygulanır biçiminde düzenlenmesi daha doğru olur. Zira, motorlu araçların, verdikleri zararlardan dolayı, bir yandan "k u s u r s u z s o r u m l u l u k" ilkesini kabul ederken, öbür yandan, belli yerlerin (Karayolunun) dışında doğan zararları genel hükümlere yani kusur ilkesine tabi kılmak Anayasanın eşitlik (md: 10) ilkesine uygun düşmemektedir.
KTK.md 85'in getirdiği "işletme halinde olan araç ile işletme halinde olmayan" araç ayrımına dayalı farklı sorumluluk sistemlerinin de haklı ve izah edilebilir yanı bulunmamaktadır. İşletme halinde bulunmayan motorlu araçların sebep olduğu kazalarda da işleten, "Sebep ve tehlike sorumluluğu" kurallarına göre, yani kusursuz sorumluluk ilkelerine göre sorumlu tutulmalıdır. Böyle bir düzenleme, çağdaş teknolojik gelişmenin zorunlu kıldığı, yeni sorumluluk anlayışına (Kusura dayanmayan sorumluluk anlayışına) daha uygun olacaktır.
DİPNOTLAR
(1,2) Prof. Dr. Aydın Aybay, Hukuk Devleti ve Velidedeoğlu sh:111
(3) Dr. Bolat Balotoğlu Motorlu Araç İşletenin Hukuki Sorumluluğu sh:14
Son düzenleme: