- Katılım
- 1 Eki 2008
- Mesajlar
- 1,071
- Konu Yazar
- #1
Eşimle beraber uzun süredir yapmayı planladığımız DATÇA’ya yolculuğumuzu gerçekleştirme kararı aldıktan sonra sabahın ilk ışıkları ile V-Strom’umu hazırlamaya başlamıştım bile…
Antalya sıcaktı, gaz açıp Korkuteli’ni geçmiştik ki; hava birden buz kesti.. İçlikleri giymek için zorunlu mola veriyoruz..
Yola devam, ısındık üşüme kesildi; lakin bu sefer acıktık… Söğüt’te bir gözlemecide duruyoruz.. Hayatta en dayanamadığım şey; odun kömüründe pişen elde açılmış ekmek yada yufkadır…
Gözlemeler mideye indikten sonra yola tekrar devam… İstikamet Fethiye..
Fethiye geçilip Göcek geçitine geliyoruz..
Muğla-Marmaris yol ayrımındayız..
Marmaris ama şehirne hiç uğramıyoruz.. Artık Marmarisin Bodrumun ve Fethiyenin vıcık vıcık insan davranışlarını sevmiyorum..
Marmaris’İ geride bırakıyoruz, hemde derhal..
Datça yarımadasının kara ile bağlantılı en ince yerinde duruyor ve resim çektiriyoruz.
Datça yarımadasının içlerine doğru seyahatimize devam, manzaralar çok hoş..
Nihayet Datça Öğretmenevindeyiz. Manzara çok hoş lakin buradan memnun kalmayacağız..
Kaldığımız yer Öğretmenevleri içinde en kötü yerdi. Geceliği 75 TL ama 25 TL lik bir pansiyon gibi.. Yatağın altında baza yok…
Duvarların sıvası dökülmüş, boyası kirlenmiş en son çarşafımızda bir adet kurumuş domates çekirdeği bulunca resepsiyona haber veriyor ve komple çarşaf takımımızı değiştiriyoruz..
Zaten dış görüntüsü bakımsızlığının had safhada olduğunu gösteriyordu.. Kahvaltı çok kötü idi ve o kahvaltı için 14 TL daha almışlardı..
Herneyse deyip geceyi yarı uykusuz geçirdikten sonra sabah ilk işimiz yarımadayı komple dolaşmak idi… Knidos’a gitmek Ege ile Ak denizi birbirinden ayıran yapay limanı görmek istiyorduk..
KNİDOS’a giderken manzaralar harika yollar ile tehlikeler ile dolu idi..
Manzaralar o kadar kışkırtıcı idi ki; insanın bir anda herşeyi bırakıp suya atlaması geliyordu..
Eşim resim çektirmek istiyor.. Elbette bende..
Bu arada Türkiye’nin en batı köylerinden biri olan YAZI köyünün kahvehanesine misafir olduk.. Hayatta en sevdiğim şeylerden birisi pazarlıksız, iyi niyetli köy insanları ile sohbet etmek onları dinlemek çok dinlendirici..
Bu arada yolun durumunu soruyorum bir köylü bozuk dikkatli olun deyince kıyamet kopuyor kavede..
N’oldu? Demeye kalmadan köylüler sürekli Marmarislilerin turistleri yol ile korkuttukarını söyleyince durumu anlıyorum.. Bu arada Knidos 13yy da Arapların istilasına uğramış. O zamandan kalan arap kökenli Sabahhattin ile tanışıyorum..
Bu arada yarımadanın en batısında bulunan KNİDOS’a varıyoruz.. Datça’dan sonra 50 km..
Arkamda görülen yer 1500 yıl önce ada imiş, sonra yapay bağlantı ile yarımada olmuş böylece 2 adet liman elde etmiş KNİDOS lular..
Deniz akvaryum kadar berrak; bulunduğum yer şehrin surlarının hemen önü..
Ekim ayı olmasına rağmen hava çok sıcak burası asla temmuzda gezilmez..
MÖ 2yy da kurulan bu şehirde 70.000 kişi varmış.. MS20yy Türkiyesinin nufusu 11.000.000 idi..
Dönemin İstanbul’u olan bu şehir Efes’ten 2yy kadar daha eski.. Güney liman ticari, kuzey liman ise askeri amaçlı..
Ve arap sebahhattinin dediği gibi kalıntılar arasında arapça kelimeler kazınmış..
KNİDOS’tan ayrılıp yarımadanın güneyine yönelip amacımız güneyde yer alan Palamutbükü ve Mesudiye kasabalarını görmek ve dağ yolundan DATÇA ya geri dönmek..
İşte Haritamız..
Manzaralar yine harikulade..
Nihayet PALAMUTBÜKÜ..
Plajın karşısındaki kayalık bizim..
Palamutbükün’de kahve içmeden kalkmak olmaz..

Palamutbükü’ne veda ediyoruz…
Manzaralar….
Dağda azıcık mola…
İşte Mesudiye kasabası…
İşte haritam…
Mesudiye’de fazla oyalanmıyoruz..
Dağ yolundan Datça’ya devam..
Eşim eski DATÇA’ya uğramamız gerektiğini söylüyor.. İşte hoş, güzel eski DATÇA::
Can Yücel’in bahçesi..
Harika…
Datça’ya varınca yakamozun DATÇA’ya çok yakıştığını fark edince aklımıza rakı ve balık geldi….
Datça- Yakamoz-Sessiz Körfez- Balık-Rakı-Aşk
Bu arada otelimiz değiştiriyor 4 yıldız FORA otele gecelik 60 TL ye ve kahvaltı dahil olarak geçiyoruz.. Harika…
Kahvaltı mükemmel idi..
Ertesi sabah artık DATÇA’ya bu sakin kasabaya veda ediyorduk..
Bu arada resepsiyon Tuncer beye çok teşekkürler..
Tam yola koyulduk ki oda ne! BMW R1200 Haluk ve KAWASAKİ ER6 lı Engin kardeşim…
Öğrendik ki rotaları Fethiye Ölüdeniz.. Haydi beraber… Heyoooo…
Durmak yok rota DATÇA-Fethiye parkuru…
MOOOLAAA…
Bu arada lastikleirmide limtlerde kullandığımı motoru iyi yatırdığımı ispat etmek isterim.. Bu arada benim artçılı olduğumuda unutmayınız lütfen…
Fethiye’de Engin bey ve Engin’den ayrıldık.. Ama daha sonra bir karşı rüzgar yedik ki.. Tam 100 km..
Eşim kötü olmuştu… Allahtan Kaş’tan sonra rüzgarı arkamıza almıştık…
Bu arada KAŞ’ta yemek molası… Çok yorgunum çook..
Eşimle KAŞ’ta bir gece kalmaya karar veriyoruz… Lakin odalar hem çok kötü hemde 80 TL deyince Antalya’ya gazlıyoruz…
Nihayet akşam 20;30 da Antalya’dayım.. Ama çok yorulmuştuk..
Bravo bize! :rendeer::cat:
Antalya sıcaktı, gaz açıp Korkuteli’ni geçmiştik ki; hava birden buz kesti.. İçlikleri giymek için zorunlu mola veriyoruz..
Yola devam, ısındık üşüme kesildi; lakin bu sefer acıktık… Söğüt’te bir gözlemecide duruyoruz.. Hayatta en dayanamadığım şey; odun kömüründe pişen elde açılmış ekmek yada yufkadır…
Gözlemeler mideye indikten sonra yola tekrar devam… İstikamet Fethiye..
Fethiye geçilip Göcek geçitine geliyoruz..
Muğla-Marmaris yol ayrımındayız..
Marmaris ama şehirne hiç uğramıyoruz.. Artık Marmarisin Bodrumun ve Fethiyenin vıcık vıcık insan davranışlarını sevmiyorum..
Marmaris’İ geride bırakıyoruz, hemde derhal..
Datça yarımadasının kara ile bağlantılı en ince yerinde duruyor ve resim çektiriyoruz.
Datça yarımadasının içlerine doğru seyahatimize devam, manzaralar çok hoş..
Nihayet Datça Öğretmenevindeyiz. Manzara çok hoş lakin buradan memnun kalmayacağız..
Kaldığımız yer Öğretmenevleri içinde en kötü yerdi. Geceliği 75 TL ama 25 TL lik bir pansiyon gibi.. Yatağın altında baza yok…
Duvarların sıvası dökülmüş, boyası kirlenmiş en son çarşafımızda bir adet kurumuş domates çekirdeği bulunca resepsiyona haber veriyor ve komple çarşaf takımımızı değiştiriyoruz..
Zaten dış görüntüsü bakımsızlığının had safhada olduğunu gösteriyordu.. Kahvaltı çok kötü idi ve o kahvaltı için 14 TL daha almışlardı..
Herneyse deyip geceyi yarı uykusuz geçirdikten sonra sabah ilk işimiz yarımadayı komple dolaşmak idi… Knidos’a gitmek Ege ile Ak denizi birbirinden ayıran yapay limanı görmek istiyorduk..
KNİDOS’a giderken manzaralar harika yollar ile tehlikeler ile dolu idi..
Manzaralar o kadar kışkırtıcı idi ki; insanın bir anda herşeyi bırakıp suya atlaması geliyordu..
Eşim resim çektirmek istiyor.. Elbette bende..
Bu arada Türkiye’nin en batı köylerinden biri olan YAZI köyünün kahvehanesine misafir olduk.. Hayatta en sevdiğim şeylerden birisi pazarlıksız, iyi niyetli köy insanları ile sohbet etmek onları dinlemek çok dinlendirici..
Bu arada yolun durumunu soruyorum bir köylü bozuk dikkatli olun deyince kıyamet kopuyor kavede..
N’oldu? Demeye kalmadan köylüler sürekli Marmarislilerin turistleri yol ile korkuttukarını söyleyince durumu anlıyorum.. Bu arada Knidos 13yy da Arapların istilasına uğramış. O zamandan kalan arap kökenli Sabahhattin ile tanışıyorum..
Bu arada yarımadanın en batısında bulunan KNİDOS’a varıyoruz.. Datça’dan sonra 50 km..
Arkamda görülen yer 1500 yıl önce ada imiş, sonra yapay bağlantı ile yarımada olmuş böylece 2 adet liman elde etmiş KNİDOS lular..
Deniz akvaryum kadar berrak; bulunduğum yer şehrin surlarının hemen önü..
Ekim ayı olmasına rağmen hava çok sıcak burası asla temmuzda gezilmez..
MÖ 2yy da kurulan bu şehirde 70.000 kişi varmış.. MS20yy Türkiyesinin nufusu 11.000.000 idi..
Dönemin İstanbul’u olan bu şehir Efes’ten 2yy kadar daha eski.. Güney liman ticari, kuzey liman ise askeri amaçlı..
Ve arap sebahhattinin dediği gibi kalıntılar arasında arapça kelimeler kazınmış..
KNİDOS’tan ayrılıp yarımadanın güneyine yönelip amacımız güneyde yer alan Palamutbükü ve Mesudiye kasabalarını görmek ve dağ yolundan DATÇA ya geri dönmek..
İşte Haritamız..
Manzaralar yine harikulade..
Nihayet PALAMUTBÜKÜ..
Plajın karşısındaki kayalık bizim..
Palamutbükün’de kahve içmeden kalkmak olmaz..

Palamutbükü’ne veda ediyoruz…
Manzaralar….
Dağda azıcık mola…
İşte Mesudiye kasabası…
İşte haritam…
Mesudiye’de fazla oyalanmıyoruz..
Dağ yolundan Datça’ya devam..
Eşim eski DATÇA’ya uğramamız gerektiğini söylüyor.. İşte hoş, güzel eski DATÇA::
Can Yücel’in bahçesi..
Harika…
Datça’ya varınca yakamozun DATÇA’ya çok yakıştığını fark edince aklımıza rakı ve balık geldi….
Datça- Yakamoz-Sessiz Körfez- Balık-Rakı-Aşk
Bu arada otelimiz değiştiriyor 4 yıldız FORA otele gecelik 60 TL ye ve kahvaltı dahil olarak geçiyoruz.. Harika…
Kahvaltı mükemmel idi..
Ertesi sabah artık DATÇA’ya bu sakin kasabaya veda ediyorduk..
Bu arada resepsiyon Tuncer beye çok teşekkürler..
Tam yola koyulduk ki oda ne! BMW R1200 Haluk ve KAWASAKİ ER6 lı Engin kardeşim…
Öğrendik ki rotaları Fethiye Ölüdeniz.. Haydi beraber… Heyoooo…
Durmak yok rota DATÇA-Fethiye parkuru…
MOOOLAAA…
Bu arada lastikleirmide limtlerde kullandığımı motoru iyi yatırdığımı ispat etmek isterim.. Bu arada benim artçılı olduğumuda unutmayınız lütfen…
Fethiye’de Engin bey ve Engin’den ayrıldık.. Ama daha sonra bir karşı rüzgar yedik ki.. Tam 100 km..
Eşim kötü olmuştu… Allahtan Kaş’tan sonra rüzgarı arkamıza almıştık…
Bu arada KAŞ’ta yemek molası… Çok yorgunum çook..
Eşimle KAŞ’ta bir gece kalmaya karar veriyoruz… Lakin odalar hem çok kötü hemde 80 TL deyince Antalya’ya gazlıyoruz…
Nihayet akşam 20;30 da Antalya’dayım.. Ama çok yorulmuştuk..
Bravo bize! :rendeer::cat: