Bu benim motor be
İlk motorum. Öyle çok uzun zamandır da kullanmıyorum. O yüzden "test ettim" falan gibi iddialı laflar haddime değil. Fakat izlenimlerim ve tecrübelerim oldu tabii, onları aktarmaya çalışayım.
Yüksek bir motor. Sele yüksekliği 89 santim. Gerçi süspansiyonları 70 kiloluk bir biniciye göre yapıldığı için seleye oturunca biraz çöküyor ama gene de yüksek. İlk bir iki hafta bu yükseklik beni epey tedirgin etmişti, sonradan alıştım. Gene de hafif rampa bir yerde geri geri ittirmeye kalkmak falan zor oluyor. Boyum 1,76 bu arada.
Gerçi süpermotocuların bir toplantısına gitmiştim, bu motoru almam için aklımı orada çelmişlerdi. İşte o toplantıda Çiğdem Tatlısert'in altında görmüştüm DRZ'yi. Gayet rahat kullanıyor, hatta o motorla yarışlara katılıyordu. Biraz da o sayede cesaret gelmişti, yoksa almayı düşündüğüm motor Hyosung Rx125 SM idi.
Kuru ağırlığı 136 kiloymuş. Farını ve kuyruk lambasını değiştirip Tuono aynaları taktığım için benimki biraz hafiflemiştir ama. Neyse, 136 kilo cadde motorlarına nazaran düşük, fakat safkan süpermotolara, kroslara nazaran yüksek bir ağırlık. SM modelini değil de enduro versiyonunu kullananlar zor arazilerde çok yoruluyormuş bu yüzden. Ağırlık merkezi de yukarılarda olduğu için, motor devrileyazmışsa tutmak zor olabiliyor. Ama hiç o şekilde düşürmedim, benim gücüm zaptetmeye yetiyor.
Bize göre 40, arka tekerden ölçenlere göre 33 beygirlik bir motoru var. Hızlanması bana kalırsa gayet iyi: Sıfırdan yüze beş buçuk saniyede falan çıkıyor. Evet, son hızı düşük. Ben en son 150 gördüm. Zorlasaydım belki 160'a çıkardı, gösterge hatasını falan da hesaba katıp düz hesap 150 diyelim biz. 120'dan falan sonra rahat değil. Rüzgar epey tedirgin ediyor ve insanı geriye itip yormasından ziyade motosiklete hafif hafif yalpa yaptırmasından kaynaklanıyor bu tedirginlik. Sol şeritte giderken Audi'ler falan arkadan selektörle yol isteyince biraz bozuluyorum. Şöyle 180'e falan çıkabilseydi tadından yenmezdi yani. Safkan süpermotolardan ağır demiştim ya? KTM'lerin, Husqvarna'ların ve süpermotoya çevrilmiş Suzuki RMZ'lerin falan yanında motoru da epey güçsüz kalıyor. Ama her şeyi bir bedeli var, değil mi? Tek silindirli motorda yüksek performans, yüksek bakım maliyetleri ve düşük motor ömrünü beraberinde getiriyor. Sözünü ettiğim canavarların devamlı yağını değiştirmek, süpaplarını ayarlamak falan gerekiyormuş.
DRZ'nin motorunuysa çok dayanıklı buluyorlar. Çok güvenilir ve etkisi ispatlanmış modifikasyon seçenekleri var. Bunların en başında Mikuni karbüratörü FCR özellikli Keihin ile değiştirmek geliyor. Sonra, 430'luk silindir takıyorlar, krankını değiştirip 430'luk o hacmi 470'e çıkaracak bir sıkıştırma oranı elde ediyorlar, süpapları falan değiştiriyorlar, güzel bir egzoz takmak zaten olmazsa olmaz. Eddie Sisneros adındaki meşhur Amerikalı usta, DRZ'leri bu şekilde 60 beygire çıkarabiliyor. Yani bizim hesabımızla 70 küsür beygire. Ve bu aletler gayet ciddi müsabaka motosikletleri haline geliyor. Bana gelince, para ayırabilirsem şu Keihin'den almak niyetindeyim. Ama gürültü yapmasını istemediğimden egzozunu değiştirtmem. Pistonu, silindiri falan elimize alırsak da orijinalinden daha ucuza gelen 430'luk silindir-piston setinden taktırırım.
Bu Japon motosikleti saat gibi işliyor mu diye sorarsanız hayır derim. Yağmurlarda su aldığı için benimkinin göstergesi bozuldu mesela. İçini açıp baktığımda şu manzarayla karşılaştım:
Peki garantiden değiştirtebildim mi? Hayır. Farı değiştirmiştim ya? Orasını burasını kurcalarken göstergeye kısa devre yaptırmadığım ne malummuş? Hem niye bozulur bozulmaz götürmemişim de kaç ay beklemişim? Neyse, zaten orijinal gösterge pi poha yaramıyordu. Motor devrini göstermiyordu, benzin durumunu göstermiyordu. Fiyatı da ne kadar, tahmin edin: Yanlış hatırlamıyorsam 1500 lira. Evet, bir buçuk milyar. ABD fiyatı 700 dolar. Onun yerine, çok daha fazla işlevi olan, yağmura çamura çok daha dayanıklı, motor devrini, suyun sıcaklığını falan gösteren Acewell marka göstergeyi aldım. Yalnız, onun da montaj talimatları çok yetersiz. Bugün ya da yarın takmaya teşebbüs edecem ama o kadar kabloyu (Bugün itibariyle nereye bağlayacağımı kestiremediğim 10 kablo kaldı) nereye bağlayacağımı bulmam gerek önce.
Arızalanma ihtimali yüksek yerlerden biri de şarj sistemi. Benim konjektörden aküye giden bağlantılarımda sorun var mesela. Epey voltaj kaybı oluyor. Suzuki'nin kullandığından daha kalın bir kabloyu konjektörden doğruca aküye çekerek bu sorunu çözecem. Evet, sigortayı, konektörleri falan baypas ederek. Bu da Thumpertalk.com'da herkese tavsiye ettikleri bir uygulama.
Suzuki 10w40'lık yağ tavsiye etse de genel kanı 20w50 ya da 15w50'nin bu motora en uygun yağ olduğu yönünde. Yağları çok hırpalıyormuş bizim motorlar. O yüzden biraz kalın koymak daha iyiymiş, ince koyulursa su gibi oluyormuş çünkü. Ayrıca 1000 ila 1500 milde bir yağın değiştirilmesini tavsiye ediyorlar, o da 1500 ila 2500 kilometreye falan tekabül ediyor. Ben bundan sonra 2000'de bir değiştirmeye çalışacam, Suzuki'nin tavsiyesiyse 6000 km'de bir.
Yağ değişimi demişken, aman yağı kendiniz değiştirin. DRZ'lerde iki adet yağ tıpası var. Biri şasedeki yağı boşaltıyor, öbürü motorun altında yer alıyor. Özellikle motorun altındaki çok hassas. Mutlaka tork anahtarı kullanılması gerekiyor ve "crush washer" dedikleri ezilmek üzere üretilmiş özel pulları her seferinde değiştirmek şart. Pulu değiştirmediği ya da tıpayı fazla sıktığı için motoru çatlatıp eline alan çok insan var. Ben de son yağ değişimini kendim yaptım... Ona yapmak denirse gerçi. Serviste (Yücel Motor) ne tork anahtarı ne de pul kullandıklarını görünce "eyvah, motoru mahvedecekler" diyip kendim değiştirmeye karar vermiştim ama geç kalmışım. Şase tıpasını serviste öyle bir sıkmışlar ki açana kadar imanım gevredi. Değiştirmedikleri pul da yamyassı olmuş, hatta tıpayla kaynaşmış. Sökmek için tornavidayla en az beş dakika uğraştım. Neyse, yağı boşalttım, pulları değiştirdim, ilk tıpayı yerine taktım ama ikincisi bir türlü girmiyordu. Yani o deli gibi sıktıkları. Uğraştım, uğraştım, beceremedim. Akıl danışmak için Altan Motoru aradım, bir hafta önce onlara gitmiştim çünkü, usta ne dese beğenirsiniz? "O pullar özel. Tekrar tekrar kullanılabiliyor." "Ne yaptın usta ya?" dedim, pul meselesinin ciddiyetini anlatmaya çalıştım ama ukala ukala, "tamam, senin bildiğin gibi olsun" dedi usta. Bisikletçiden bozma servis de değil bunlar. İstanbul'un en muteber Suzuki servisleri. Nsyse, sonunda bir usta getirdim, o nasıl olduysa halletti. Tıpanın altıgen başını da epey bir yıprattıklarından yenisini sipariş ettim. Bakalım bu sefer takabilecek miyim yoksa Helicoil falan uygulatmam mı gerekecek.
Motor bir litre benzinle 18 ila 20 kilometre gidiyor. Gerçi sakin kullansam biraz daha az yakar herhalde ama yüksek devirlere çok çıkıyorum, ani hızlanmalardan çok zevk alıyorum. Deposu 2.3 litrelik yedek depoyla beraber toplam 10 litre. Sürprizlerle karşılaşmamak için benzin alınca tripmetreyi sıfırlıyorum. Daha doğrusu gösterge arızalanmadan önce sıfırlıyordum

Şu sıralar yolda kalmamak için aklıma geldikçe gidip benzin alıyorum.
Para bulursam bir sonraki hedefim KTM Duke 690. Hem gözüme çok güzel görünüyor, hem hafif ve hızlı. Tek silindirli motoru 70 beygire yakın güç üretiyor. Son hızı da 200 kilometreye yakın.
