shape of water ile ilgili ufak bir karalama ;
basit ve yüzeysel olduğunun farkındayım,
fazla spoiler vermemeye çalıştım ama çokça var,
filmi seyrettikten sonra okunulmasını rica ederim.
sanırım toro’nun filmlerinden bağzılarını yazmak iyi olur; hellboy serisi, hobbit serisi, pacific rim, blade 2 ve elbette pan’s labyrint …
sağ kroşeleri oldukça sert.
shape of water her ne kadar suyun sesi gibi direkt esas kıza ithafen çevrilmiş olsa dahi suyun biçimi olarak algılamak daha mantıklı, zira yaşamak için suyun içerisinde olmaya insandan daha fazla gereksinim duyan bir canlı film içerisinde edilgen kalsa da çevirinin onun üzerinden yapılması gerekirdi. Bu tarz bir çeviri de direkt olarak esas kıza ithaf edilebilir. Film içerisinde “asset” olarak nitelenen canlı için su kavramının ne kadar çeşitlendiğini görebiliyoruz.
Kısa anlatım ile amerikan gizli servisi çalışanının nehirde yakaladığı bir canlıyı laboratuvara getirmesi ve canlının burada gece temizliği yapan dilsiz bir temizlikçi ile olan iletişimini anlatıyor film.
richard strickland karakteri (esas kötü,) güçlü yüz yapısı ile ışık oyunlarına oldukça müsait ve toro da bunu gayet estetik olarak kullanmış. Strikland ın aile yapısına, çevre ile etkileşimine baktığımızda oldukça güçlü bir iradesi ve yaptırım gücü olan otoritesi ile karşılaşıyoruz. Bu kadar önemli bir proje için kendisinin görevlendirilmesi tesadüf değil. Militarizm ile şekillendirilmiş bir hayat içerisinde yaptığı bir hatadan dolayı deliğe süpürülmemesini kullanılmasını talep etmesinin karşılığında aldığı cevap ise tam anlamı ile “saksıya fesleğen gibi oturturum” anlamına geliyor. Ailesi ise zamanının ideal ailesi olarak karşımızda yerini buluyor. İki çocuk, ev hanımı bir anne, önemli bir konumdaki Richard karakteri, bu aile sunumu günümüz için halen geçerliliğini korumaktadır.
Belirtmekte fayda var doug jones (amfibi karakteri canlandıran aktör) hellboy 2 filminde de amfibi adam karakterini canlandırmış. Film içerisinde yaratık karakterimizin bir ismi yok, asset (mal), amfibi adam gibi kavramlar kullanılsa da toro karaktere isim vermeyerek insanlaştırılmasının önüne geçmiş, primat görünümlü olması ise sanırım asgari gereklilik. Buradaki ayrı bir nokta ise bu canlının ele geçirildiği yerde tanrı olarak görülmesidir. Tanrı olarak görülmesinin sebebini ise film içerisinde ortaya koyduğu insanı aşan kerametlerden anlıyoruz.
Elisa karakteri aşırı derecede cüretkar, onun dünyasına dair edinimlerimizde dünyaya erken geldiğini anlamak zor değil. Giles karakteri ile olan etkileşimleri, kendisini ifade ediş biçimi, giles karakterini kabul ediş biçimi, kendisini yaşadığı dünyadan ayırıp farklı bir dünyaya konumlandırdığını açık olarak belirtiyor. Açıkçası her ne kadar Richard karakteri irade olarak güçlü dursa da gerek zelda gerek elisa ve hatta giles Richard karakterini ezip geçiyorlar.
Zelda karakterinin Richard ile kendi evinde karşılaşmasında korkusuna esir olmamasını sevgiye olan saygısına bağlıyorum. Film içerisinde eşi ile sevgilerinin yıprandığını belirtiyor.
Giles’ın turta serisi ve neticesinde yaşadıkları ise suyun şekli hakkında oldukça bilgi veriyor. Toplum tarafından doğal olmadığı için çarpık olarak nitelenen eşcinsel yaklaşımları ve neticesi ise filmin esas sahneleridir. Anladığım kadarı filmin anlatmaya ve aşmaya çalıştığı nokta burası. Tatlı yemek için gelen iki siyahi karakterin uğradıkları davranış şekli giles ın gördüğünün gerçek olmadığını daha doğrusu gördüğü ile bağdaştırdığı karakterlerin uyuşmadığını anlaması ise günümüz aşk kavramına sağlam bir gönderme, gerçi bu tarz eleştiriler her dönem yapılıyor. Amfibi canlı ise alabildiğine estetik ve güzel bir canlı olarak ortaya konulmuş. Bu konuda geçenlerde aklıma tekrar gelen ve aşırı derecede seyretme dürtüsü uyanan “sevmek zamanı”nı tek geçerim. Suret ve asıl arasındaki fark her dem insanı meşgul edecek.
Elisa ile aquaman arasındaki yakınlaşma, aquamanin itlaf edileceğinin ortaya çıkması ve esasında rus ajanı olan doktor hoffststler in de konuya gark olması ile güzel bir kurtarma operasyonu yahut hırsızlığa dönüşür. İnce memed yaklaşımı ile kurtarılan aquaman yahut amfibik canlı ile elisa arasında bir aşk yaşanması ise kaçınılmaz olarak ortaya çıkıyor.
İnsanın film içerisinde hem celal hem cemal tarafının üstüne basıldığını düşünürken insanın cemal tarafının esas itibari ile toplumdan soyut karakterler olduğunu da belirtmek gerekiyor. Dikkatimi çeken başka bir nokta ise elisanın kendi yalnızlığından yola çıkarak amfibi canlının yalnızlığını anlamaya ve tasvir etmeye çalışması.
imgelerin ve kavramların kullanılışı ise usta ellerin marifetleri. görüntü yönetmenliği takdire şayan. Film alabildiğine klişeler ile bezenmiş olsa dahi izlemenin bir şey kaybettireceğini sanmıyorum. Aile içerisinde seyrederken rahatsız edecek derecede cinsellik mevcut. Filmi başyapıt yahut en iyi işi olarak niteleyemeyeceğim, gerçi bir kere seyrettim, ikinci seyirden sonra daha farklı bakabilirim.