Eyvallah Sbüyükkılıç ve Rookie Hocam, Hoşbulduk.
Herkesler: "aman ha! Altan Kardeşlerle göz teması kurmadan sakın motorunuza gaz falan vermeyin, asla caiz değildir" deyince, güzel havayı fırsat bilip, bizim delikanlıyı da atıp ön tarafa düştük yollara.
Bu arada, koltuktaki yaslanma bölümünü çıkartınca 9 yaşındaki oğlumu ön tarafa bindirip rahat rahat yolculuk yapıyoruz. Arka taraf güvenli olmuyor, ne zaman uykusunun geleceği belli olmuyor, armut gibi asfalta düşme ihtimali var.
Önceki Cumartesi Şile'ye gidiyorduk da, beyefendi uzun yoldan sıkılıp: "Baba Trabzon'a mı gidiyoruz, etraf yemyeşil, aynı dedemin köyü gibi kokuyor, karnım da acıktı, inşallah Bolu'da İsmail'in Yeri'nde yemek yeriz".
Zamane çocuğu ne olacak işte. Nerde bizim -biraz korkudan, biraz saygıdan - babamızın adını selavatla andığımız zamanlar. Herif yaşına başına bakmadan kafa yapıyor benimle.
Kartal Sanayi'nin köşesini dönünce, önce dükkanın önünde ictimaya dizilmiş sym'lerle, ardından da, "hoşgeldiniz" diyerek bize gülümseyen motorcu arkadaşlarla göz göze geldik.
Bir şehir efsanesi haline gelmiş Ustalarımızın başka marka kullanan hayranları da vardı oralarda, biraz kıskandım bu durumu, ama olsun onlar da iyi arkadaşlardı.
Rookie kardeşle ve başka arkadaşlarla da (beni bağışlasınlar, ihtiyarlık işte, isimlerini unuttum) tanıştık orada, tecrübelerimizi paylaştık, sohbet ettik, telefonlar aldık, verdik.
Bana kalsa muhabbeti daha uzun tutacaktım, ama bizim ufaklığın karnı acıkınca, baba gidelim diye tutturdu.
Randevusuz gittiğimiz için servis olayına girmedik, önümüzdeki hafta telefonlaşırız diyerek biraz erken ayrılıp, Çamlıca'daki Çömlek Kuru Fasülye'nin yolunu tuttuk. Tabakların dibini ekmekle sıyırırken, öğreten adam moduyla oğluma döndüm ve dedim ki:
"Gördün mü bak oğlum, işini iyi yapınca nerede olursan ol, müşteri gelip seni buluyor. İster Allah'ın dağında kuru füsülye pişir, ister Anadolunun ücra bir kasabasında (Kartal
) motor tamircisi ol.
Kazasız, belasız, güzel sürüşler arkadaşlar.
Herkesler: "aman ha! Altan Kardeşlerle göz teması kurmadan sakın motorunuza gaz falan vermeyin, asla caiz değildir" deyince, güzel havayı fırsat bilip, bizim delikanlıyı da atıp ön tarafa düştük yollara.
Bu arada, koltuktaki yaslanma bölümünü çıkartınca 9 yaşındaki oğlumu ön tarafa bindirip rahat rahat yolculuk yapıyoruz. Arka taraf güvenli olmuyor, ne zaman uykusunun geleceği belli olmuyor, armut gibi asfalta düşme ihtimali var.
Önceki Cumartesi Şile'ye gidiyorduk da, beyefendi uzun yoldan sıkılıp: "Baba Trabzon'a mı gidiyoruz, etraf yemyeşil, aynı dedemin köyü gibi kokuyor, karnım da acıktı, inşallah Bolu'da İsmail'in Yeri'nde yemek yeriz".
Zamane çocuğu ne olacak işte. Nerde bizim -biraz korkudan, biraz saygıdan - babamızın adını selavatla andığımız zamanlar. Herif yaşına başına bakmadan kafa yapıyor benimle.
Kartal Sanayi'nin köşesini dönünce, önce dükkanın önünde ictimaya dizilmiş sym'lerle, ardından da, "hoşgeldiniz" diyerek bize gülümseyen motorcu arkadaşlarla göz göze geldik.
Bir şehir efsanesi haline gelmiş Ustalarımızın başka marka kullanan hayranları da vardı oralarda, biraz kıskandım bu durumu, ama olsun onlar da iyi arkadaşlardı.
Rookie kardeşle ve başka arkadaşlarla da (beni bağışlasınlar, ihtiyarlık işte, isimlerini unuttum) tanıştık orada, tecrübelerimizi paylaştık, sohbet ettik, telefonlar aldık, verdik.
Bana kalsa muhabbeti daha uzun tutacaktım, ama bizim ufaklığın karnı acıkınca, baba gidelim diye tutturdu.
Randevusuz gittiğimiz için servis olayına girmedik, önümüzdeki hafta telefonlaşırız diyerek biraz erken ayrılıp, Çamlıca'daki Çömlek Kuru Fasülye'nin yolunu tuttuk. Tabakların dibini ekmekle sıyırırken, öğreten adam moduyla oğluma döndüm ve dedim ki:
"Gördün mü bak oğlum, işini iyi yapınca nerede olursan ol, müşteri gelip seni buluyor. İster Allah'ın dağında kuru füsülye pişir, ister Anadolunun ücra bir kasabasında (Kartal
Kazasız, belasız, güzel sürüşler arkadaşlar.