Mersin İl Temsilcisi
- Katılım
- 2 Ağu 2006
- Mesajlar
- 10,372
- Konu Yazar
- #1
Anlayabilir misiniz yaşayamadan rüzgarın sevdalısı olmayı?
Hayır suçlamıyoruz sizi.... elbette haklısınız ama siz de bizi suçlamayın!
Küçükken gördüğümüz trenlere, uçaklara uçurtmalara el sallardık.. Şimdi, otobanda otobüsün camından bana el sallayan çocukları gördükçe, yaşattıklarımı yaşıyorum... Zaten bir tek onlar suçlamıyor bizi....
Bazen rüzgarı şehvetle yırtan ihtiraslı bir sevgiliyiz biz. Bazen de rüzgar, büyülü elleriyle tenimizde dolaşan bir sevgiliye dönüşüyor. Hep kavuştukça daha çok özlediğimiz, ayrılığımızın sesini kavuşmamızın sesine kattığımız gaz tellerinde birleştirp titreştiren "O" ses... Sevdiğimizin kokusunu içimize çeker gibi çekmişiz yanık benzin kokusunu.... Sevgilimiz kıskanmış bizi, rüzgar kıskanmamış. çocuklar el sallamış ve biz aşka düşmüşüz de asfalt melekleri tutup kaldırmış bizi.
Oyunbozanlarımız çıkmış bazı kara zamanlarda, ölümün koynuna atlayıp; bırakıp gitmiş, biz el sallayan çocukları görmeden... Göremeden... Ama, hep bilegelmişler; arkalarından mendil salladığımızı, sallayacağımızı...Bizi bomboş geçmiş zamanlar gibi geride binpişman bırakarak... Fakat biz gömmemişiz onları, hala oyun arkadaşlarımızmış da; saklandıkları yerden bizi sobelemeye çıkacaklarmış gibi telaşlı heyecanlardayız... Ve biliyoruz; onlar, bırakıp gitmediler bizi, sadece oralarda biryerlerde siluetleri görünür lastik izlerimizde, iki elleri iki yakasında öteyerlerdeki vicdanların! Mutlanıp tutar gibi sevgilinin belinden ayaklığa alırken, susar gibi suçlu bir çocukçasına çukurlara düştükçe ve küfreder gibi bakıp suratlarına kendi şeridinde sıkıştırıldıkça ve suçlandıkça ve öldükçe, iki teker üstünde sevişirken bedenimizle, daha da düşeriz sevdasına rüzgarın... Yepyeni güneşler doğacak yollarda; çiğ düşer gibi sabah yelinde alnına, oğulların ve kızların ve babaların ve anaların ve balaların...
Yel tutmuş götürmüş bizi, anlatılmamış özgürlüğün anlatımlı özgürlüğü için özgürlüklerden bir özgürlüğün yaşanıp anlatılmak için nasıl can attığını...
Dağ kıskanmış ama kucaklamış, sahil kıskanmış ama kucaklamış, gök kıskanmış, yer kıskanmış, su kıskanmış, otoyol, benzin, zift, yağ, basınç kıskanmış ama kucaklamış bizi.... ve hepsi sarıp sarmalamış, anne gibi kucaklamış, rüzgarda emzirmiş bizi.
Yedek parçacı sevmiş(!) imalatçı ithalatçı, ihracatçı sevmiş (!) ... benzinci, çaycı, piknikçi, lokantacı, kazıkçı, kemirici, sömürücü sevmiş bizim sevdamızı da sevememiş bizi. Başaramamış işte bir otobüs camında el sallayan çocukların masumiyetini yaşabilmeyi...
Ama biz, dişimizden, tırnağımızdan arttırarak sevdirebilmeyi başarmışız kendimizi
Emdiğimizi burnumuzdan getirmek için, ÖTV, MTV ve YOKDEVE için... Onun için, bunun için, kucağına almak(!) ve her şeyden mahrum bırakmak için, faturalı, faturasız vergilerde yüksek katma değerler için sevilmiş sevdamız... otoyolda dört teker vergilere kesilmiş dörtçeker sevdamız...
Takviyemiz özgürlük, ruhumuz bulutüstü rüzgar sevdasında bizim!...
Bu tekerlek daha çoook dönecek, döneklerimiz çok oldukça bizim!...
güzeldi
sıcaktı kimi zaman
ve içimize işlemiş ıslaklıktaydı
yoldu
yalnız kalınacak kadar uzun
varılacak kadar kısaydı
yalnızdım
özgür ve üşengeçtim çoğunluklara
çoktum aslında bilinmiyordum birbaşınalıklardan
susmuştu her şey
hızlıydım;
kilometre/saatbaşının akrepleri sokardı zamanlarımı
yavaştım da evren dönencelerine nazaran
med-cezir mutluluktaydım benzinim bittikçe
dolunayda bulutlu geceydi gözlerim uzaklaştıkça evimden
ve yorgundu sondördün gözlerim
hilal gibi kısık bakıyordum xneon farlara
mutluydum ve özlemiştim uykuyu
uykusuzluk da güzeldi
ve piston piston gümbürdüyordum
karanlık
suskun
tek başına
yürektim
Yürekçe'ydim
yoldaydım
ve
yolda
yol...
fulle!!!....
YÜREKÇE!!!
07/09/08 – Mersin
13,00 - İMC
Hayır suçlamıyoruz sizi.... elbette haklısınız ama siz de bizi suçlamayın!
Küçükken gördüğümüz trenlere, uçaklara uçurtmalara el sallardık.. Şimdi, otobanda otobüsün camından bana el sallayan çocukları gördükçe, yaşattıklarımı yaşıyorum... Zaten bir tek onlar suçlamıyor bizi....
Bazen rüzgarı şehvetle yırtan ihtiraslı bir sevgiliyiz biz. Bazen de rüzgar, büyülü elleriyle tenimizde dolaşan bir sevgiliye dönüşüyor. Hep kavuştukça daha çok özlediğimiz, ayrılığımızın sesini kavuşmamızın sesine kattığımız gaz tellerinde birleştirp titreştiren "O" ses... Sevdiğimizin kokusunu içimize çeker gibi çekmişiz yanık benzin kokusunu.... Sevgilimiz kıskanmış bizi, rüzgar kıskanmamış. çocuklar el sallamış ve biz aşka düşmüşüz de asfalt melekleri tutup kaldırmış bizi.
Oyunbozanlarımız çıkmış bazı kara zamanlarda, ölümün koynuna atlayıp; bırakıp gitmiş, biz el sallayan çocukları görmeden... Göremeden... Ama, hep bilegelmişler; arkalarından mendil salladığımızı, sallayacağımızı...Bizi bomboş geçmiş zamanlar gibi geride binpişman bırakarak... Fakat biz gömmemişiz onları, hala oyun arkadaşlarımızmış da; saklandıkları yerden bizi sobelemeye çıkacaklarmış gibi telaşlı heyecanlardayız... Ve biliyoruz; onlar, bırakıp gitmediler bizi, sadece oralarda biryerlerde siluetleri görünür lastik izlerimizde, iki elleri iki yakasında öteyerlerdeki vicdanların! Mutlanıp tutar gibi sevgilinin belinden ayaklığa alırken, susar gibi suçlu bir çocukçasına çukurlara düştükçe ve küfreder gibi bakıp suratlarına kendi şeridinde sıkıştırıldıkça ve suçlandıkça ve öldükçe, iki teker üstünde sevişirken bedenimizle, daha da düşeriz sevdasına rüzgarın... Yepyeni güneşler doğacak yollarda; çiğ düşer gibi sabah yelinde alnına, oğulların ve kızların ve babaların ve anaların ve balaların...
Yel tutmuş götürmüş bizi, anlatılmamış özgürlüğün anlatımlı özgürlüğü için özgürlüklerden bir özgürlüğün yaşanıp anlatılmak için nasıl can attığını...
Dağ kıskanmış ama kucaklamış, sahil kıskanmış ama kucaklamış, gök kıskanmış, yer kıskanmış, su kıskanmış, otoyol, benzin, zift, yağ, basınç kıskanmış ama kucaklamış bizi.... ve hepsi sarıp sarmalamış, anne gibi kucaklamış, rüzgarda emzirmiş bizi.
Yedek parçacı sevmiş(!) imalatçı ithalatçı, ihracatçı sevmiş (!) ... benzinci, çaycı, piknikçi, lokantacı, kazıkçı, kemirici, sömürücü sevmiş bizim sevdamızı da sevememiş bizi. Başaramamış işte bir otobüs camında el sallayan çocukların masumiyetini yaşabilmeyi...
Ama biz, dişimizden, tırnağımızdan arttırarak sevdirebilmeyi başarmışız kendimizi
Emdiğimizi burnumuzdan getirmek için, ÖTV, MTV ve YOKDEVE için... Onun için, bunun için, kucağına almak(!) ve her şeyden mahrum bırakmak için, faturalı, faturasız vergilerde yüksek katma değerler için sevilmiş sevdamız... otoyolda dört teker vergilere kesilmiş dörtçeker sevdamız...
Takviyemiz özgürlük, ruhumuz bulutüstü rüzgar sevdasında bizim!...
Bu tekerlek daha çoook dönecek, döneklerimiz çok oldukça bizim!...
güzeldi
sıcaktı kimi zaman
ve içimize işlemiş ıslaklıktaydı
yoldu
yalnız kalınacak kadar uzun
varılacak kadar kısaydı
yalnızdım
özgür ve üşengeçtim çoğunluklara
çoktum aslında bilinmiyordum birbaşınalıklardan
susmuştu her şey
hızlıydım;
kilometre/saatbaşının akrepleri sokardı zamanlarımı
yavaştım da evren dönencelerine nazaran
med-cezir mutluluktaydım benzinim bittikçe
dolunayda bulutlu geceydi gözlerim uzaklaştıkça evimden
ve yorgundu sondördün gözlerim
hilal gibi kısık bakıyordum xneon farlara
mutluydum ve özlemiştim uykuyu
uykusuzluk da güzeldi
ve piston piston gümbürdüyordum
karanlık
suskun
tek başına
yürektim
Yürekçe'ydim
yoldaydım
ve
yolda
yol...
fulle!!!....
YÜREKÇE!!!
07/09/08 – Mersin
13,00 - İMC
Son düzenleme: