Şehir Hatları..

Forumdan Uzaklaştırıldı
Katılım
11 Ocak 2006
Mesajlar
649
Bilgiledirme: Bu mesajı yazan kullanıcının üyeliği iptal edilmiştir.
ŞEHİR HATLARI..

Şehir hatları vapurlarına binmeyenimiz yoktur.Bir fincan sahlebinde üst katta tadına doyulmaz.Gün olur KARAOĞLANOĞLU İLE Kadıköy'e geçer, zaman
gelir, ADEM YAVUZ'a yetişemez, Karaköy iskelesinde ŞEHİT NECATİ GÜRKAYA'nın yanaşmasını bekleriz. Peki kimlerdi bu isimleri yaşatılanlar. İşte
onlardan birkaçı.
KARAOĞLANOĞLU (ŞEHİT PİYADE ALBAY) P.Albay İbrahim KARAOĞLANOĞLU, 50 nci Piyade Alay Komutanıdır. 1974 Kıbrıs Barış harekatında Kıbrıs'a ilk çıkan Alayın komutanı idi. Alayı ile birlikte Piladini Plajına (Sonradan KARAOĞLANOĞLU PLAJI olmuştur.) çıkan Albay KARAOĞLANOĞLU Harekatın 2.gününde ateş hattında Mehmetçik ile yan yana olduğu bir sırada Rum mevzilerinden atılan bir havan mermisi ile ağır yaralanmış ve şehit olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Albay KARAOĞLANOĞLU'nu unutmadı, ismi Kıbrıs ve Türkiye'de birçok yere verildi ve o sıralarda İstinye tersanesinde inşa edilen yolcu vapuruna da ismi verilerek anısı yaşatılmaktadır. ADEM YAVUZ (ŞEHİT TÜRK GAZETECİMİZ) Kıbrıs harekatını takip eden Türk gazetecimiz ADEM YAVUZ 'un 14 Ağustos 1974 günü gazeteci arkadaşı Ergin Konuksever ile birlikte Rum kesiminde kılavuz şoförlerinin yanlış yola girmesi nedeni ile araçlarının önü RUM tehdiş örgütü EOKA militanları tarafından kesilerek makineli tüfeklerle taranmış ve Ergin Konuksever omuzundan yaralanmıştır. Olayın heyecanı ile ADEM YAVUZ Rum militanlara silahsız ve üstelik de gazeteci olduklarını anlatmaya çalışmış ve zaman zaman da onlarla tartışmış ve yaralı arkadaşı Ergin'i hastaneye yetiştirmiştir. Bundan sonrasını Yaralı Ergin Konuksever anlatıyor. Rum hastanesine bizi getirdiklerinde yarı baygındım. ADEM'i sordum dışarıda kapıda beklediğini söylediler. Aradan çok az bir zaman geçti.ADEM'İ sedye ile kanlar içinde benim bulunduğum yere getirdiler.Ben ilk önce benim durumuma üzüldüğünden bayıldığını sandım.Daha sonra bizim yolumuzu kesen Rum milislerin bizim peşimizden hastaneye gelip,ADEM'i de vurduklarını öğrendim. Çok yakın mesafeden ateş ettiklerinden ADEM' in bağırsakları parçalanmıştı. Ayağa kalkabildikten sonra bukez ben ADEM'in başucundan ayrılmadım.ADEM her gün, her saat su istiyordu ama veremedik.Doktorlar su verirseniz hiç yaşamaz diyorlardı.Bağırsaklarındaki yara müthiş bir susuzluk hissi veriyordu. ADEM 15 gün dayanabildi sonra onu kaybettik.Bana hep Abi kaçalım buradan diyordu. Sarılıp ağlaşıyorduk.Son günlerinde mezarının sulak bir yer kenarında olmasını hatta yanı başından sular akmasını istemişti. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ADEM YAVUZ'u unutmadı,ismi Kıbrıs ve Türkiye'de bir çok yere ve o sıralarda İstinye Tersanesinde inşa edilmekte olan Yolcu Vapuruna verildi. Çok isteyip kana kana içemediği su üzerinde ismi yaşatılıyor.
ŞEHİT NECATİ GÜRKAYA (ŞEHİT MUHABERE SUBAYIMIZ) Hiç şüphesiz Kıbrıs Barış Harekatının bizim açımızdan en acı olayı, KOCATEPE savaş gemimizin kendi uçaklarımız tarafından yanlışlıkla batırılması idi. NECATİ GÜRKAYA'da o gemide muhabere Subayı olarak bulunuyordu. Kocatepe batıyordu, gemi komutanı Güven Erkaya daha önce tatbik ettirilen şekli ile gemiyi terk emrini verdi.Bazı subaylar ki NECATİ GÜRKAYA'da onlardan biri idi,Ordunun malına zarar gelmemesi için kendi hayatlarını riske atmışlar ve bunun sonucunda da mağlup çıkmışlardır.NECATİ GÜRKAYA şartları içinde çok kıymetli ve üzerine devletinin zimmetlediği yaklaşık 15- 20 kg.lik seyyar telsiz cihazını bir naylon torbaya sarıp boynuna bağlar.Tek amacı vardır kendinden önce ilk kurtarılacak ordu malını selametle gemiden çıkarmaktır.NECATİ GÜRKAYA boynundaki zimmeti ile terk yerine gelir. Denize atlamayan kendisi ve komutanı kalmıştır. Bu arada Komutanı can yeleğini şişirmediğini fark eder ve kendisini uyararak hemen yeleğini şişirmesini söyler. NECATİ GÜRKAYA 'Komutanım ancak zimmetimi hazırladım,içerde çok patlamalar var,yeleğimin ipini suda çekeceğim,merak etmeyin komutanım zaten bunun usulü böyledir' der ve kendini boynuna bağladığı zimmeti ile denize atar.NECATİ GÜRKAYA denize düşünce can yeleğinin ipini çekip şişirmeye çalıştıysa da, yeleğin içindeki karbonmonoksit gazı boşaldığından başarılı olamaz ve yeleği şişmez.NECATİ GÜRKAYA Akdeniz’de boynundaki telsizle kaybolmuştur. Kocatepe mürettebatı bir İsrail gemisi tarafından kurtarılır ancak saatlersüren aramalar sonucu NECATİ GÜRKAYA'ya ulaşılamaz.Akdeniz, ne NECATİ GÜRKAYA'yı nede boynundaki zimmetini inatla su yüzüne bırakmadı.NECATi GÜRKAYA bir an olsun boynundaki ağırlıktan kurtulmayı düşünmedi.Belki de yanında ordu malı zimmeti olmadan canını kurtarmak ona boynundakinden daha ağır gelecekti. Türkiye Cumhuriyeti Devleti NECATİ GÜRKAYA'yı unutmadı.İsmini Kıbrıs ve Türkiye'de bir çok yere ve o sıralarda İstinye tersanesinde inşa edilmekte olan Yolcu vapuruna vererek,mezarı olan denizler üzerinde anısını yaşatmaktadır.
Geçenlerde, oğlumla beni Yalova dan Pendik'e götürecek arabalı vapuru bekliyorduk. Arabalı yavaş yavaş limana yanaşıyordu,Vapurun ismine gözüm takıldı. RECEP TAYYİP ERDOĞAN'dı. Düşündüm onun benim bilmediğim nasıl bir anısı vardı acaba,ama bulamadım.O vapura binmek istemedim,içimden gelmedi.


Alıntı.
 
Katılım
31 Ocak 2005
Mesajlar
2,031
Dostum ellerine sağlık,(RECEP TAYYİP ERDOĞAN'dı. Düşündüm onun benim bilmediğim nasıl bir anısı vardı acaba,ama bulamadım.O vapura binmek istemedim,içimden gelmedi.)burası çok hoşdu
 
Forumdan Uzaklaştırıldı
Katılım
11 Ocak 2006
Mesajlar
649
Bilgiledirme: Bu mesajı yazan kullanıcının üyeliği iptal edilmiştir.
MoToR' Alıntı:
Dostum ellerine sağlık,(RECEP TAYYİP ERDOĞAN'dı. Düşündüm onun benim bilmediğim nasıl bir anısı vardı acaba,ama bulamadım.O vapura binmek istemedim,içimden gelmedi.)burası çok hoşdu


Benim bilmediğim bir anısını bilen varsa yazsın da bizde öğrenelim.
 
Katılım
1 Ağu 2005
Mesajlar
21,819
Sonsovalye' Alıntı:
Benim bilmediğim bir anısını bilen varsa yazsın da bizde öğrenelim.

Ben biliyorum..."Al Ananıda git buradan..."


Başbakan ile bir çiftçinin tartışmasını izleyipte yüzü kızarmayan, içi sıkılmayan bir tek Türk evladı varmı acaba? Dün "Milletin Efendisi" olarak tanımlanan Türk Köylüsü yıllarca unutulmuş, hor görülmüş, ürünü yabancı ürünler karşısında ezdirilmiş, Avrupa'nın emri ile şehire göç etmeye zorlanmıştı. Ama herhalde hiç bir dönemde yapılan hiç bir şey köylüyü, çiftçiyi Cumartesi günkü olay kadar yaralamamıştır herhalde. Başbakan tarafından "Lan" ile karşılanan çiftçi, tekme ve yumruklar arasında Başbakana derdini anlatmaya çalışmış; "Al ananıda git" lafı ile kovulmuştur. Söylenecek hiç bir kelime, hiç bir söz, hiç bir özür Türk çiftçisinin ruhunda açılan bu yarayı kapatmaya yetmeyecektir. Hele ki Başbakanlık Danışmanı tarafından "Al ananıda git" sözcüğünün Başbakan'a ait olmadığı açıklaması ve Çiftçinin karakolda tartaklanması; açık yaraya tuz, ortadaki ayıba tüy olmuştur.



Boys Anılar 2...Malumunuz tüm dünya Karikatür Krizi ile baş etmeye çalışırken; İspanya Başbakanı ile dünyayı itidale ve saygıya çağıran başbakanımızın, çiftçi ile yaptığı dialog; farklı görüşlere ne kadar saygı gösterdiğinin ve ne kadar samimi olduğunun göstergesidir. Sayın başbakan Avrupalıların karikatürler ile kutsal saydığı değerlere saldırmasının yanlış olduğunu savunurken; Türk halkı için kutsal sayılabilecek anne figürüne saldırı cümlelerini pervasızca söyleyerek kendisi ile çelişmektedir. Ben buradan hakarete uğrayan çiftçi ve diğer çiftçileri mahkemeye başvurarak dava açmaya çağırıyorum.



Coşkun Sabah "Anılaaarrrr" 3...Bu arada hatırlarsanız sayın başbakan Van'daki Rektör Davası hakkında konuşanlar ve fikir beyan edenler için yargıyı göreve davet etmiş, suç işlendiğini belirtmişti. Bu nedenle de YÖK'ün ve TÜSİAD'ın başı ağırmıştı. Ancak Cumartesi günü sayın Başbakan Danıştay'a Türban ile ilgili aldığı karar ve İmam Hatiplilerin Üniversite'ye girmesi için yapılan üç kağıdı bozması nedeni ile ateş püskürüyor, kararları eleştiriyordu. Anlaşılan Başbakan her şeyi işine geldiği gibi değerlendiriyor. Şimdi kendisini "Ben karar alındıktan sonra konuşuyorum" diye savunacaktır biliyoruz. Ama kendisinden başka kimseyi kandıramayacak. Kendisi bu kafada giderse; bir gün kendisini oraya getirenler tıpkı istediği gibi analarını, babalarını, karılarını, çoluklarını, çocuklarını alarak gerçekten gidecekler. O zaman belki padişah değil; halkın başbakanı olduğunu anlayabilecek.
 
Katılım
28 Mar 2004
Mesajlar
452
Yahu kim vermiş o adı vapura kim bilir hangi kendini bilmez yalakanın eseridir.
Uyanın Türkiye elden gidiyor...............................
 
Katılım
1 Ağu 2005
Mesajlar
21,819
salihgureli' Alıntı:
Uyanın Türkiye elden gidiyor...............................

sana günaydınlar olsun...memleket 10 Ağustos 1920 de elden gitti...bu plan şimdi uygulamada...

Ahmet Teyfik Paşa (Okday) başkanlığındaki Osmanlı hükümeti delegeleri barış için Paris'e gittiler. Itilaf devletlerinin şartları kabul edilmeyecek kadar ağırdı. Ayrıca, İtilaf devletleri arasında anlaşmazlık çıktığı Ahmet Teyfik Paşa tarafından sezildi. Bu nedenlerle barış şartlarını kabul etmedi. Sultan Vahdeddin' in başkanlığında toplanan Saltanat Şurası' nda topçu Ferik Rıza Paşa dışında bütün üyelerce bu şartlar kabul edildi. 150 kişilik kara listede yer alan Maarif Nazırı ( Milli eğitim bakanı ) Hadi Paşa başkanlığındaki delegeler kurulu, 10.8.1920.' de Sevr Antlaşmasını imzaladı. Bu antlaşma hiçbir zaman uygulanmayan bir proje halinde kaldı. Özet olarak başlıca hükümleri şöyleydi:


1. Batı Anadolu, Yunanistan'ın egemenliğine bırakılıyordu.

2. Güneydoğu Anadolu'nun büyük bir kısmı Suriye'ye, Doğu Anadolu'nun büyük bir kısmı ise Ermenistan' a veriliyordu.

3. Boğazlar bölgesi itilaf devletlerinin egemenliği altında kalıyordu.

4. Arabistan ve Irak İngilizler 'e geçiyordu.

5. 1.Dünya savaşı içinde kaldırılan kapitülasyonlar yeniden yürürlüğe konuyordu.

6. Ordu mevcudu çok azaltılıyordu.

7. İstanbul şartlı olarak - daima tehdit altında - Osmanlı devleti'nde kalıyordu.

8. Türk uyruğundan çıkıp yabancı uyruğa geçmek mümkün olacaktı. Kapitülasyonların varlığı nedeniyle azınlıkların bu yola başvurmaları amacı güdülüyordu.

9. İşgal giderleri Osmanlı devletinin sırtına yükleniyordu.

10. İtilaf devletleri aralarında yaptıkları özel anlaşmalarla, Anadolu' yu ekonomik nüfuz bölgelerine ayırmak istiyorlardı.


istersen madde madde incele...
 
Son düzenleme:
Katılım
21 Eki 2005
Mesajlar
3,170
Daha net okunması açısından...

KARAOĞLANOĞLU (ŞEHİT PİYADE ALBAY)
P.Albay İbrahim KARAOĞLANOĞLU, 50 nci Piyade Alay Komutanıdır. 1974 Kıbrıs Barış harekatında Kıbrıs'a ilk çıkan Alayın komutanı idi. Alayı ile birlikte Piladini Plajına (Sonradan KARAOĞLANOĞLU PLAJI olmuştur.) çıkan Albay KARAOĞLANOĞLU Harekatın 2.gününde ateş hattında Mehmetçik ile yan yana olduğu bir sırada Rum mevzilerinden atılan bir havan mermisi ile ağır yaralanmış ve şehit olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Albay KARAOĞLANOĞLU'nu unutmadı, ismi Kıbrıs ve Türkiye'de birçok yere verildi ve o sıralarda İstinye tersanesinde inşa edilen yolcu vapuruna da ismi verilerek anısı yaşatılmaktadır.

ADEM YAVUZ (ŞEHİT TÜRK GAZETECİMİZ)
Kıbrıs harekatını takip eden Türk gazetecimiz ADEM YAVUZ 'un 14 Ağustos 1974 günü gazeteci arkadaşı Ergin Konuksever ile birlikte Rum kesiminde kılavuz şoförlerinin yanlış yola girmesi nedeni ile araçlarının önü RUM tehdiş örgütü EOKA militanları tarafından kesilerek makineli tüfeklerle taranmış ve Ergin Konuksever omuzundan yaralanmıştır. Olayın heyecanı ile ADEM YAVUZ Rum militanlara silahsız ve üstelik de gazeteci olduklarını anlatmaya çalışmış ve zaman zaman da onlarla tartışmış ve yaralı arkadaşı Ergin'i hastaneye yetiştirmiştir. Bundan sonrasını Yaralı Ergin Konuksever anlatıyor. Rum hastanesine bizi getirdiklerinde yarı baygındım. ADEM'i sordum dışarıda kapıda beklediğini söylediler. Aradan çok az bir zaman geçti.ADEM'İ sedye ile kanlar içinde benim bulunduğum yere getirdiler.Ben ilk önce benim durumuma üzüldüğünden bayıldığını sandım.Daha sonra bizim yolumuzu kesen Rum milislerin bizim peşimizden hastaneye gelip,ADEM'i de vurduklarını öğrendim. Çok yakın mesafeden ateş ettiklerinden ADEM' in bağırsakları parçalanmıştı. Ayağa kalkabildikten sonra bukez ben ADEM'in başucundan ayrılmadım.ADEM her gün, her saat su istiyordu ama veremedik.Doktorlar su verirseniz hiç yaşamaz diyorlardı.Bağırsaklarındaki yara müthiş bir susuzluk hissi veriyordu. ADEM 15 gün dayanabildi sonra onu kaybettik.Bana hep Abi kaçalım buradan diyordu. Sarılıp ağlaşıyorduk.Son günlerinde mezarının sulak bir yer kenarında olmasını hatta yanı başından sular akmasını istemişti. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ADEM YAVUZ'u unutmadı,ismi Kıbrıs ve Türkiye'de bir çok yere ve o sıralarda İstinye Tersanesinde inşa edilmekte olan Yolcu Vapuruna verildi. Çok isteyip kana kana içemediği su üzerinde ismi yaşatılıyor.

ŞEHİT NECATİ GÜRKAYA (ŞEHİT MUHABERE SUBAYIMIZ) Hiç şüphesiz Kıbrıs Barış Harekatının bizim açımızdan en acı olayı, KOCATEPE savaş gemimizin kendi uçaklarımız tarafından yanlışlıkla batırılması idi. NECATİ GÜRKAYA'da o gemide muhabere Subayı olarak bulunuyordu. Kocatepe batıyordu, gemi komutanı Güven Erkaya daha önce tatbik ettirilen şekli ile gemiyi terk emrini verdi.Bazı subaylar ki NECATİ GÜRKAYA'da onlardan biri idi,Ordunun malına zarar gelmemesi için kendi hayatlarını riske atmışlar ve bunun sonucunda da mağlup çıkmışlardır.NECATİ GÜRKAYA şartları içinde çok kıymetli ve üzerine devletinin zimmetlediği yaklaşık 15- 20 kg.lik seyyar telsiz cihazını bir naylon torbaya sarıp boynuna bağlar.Tek amacı vardır kendinden önce ilk kurtarılacak ordu malını selametle gemiden çıkarmaktır.NECATİ GÜRKAYA boynundaki zimmeti ile terk yerine gelir. Denize atlamayan kendisi ve komutanı kalmıştır. Bu arada Komutanı can yeleğini şişirmediğini fark eder ve kendisini uyararak hemen yeleğini şişirmesini söyler. NECATİ GÜRKAYA 'Komutanım ancak zimmetimi hazırladım,içerde çok patlamalar var,yeleğimin ipini suda çekeceğim,merak etmeyin komutanım zaten bunun usulü böyledir' der ve kendini boynuna bağladığı zimmeti ile denize atar.NECATİ GÜRKAYA denize düşünce can yeleğinin ipini çekip şişirmeye çalıştıysa da, yeleğin içindeki karbonmonoksit gazı boşaldığından başarılı olamaz ve yeleği şişmez.NECATİ GÜRKAYA Akdeniz’de boynundaki telsizle kaybolmuştur. Kocatepe mürettebatı bir İsrail gemisi tarafından kurtarılır ancak saatlersüren aramalar sonucu NECATİ GÜRKAYA'ya ulaşılamaz.Akdeniz, ne NECATİ GÜRKAYA'yı nede boynundaki zimmetini inatla su yüzüne bırakmadı.NECATi GÜRKAYA bir an olsun boynundaki ağırlıktan kurtulmayı düşünmedi.Belki de yanında ordu malı zimmeti olmadan canını kurtarmak ona boynundakinden daha ağır gelecekti. Türkiye Cumhuriyeti Devleti NECATİ GÜRKAYA'yı unutmadı.İsmini Kıbrıs ve Türkiye'de bir çok yere ve o sıralarda İstinye tersanesinde inşa edilmekte olan Yolcu vapuruna vererek,mezarı olan denizler üzerinde anısını yaşatmaktadır.
 
Katılım
29 Mar 2006
Mesajlar
3,903
GENÇLİĞE HİTABE

Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK
20 Ekim 1927

Şimdiiii,Atamızın gençlerimize verdiği bu vazifeyi,gençlerimiz uygulamaya kalkarsa ne olur?
 
Katılım
1 Ağu 2005
Mesajlar
21,819
SEVR ANTLAŞMASI DÜN ve BUGÜN...



1. Batı Anadolu, Yunanistan'ın egemenliğine bırakılıyordu.

Kardak Kayalıklarından vermeye başla Yunanistana...

2. Güneydoğu Anadolu'nun büyük bir kısmı Suriye'ye, Doğu Anadolu'nun büyük bir kısmı ise Ermenistan' a veriliyordu.

Hatayı ver kurtul...Doğu Anadoluyu ver kurtul...oh be sıkıntıyı aştık...



3. Boğazlar bölgesi itilaf devletlerinin egemenliği altında kalıyordu.

Boğazlar zaten uluslararası antlaşmalarla peşkeş çekilmişl dünyaya...sıkıysa Boğazları bir tankere kapat da tersden göstersinler bize...bir tane yakıt yüklü tankerin patlamasına bakar incimiz...o da olacak merak etmeyin...

4. Arabistan ve Irak İngilizler 'e geçiyordu.

zaten İngiliz ve Amerikalalıların şu an Ortadoğu...

5. 1.Dünya savaşı içinde kaldırılan kapitülasyonlar yeniden yürürlüğe konuyordu.

IMF nin bize dayattığı şeyler kapitülasyonlardır...farkeden bişey yok...

6. Ordu mevcudu çok azaltılıyordu.

Ordu mevcudu şu an azaltılmaya çalışılıyor...5 evlad azaldı....

7. İstanbul şartlı olarak - daima tehdit altında - Osmanlı devleti'nde kalıyordu.

İstanbul zaten Batı Medeniyetlerinin beşiği olmuş...

8. Türk uyruğundan çıkıp yabancı uyruğa geçmek mümkün olacaktı. Kapitülasyonların varlığı nedeniyle azınlıkların bu yola başvurmaları amacı güdülüyordu.

Türklükten çıkı AB ve Amerika ülke vatandaşı olmak isteyen kaç milyon Türk vardır hesaplayın...

9. İşgal giderleri Osmanlı devletinin sırtına yükleniyordu.

Dış borcumuzun ne kadar olduğunu bileniniz varmı...

10. İtilaf devletleri aralarında yaptıkları özel anlaşmalarla, Anadolu' yu ekonomik nüfuz bölgelerine ayırmak istiyorlardı.

bu plan uygulamada...

değişen birşey yok...
 
Katılım
1 Şub 2006
Mesajlar
1,750
mete_han' Alıntı:
10. İtilaf devletleri aralarında yaptıkları özel anlaşmalarla, Anadolu' yu ekonomik nüfuz bölgelerine ayırmak istiyorlardı.

bu plan uygulamada...

değişen birşey yok...

1990 lı yılların başında özal hükümetinin federasyon çalışmaları ansızın hayatını kaybeden turgut özal nedeni ile yarım kalmıştı

yeni yeni duymaya başladım recep tayyip erdoğanda federasyon çalışmaları yapıyormuş hatta avrupa birliğinin talimatıyla taslaklar belirlenmiş
 
Forumdan Uzaklaştırıldı
Katılım
29 Ağu 2005
Mesajlar
531
Bilgiledirme: Bu mesajı yazan kullanıcının üyeliği iptal edilmiştir.
herkesin yorumlarına saygı duyuyorum ama R.Tayyip Erdoğan ın da İstanbul a yaptığı hizmetleri hatırlamamanızı da eleştiriyorum.
 
Katılım
1 Ağu 2005
Mesajlar
21,819
harfendazım ne yaptı sence...mega köy istanbulu kim kurtarabilir...İstanbulu yönetmek başka Türkiyeyi yönetmek başka...
 
Forumdan Uzaklaştırıldı
Katılım
11 Ocak 2006
Mesajlar
649
Bilgiledirme: Bu mesajı yazan kullanıcının üyeliği iptal edilmiştir.
KARŞIDEVRİME KARŞI


Önce küçük bir doğrulanmayla başlamak gerek. Demokrasiyle yönetildiği var sayılan bir ülkede şeriatçı bir parti iktidara geliyorsa; iç ve dış güçlerin desteğindeki hükümet devleti ele geçirmek, laik, demokratik esaslar üzerine kurulu cumhuriyeti dinci bir cumhuriyete dönüştürmek istiyorsa; o düzenin adı demokrasi olmaz. Demokrasiyi kullanarak karşıdevrim yapmaya kalkışmak olur, şeriata giden yolu döşemek olur. Buna demokrasi süsü veren, bunu “demokratlık” adına savunmayı üstlenen sözde aydınlar ve solcular da düpedüz karşıdevrimin yandaşları olur. Bütün demokratik hakları ve açılımları yok edecek bir şeriat karanlığının alkış tutucuları olur. Kuşkusuz ki “gaflet”i, “dalalet”i çoktan aşmış, “ihanet”le karaya vurmuşlardır. Bu yürüyüşün artık gizlenecek bir yanı yoktur. Son vuruşa kadar kendilerini gizleme gereğini bile duymadan türban eşliğinde tören yürüyüşü yapıyorlar. Yandaşları “artık hazırız, bizim de ellerimiz armut toplamıyor!” türünden demeçler veriyor. Ulusal egemenliğe karşı çıkan, “Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır”… “Elhamdülillah şeriatçıyız” diyen, bu bakışını dolaylı yollardan sık sık yineleyen başbakan araç olduğunu söylediği demokrasiyi eğip bükerek ülkeyi cemaatleştiriyor, yurttaşları “bizden-bizden olmayan”, “dinli-dinsiz” diye ikiye ayırtıyor. “Faiz haramdır, kar payı helaldir” üçkağıdı üzerine kurulu ekonomisini emperyalist odakların yol göstericiliğinde borçlanarak paralandırıyor, ardı sıra yolsuzluk batağına gömülüyor. “Tuzun” koktuğunu söyleyenleri partisinden atarak susturmaya bakıyor. Öne çıkmış cemaatlerden birisinin başı, ABD’de de yatırıldığı pusuda bekletiliyor. Bütün bunlardan çıkan sonuç şu: Çırak, kadayıfın altını kızartmış, artık “kanlı” olmasını da göze alıyor...

Hiç kimsenin bilmediği değil ki, bu iktidarın taşları Atatürk’ün ölümünden sonra adım adım döşendi. Erken cumhuriyet döneminde büyük atılımlarla başlatılan çağdaşlaşma sürecinde köşe bucak sinen gericilik; devrimlerin hız kestiği, özellikle de altyapı dönüşümünün yetersiz kaldığı yıllarda palazlandı. Halkçılık, aydınlanma yürüyüşünden halk dalkavukluğuna, halkı aldatarak oy avcılığı yarışına yöneldi. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki paylaşım dalgaları arasında emperyalist ülkelerin güdümüne giren Cumhuriyet ilk büyük sapmayı yaşadı. Devrim ilkelerine, kendini var eden Cumhuriyet değerlerine ters düştü. Ondan sonrası çorap söküğü gibi geldi. 27 Mayıs’ın doğrultuyu düzeltme çabası yetmedi. Kitlesel birikimini olduramadı. Kimlik yitirme ve yozlaşma hızla sürdü. AKP iktidarının oluşumunda Atatürk sonrasının tüm hükümetleri ve ulusal birliği bütünleyen tüm yurttaşlarımız sorumlu. Herkesin payına bir düşeni var.

Cumhuriyet’in 2 Haziran 2006 tarihli Vaziyet köşesinde okumuşsunuzdur. Deniz Som, Reşit Çağın’ın iletisini aktarmış okurlarına. Bir kez daha altını çizerek okuyalım. Türkiye’yi komünizmden ABD’nin kurtardığını söyleyen Bush’un nasıl “kurtardığını” George Kennan’ın Foreign Affairs dergisindeki makalesinden alıntılayarak anlatıyor Çağın: “… ‘ABD olarak dünya servetinin yarısına sahibiz, nüfusumuz ise dünya nüfusunun yalnızca yüzde 6.5’i. Dünyaya yayılmamız, Sovyet tehdidi olmaksızın sağlanamazdı. Bu tehdit yayılmacı politikalarımıza meşruiyet kazandırdı. Bu sayede demokrasiyi korumak ve hür dünyayı desteklemek gibi çekici söylemler de kullandık. Kızıl tehlikeyi sürekli körükledik’… Şimdi 1945’lerde apar topar demokrasiye geçişimizden günümüze kadar hür irademizle (!) seçilen iktidarları ve liderlerini, ihtilalleri, burnumuzun borçtan kurtulmayışını; uçak yapar durumdan kullanılmış silahlar hibe edildiğinde sevinir hale gelişimizi; Atatürk devrimlerinin aydınlığından türban karanlığına girişimizi; toplumu uyandıran gazeteci, bilim adamı kim varsa faili meçhule kurban gidişlerini; terörün her çeşidini ve daha birçok şeyi bir film şeridi gibi hatırlayalım. ABD’nin bizi komünizmden kurtarışına her sabah uyandığımızda şükrederek güne başlayalım!”

Dün Sovyetler vardı bugün terör var. Yarınlarda yeni düşmanlar yaratılacak. Gerçek düşmansa sistemin kendisi, emperyalizmin doymak bilmez iştahası. Ucuz işgücü olarak kullandığı ajanları, ülke satıcıları, fon avcıları, bilmem kimin çocukları. Gericiliği ve ırkçılığı “demokrasi, insan hakları, özgürlükler” bağlamında topluma yutturanları… Kuşkusuz, şeriata karşı Cumhuriyet kendini savunulacaktır. Arkalarında hangi emperyalist güçler olursa olsun, mütareke basını hangi telden çalarsa çalsın bu oyun tutmayacaktır. Atatürk devrimleri Cumhuriyet’in kök tutmuş temelleridir, ulus olmanın kaleleridir. Çağdaşlaşma atılımını sürdürecektir. Bunun için her yolu deneyecektir. Söylemeye gerek yok. Elbette demokrasi içinde çözüm önceliği vardır. Ulusalcı-yurtsever tek bir cephe er geç oluşacaktır. Oktay Akbal’ın dediği gibi, “Anayasadan ‘din’ ilkesinin kaldırılıp yerine ‘laiklik’ ilkesinin konulduğu günlerde Başbakan İsmet Paşa’nın şu sözlerini hiçbir zaman unutmamalıyız: ''Bir gün yeniden hilafet orduları kurulabileceğini asla gözden uzak tutmayacağız. Tarihin herhangi bir devrinde bir halife, kafasından bu memleketin mukadderatına karışma isteğini geçirirse, o kafayı mutlaka koparacağız. Bunları memleketin hayat ve varlığıyla taban tabana zıt sayacağız, hareketlerini vatana ihanet olarak kabul edeceğiz.'' (Cumhuriyet, 01 Haziran 2006 köşe yazısı).

Ne yazık ki o günlere yeniden dönmüş görünüyoruz!
- Yetkin ARÖZ -
 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Yeni mesajlar

Çok Beğenilen Mesajlar

Üst