Ne güzelmiş böyle bir çocukluk yaşamak..

Seni unutmayacağız
Nur içinde yat
Katılım
24 Haz 2011
Mesajlar
5,247
İnsani değerlerimizi yavaş yavaş nasıl yitirdiğimizi anlatan fevkalade bir yazı. Mutlaka okumanız temennisiyle.

Bizim çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta Babamın bile anahtarı yoktu.
Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.
Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.....

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.

Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.
Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi.
Susayınca girer evlerine su içerdik.
Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.
Kısacacı evine gidip gelen elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu.

Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi...
Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz,
onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi,
en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.

Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
Azar işitip, acillere taşınmazdık.
Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik.
Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki.
Komşumu tanımıyorum ama evinin camında,
temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ;
bilmem kaç kuruş hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
Evlerimiz var, içinde yaşayan yok.
Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok.
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar,
ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...
Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız,
onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
Ben kapılarında ' vale ' lerin, ' bady ' lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.
Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp,
taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
Benim değildir bu kültür. Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
Nedir bunlar?
Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.

Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
İyi de neden böyle olduk ?
Biz mi istemiştik? Yoksa birileri mi böyle istedi?..
"Her toplum hakettiği gibi yönetilir" derler ya, hakettiği gibi de yaşar diyelim mi ?

Alıntıdır...
 

DKN

Katılım
11 Ocak 2013
Mesajlar
4,727
son üç cümlede ki soru işareti olan soruları cevaplayalım. konu güzel, bir anlam kazansın
 
Katılım
22 Eyl 2016
Mesajlar
829
Küçük şeylerle mutlu olabilmek dünyanın en büyük hazinesidir bencede.kağıt helva,dondurma,çiklet o günlerin mutluluk iksiriydi.
Bence insanları mutsuz eden küçük şeylerle mutlu olabilme özgürlüğünü kaybetmesi.biz küçükken oyunlarla mutlu olurduk,oyuncaksız oyunlar..eski bir top olsun o bile yeterdi.şimdi modernlik esir alıyor hepimizi.

Mesleğim de görüyorum bana bebeklerini getiren anneler,el kadar çocuğa elmanın ingilizcesi,renklerin ingilizcesini öğretmek için kendini yiyip bitiriyor.sanırsınız çocuk değil yarış atı yeitştiriyor.anlamsız kıyaslamalar.en iyisi olsun,en akıllısı olsun.eskitilmeyen oyuncaklar..hatta oyuncak serileri.hepimiz oyuncaksız büyümedikmi,bir bebekle bir topla büyümüş nesil değilmiyiz?büyümedikmi mi sonuçta.tabiki dönemle imkanla alakalıdır.ona sözüm yok.ama yerine ve zamanına göre hareket etme yok o kötü.

Bu söylediklerim çok tepki alabilir belki ama yaşamak, nefes almak öğretilmeli bence küçük şeylerle mutlu olmak.pahalı restaurantlardaki,kafeteryalarda önüne gelen lüks bir tabağın tatmadan dokunmadan resmini çekip o mekana bayıldığını göstermek,güzel yaşamakmıdır??tartışılır tabiki.ama bana sorarsanız bi yaz yağmurunda ıslanmak,yazın son günlerinde denizin kıyısında koşmak,düşmek,bahçeden çıkmış bir domates yemek,motosikletle bir tura çıkmak orada başından geçenleri kesiflerini paylaşmak bence daha çok nefes alabilmek,daha çok yaşamaktır.işte bunu kaybetmeyelim.
 

DKN

Katılım
11 Ocak 2013
Mesajlar
4,727
Küçük şeylerle mutlu olabilmek dünyanın en büyük hazinesidir bencede.kağıt helva,dondurma,çiklet o günlerin mutluluk iksiriydi.
Bence insanları mutsuz eden küçük şeylerle mutlu olabilme özgürlüğünü kaybetmesi.biz küçükken oyunlarla mutlu olurduk,oyuncaksız oyunlar..eski bir top olsun o bile yeterdi.şimdi modernlik esir alıyor hepimizi.

Mesleğim de görüyorum bana bebeklerini getiren anneler,el kadar çocuğa elmanın ingilizcesi,renklerin ingilizcesini öğretmek için kendini yiyip bitiriyor.sanırsınız çocuk değil yarış atı yeitştiriyor.anlamsız kıyaslamalar.en iyisi olsun,en akıllısı olsun.eskitilmeyen oyuncaklar..hatta oyuncak serileri.hepimiz oyuncaksız büyümedikmi,bir bebekle bir topla büyümüş nesil değilmiyiz?büyümedikmi mi sonuçta.tabiki dönemle imkanla alakalıdır.ona sözüm yok.ama yerine ve zamanına göre hareket etme yok o kötü.

Bu söylediklerim çok tepki alabilir belki ama yaşamak, nefes almak öğretilmeli bence küçük şeylerle mutlu olmak.pahalı restaurantlardaki,kafeteryalarda önüne gelen lüks bir tabağın tatmadan dokunmadan resmini çekip o mekana bayıldığını göstermek,güzel yaşamakmıdır??tartışılır tabiki.ama bana sorarsanız bi yaz yağmurunda ıslanmak,yazın son günlerinde denizin kıyısında koşmak,düşmek,bahçeden çıkmış bir domates yemek,motosikletle bir tura çıkmak orada başından geçenleri kesiflerini paylaşmak bence daha çok nefes alabilmek,daha çok yaşamaktır.işte bunu kaybetmeyelim.

daha derine in, sorulara odaklan ve tekrar yaz kübra :cat: sana sıfır veriyorum
 
Katılım
8 Ara 2015
Mesajlar
1,206
Başlığı görünce "Keşke hep çocuk kalsaydım da dizimdeki yarayı en büyük acı sansaydım" diyen 40 yaş üstü facebook ablaları belirdi zihnimde nedense.
 
Katılım
19 Şub 2016
Mesajlar
584
İnsani değerlerimizi yavaş yavaş nasıl yitirdiğimizi anlatan fevkalade bir yazı. Mutlaka okumanız temennisiyle.

Bizim çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta Babamın bile anahtarı yoktu.
Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.
Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.....

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.

Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.
Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi.
Susayınca girer evlerine su içerdik.
Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.
Kısacacı evine gidip gelen elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu.

Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi...
Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz,
onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi,
en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.

Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
Azar işitip, acillere taşınmazdık.
Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik.
Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki.
Komşumu tanımıyorum ama evinin camında,
temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ;
bilmem kaç kuruş hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
Evlerimiz var, içinde yaşayan yok.
Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok.
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar,
ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...
Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız,
onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
Ben kapılarında ' vale ' lerin, ' bady ' lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.
Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp,
taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
Benim değildir bu kültür. Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
Nedir bunlar?
Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.

Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
İyi de neden böyle olduk ?
Biz mi istemiştik? Yoksa birileri mi böyle istedi?..
"Her toplum hakettiği gibi yönetilir" derler ya, hakettiği gibi de yaşar diyelim mi ?

Alıntıdır...
Elinize sağlık.Yazı gerçekden çok güzel.Bir an çocukluğumu hatırladım eski yılları düşünmesi bile mutlu ediyor insanı, zaman geri gelmediği için insan üzüntü duyuyor biraz.Modern olacağız diye insanlar maalesef kendine zulum ediyor farkında değil,oysaki bizim zamanımızda herşeyin özü vardı, şimdi ise herşeyin gölgesini kullanıyoruz.Misafirliğe giderdik ziyaret ederdik şimdi ise telefon ve mesaj atıyoruz.Eskiden borç verir alırdık şimdi ise hemen hesabına aktardım diyoruz.Sedire oturur çayımızı içerdik,nargile yakar dostlarla muhabbet ederdik.Şimdi ise çok değişik mekanlar türedi.Zamana ayak uyduracağız diye 1001 takla atıyoruz kendi değerlerimizden vaz geçiyoruz.Allaha şükür ,çocukluğumuz iyi geçti .Şimdiki çocuklar ise o tadı asla alamayacaklar.Eline tableti verirsin oyununa bakar,sende o sustu diye yarım kalan dizine devam edersin.
 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Yeni mesajlar

Çok Beğenilen Mesajlar

Üst