Okunur mesajlar yazmak için ipuçları

Katılım
16 Ara 2012
Mesajlar
1,634
Forumlardaki dinamik metin akışı, ister istemez bir sohbet havası barındırıyor. Bu da bir diyaloğun yazışmaları gibi kısa ifadeleri barındırıyor. Ancak bu dinamizm açısından facebook ve whatsapp grupları çok daha avantajlı. Daha hızlı, daha interaktif, görsel içerik desteği daha kullanıcı dostu. Bir de bu sosyal ağlardaki grupların trollerin hemen hemen hiç olmaması gibi bir avantajı var. Anonimlik azalınca trollük de azalıyor. Bu açılardan sosyal medyanın avantajlarına ve mesajlaşma hızına forum siteleri yetişemiyor. Ama forum sitelerinin çok önemli bir avantajı var: Kalıcılık. Yani herhangi bir konuda bilgi ve yorum arayan bir kişinin ulaşabildiği yer forum oluyor. Özellikle de motosiklet.net. Dolayısıyla forum bu açıdan çok değerli. Popüler, görünür ve kalıcı bir platform. Bu platformu daha iyi bir yer haline getirmenin yolu da okuyanın kolay okuyacağı, keyif alacağı ve aradığını bulacağı, bazen de aramasa bile bulduğuna memnun olacağı bilgileri, yorumları, görüşleri sunabilmek. Bu yazıda böyle nitelikli yazılar yazmak isteyen arkadaşlara bazı öneriler listelemek istiyorum.

Bizim ülkemizde yazma eğitimi yoktur. O yüzden yazmayı pek beceremeyiz. Yazma eğitimi süslü cümle kurma sanatı gibi algılanır. Oysa medeni ülkelerde örneğin ilkokul üçüncü sınıf öğrencilerinin girdikleri testlerde şöyle bir madde bulunabilir:

Öğrenci önce kutuplarda yaşayan insanlar üzerine bir metin okur. Ardından kutup tilkisi üzerine bir yazı daha okur. Sonra da öğrenciye denir ki: “Bir arkadaşın kutuplarda insanlar ve hayvanlar için yaşamın mümkün olmadığını söylüyor. Okuduklarına dayanarak, arkadaşına kutuplarda hayatın mümkün olduğuna dair bir mektup yaz.

(bkz: https://prc.parcconline.org/system/files/E03_RST_0518_Released Set_12016.pdf)

Oha deyişinizi duyar gibiyim. Evet oha, çünkü biz genel olarak daha büyük yaşlarda bile bunu beceremeyiz. Beceremeyiz çünkü bize yazmak öğretilmez. Edebiyat terimleri, yazar adları, dil bilgisi kuralları ezberletilir ama bir Saatleri Ayarlama Enstitüsü veya Sait Faik hikayeleri veya önemli romanlarımız, hikayelerimiz okutulmaz. Edebiyat da eğitim de fena halde politik bir konudur. O yüzden devamını burada irdelemeyeyim. Giriş gelişme sonuç olacak, denir ve orada bu konu biter. Öğrencilere istediğiniz konuda bir kompozisyon yazın denir ama bu kompozisyon nasıl yazılacak zerre kadar anlatılmaz. Hep süslü cümle kurmaya çalışarak heba edilen edebiyat, Türk dili dersleri…

Yazma ilkelerini, bazı şanslı insanlar için İngilizce yazma üzerine ders aldıklarında öğrenir. Ben de onlardan biriyim. Üniversiteyi bitirdikten bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra yüksek lisans eğitimi için yabancı dil kursuna gittiğimde bir hoca akademik yazmayı öğretti çünkü gireceğim TOEFL sınavında yazma bölümü de vardı. Yazma iki çeşit hocam: Akademik yazma, yaratıcı yazma. Kolay olanı akademik yazma. Burada amaç en kolay anlaşılacak şekilde, en akıcı, en sade ifadelerle, belirgin bir çatıyla, okuyucunun işini kolaylaştıracak şekilde yazma. Akademik metinlerde ve ders kitaplarında amaç budur. Ve kolay olanı da budur. Zor olanı ikincisi: Yaratıcı yazma. O bambaşka bir alem. Onun ilkeleri beni aşar. Ben kolay yazılanı, kolay anlaşılanını ele alacağım.

Yazma net düşünceleri ortaya çıkarır. Net olmayan muğlak bulanık görüşler yazılırken ufalanır, yok olur. Demek ki bu konu kafamda yeterince net değilmiş dersiniz. Yazamazsınız onu. Yazsanız da anlaşılmaz, eğreti bir metin olur. Yazmak sizi düşüncelerinizi organize etmeye, zihninizi netleştirmeye zorlar. Ayrıca yazma kültürü düşünme bicimizi de etkiler, daha organize düşünmeye, algılamaya başlarsınız. Yazılı kültürü güçlü olan toplumlar daha yaşanası bir hayat sunar içindeki insanlara. Düşünce, eylemi, eylemler de içinde yaşadığımız kültürün atmosferini oluşturur.

Hocam, kafada önceden bir çatı olsun. Ne söyleceğimizi maddeler halinde listeleyebilelim. Bunları kendimize sıraladıktan sonra metni yazmaya koyulabiliriz. Doğu kültürlerinde önce argümana dair kanıtlar, gerekçeler veya örnekler listelenir onun arkasından esas söylenecek olan argüman söylenir. Bu türden yazıların en güzel örnekleri “işte o çocuğun adı Albert Einstein’dır.” diye biten hikayelerdir. Benim motosiklet üzerine gördüğüm ve bu çatı türüyle yazılmış en iyi yazılardan biri Paolo Volpara’nın İyi sürücünün özellikleri yazısıdır.

(bkz: http://www.motosiklet.net/forum/moto-sohbet/170508-iyi-surucunun-ozellikleri.html)

Yazıda önce gerekçeler sıralanmış, ardından esas argüman ortaya konulmuştur. Doğulu bir yazma kültürü takip edilmiştir. Ve okuması gayet zevklidir. Ancak bu tür bir çatıyla okuması zevkli ve kolay anlaşılır bir metin yazmak çok zordur. Senin benim be*****eğimiz iş değil yani. Bizim olayda batı kültürünü takip ediyoruz. Yani akademik yazmayı. Öne bu metinde ne anlatacağımızı söylüyoruz. Ardından ilk argümanı söylüyoruz. Sonra bunun gerekçelerini, kanıtlarını veya örneklerini veriyoruz. Ardından ikinci argümana, ikinci söyleyeceğimiz noktaya geliyoruz, onu söylüyoruz. Peşine de kanıtlar, gerekçeler, örnekler. BU şekilde tüm argümanları sıralayıp açıklamalarını yaptıktan sonra bir sonuç cümlesi veya paragrafı ile bütün olayın ana fikrini kısaca tekrar veriyoruz. Bu çatıyla yazarsak okuyucu için anlamayı hayli kolaylaştırırız.

Karmaşık cümleler yerine duru, sade ve kolay anlaşılır cümleler seçmek lazım. Akla ilk geldiği gibi yazmaya başlayınca metin hayli karmaşık ifadelerle dolar. Onları sadeleştirip, daha akıcı daha kolay okunan daha kısa cümlelere bölmek akıllıcadır. Ancak bir parça daha fazla ister. “Kusura bakma kısa yazacak vaktim yok” demiş birileri.

Okumayı zorlaştıran en önemli konu noktalama işaretlerini düzgün kullanmamak ve bağlaçları gerektiği gibi yazamamaktır. Karşıdaki ne dendiğini anlamakta zorlandığı için okuması dert olur.

(bkz: http://www.motosiklet.net/forum/moto-sohbet/131603-deprem.html#post3355890)

Yazım kurallarına uymak elitist ve ukala bir çaba değil, okuyucunun işini kolaylaştırmak için yapmamız gereken bir iştir. Okuyucu ne dendiğini anlamak için dönüp dönüp tekrar okumak zorunda kalır. İş eziyete döner. Bu konuyu, milliyetçi saiklerle de önemseyen kişiler vardır. Bir milletin kimliğinin en önemli ögesi olarak dil ele alınırsa, onu korumak için çaba gösterilmesi anlaşılır bir durumdur.

TDK, sitesinde yazım kurallarını anlatmış. Google’da “yazım kuralları” araması yaparak karşıdakinin kolayca anlayabileceği bir metinde dikkat edeceğimiz temel ilkeleri kolayca bulabiliriz.

(bkz: http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_content&view=category&id=50)

Ayrıca Word’ün veya metni yazdığımız tarayıcının (Chrome, Edge, Firefox, Internet Explorer, Safari) yazım kontrol seçenekleri de bize kelimeleri doğru yazmakta yardımcı olacaktır.

Noktalamayı doğru kullanıyor olmamıza, bağlaç olan de’leri ki’leri doğru yerde ayırıyor, bağlaç olmayan de’leri ki’leri birleşik yazıyor olmamıza ve düşünce akışındaki geçişleri ifade edecek bağlaç sözlerini (Bundan dolayı, sonra, buna rağmen, sonuç olarak, ilki gibi) doğru kullanmamıza rağmen bazen yazdığımız metin pek anlaşılır olmaz. O zaman düşüncelerimiz kafamızda net değildir. Belki de sadece söyleyecek bir sözümüz olmamasına rağmen yazmaya çalışıyoruzdur. Buna güzel bir örnek de şurada var:

(bkz: http://www.motosiklet.net/forum/alpaslan-apak/163072-bindigin-motora-layik-olabilmek.html)

Yazarın düşünceleri net değil ya da aslında söyleyecek bir sözü yok. Metin nerede argümanı anlatacak diye beklerken yazı bitiyor. İçeriksiz bir yığın izlenimi veriyor. Eğer yazdığımız metinde bu tür bir sorun görüyorsak belki de düşüncelerin olgunlaşmasını, netleşmesini, belirginleşmesini beklemek yazıya sonra devam etmek akıllıca olabilir.

Akıcılık da aslında sağlaması zor olmayan bir özellik. Olayların sürükleyici olmasından bahsetmiyorum. Metnin kolayca akıp gitmesi, okuyucuyu geri dönmeye zorlamadan devam ettirebilmesini kast ediyorum. Hocam şimdi her cümlede temelde iki öge vardır. Cümlenin ilk kısmındaki ögeye A, ikinci kısmındakine ise B dersek her cümle şu yapıdadır:

[A] .

Mesela “Tabii devirince yerlere bira döküldü..” cümlesinde

A : devrilme
B: biranın yere dkülmesi

oluyor. Şimdi bu cümleden sonra gelecek olan cümleyi B ile başlatır, C ile bitirirsek akıcılık katmış oluruz. Mesela “Dökülen biralara ayakları, tüyleri değdi.” Sonra da benzer şekilde devam edince hayli akıcı bir metin elde ederiz. Mesela 4 cümlelik akıcı bir metin şöyle görünecektir:

[A] . [C]. [C] [D]. [D] [E].

Bu sıralama ilkesine uyan bir metin örneği şöyle olabilir:

İki kedimizden küçük olanı çok yaramaz. Yerinde duramıyor. Geçen gün koltuğun kenarındaki bira kutusunu devirdi. Tabii devirince yerlere bira döküldü. Dökülen biralara ayakları, tüyleri değdi. Kaçıp gittiği yerde o tüylerini yaladı. Haliyle bira içmiş oldu. Biradaki alkol kedilerin karaciğerinin, böbreklerinin başa çıkamayacağı bir kimyasal. Bu kimyasal sebebiyle kediler ölümle burun buruna gelebilir. Bu durum da beni hayli endişelendirdi. Yakalayıp patilerini silebildiğim kadar sildim.

(Not: Son cümledeki “bu durum da” yerine “bu durumda” yazdığımı düşünün. Okuyanın anlamak için geri dönüp yeniden okumasını gerektirecek bir kusur olur. Yoksa entellikten değil, karşıdakine saygıdan.)

Eğer [A] . biçimindeki bir cümlenin ardına yine A ile başlayan bir cümle veya C ile başlayan bir cümle eklersek okuyucunun işi zorlaşır, akıcılık azalır.

Arkadaş, bu kadar basit bir şeyi anlatmayan Türkçe hocalarına ne uyuz oluyorum biliyor musun? Yazdıkça sinirlerim tepeme çıkıyor. Neyse devam edeyim.

Metnin kolay okunur, akıcı, ilk okunduğunda anlaşılır bir durumda olduğunu kontrol etmek için bir kere okumak çok şifalıdır. Hele metni yazdıktan sonra bir süre bakmayıp taze göz ile baştan okumak pek çok hatayı görmeyi sağlar, düzeltme imkanı verir.

Soru sorarken bile bunu güzel, okuması keyifli bir halde yapmak gayet mümkün. Önce arama yapıp, konu hakkında bilinenlerin neler olduğunu söyleyip, bunların neden bizim işimize yaramadığına ve esas sorumuza lafı getirirsek daha düzgün ifade etmiş oluruz. Düzgün ifade edilmiş soruların forumda daha çabuk ve doğru yanıtlandığını biliyor muydunuz?

Bir de hocam, okumaya değecek bir şey yazabilmek için söyleyecek sözümüzün olması, bir argümanımızın olması gerekir. Bunu sağlamak için okumak ve yaşanmışlık biriktirmek şart. Yani bir yazıyorsak 5 okuyacağız, bir yazıyorsak 5 yaşayıp biriktireceğiz. Sürekli yazıp durunca artık ürettiğimiz şey çöp olmaya başlar. İş olsun, yazmak olsun diye yazmamak, önce kendinde bir birikim oluşturmak lazım. Benim de kendi adıma bir ara verip motosiklet harici kitaplar okumam, motosiklet ile bir yaşanmışlık biriktirmem lazım. Mesela bugün moderasyon keyfiliği ve kuralları üzerine –şimdi silinmiş olan bir- başlık açmış olmam, şu anda motosiklet üzerine değil yazma işinin kendisi üzerine yazıyor olmam da bu ihtiyacın ciddiyetinin bir işareti. Aslında bu yazıdan sonra bir ara verip kendimi yenilemem lazım.

İyi yazmanın vazgeçilmezleri arasında olan ve benim beceremediğim bir konu “duyguya hitap etmek”. Hocam inanlar kendilerine ne sağladığınızı, onlara ne anlattığınızı unutur, okudukları kitabın hikayesini unutur, izledikleri filmin senaryosunu unutur. Ama sizin onları nasıl hissettirdiğinizi, kitabın ve filmin onlara ne hissettirdiğin, yıllarca unutmazlar. Yazınızın insanlarda uyandırdığı his bu yüzden çok önemlidir. Çünkü insanlar duygularıyla hareket ederler. En akılcı olanlar bile, olayların, insanların, okuduklarının kendilerini nasıl hissettirdiğini hatırlar, ona göre davranır. Dolayısıyla, karşıdaki bu yazıyı okuyunca ne hissedecek diye düşünüp oluşmasını istediğimiz duyguyu ön plana çıkaracak şekilde yazmayı becerebilmek lazım. Ama dediğim gibi ben bunu beceremiyorum. Yazmada da karşılıklı konuşmalarda da, ders anlatırken de. Bu konuda iyileşmek lazım.

En önemli olanını en sona sakladım. Güzel bir motto var. “THINK before you speak” diyor. Yani konuşmadan önce düşün.

think.jpg


Söyleyeceğin şey doğru mu, karşıdakine yardımcı olacak mı, teşvik edici, ilham verici mi, gerekli mi, kibar, nazik mi? Bu soruların hepsine evet cevabı verebiliyorsak yazmak kesinlikle daha okuması daha zevkli yazılar üretmemizi sağlayacaktır. Benim çuvalladığım konulardan bir diğeri de budur. Benim kendi adıma, gerçek hayatımda da forumda da bazen bunların bir kısmına evet cevabı veremediğim metinler yazdığım, sonra pişman olduğum oluyor. Bu arada, metni buraya kadar okuyanları tebrik ediyorum. Zira onların aslında bu yazıyı okumalarına gerek yok. Onlar zaten okuma alışkanlığı olan, üç satırdan uzun yazı okumakta sıkıntı görmeyen insanlar. Bu insanlar da zaten düzgün, keyifli yazılar yazarlar.

Forumun daha güzel, daha okunası yazılarının artması dileğiyle, selamlar,
 
Katılım
8 Mar 2013
Mesajlar
3,527
Mobilden girdiğim için yazınızın tamamını okuyamadım, kusura bakmayın aşırı derecede gözüm yoruluyor.

Yazı konusunda kendi şahsi görüşüm;

İnsan kullanmayı bilirse, yazı ile kendini daha iyi ifade eder.
Arada yapmanızı tavsiye ederim. Eşinize bile birşeyler yazabilirsiniz, her gün görüyor olsanız bile.

Yazı yazmak söylemek gibi değildir. İçinizden geçenleri satırlara dökerken düşünme fırsatınız olur. Kendinizi ya da hislerinizi ifade etmenin en güzel yoludur yazmak.
 
Katılım
20 Ara 2016
Mesajlar
2,171
Öncelikle hepsini okudum. :p
Sorunuma gelicek olursak, ben itiraf ediyorum uzun yazı okumak, soru okumak beni kahrediyor. Bu sorunu çözmem lazım.

Hayatımda tek okuyup cevapladığım ehliyet sınavı. Bu hastalıkmıdır, üşengeçlikmidir bilmiyorum. Tedavisi varsa yardımcı olun şu kardeşinize.:)
 
Katılım
2 Ağu 2014
Mesajlar
289
Is it reliable? da eklenebilir. Ya da to what extent is it reliable? Türkçe'de kanıtsallık diye geçer dilbilimde. Söylemin ne denli inandırıcı ve güvenilir olduğunu araştırır. Rivayet geçmiş zaman (-MIŞ) ile -DI li geçmiş zaman okuyucuda ya da dinleyicide aynı inandırıcı etkiyi bırakmaz mesela. Forumda konu açan üyelerin 'sadece bilgi sahibi olanlar yazsın' diye eklemelerinin altında yatan da budur. Rivayet bilgi okuyucuda ya da dinleyicide aynı güvenilir etki yaratamaz.
 
Katılım
28 Eyl 2016
Mesajlar
121
Bunun temeli sizin de eksikliğinden bahsettiğiniz gibi eğitim sistemizden başlar. Kişi temel eğitimi orada almadıysa geriye iki seçenek kalıyor ;
1- aile bu konunun üzerine düşecek çocuk yaşta
2- eksikliğini kendi farkedecek ve bu işin üzerine düşecek.

Şimdi bunlardan ikisi de gerçekleşmediyse çok yapabilecek birşey yok malesef. Forumun kalıcılığı, buranın asıl bilgi kaynağı olduğu açık bir gerçek ama zaten akıcı dille yazmayan, yazdıklarının anlaşılmadığını bildiği halde düzeltmeyen birey zaten bu yazıyı yarıya kadar okuyup sonra yorum kısmına geçecek. Peki neden ? Çünkü o birey sizin gibi düşünmüyor. O adama göre forum sorunu olduğu zaman başlık açıp alelade sorununu yazıp cevabını bulduktan sonra burayı terketmek.

Toplumumuzu seviyorum. Cana yakın, misafir perver, acıma duygusu olan kesim çoğunlukta. Ancak bunların tersi özelliklere sahip kesim de azımsanmayacak kadar çok. Okumayı ve araştırmayı sevmiyoruz, hazıra konuyoruz. Defalarca boyum şu kilom şu hangi motor alayım diye konu açılıyor ama konu dışı kısmına bir tane kitap tavsiyelerinin yapıldığı konu açılıp altında çağdaş yaşam normlarına uygun şeylerin konuşulup insanın ufkunu açan yorumlar yapılmıyor. Yani kısaca demek istediğim söylediğiniz şeyler çok doğru ama bence olmasını istediğiniz mesajlar ve konuların çoğunlukla gerçekleşmesi için en az bir 10 yıl geçmesi lazım. Çünkü okumayan birey yazamaz. Yazar da öyle yazamaz işte...

Söylediklerim kimseyi eleştirmek için değildi. Sadece kendi açımdan yaptığım bir tespittir.
 
Son düzenleme:
Katılım
27 Nis 2015
Mesajlar
4,294
ben asıl meseleyi söyleyeyim

bacak aranıza bakın, orda boşlukta sallanan bi şeyler varsa -geçmiş olsun- işiniz zor.
 
Forumdan Uzaklaştırıldı
Katılım
2 Mar 2017
Mesajlar
871
Bilgiledirme: Bu mesajı yazan kullanıcının üyeliği iptal edilmiştir.
Yazı çok kısaymış
Bunları okumaya göz lazım:cherry:
 
Katılım
29 Tem 2010
Mesajlar
1,347
Before you speak
THINK olayina karsi dogmus cok fazla insan var forumda. Muhalefetlik, cok bilmislik, bos konusma ve daha fazlasi. Ne ararsan.
Bakiyorum arkadaslarin yazdiklarina, karai tarafa gram saygi yok. Ya yazmis olmak icin yaziyorlar, ya da aha laf soktum olayi.. Bos kafa cok laf...
Bu arada : Yazi muhtesem
 
Katılım
28 Ara 2015
Mesajlar
1,589
Zaferce Hocam hay Allah razı olsun. Benim gibi liseyi bile bitirememiş, her iki gözüyle de geçirdiği

Dekolman operasyonlarindan dolayi % 75 görebilen 62 yaşındaki ihtiyara bu güzelim yazıyı ( dersi ) yazıp
okutabildiğin için. Dünyanın en güzel dilini hepimizin daha dikkatle okuyup yazmamız gerekiyor. Hocam tekrar sağ olasın. Ben de mobilden okudum ( tamamını ) ve yazdım. Hürmetler sevgiler Türkçemizi en güzel
kullananlara.
 
Mersin İl Temsilcisi
Katılım
2 Ağu 2006
Mesajlar
10,372
kesinlikle ve kesinlikle ders kitaplarına girebilecek akıcılıkta ve naiflikte bir yazı.
hadi, kabul edin; hangi ders kitabında öğretilen bir ayrıntı bu?
bir de, eksikmiş gibi bilgiçlikle cevaplar bir yana, bir de okuma alışkanlığı olmayışının
karşılığını "uzun yazı" tabiri ve hatta bunu suça isnadla ima ederek cevaplayanlar var..
oysa, konuştukça; bildiklerini tekrarlarsın. Ama dinlersen; yeni şeyler öğrenebilirsin.
belki bir teşekkür yeter iken lafı bu kadar uzattım. vaktim yoktu, özür dilerim... :)

Teşekkürler @Zaferce Hocam
 
Katılım
14 Ocak 2008
Mesajlar
4,154
yazının akabindeki yorumları incelediğinizde bireylerin yazının uzunluğundan şikayetleri göz çarpıyor.
bir kaç satırlık bir yazının uzunluğundan şikayet eden bireylerin muhtemelen düzenli kitap ya da benzeri yayınları okuma alışkanlıkları olmadığı sonucuna varmak mantıksız olmasa gerek.
okuma alışkanlığının olmadığı yerde yazma alışkanlığı ya da derdini ifade edebilme yeteneğinin aranmasını tavsiye etmem.

diğer bir konu;
yazma eylemi yani iletişim kurma çabası nihayetinde bireyin toplum ile olan ilişkisi ile alakalıdır.
toplumu nasıl gördüğü, nasıl görmek istediği gibi.
ve insan kendisi gibi olanlar ile rahat eder.
ve birey kendini kendisi gibi ifade edenler ile iletişim içerisinde olmak gayretindedir.
bu şartlar içerisinde sizin anlamlandıramadığınız bir ifade şekli onu anlamlandıran bir birey ile buluştuğunda amacına ulaşmış olur.

zafercenin yazdığı mesajı yönerge olarak algılayıp savunmaya ve saldırıya geçilmesi normaldir.

dil kültürün kendisini ifade etme ve devam ettirme araçlarından en önemlisidir.
dil birey ile ilgili değil toplum ile ilgili bir araçtır.
yani sizden büyük bir olgu.
sadece bu sebep bile türkçenin düzgün kullanılması gerekliliği için yeterlidir.

ek: yürekçe benden evvel davranmış. merhaba arkadaş nasılsın ?
 
Katılım
28 Nis 2009
Mesajlar
2,248
Zan altında bırakıldığımdan dolayı cevap hakkım doğmuş. Ben trolüm olm bana ne bakıyorsunuz siz?

Dip not; trollük de yapıyor olsak, ciddi ciddi de vermiş olsak bu cevabı buradan okuma oranımızı keşfedemezsiniz. Doğal olarak bunun üzerinden hakaretvari söylemlerinizde haksızsınız.

Dip notun dibindeki not: The Dude seni de döverim. Hepinizi döverim ulen
 
Son düzenleme:
Katılım
3 Şub 2006
Mesajlar
1,961
Motosikleti
Mondial Virago 50i
Yazım kurallarına uymak elitist ve ukala bir çaba değil, okuyucunun işini kolaylaştırmak için yapmamız gereken bir iştir. Okuyucu ne dendiğini anlamak için dönüp dönüp tekrar okumak zorunda kalır. İş eziyete döner. Bu konuyu, milliyetçi saiklerle de önemseyen kişiler vardır. Bir milletin kimliğinin en önemli ögesi olarak dil ele alınırsa, onu korumak için çaba gösterilmesi anlaşılır bir durumdur.

TDK, sitesinde yazım kurallarını anlatmış. Google’da “yazım kuralları” araması yaparak karşıdakinin kolayca anlayabileceği bir metinde dikkat edeceğimiz temel ilkeleri kolayca bulabiliriz.

(bkz: http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_content&view=category&id=50)

Ayrıca Word’ün veya metni yazdığımız tarayıcının (Chrome, Edge, Firefox, Internet Explorer, Safari) yazım kontrol seçenekleri de bize kelimeleri doğru yazmakta yardımcı olacaktır.

Noktalamayı doğru kullanıyor olmamıza, bağlaç olan de’leri ki’leri doğru yerde ayırıyor, bağlaç olmayan de’leri ki’leri birleşik yazıyor olmamıza ve düşünce akışındaki geçişleri ifade edecek bağlaç sözlerini (Bundan dolayı, sonra, buna rağmen, sonuç olarak, ilki gibi) doğru kullanmamıza rağmen bazen yazdığımız metin pek anlaşılır olmaz. O zaman düşüncelerimiz kafamızda net değildir. Belki de sadece söyleyecek bir sözümüz olmamasına rağmen yazmaya çalışıyoruzdur.

Son zamanlarda açılan en faydalı konu. Tabi okumayı sevmeyen bir topluma nasıl düzgün yazdıracaksın hocam işte bu büyük bir meseledir. Önce okumayı sevmeli ki bir insan kabiliyeti varsa da yazabilsin.

En azından yazma kurallarına ellerinden geldiğince uysalar, fikirlerini okuyanlara geçirememelerini de geçtim artık. Belki zamanla okunabilir şeyler yaza yaza oda olur.

Bu konuda internet üzerinde forum yönetimlerine büyük iş düşüyor. Troldür, cahildir, özensizdir, küstahdır vs. dir hepsini basit yazım kurallarına uymaya zorlamalılar. "Yazamamanın" gittikçe anlaşamayan bir millet olmamızda katkısı elbette vardır!
 
Katılım
14 Ocak 2008
Mesajlar
4,154
ben niye dayak yiyorum ?
yazımın neresinde hakaret etmişim ?
sayın milletvekili bu sorularımın cevabını isterim.
 

DKN

Katılım
11 Ocak 2013
Mesajlar
4,727
okunur yazmanın ipucu, en azından noktalama işaretlerine dikkat etmektir. böylece hiç değilse 2. okumada anlarız :) konuda iyi hoş ama yazmayı bilmeyen adam okuduğunuda anlamaz :cherry: okuma yazma dersi verilir diye ilan asmak gibi bu :mrgreen:
 

COQ

Motosiklet Eğitmeni
Katılım
27 Ocak 2008
Mesajlar
11,727
şimdi size inanamayacağınız bir hikaye anlatacağım.
Aslında bu bir sır.
Doğrusu anlatıp anlatmamayı çok düşündüm ama Zafer hocanın bahsettiği anlaşılır yazı yazma kısmına değil de yazıyı okutma yani işin sanat kısmının da önemine dair ne demek istediğine iyi bir örnek olacağı kanaatindeyim.
Gerçi kurallara uygun yazı yazma kısmı bile itirazlarla karşılanıp, efendim cep telefonundan dolayı şöyle oluyor. laptopta türkçe karakter yok durumumuz yoktu okuyamadım gibi zeka dolu cümlelerle postlar yazılıyor ama olsun.
Hele bir de burası dilbilgisi forumu değilciler var ki akla zarar.
Zaman zaman ben bile uyup saçma sapan başlık açanlara
"olsun sen kelimeleri saç ortalığa biz anlarız"
şeklinde cevap veriyorum.:)

Neyse hikayemize dönelim.
Daha doğrusu ülkemizde sadece bir avuç insanın bildiği sırra.
Bunu burada açıkladığım zaman başıma gelecekleri az çok tahmin edebiliyorum.
En azından kontra tekniğini forumda ilk açıkladığımda aldığım tepkilere benzer tepkiler alacağımı biliyorum.

Çünkü dün gibi hatırlıyorum.
Motosikletler yatarak döner, bu yatma olayını kolaylaştırmak için döneceğimiz yöndeki elciğe hafifçe baskı uygularız. Böylece motosiklet dönüş yoluna kolayca yatar yazdığımda ve motosiklet üzerindeki hakimiyetimizi arttırmak için kontra tekniği öğrenmek ve uygulamak gerekir diye eklediğimde karacahil bir aptal yerine konmuştum.

Bizi düşürmek mi istiyorsun?
Ulem önüne geleni foruma üye yaparlarsa böyle olur.

vs.vs.
yorumların yanı sıra anama küfreden bile olmuştu.
Bu inanması güç hikayeyi ve taşıdığı büyük sırrı açıkladığımda da muhtemelen benzer tepkiler alacağım.

Bu tepkileri alacağından neden bu kadar eminsin diye sorabilirsiniz.
Eminim,
çünkü "arkadaşlar motosiklet kullanmak, bir yerden biryere düşmeden ulaşmak demek değildir."
yazdığımda bile inanılmaz tepkiler almıştım.
Her ne kadar
"bakın maymun bile motosiklet kullanıyor"
deyip motosiklet kullanan maymun videosu paylaşmış olsamda bir çok kullanıcı o ana kadar herhangi bir kazaya karışmamış olmalarını gerekçe göstererek bana itiraz etmişti.
Eğitimin önemini anlatmaya çalıştığımızda;
- benzin parasını zor buluyoruz ne eğitimi?
Hem ben 15 senedir motor kullanıyorum daha tek bir kazam yok
şeklinde itirazlarıyla karşılaştığımız bir çok arkadaşımız bugün aramızda değiller.

İşte bu gibi sebepler beni yazsam mı yoksa yazmasam mı kararsızlığına itiyor.
Herkesin önemini bildiği ve yasal olarak zorunlu olan kask takma konusunda bile uyarı ve önerilerimizin kulak arkası edildiği, kaskın kafadan ziyade dirseğe takılmasının moda olduğu bir ülkede biz kalktık kaskı kafana takmak yetmez kayışını bağla ki işe yarasın yoksa kask kafandan uçar gider dedik.
Vay efendim senmisin diyen!
Öyle saçma şey olurmuymuş,ufacık kazada kask kafadan uçarmıymış!
bla bla bla...

Neyse çok uzatmadan hikayemize döneyim.
Hikaye birazda yukarıda verdiğim örneklerle ilgili olduğundan detayları atlamak istemiyorum.
Belki içinizde bu sırrı bilenler vardır.
Anlattığım için beni kınayanlar olacaktır ama anlatmazsam çatlayacağım.

Tabi Zafer hocanın konusu olduğu için ve dilimize ve onu kullanmaya önem vermemiz gerektiğini anlatan bir içeriğe sahip olduğundan daha önce yazdığım bir düşüncemi buraya da aktarmak isterim.

Forum ortamları kendimizi yazarak ifade ettiğimiz yerler.
Yazdıklarımızla sadece bilgimizi paylaşmıyor,aynı zamanda diğer üyelere kendimizi tanıtıyor,kapasitemizi gösteriyoruz.
Gerçek şu ki bu ortamda değer verilen üyeler bildiğini langır lungur yazanlar değil, anlaşılır şekilde temiz bir dil kullanan üyeler olmuşlardır.
Yazamayışınız,
diğer üyeler tarafından sizin fazla bir kapasitesi olmayan basit bir insan olarak algılanmanıza yol açar.
Eğer kapasiteniz varsa fakat bunu yazarak anlatamıyorsanız çok yazık.

Hikayemi anlattığım zaman siz de anlayacaksınız ki insan bildiği kelime kadar düşünebilir.
Yani bizler akıllı zeki falanız ya.
Bunun sınırı kafanızdan geçirebildiğiniz kelime sayısı kadardır.
Eğer günlük hayatta 3-5 yüz kelime kullanıyor ve buna ek olarak en fazla bir o kadar kelime biliyorsanız, herkes sizin dilimizi konuşabildiğinizi düşünür ama o kadar.
Bildiğiniz kelimelerin sınırında takılıp kalır, aynı yerde döner durursunuz.

Bu sınırları aşmak ise okumakla mümkündür.
Eğitiminiz hangi seviyede olursa olsun okuduğunuz her kitap size en az 1 tane yeni kelime öğretir.
Tabi seviyenize uygun ve biraz üstünde olan kitaplardan bahsediyorum.
Örneğin ben en çok elime sözlük almak zorunda kaldığım kitapları okumaktan zevk alırım.
Biraz sinir bozucudur ama size çok şey katar.

Sinir bozucu deyince hikayeye bir türlü giremedik.:)
Geçtiğimiz yıllarda yakalandığım bir rahatsızlık yüzünden sürekli kullanmak zorunda kaldığım bazı ilaçlar var.
Bu ilaçlar iyi geliyor fakat kötü bir yan etkiye sahipler.
Unutkanlık.
Bazen bir hapı içtikten hemen sonra bile hapı içip içmediğimi unutuyorum ve tekrar içiyorum.
Yazıya başlarken de aklımda bir hikaye vardı ve size onu anlatacaktım ama şu an hatırlamıyorum.:pale:
Ben bir kahve molası vereyim.
Umarım hatırlarım.
Siz de bu arada uzun yazılara okuyucunun ilgisi nasıl çekilir, uzun yazılar nasıl okutulur konusunu kafanızda bir değerlendirin.
Görüşmek üzere...
 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Yeni mesajlar

Çok Beğenilen Mesajlar

Üst