sürü olmayacaksınız.. yalnız bazen de kurallara uyanlara "sürü" denir. bunu unutmayalım. kulağa hoş geliyor diye ağzına her gelen söylenmez. 2 kere düşünmek lazım.
bu "kurallar" "kanunlar" gökten vahiyle inmezler. bizim gibi insanlar gerekli düzenlemeleri yapmak için; medeni hayatımızı düzene, yola sokmak için düşünüp taşınıp, ölçüp biçip koyarlar. şehiriçi hız sınırı 50 km'dir; fakat öyle sokaklar vardır ki; 30un üzerine çıkmak bile çok tehlikelidir. bazı şehiriçi sayılan yollar vardır ki trafik en aşağı 80le akar; çünkü yol oldukça uygundur.
istanbul -ankara arasında bolu dağından sonraki yerleşimde arada polisin radar kurup 50yi geçene ceza yazması, kural uygulamak, kamu güvenliğini sağlamaktan ziyade, para toplamaktır.
şimdi kurallar sabit değildirler, doğrularımızın, ölçülerimizin değişmesine göre de sürekli değişir, değiştirilirler. bunun bizi ilgilendirdiği yerde 2 duruş vardır: birincisi kurallara harfiyen uymak; fakat değiştirilmeleri için daha yukarıdan hareket etmek; sivil toplum örgütleriydi dilekçelerdi vs. ikinci yol; elinden geldiğince kuralları esnetmek; sonunda nasıl olsa değiştirilirler diye. motosiklet için konu kırmızı ışıklar, aralardan geçmeler olunca, ikinci yola düşülüyor. köprü ücretleri vs. olunca da birinci yol daha uygun görünüyor.
herneyse; benim dediğim şu ki; kuralları dayatmak yerine sağduyulu düşünmeyi ve trafiğin nasıl aktığını trafiğe çıkacaklara öğretirsek; bu kadar fazla kontrol/denetim mekanizmasına da gerek kalmaz. çünkü kontrol ve denetim anca otoritenin sınırlarını test eder; o sınırlar da bi yere kadardır. bu şekilde düzen sağlamanın sonu; "her vatandaşa bir polis"e varır.
polisin de yetkisi arttırılırken, eğitimi de arttırılmalı. buradan büyük ithamlarda bulunmak istemem ama memleket polisinin de ne halde olduğu belli. örneğin siz "memur bey" mi dersiniz, yoksa "ağbi.." mi? polisin "tehlikeli araç kullanmak" diye bir maddeden ceza yazma hakkının olduğunu duymuştum. uygun kullanıldığında ne kadar uygun bir madde; tersine bir durumdaysa ne kadar kötü.
örnek: çok çok yıllar önce vosvagen minibüsümle boğaz köprüsünden geçerken polis durdurdu. ruhsat.. bu ne? minibüs. (o köprüden arkası camsız olan panelvanların vs. geçmesi yasaktı) arka koltuklar yatırılmıştı, üzerinde yatak matak vardı. fakat yükler camları/görüşümü 1 cm bile kapatacak kadar dolu değildi. dedi ki: "koltukları nerde bunun?" dedim: "malzemenin altında ağbi." baktı baktı... bana baktı, ruhsata baktı.. "ceza yazacaz" dedi.. dedim "nooluyo?" "EMNİYET KEMERİNİ TAKMAMIŞSIN!" (söylemeyi unutmuşum, sıkışık köprü trafiğinde 10la ilerliyorduk. neyse efenim. 6 sene öncenin parasıyla 16 lira yedik. şimdi neyin kuralı uygulandı? neyin güvenliği sağlandı? örnekler sonsuzca çoğaltılabilir. örneğin "şerit ihlali" diye bir trafik yasağı vardır ama yolların çoğunda şerit çizgileri yoktur.
sonuçta varmaya çalıştığım nokta; konu insan olunca kurallar bu kadar mutlak olamaz. bu yüzden zaten 200 maddeyle belirleyemiyoruz da 10lerce hukuk kitabımız var. her gün de değişiyolar, yenileniyorlar. uyarken ve uygulanırken de sağduyulu davranmak önce gelmeli. arabaların araları geniştir, trafik duruyordur; 10la 20yle aradan geçip kırmızı ışıkta öne gelirsin. olur. ama dardır, aynalara çarpa çarpa araya sokmaya çalışırsın, HOP derler. 80le giden trafikte aralara dalarsın, ayıp olur, yanlış olur. duran otobüsün sağından geçersin, inene binene çarparsın; çarpmazsan da tehlike yaratırsın. gece yarısı daracık sokakta çöp kamyonu vardır, kaldırıma çıkar 50m gidersin, kimseyi tehlike altına sokmadan zamandan kazanırsın... falan filan. her eylem, yapıldığı koşullar gözönünde bulundurularak değerlendirilmelidir.